Demagoji Yapma Değil, Adım Atma Zamanı
Makaleler / 30 Temmuz 2013 Salı Saat 07:03
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderinin İmralı’da başlattığı demokratik çözüm hamlesine Kürt Özgürlük Hareketi tam uyarak çatışmasızlığı sağlarken, gerillayı sınır dışına çekme iradesini ortaya koyarken, AKP hükümetinin hiçbir ciddi adım atmaması bu sürecin geleceğini belirsiz hale getirmiştir.

Kürt Halk Önderinin İmralı’da başlattığı demokratik çözüm hamlesine Kürt Özgürlük Hareketi tam uyarak çatışmasızlığı sağlarken, gerillayı sınır dışına çekme iradesini ortaya koyarken, AKP hükümetinin hiçbir ciddi adım atmaması bu sürecin geleceğini belirsiz hale getirmiştir. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi de, Kürt Özgürlük Hareketi de demokratik siyasal çözümde ısrarlıdır. Bu çözüme değer verdiklerinden hala sabırlı ve iyimser yaklaşım içindedirler. Ancak AKP hükümetinin tutumu bu sürece uygun değildir. Sürecin karşılıklı ilerletilmesi biçimindeki karakterine göre hareket edilmemektedir. Bu nedenle Kürt toplumu ve demokrasi güçlerinde AKP'nin bu sürece doğru karşılık vereceğine dair umut ve beklentiler azalmaktadır. Zaten Kürt Halk Önderinin “süreç ilerliyor, ancak 1 Eylül’e kadar ciddi adımlar atılmaz, bir irade ortaya konulmazsa ben bu süreçten çekilirim” demesi de bu algının temelsiz olmadığını göstermektedir.

AKP hükümeti açısından Kürt sorununun çözümü tek seçenek iken, bu doğrultuda adım atmaması bir siyasi iradesizliği ortaya koymaktadır. Aslında temel siyasi konularda AKP'nin politika üretme iradesi ve cesareti olmadığı görülmektedir. Ekonomik-sosyal konularda her türlü karar alma iradesi gösteren AKP, sıra Kürt sorununa ve Türkiye'nin köklü demokratikleşmesine geldiğine şaşkın ördeğe dönüyor. Adım atma yerine adım atacağı izlenimini verip oyalama ve geçiştirme tutumu gösteriyor. AKP eğer Kürt sorununda çözüm iradesi ortaya koymazsa bir süre daha ayakta kalsa da kullanılıp atılan partiler listesine katılır. Çünkü çözüm politikası olmayanlar tasfiye politikası yürütür, bu da başarılamayınca son kullanılma tarihiyle birlikte biterler.

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi kendi yapabileceklerini son sınırına kadar yapmışlardır. Çatışmasızlık sağlanmış ve geri çekilme iradesini de göstermişlerdir. Bu durum karşısında AKP hükümetinin adım atması gerekmektedir. Hiçbir adım atılmayacak, siyasi çözüm iradesi gösterilmeyecek, ama sürecin varlığından söz edilecek! Bu mümkün değildir. Bir süreçten söz edilecekse karşılıklı olur. Sadece sürecin lafı yapılacak, ama ortada süreci anlamlandıracak ve ilerletecek  hiçbir adım olmayacak! Şu anda AKP'nin yaptığı budur. Bu durum yalancının mumuna benzemektedir, ancak yadsıya kadar yanar. Kürt Halk Önderi 1 Eylül tarihini verdi. AKP'nin lafla oyalaması bu tarihe kadar geçerli olabilir; ondan sonrası tekkenin düşüp kelin görünmesidir. Yani AKP gerçeğinin ortaya çıkmasıdır.  O günden sonra AKP'nin hiçbir sözü ciddiye alınmaz. AKP hükümeti bilmelidir ki, herkesle oynanır, Kürt Halk Önderiyle oynanmaz. Kürt Halk Önderi ciddidir, sabırlıdır, yöntemlidir; ancak kendine sıradan, basit ve gayriciddi yaklaşılmasını kabul etmez. Bu Önderlik ne aldatır ne aldatılır. AKP her hesabını buna göre yapmalıdır.

AKP’liler her yerde bu süreç bozulursa halk onu cezalandırır, bu süreci bozmak halka ve Türkiye'ye ihanettir demektedirler. Özellikle Kürdistan'da bu söylemi her yerde kullanıyorlar. Bu doğru bir söz. Ama kimin söylediğine bağlı. En önemlisi de sürecin karakterini ve özelliklerini yansıtıyor mu, buna bakılır. Yoksa bir şeyler yapması gerekenler hiçbir şey yapmayacak, ondan sonra da bu tekerlemeyi kullanacaklar! Bu demagojileri ne Kürt halkı yutar ne de demokrasi güçleri.

