Rojava’da Aydınlık ve Karanlık (1)
Politik Analiz / 28 Temmuz 2013 Pazar Saat 07:24
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Arap baharı, din, iman, demokrasi, tekbir, Allah u Ekber, son dakika, patlama, yüzlerce ölü ve yaralı... Çoğu sivil... Bir çocuk... kopan ayağı... ayakkabısız...

Meşhur kafakesici Tunuslu keskin bıçağını alıyor ve el ile ayakları bağlı kurbanının çenesini sıkıca tutuyor. Normalde kurbanların gözlerinin bağlanması gerekir. Fakat yüzü dehşetengiz bir beyazlıkla kaplanmış kurbanın gözleri bağlı değil ve çoktan ölümü kabullenmiş çaresizlikle dolu. Tunuslu son derece soğukkanlılıkla bıçağını sıcak şahdamarına dayıyor ve fışkıran kana “Allah u Ekber” bağrışmaları eşlik ediyor.Kim bilir kaçıncı olan kesik kafayı yere fırlatan cellat aynı hışımla bıçağını da hemen yanına saplıyor ve tekrardan tekbiiiiiiiir!.. Böylece “Büyük Allah” adına hem hüküm vermiş hem de yerine getirmiş oluyor.

Yazıma böyle girmek istemezdim. Ama ne yazık ki okuyucuyu dehşet duyguları içerisinde bırakacak bu ifadeler Suriye ve Rojava Kürdistan’da günlük yaşamın sıradan sohbetleri haline gelmiş durumda. Üstelik telefonlara ve bilgisayarlara yüklenmiş böyle birçok görüntü piyasada bolca dolaşıyor.

Meşhur Tunuslu Suriye’ye, Türkiye, Irak ya da Ürdün gibi ülkeler üzerinden girmiş (daha doğrusu gönderilmiş) binlerce El Kaide teröristinden birisi. İçerisinde ABD de olmak üzere dünyanın onlarca değişik ülkesinin pasaportlarını taşıyan bu ölüm makinelerinin çoğu İstanbul girişli.  Bundan sonraki yönleri Hatay ya da Urfa. Oralardan da sınır yoluyla Rojava ya da Suriye. Uğradıkları tüm duraklarda onları belli kişiler karşılıyor ve bir sonraki kişiye gönderiyor. Yolculuk El Kaidenin askeri eğitim kamplarında sona eriyor. Artık bir konuda daha da netleşmek gerekiyor. TC yetkilileri ne derse pratikleri tam tersidir. El Kaide’ye “terörist” dediklerine ve ikide bir Türkiye’nin şu bu ilinde bu örgüte dönük operasyon yaptıklarına kanmamak gerekir. Suriye ve Rojava’da ortaya çıkan durum, El Kaide’nin en büyük hamilerinden birinin TC olduğunu net bir biçimde gösteriyor. Ahmet Davutoğlu bir yandan bu örgütü, “Suriye devrimine ihanet etmekle” suçlarken (yani daha önce devrimciymiş!) diğer yandan da Rojava Kürtlerine saldırtmaya devam ediyor. Bu da Osmanlı’nın torunlarına bıraktığı zengin mirası içerisinden meşhur kıvrak oyunları! Şu an Türkiye’de bulunan PYD Eşbaşkanı ve bu partinin heyeti, TC yöneticilerinin önüne onların El Kaide’yi nasıl beslediklerini ortaya koyan kocaman bir dosya koymalılar. Ayrıca bu dosya tüm dünyaya da açılmalıdır.

Suriye’de parçalı bir El Kaide var. “Cebhet ul Nusra” adlı oluşum Suriye “özgün”lüğünde oluşturulan bir yapılanma. “Irak ve Şam Ülkesi İslam Devleti” ismindeki örgütlenme ise Irak kaynaklı. İkisi arasında alttan alta süren bir rekabet söz konusu. Birincisi daha çok Suriye’ye dayalı bir devletleşmeyi hedeflerken ikincisi Suriye ve Irak’ı birleştirerek bu işi yapacağını iddia ediyor. Bu yapılanmaların içerisinde de Çeçenistan, Tunus, Libya, Yemen, Türkiye, Suudi Arabistan ve daha pek çok ülkeden “emir” denilen orta kademe liderler var. El Kaide yöneticileri demokrasi ve seçim gibi kavramları “anlamsız” buluyor. Onlara göre “yegane doğru yol Şeriat”tır. Bu Şeriat’ı uygulayacak olan da yine kendileri. Pratiklerine bakıldığında ise hem İslam dininin ahlak anlayışı hem de evrensel ahlak ilkeleriyle tümüyle zıt uygulamalar söz konusu. Ele geçirdikleri yerlerde “ganimet” adı altında herşeyi kendileri için “helal” görüp el koyuyorlar. Tüm maddi zenginlikler buna dahil ediliyor. Ama burada çarpıcı olan işgal ettikleri yerlerin kadınlarını da ganimete dahil etmeleri. Son olarak Rojava’nın Girê Spî alanını işgal eden bu oluşumlar camiden, alandaki Kürtlere karşı “cihad” ilan edildiğini ve onların tüm zenginlikleri ile kadınlarının “helal” olduğunu ilan ettiler. Bundan sonra kadın, çoluk çocuk binlerce Kürt, arazilere vurarak ölüm korkusu içerisinde Kobani’ye doğru kaçıştılar. Yine bu gruplar ele geçirdikleri çoğu yerleşim yerlerinde özellikle Hristiyan kadınlara cinsel saldırılarda bulundular. 

