Mezopotamya’da Churchill – Muaviye İttifakı
Makaleler / 04 Eylül 2013 Çarşamba Saat 07:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Batılı güçler kendi imalatları olan Ortadoğu kaosunu artık yönetemiyor. Genelde 200 yıldır özelde de 1916 tarihli Sykes Picot antlaşmasıyla oluşturdukları sistematik (daha doğrusu sistemsizlik) en buhranlı dönemini yaşıyor. Bocalıyorlar ve işin içinden çıkamıyorlar. Fakat onların bu sömürgeci ve oryantalist politikaları bölge halklarına günlük olarak ağır ve kanlı bilançolarla dönüyor.

Batılı güçler kendi imalatları olan Ortadoğu kaosunu artık yönetemiyor. Genelde 200 yıldır özelde de 1916 tarihli Sykes Picot antlaşmasıyla oluşturdukları sistematik (daha doğrusu sistemsizlik) en buhranlı dönemini yaşıyor. Bocalıyorlar ve işin içinden çıkamıyorlar. Fakat onların bu sömürgeci ve oryantalist politikaları bölge halklarına günlük olarak ağır ve kanlı bilançolarla dönüyor.  “Demokrasi getirdik” dedikleri Irak’ta, intihar saldırıları sonucunda günde ortalama 50 insan ölüyor ve bunun birkaç katı da yaralanıyor. Hemen yanı sıra “demokratikleşme” sürecine aldıkları Suriye ve Mısır’da durum pek farklı değil. Suriye’de buna bir de “kimyasal” boyut eklendi. Bölgenin geneline bu kaos yaşatılıyor. Kadim Mezopotamya coğrafyasında, petrolü kandan daha değerli bulan İngiliz Churchill’in ruhu kol geziyor. Tarihi olarak da, özünde iktidar hedefli mezhep savaşlarının ilk kıvılcımını yakan Emevi sülalesinin ruhu ortalıkta dolaşıyor. Adeta Churchill ile Muaviye ortaklaşması yaşanıyor. Sakallılar ile kravatlılar ve de sakallı kravatlılar (veya kravatlı sakallılar) perde önünde çatışıyormuş gibi yapıp perde gerisinde koltuk ve dolar paylaşıyorlar. Geride kalan ise halklardan on binlerce, yüz binlerce ölüm ve onların tutulan istatistikleri...Bölgemizde yaşananları “mezhep (veya din) savaşları” olarak tanımlamak farkında olmadan oluşturulan manipülasyon havasına kapılmaktır. Mesele “din ve iman”dan çoktan çıktı. Sakallılar ile kravatlılar “din” adınayeni “tanrılar” icat ediyor ve bunlara kendileri de inanmıyor. Sadece inanmış gibi yapıyorlar. Dinin sadece elbisesini kuşanıyorlar. Özleri ise kokuşmuş modernite artıklarıyla dolu. Ama çölleştirdikleri beyinlere bu yapay tanrılarını enjekte ederek halkın çocuklarını kendi saltanatları için kurban ediyorlar. Tıpkı eski çağlarda olduğu gibi! Yaşananları Batılı oryantalist, kaba materyalist ve sömürgeci zihniyetin doyumsuz iştahı ile onların uzantısı “yerli” gericiliğin kol kola halklara dönük bir saldırısı olarak tanımlamak ve böyle yaklaşmak çözümleyici olacaktır. Ortaçağ Avrupası’nda uzun bir süre Katolik iktidar bileşenleri toplumun üstüne bir kabus gibi çökmüştü. Yüzyıllarca süren bu tahakküme zihinsel bir müdahale olarak “Protestanlık” sahneye çıktı. Bu da sonraki zincirleme gelişmelerle liberalizmin önünü açtı. Ama coğrafyamızda farklı olarak, bir zihinsel müdahaleyle bir zamanlar Toros-Zagros dağ zincirindeki Altın Hilal’de yaşanan “komünalite”yi güncele taşımak, oluşturulan bu sahte sistematiği bozar.

