Rojava’dan Göç: İddialar ve Gerçekler
Makaleler / 24 Ağustos 2013 Cumartesi Saat 08:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Günlerdir Kürdistan, Ortadoğu ve hatta dünya basını Batı Kürdistan’dan (Rojava) Güney Kürdistan sınır kapısına yığılan binlerce insanın görüntüsünü ve göçünü tartışıyor. Rojava’dan belli bir göçün olduğu bir gerçek. Ancak iddialar ve yansıtılan görüntüler ile gerçekler arasında epeyce bir oynama olduğu da diğer bir gerçek. Bu oyunu oynayanlar aynı zamanda göçü tetikleyenlerin de kendileri olmaktadır.

Günlerdir Kürdistan, Ortadoğu ve hatta dünya basını Batı Kürdistan’dan (Rojava) Güney Kürdistan sınır kapısına yığılan binlerce insanın görüntüsünü ve göçünü tartışıyor. Rojava’dan belli bir göçün olduğu bir gerçek. Ancak iddialar ve yansıtılan görüntüler ile gerçekler arasında epeyce bir oynama olduğu da diğer bir gerçek. Bu oyunu oynayanlar aynı zamanda göçü tetikleyenlerin de kendileri olmaktadır.

Öncelikle şu belirtilmeli ki son iki yıllık süreçte Rojava’dan Güney Kürdistan’a peyderpey düşük yoğunluklu bir göç yaşanmakta. Bunun sonucu olarak Duhok yakınlarında oluşturulan Domiz kampında belli bir insan kitlesi oluştu. Ancak bu sabit bir kitle değil. Büyütülen rakamların aksine buradaki kitle 50 ile 80 bin arasında değişkenlik gösteriyor. Çünkü özellikle genç insanlar Güney’in farklı şehirlerine giderek çeşitli işlerde çalışıyorlar. Diğer taraftan kampın artık herkesçe bilinen zorlu koşullarına dayanamayan insanlar da belli bir maddi birikim sağladıktan sonra Rojava’ya geri dönüyorlar. Dolayısıyla tek yönlü bir akıştan söz edilemez. Örneğin bundan 2-3 ay kadar önce yaklaşık 15 bin kişi Rojava’ya geri döndü. Çünkü hasat mevsimiydi ve iş imkanları artmıştı.

Son göç olayının temel iki nedeni, Batı ile Güney Kürdistan arasındaki Sêmalka sınır kapısının aylarca tümden kapatılmış olması, ambargo ve özellikle Halep alanında Kürtlere yönelik geliştirilen katliamlardır. Sınır kapısı aylarca kapalı kalınca belli bir birikim oldu. Bu arada eskiye oranla Rojava’ya dönük dört taraflı ambargo daha da sıkılaştırıldı. Yine daha çok savaşan çetelerin denetiminde olan şebekelerden Rojava’ya gelen elektrik ya tümden kesildi ya da en aza indirildi. Yeterli elektrik olmayınca şehirlerdeki su depolarına yeterince su pompalanamadı ve belli bir susuzluk yaşandı. Tüm bunların yanında ambargonun ekonomiye dönük yarattığı basınca bir de iç bezirganlar ve dolar tüccarları da tuz biber ekince piyasa fiyatları, malların durumuna göre 5 ile 10 kat arasında arttı. Öyle ki bir ara Suriye rejimi hala hakim olduğu yerlerde tüm döviz bürolarını kapattı.

Yanı sıra Rojava’da öteden beri rejim tarafından dayatılan bir işsiz bırakma ve göçertme politikası da hala etkilidir. Örneğin bu Kürdistan parçasında kayda değer hiçbir fabrika, toplu üretim yerleri ya da istihdam mekanları bulamazsınız. Kürtler çalışmak için öteden beri hep başta Şam olmak üzere diğer büyük şehirlerin yolunu tutmuştur. Örneğin Derik gibi bir şehrin nüfusunun yarısı, olayların başladığı 2 yıl öncesine kadar Şam’a göç etmişti. Bu durum değişik oranlarda diğer Kürt şehirleri için de geçerlidir. Şimdi bu oranların önemli bir kesimi yönünü Güney Kürdistan şehirlerine dönmüş durumdadır. Yani öteden beri Rojava’ya dayatılan bir göç olgusu var. Zaten Esad rejimi Kürtlere hep bir “ecnebi” yani yabancı etiketiyle yaklaştı. Bunun “pratik gerekleri”ni de yerine getirdi. Kürt coğrafyasını tüm bereketine rağmen fabrikasız ve işsiz bıraktı. Rojava’nın petrolü, buğdayı, pamuğu ve zeytini hep Suriye şehirlerine aktı. Bu, zamanla Kürtlerde bir “kendi anavatanından kaçış” olgusu ve travması yarattı. İnsan kaçakçılarının gemilere doldurarak uluslararası sularda boğdurttuğu insanların arasında Rojava Kürtlerinin sayısı az değildir.

