BARZANİ NEDEN ÖFKELİ ?
Makaleler / 17 Kasım 2013 Pazar Saat 14:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Deneyimli bir siyasetçi olan Barzani’nin, AKP Hükümeti’nin elini güçlendirmeye aday Amed ziyareti, Türk devletine karşı mahcubiyetinin yarattığı öfkenin eseri:

Deneyimli bir siyasetçi olan Barzani’nin, AKP Hükümeti’nin elini güçlendirmeye aday Amed ziyareti, Türk devletine karşı mahcubiyetinin yarattığı öfkenin eseri:


* Türk Başbakan, Kürt Ulusal Kongresi’ni eğer Barzani başkanı olursa sorun yapmayacaklarını söyledi ama Kongre bileşenleri hem eşbaşkanlık modeli hem de yapılanma ısrarıyla KDP’nin mutlak kontrolünde gerçekleşmeyeceğini gösterdi.


* Türkiye’nin motivasyonuyla Desteya Bilind a Kurd’e evsahipliği yaparken ulusal liderlik rolüne bürünmüş ve Rojava’ya istediği biçimde şekil vereceğini düşünmüştü. DBK istediği gibi çalışmayınca kendi uzantılarını geri çekti.


* Rojava’da YPG dışında ikinci bir askeri güç oluşturmaya ve uzantılarını etkili kılmaya çalıştı. Ancak, Kürt Özgürlük Hareketi’ne rağmen Rojava’da ikinci bir askeri güç oluşturmayı başaramadı, partileri de etkili olamadı. Çetelerin yanına düştüler.


* KDP ve Türkiye, sızmayı ve yön vermeyi başaramayınca ‘sınır’ kozuna sarıldılar. Rojava’nın kuzeyi Türkiye, doğusu Güney Kürdistan batısı ve güneyi ise El Nusra/IŞİD çetelerindeydi. Sınırı kapattılar. Fakat bu siyaset de Tıl Koçer ile bozuldu.


* Ankara tekrar direkt devreye girdi. Bağdat ile yakınlık kurmaya başladı.Til Koçer sınır kapısının açılacağı Bağdat tarafından duyurulmuş olmasına rağmen beklemeye alındı. Ankara, Barzani’ye de taahhütlerini hatırlatarak seçim çalışmasına getirtti.


* Barzani, son bir aydır açıklamalarına yansıyan öfkesini PYD’ye kusuyor gibi görünse de asıl hedef KCK’dir. Rojava Devrimi’ni karalayıp Erdoğan’a koşarken KCK’ye mesaj veriyor: Rojava’yı benimle paylaşmazsan Kuzey’de de açık ve kuralsız oynarım.