Devlete ve AKP'ye göre sessizlik sağlanmış ve Türkiye güllük gülistanlık içinde yönetiliyorsa her şey yolunda gidiyordur. Gerilla silahını susturmuş, sessizlik sağlanmış, bundan daha güzel ne olabilir? Kürtler ve demokrasi güçleri bu sessizlikle oyalansınlar. Bu, tam da despotların huzur anlayışıdır. Eğer hiç kimse kendilerine itiraz etmiyorsa orada tam huzur ve barış vardır. AKP’lilere göre şu andaki sessizlik iyidir, kimse bozmamalıdır. Bundan başka ne istenilebilir ki! AKP’liler ve herkes bilmelidir ki, Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi bu sessizliği sağlayan çatışmasızlık ortamını Kürt sorununda çözüm sağlansın diye başlatmıştır. AKP Kürt sorununun çözümünde adım atsın diye çatışmasızlık sağlanmıştır. Yoksa kölelerin suskunluğu ve boyun eğmişliği üzerine yaratılmış bir sessizlik yoktur.

AKP şimdi halk hiçbir protesto dahi yapmasın diyor. Halk ayağa kalkıp şunları şunları istiyorum, şunları kabul etmiyorum dese bile bu, sessizliği bozmaktır. Anlaşılıyor ki AKP’lilerin istediği sessizlik tam da Pax Romana sessizliğidir. Buna güçlünün zayıfları zapturapt altına almasını ifade eden ‘Güçlünün Barışı’ denilmektedir. Bu sessizlik barış ve huzur değildir, topluma boyun eğdirmedir. Ya da ben sana neyi layık görüyorsam kabul edeceksin, yerine oturacaksın, demektir.

Herkes bilsin ki şu anda Kürdistan'da var olan sessizlik boyun eğmenin ve egemenin her dediğini doğru görme sessizliği değildir. Eğer AKP Kürt sorununun çözümünde adım atmazsa, bu sessizliği bozmak her insanın kutsal görevidir. Kürt gerçeğinde de zalim ne kadar zalim olursa olsun Kürtler bu sessizliği bozarlar. Haksızlığa boyun eğmek ‘dilsiz şeytan’ olmaktır, diyen bizzat AKP’liler değil midir? Mısır için herkes sussa da biz susmayacağız, denilmiyor mu? Mısır’da Mursi yanlıların direnmesi istenmiyor mu? Haksızlığa karşı direnmek sıra Kürtlere geldiğinde mi suç oluyor?

Kürtler Önder Apo’nun attığı adımı sonuna kadar destekleyeceklerdir. Ancak bu sonuna kadarın bir sınırı vardır. Hiç kimse kusura bakmasın! Makul bir sürede adım atılmazsa hiç kimse kendi kendisini demokratik zihniyette olmayan AKP iktidarının insafına bırakmaz. AKP hükümeti demokratik siyaset derken, Kürt’e hak tanımayan sınırda bir demokratik siyasetten söz ediyor. Kürtlerin varlığı, kimliği, özgürlüğü, kendi kendini yönetmesi tanınmayacak, anadilde eğitim olmayacak, ama demokratik siyasetten söz edilecek! İşte demagoji budur. Kürtlerin kendi kendini yönetmesi kabul edilemez, diyen demokratik siyaseti de, demokrasiyi de baştan reddediyor demektir.

Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürtler bu süreci ilerletmek istiyor. Bunu dün de ortaya koymuşlardı, bugün de tutumlarıyla gösteriyorlar. Zaten çatışmasızlık bunun için sağlanmıştır. Çatışmasızlık yetmez, teslim olacaksınız demek, demokrasiyi ve demokratik siyaseti savunmak değildir. AKP hükümeti çatışmasızlığın değerini bilmeli ve bu ortamda ciddi adımlar atmalıdır. Ölümlerin olduğu yerde siyaset yapılmaz deniyordu. Şimdi ölümler yok, o zaman neden adımlar atılmıyor? Yok, silahlı güçlerin tümü çıkmamış, silahlar bırakılmayacakmış da bu nedenle çözüm için adımlar atılamıyormuş! Bunlar olmazsa hiçbir şey yapmayız demek, süreci bitirmektir. Bunu başka türlü anlamak mümkün değildir. Çatışmasızlıkla da olmuyor demek ne anlama gelir? Çatışmasızlıkla olmuyorsa bunun alternatifi çatışmasızlığın anlamı yok demektir. Bu durumda Kürtlere her türlü direnme hak olur. Bunu da herkes bilmeli, kulağına küpe yapmalı. Çatışmasızlıkta bir şey yapmıyorsan, bunun anlamı teslim olun demektir. Bunun için de kem küm etmeye gerek yoktur, herkes açık konuşmalıdır. 

Bu süreci Kürt Halk Önderi başlatmıştır. Hiç kimse böyle bir çatışmasızlığı da sağlayamaz, geri çekilme iradesi de ortaya koyamazdı. Zaten birçok yazarçizer Kürt Özgürlük Hareketi'nin en güçlü olduğu dönemde bu adım atıldı demiyor mu? Hatta Kürt Özgürlük Hareketi'nin güçlü olduğu ortamda adım atmasına şaşırdıklarını söylemiyorlar mı? Bu önderlik “biz yapacağımızı yaptık, sıra AKP'nin adım atmasındadır” diyorsa o zaman AKP bunu ciddiye almalı ve gereğini yapmalıdır. Bu Önderlik ciddiye alınmıyor, hatta hiçbir karşılık görmeden adım atan biri pozisyonuna düşülmek isteniyorsa bu Önderlik tabii ki geri çekilir. Bu da onun hakkıdır. Bu Önderlik defalarca Kürt Özgürlük Hareketi'ne adım attırıyor, ama devlet hiçbir karşılık vermiyor, hatta boşa çıkarıyorsa bu Önderlik de kendini geri çeker. Hiçbir karşılığı olmayan adımlar atma durumuna kendini düşürmez. Dolayısıyla AKP bu Önderliği ciddiye almalıdır.