Rojava Kürdistan'ı bu anlamda bir laboratuvar niteliğindedir. İlginçtir ki coğrafyamıza dayatılan sahte sistematiğin dışında kendi çizgisiyle yola çıkan Kürt Özgürlük Hareketinin karşısına bu sistematiğin en uç ve ucube dişlisi çıkarıldı ve saldırtıldı. El Kaide ya da El Nusra denen ve tüm emperyal güçlerin “öcü” haline getirdiği ama perde gerisinde hepsinin de kullandığı bu “uluslararası şebeke”, derin planlamalarla Rojava’ya saldırtıldı. Bu saldırıda en karşıt güçler bile mutabakat halindedir. Çünkü hepsinin de şu ya da bu oranda işine gelmektedir. Planlama ABD-Suudi-TC hattında yapıldı. Derinlerde “İngiliz aklı” işliyor. Suriye rejimi de, işine geldiği için kendi cephesinden katkı sundu. Rusya için “Kürt eliyle öldürülecek her Çeçen Selefi” önemli fayda demekti. Dolayısıyla tam da El Nusra ile Suriye İhvanları, “ganimet” dedikleri yağma malları için savaşmaya tutuşmuşken derinlerdeki bu “akıl”, El Nusra’yı, sadece meşru savunma pozisyonunda olan Rojava Kürdistanı’ndaki Kürt halkına saldırttı. Ama unutulmamalı ki bu çete şebekelerini 1970’lerde ABD, Pakistan ile birlikte, Sovyetlere karşı kendisi hazırladı ve besledi. Sonra da bunlar dönüp ABD ile Pakistan’ı vurmaya başladılar. Şimdi de ABD aynı şeyi yapıyor. Pakistan’ın rolünü ise Türkiye kapmış durumda. Ve yine unutulmasın bunlar birgün dönüp Türkiye’yi kötü vuracak. Geleneksel bir tabirle, aha buraya yazıyorum!

AKP bu çeteleri kullanayım derken onlara Türkiye’de geniş bir “nimet” sahası açtı. Ahiretten çok dünya nimetleriyle meşgul olan ve her gördüğü şeye “ganimet” gözüyle bakan bu güruhlar, kendilerine sunulan bu imkanlardan kolay vazgeçer mi? Bir süre sonra onlara, “haydi işiniz bitti, evinize dönün” denildiğinde, verecekleri tepki biliniyor mu? Alışan ya da alıştırılan bir süre sonra kudurur, beter olur. Yeri gelmişken bu çetelere başka sözler verildiğini de belirtmek gerekir. Artık sır değil. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye üçlüsü, Suriye rejimi devrildiğinde Rojava Kürdistanı’nı El Kaide’ye bağlı El Nusra örgütüne devretme vaadinde bulunmuşlar. El Nusra da burada kendi şeriat devletini kuracak! Suriye’nin kalan kısmını ise ÖSO alacak. Zaten El Nusra çeteleri bu üç devletten aldıkları yardımlarla Suriye ile Irak sınırındaki ve Rojava’ya çok yakın olan Tilkoçer mıntıkasını ele geçirip burada resmi “şeriat devleti” ilanında bulundular. Şimdi de buna başta Rimêlan petrol bölgesi olmak üzere tüm Rojava topraklarını katmak istiyorlar. Ama gelen haberler, yaklaşık bir buçuk aylık savaştan sonra çetelerin, Rojava ordusu YPG karşısında bozgun yaşadığını gösteriyor. O halde bir daha soralım: Bozguna uğrayan bu çeteler bir süre sonra yönünü ve tabi ki silahlarını kime doğrultacak?

Netice itibarıyla AKP, bir yandan “çözüm süreci”nden bahsederken diğer taraftan derin planlamalar içerisinde! Suriye ve Rojava için oluşturduğu “yerli blackwater” SADAT ordusu, İHH, tekrardan devşirdiği Hizbulkontra artıkları ve bilumum selefi ve ihvanlar hareket halinde. AKP, aklınca Kürt Özgürlük Hareketinin tüm enerjisini Rojava’ya çekecek ve orada kendi maşaları aracılığıyla tüketecek. Böyle bir planlamanın daha önce hazırlandığı ve “çözüm süreci”yle birlikte devreye konduğuna kuşku yok!Bunun startı 2012 Sonbaharı’nda Rojava’nın Serêkaniyê kentinde verildi. 16 Temmuz 2013 itibarıyla da tüm Rojava’ya karşı cepheler açıldı. TC’nin derin ajandasındaki esas “çözüm” budur. Yani hedeflenen maddi ve manevi olarak Kürt Özgürlük Hareketini Rojava’da tüketmek oluyor.

Öyle anlaşılıyor ki, içerisine tünemiş ve zihinsel gıdasını ABD’nin çeşitli eyaletlerindeki kuruluşlardan alan birileri, AKP ve Türkiye’yi tehlikeli sulara çekiyor. Oluşturulan tüm bölge politikaları deyim yerindeyse “çürük” çıktı. Rojava politikaları da öyle çıktı, çıkıyor. Ve son söz: “Evin camdan ise komşuya taş atma!” Burada komşu derken Rojava Kürdistanı’nı kastediyorum!

Akif Roj

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info




Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.