Türk Başbakan R. Tayip Erdoğan ile Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesud Barzani’nin Amed’deki görüşmesi basında ve siyasi çevreler arasında çok büyük gündem oldu. Bu ziyareti kimileri AKP’nin seçim propagandası, kimileri Türkiye’de demokratik açılımın bir parçası, kimileriyse Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı farklı bir lider yaratma arayışı diye yorumladı, yorumlamaya da devam ediyor. Fakat niyet her ne olursa olsun Barzani’nin ve Şivan Perwer’in bu ziyaretinden AKP’nin kazançlı çıkacağı kesin. Uzun erimli hiçbir plan olmasa dahi, ki öyle olduğunu düşünmüyorum, Barzani ve Perwer’in Amed ziyareti yerel seçimlere dönük olarak AKP’nin çok önemli bir propaganda malzemesi olacaktır. 
Barzani ne yaptığının farkında
Deneyimli bir siyasetçi olan Barzani, bu ziyaretin Türkiye’de yaklaşan yerel seçimlerde Kürtleri zayıflattığının ve AKP’nin işine yaradığının kesinlikle farkındadır. Sadece bu da değil, Kuzey Kürdistan’da kendi soydaşlarını hiçe sayarak gidip Türkiye başbakanıyla Kürtlerin başkentinde görüşmenin ne anlama geldiğinin ve bunun tüm Kürtlerin tepkisini topladığının da farkındadır. Barzani bunların farkındaysa neden gidiyor, neden yapıyor? 
Kongre istediği gibi olmadı
Kürt Ulusal Kongresi’nin ilk hazırlık toplantısı 22 Temmuz 2013’te yapıldığında günün ertesinde Başbakan Erdoğan’ın Kongre’ye ilişkin açıklaması aslında birçok şeyi ele veriyordu. Erdoğan daha kongre planlaması dahi belirlenmeden “Barzani kongre başkanı olursa sorun yok” dedi. Erdoğan’ın bu sözü Barzani’nin ulusal lider olması koşuluyla Kürtler ulusal bir kongre yapabilirler mahiyetindeydi. Fakat Kongre hazırlıkları ilerledikçe Barzani’nin ulusal lider olmayacağı ve Kürt Ulusal Kongresi’nin KDP’nin kontrolünde gelişmeyeceği kesinleşti. Bu kesinleşince kongrenin toplanma tarihi üst üste ertelendi ve nihayetinde tarih meçhule atıldı. 
Rojava’da etkili olamadı
Diğer taraftan Barzani 2012 yılında da Rojava sorununa el atıp oradaki tüm Kürt partilerini bir araya getirip Desteya Bilind a Kurd’u kurarken de ulusal liderlik rolüne bürünmüş ve Rojava’ya istediği biçimde şekil vereceğini düşünmüştü. Aslında bu rolü ona Türkiye vermişti. Desteya Bilind kuruldu, ama bir yıl çalışamadı. Kendi içinde sürekli sorun yaşadı. Desteya Bilind’ı oluşturan ENKS ile MGRK arasında Barzani ve KDP sürekli makul adam rolüne görünüp arabuluculuk yapıyor gibi görünse de alttan alta Rojava’da YPG dışında ikinci bir askeri güç oluşturmaya ve El Parti ve Parti Azadi’yi Rojava’da etkili hale getirmeye çalıştı. KDP MGRK’ye rağmen Rojava’da ikinci bir askeri güç oluşturmayı başaramadı. Siyasi alanda da El Parti ve Parti Azadi’de kimi zaman Özgür Suriye Ordusu içinde, kimi zaman El Nusra cephesinde, kimi zamanda yalnız başlarına Kürt bölgelerine ve YPG’ye saldırınca Kürtlerin seferberlik ilan ettiği koşullarda Kürt düşmanı bir pozisyona düştüler. Bundan ötürü de ciddi bir kitle tabanı bulamadılar. Ellerinde sadece KDP’nin onlara sağladığı ekonomik, daha doğrusu hazır bir sermaye vardı ki, seferberlik halinde bu da çok fazla etkili olmalarını sağlayamadı. 
Sınır kozuna acımasızca sarıldı
Tüm bu çabalara rağmen KDP ve Türkiye Rojava’nın içine sızmayı ve siyasetine yön vermeyi başaramadılar. Ama ellerinde sınır komşuluğu gibi çok önemli bir koz vardı.  Çünkü Rojava’nın kuzeyi Türkiye, doğusu Güney Kürdistan batısı ve güneyi ise El Nusra ve IŞİD’de bağlı silahlı güçlerdi. Rojava’nın nefes alabileceği, ilişki kurabileceği tek yer Türkiye ve Güney Kürdistan’dı. Bundan dolayı hem Türkiye hem de KDP sınır kapılarını sürekli açacakmış gibi yapıyor, ama hiçbir zaman açmıyorlardı. Bu şekilde Rojava halkının ve PYD’nin hem umudunu taze tutuyor, hem de daha fazla bağımlı hala getirmeye çalışıyorlardı. Fakat bu siyaset de Tıl Koçer kapsının YPG’nin eline geçmesiyle bozuldu. Tıl Koçer Rojava için sadece bir sınır kapısı değil. Çünkü Tıl Koçer’in alınmasıyla YPG’nin Bağdat yönetimiyle de bir sınırı ve kapısı oluştu. Bu durumu Türkiye ve KDP’nin PYD ve Rojava yönetimini ekonomik olarak boğma ve bağımlı hale getirme siyasetini boşa çıkardı. Çünkü Bağdat Türkiye’nin bölge siyasetinden ve özellikle de Hewler ile kendisinden izinsiz petrol ticareti ve boru hattı döşemekten dolayı rahatsızdı. Aynı şekilde Hewlêr yönetimiyle gergindi. Bu durum Türkiye ve KDP’nin Rojava siyasetinde derin bir çatlak yarattı. Ki, bu KDP ile PYD arasındaki iplerin de koptuğu an da oldu.  