Tüm bu yakın tarih travmalarına bir de güncel olarak ambargo ve savaş travması eklendi. Elbette savaş,Serêkaniyê ve Halep dışında Rojava şehirlerine sıçramadı. Bir ayı aşkındır çetelerle süren son kapsamlı savaş dahi büyük oranda, bazı köyleri de içine alan kırsal alanda sürüyor. Ama savaşın yakıcılığı her tarafı etkiliyor. Buna rağmen Serêkaniyê ve Halep dışında göçün temel nedeni savaş değildir. Temel neden, içerisinde Güney Kürdistan hükümetinin de olduğu dayatılan ambargo, bunun yarattığı ekonomik zorluklar ve göçertme politikalarıdır.

Bu son göçte Güney Kürdistan hükümeti ve özellikle KDP’nin politikaları belirleyicidir. Aylarca her türlü geliş gidişe, ekonomik faaliyete ve yardımlara kapatılan Sêmalka kapısı bir gün aniden oluşan “birikim”in boşaltılmasına açıldı. Buna siyaset dilinde “doldur-boşalt” taktiği derler!  Sonra da günlerce oluşan insan selinin üzerinden siyasi amaçlar konuşturulmaya başlandı. Özellikle KDP televizyonları ilk gün insan selini gösterdi. Hemen yanı sıra insanlara nasıl “su” ve “ekmek” taşındığı vizyona kondu. Oysa aynı “su” ve “ekmek” aylarca kapının kapatılmasıyla bu insanlardan esirgenmişti. Demek ki insanların yollara düşürüleceği güne saklanmıştı!

Göçün abartılan rakamlarına da değinmek gerekir. Tüm bu dayatılan ağır ambargo, savaş ve katliamlara rağmen Güney ve Kuzey Kürdistan ile Türkiye’ye giden Rojavalı sayısı 150 bin civarındadır. Rojava Kürdistanı’nın toplam nüfusu ise üç buçuk milyon civarındadır. Sadece, rejim ile muhalefet tarafından sıkıştırılarak göçertilen Halep’in Şêx Meqsud ile Eşrefiye gibi Kürt mahallelerinin nüfusu 500 bin civarındadır. Bunların da önemli kesimi dışarıya değil Efrin kentine göç etti.

Bir de ibretlik bir boyut var. Göçün başlatıldığı gün Suriye rejiminin helikopterleri Derik kentine ve civarına birkaç roket fırlattı. Bu da göçe havadan bir “takviye” idi! Birkaç gün sonra Efrin’in orta yerinde çöplere gizlenmiş bir bomba patlatıldı ve bir anne ile 3 çocuğu yaşamını yitirdi. Bu da göçün tüm Batı Kürdistan’a dayatılmasıydı ve bu siyasette “geniş ve uluslararası” bir mutabakat rahatlıkla görülüyordu. Zaten bir aydır tüm Rojava’ya saldırtılan çeteler, “uluslararası” bir nitelik arz ediyordu.

Burada Güney yönetimi ve KDP’nin politikalarını biraz daha açımlamak gerekir. Çünkü Kürt Ulusal Kongresi öncesi ve bunun harıl harıl çalışmaları sürerken Rojava’da da “harıl harıl” bu kongre ruhunun tam tersi pratikler geliştirmek neyle izah edilebilir? Göçün üçüncü günü KDP televizyonlarınca  bunun dolaylı izahı yapıldı: “YPG Rojava’yı koruyamıyor, halk savaştan kaçıyor.” Göçün dördüncü günü bakla ağızdan çıkarıldı: “Peşmergenin Rojava’ya müdahalesi tartışılıyor!”

Peşmerge gücü Tuzxurmato, Kerkük ve Xaneqin gibi Güney Kürdistan kentlerinde her gün saldırılara uğrayıp, buralardan çıkarılmaya çalışılırken, onları Rojava’ya yönlendirmek hangi akla hizmet ediyor? Üstelik YPG,“uluslar arası mutabakat çeteleri”ne ve onların tanklarına karşı tarihi bir direniş ortaya koyup onları bozguna uğratıyorken!

Kimler, nereleri koruması gerekiyorken, nerelere kimler için müdahale edecek!

Son bir not daha: Birleşmiş Milletler' in Rojava’dan göç edenler için Güney hükümetine gönderdiği para 35 milyon dolardır. Bu paranın çok az bir kısmı kamplar için harcanmış. Paranın büyük kısmının nereye gittiği bilinmiyor. Günlerdir KDP’ye bağlı Zagrostv, ulusal marşlar eşliğinde halkı “kardeş Rojava Kürtleri”ne yardım etmeye çağırıyor. Hewlêr’deki Şanedar parkının önüne yığılan yardımlar kamyonlarla kamplara taşınıyor. Bu, halkın yurtseverlik duygularıyla yaptığı yardımlar. Ama BM’den gelen yardımlar ise kayıplarda...

Akif Roj

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.