Bu Önderlikle sorun çözülemiyorsa hiç kimseyle çözülemez. Bu Önderlik kendini geriye çekecek, ama şu kişi ya da şu çevre devreye girecek! Bu mümkün değildir. Bu düzeyde makul yaklaşan Önderlik yapmadı, ben yaparım denilemez. Bunu ne Özgürlük Hareketi içinde ne de dışında birileri iddia edebilir. Herkes bunu bilmelidir.

Kürt Halk Önderi 8 komisyon önerdi. Bu komisyonlar Eylül’e kadar çalışıp anayasa ve yasalarda yapılacak değişiklikleri belirleyecek. Bunların yapılacağını AKP hükümeti kamuoyuna deklere edecek; Meclis açıldığında da bunlar yasalaşacak. Kürt sorununu çözecek anayasa yapılacak. Bu prosedür işlemezse Kürt Halk Önderi çekilmek zorunda kalır. Bu durumda devrede kalamaz, çekilemezlik edemez. Bunu anlamayanlar olsa olsa siyasetin aptalları olanlardır ya da bu Önderliği ve bu Hareketi tanımayanlardır. Bizden söylemesi! Bu da bizim naçizane uyarımızdır.

AKP hükümeti bir paket hazırlıyormuş. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla gayriciddidir. Bırakalım Kürt sorununda adım atmayı, en gerekli demokratik adımlar, demokratik siyasetin önünü açan adımlar bile atılmak istenmiyor.  %10 barajı en azından %5’e düşürülmeden orada ne söylense de söyleyenin demokratik siyaset anlayışının varlığından söz edilemez. %10 barajının özü demokratik siyasetin önünün kapatılmasıdır. Demokratik siyaset; verili durumda çok küçük ve zayıf olsa da her türlü düşünce ve örgütlenmeye gelişme imkanı tanıyan demokratik ortamı ifade eder.

%10 siyasette istikrarı korumak için konuyormuş. İstikrar demek demokrasi demektir. Demokrasi demek istikrar demektir. Bazı siyasi güçlerin önü kapatılacak, bazılarının imtiyazı korunacak, ama buna demokrasi denecek! Bu ortamdaki faaliyet demokratik siyaset olarak değerlendirilecek! Bu istikrar sağlayacakmış! Bu, halkla dalga geçmektir. Zaten 12 Eylül istikrar sağlamak için darbe yapmıştı. %10 baraj, 12 Eylül’ün sağladığı istikrarı korumak için konulmuştur. Tam tersine %10 barajını korumak siyasette istikrarsızlığı sürdürmektir.


Dolayısıyla gerçekleri tersinden okumaktır. Bu siyaset demagojileri %10 barajının Kürt sorununun çözümüyle ne alakası var, diyor. Kürt sorunu zihniyet demokratikleşmediği için çözülmüyor ey laf ebeleri! Genel demokratikleşme konusunda bile ketum olanlar Kürt sorununu haydi haydi çözmezler. Bu açıdan “yumurta mı tavuktan çıktı, yoksa tavuk mu yumurtadan çıktı” tartışmasına gerek yoktur. Kürt sorununda adım atma zihniyeti yoksa demokratikleşme yaklaşımı da yok; demokratikleşme adımı atma zihniyeti yoksa Kürt sorununda demokratikleşme yaklaşımı da yok demektir. Bu nedenle Kürt sorununun demokratikleşmeyle alakası yok; ya da demokratikleşmenin Kürt sorunuyla ne alakası var gibi abesle iştigal sözleri bırakıp somut adımları konuşun denilmelidir. Yoksa sürekli laf üretip hiçbir şeyin ortaya çıkmaması demagojik bir durumdur; ya da tam bir siyasi yozlaşma, entelektüel yozlaşma ortamı yaratmaktır. Bugün her şey tartışılıyor, daha ne istiyorsunuz demek, işte bu demagojik ortamı ve yozlaşma gerçekliğini ifade etmektedir.

Kürt sorununda her şey konuşulmuştur. Kürtlerin ne istediği de bellidir. Türkiye'nin nasıl demokratikleşeceği de bellidir. Şimdi bu adımların atılma zamanıdır.

Bunun yöntemini de Türkiye ve AKP hükümetine öneriyorum. Başka yerlerde ve başka halklar için hangi siyasi yaklaşım ve çözüm yolları öneriliyorsa Kürt sorununda da aynısını yapsınlar. Böyle yapılırsa her şeyin nasıl hiçbir demagojiye sapılmadan yoluna girdiği ve çözüldüğü görülür.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.