Ankara yine yeniden devrede
Tam da bu dönemde Ankara devreye girdi. İki buçuk yıldır ilişkileri gergin olan Bağdat ile yakınlık kurmaya başladı. Hewler ile Ankara’nın, Bağdat’a rağmen petrol boru hattı anlaşması imzalandığı bir dönemde Bağdat-Ankara ilişkileri bir anda yumuşadı. Dışişleri bakanları karşılıklı ziyaretlerde bulundular. Önümüzdeki günlerde de başbakanlık düzeyinde karşılıklı ziyaretler bekleniyor. Bu görüşmelerde de en önemli gündem maddesinin Suriye olduğu bilinen bir gerçek. Ki bu görüşmelerden önce Tıl Koçer sınır kapısının açılacağı Bağdat tarafından duyurulmuş olmasına rağmen hala açılmamış olması bu görüşmelerin bir sonucudur. Bu durum Bağdat ile Ankara arasında son günlerde yapılan görüşmelerin en önemli pazarlık konusunun Rojava ve Kürt sorunu olduğunu ve Türkiye ve KDP’nin Rojava’yı kuşatıp ambargo altında tutarak teslim almaya çalışma siyasetinde ısrar ettiklerini gösteriyor. Fakat bu siyaseti Bağdat’ın ne kadar sürdüreceği belli değil ve bu kuşatmanın en zayıf karnı gibi duracaktır. 

Asıl hedefi KCK’dir ama…
Tabi bu denklem içinde Barzani’nin rolü çok önemli. Güney Kürdistan siyasetinde YNK ve Goran Hareketi biraz daha İran’a dayanarak siyaset oluşturmayı esas alırken, KDP Türkiye’ye dayanarak siyaset belirliyor. Türkiye’nin Barzani’ye biçtiği misyon da ulusal liderlik vasfını üstlenmesi ve Rojava siyasetini kontrolü altına almasıdır. Rojava ve Kürt Ulusal Kongresi hazırlıkları Barzani’nin bunu başaramadığını gösterdi. Barzani bundan dolayı öfkeli. Son bir aydır açıklamalarına yansıyan bu öfkesini PYD’ye kusuyor gibi görünse de asıl hedef KCK’dir. Öfkesini esas hedefine yöneltirse KCK ile ipleri koparma noktasına hatta yeni bir iç savaşın kapıda hazır bekletilmesi noktasına getirir ki, böylesi bir ihtimal mevcut durumda Barzani’nin işine gelmez. Çünkü Güney Kürdistan’daki iç dengeler geçmişteki gibi KDP’nin böylesi bir şeye tek başına girişmesine izin vermez. Bundan dolayı da Barzani mesajlarını dolaylı bir şekilde yöneltiyor. Bunu da bir taraftan PYD eşbaşkanı Salih Müslim’e saldırarak, yaparken diğer taraftan her dört parçadan Kürtlerin tepkisini göze alarak Amed’de Türkiye başbakanı Erdoğan ile görüşerek yapıyor. 


KCK’ye mesajı nettir
Bu görüşmeyle KCK’ye “Rojava’ya girmemize izin vermezseniz, biz de Kuzey Kürdistan’da karşınızda alternatif bir güç oluştururuz” şeklinde bir mesaj veriyor. Bundan sonraki süreçte bu öfke ve karşılıklı gerginliklerin daha farklı alanlara da yansıyacağı kesin. 

Daha ötesi beklenebilir
Ki daha şimdiden sınır kapılarında pasaport kontrollerinin yanı sıra ekstradan bir PKK önemli alınmış durumda. Yakın bir süreçte bu önemlerin Kandil’e giriş çıkışların engellenmesi noktasına kadar varması da mümkün.  
Türkiye ve Barzani’nin ortak idare ettikleri bu gerginlik siyaseti Cenevre 2 konferansına kadar devam edecektir. Cenevre 2 konferansından sonra ne olacağını ise ortaya çıkacak olan dengeler ve denklemler belirleyecektir.

NİHAT KAYA/HEWLÊR



YENİ ÖZGÜR POLİTİKA 

Navenda Lêkolînên Stratejîk a Kurdistanê

www.navendalekolin.com www.lekolin.org -www.lekolin.net - www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.