Kim bu El Kaide?

El Kaide’nin geçmişi 1970 ve 80’li yıllarda ABD tarafından Sovyetlere karşı geliştirilen “Yeşil Kuşak”” projesine dayanır. Jimmy Carter ABD Başkanı iken, Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniev Brzezinsky tarafından formüle edilen ve dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından pratikleştirilen bu proje, Truman’ın devlet başkanlığı döneminde başlayan Sovyetleri kuşatma fikrinin bir devamı niteliğindedir. Buna göre, yakın ve uzak çevresindeki Müslüman ülkelerde İslamcı yönetimler başa getirilip bunların eliyle geliştirilecek yapılanmalar yoluylaSovyetler Birliği kuşatılıp sıkıştırılacaktır. Bu proje başta Pakistan, Afganistan ve Türkiye olmak üzere birçok ülkede geliştirildi. Pakistan istihbarat servisi (ISI) eliyle medreselerde eğitilen binlerce “mücahit”, Sovyet askerlerine karşı savaştırıldı. Bu işin finansmanını da Afganistan’dan başlayan uyuşturucu trafiği oluşturuyordu. Herşey gayet “nizami” planlanmıştı. Hatta meselenin sinema yanı da unutulmadı ve “rambo” ile “mücahit”in sırt sırta vererek “komünist kafirler”e karşı savaşı beyaz perdeye taşındı. 1990’lı yılların başlarında Varşova paktı dağılınca eski dostlar birbirine düşmanca bakmaya başladı. Yani rambo ile mücahit bu sefer karşı karşıya geldi. Nihayetinde 11 Eylül 2001’de ABD’deki ikiz kulelere (bazen yanyana duran bu iki “1” ile “ikiz kule” arasında bir ilişki var mıdır diye düşünüyorum) yönelik kuşkularla dolu saldırı adeta 3. Dünya Savaşını başlattı. O gün bugündür Ortadoğu’da kan gövdeyi götürüyor. ABD ile El Kaide-Taleban arasında başlayan savaş artık bir Şii-Sünni savaşına dönüş(türül)müş durumda. Savaş alanı ise camiler! Yöntem, kendini patlatma. Ölenler, silahsız-günahsız siviller. Suriye ve Irak’taki olaylarda ölenlerin büyük çoğunluğu, bu çatışmalarla hiçbir ilgisi olmayan sivil insanlar. El Kaide’nin perde gerisi çok aktörlü ve çok karmaşık ilişkilerle dolu. Çoğunun kirli sabıka ve sakallarıyla ve dünyanın onlarca ülkesinden değişik pasaportlarla adeta cirit atarak dolaşmaları, bu kişilerin uluslararası istihbarat örgütlerince korunup kollandığını gösteriyor. Rojava Kürdistan’ın Serêkaniyê ve Efrîn kentlerinde YPG güçlerince yakalanan bu kişilerin üzerinden çıkan ve bir kısmı basına da yansıyan belgeler bu örgütün net fotoğrafını önümüze koyuyor. Perspektif ABD’den, para Suudi Arabistan, Katar vb ülkelerden; yol, ilişki, kurye ve silah Türkiye’den... Birkaç gün önce Irak’ın “en güvenlikli” iki hapishanesi olan Ebu Gureyb ve Taci “baskına uğradı” ve yüzlerce El Kaideci elini kolunu sallayarak çıktı! Bu nasıl bir senaryodur, bunları kim ve ne için bıraktı ve bunlar nereye gönderildi? Aklıma düşünmek bile istemediğim bir olasılık geliyor! El Kaide’nin Rojava’nın her tarafında saldırıya geçtiği ve YPG’den ağır darbeler yediği bugünlerde bu hapishanelerin boşaltılması güvenlik zaafiyeti ya da tesadüf olarak nitelendirilebilir mi?

Kravat ile Sakal İttifakı!

İslam dini hiç bu kadar İslam karşıtlarınca kullanılmadı. Müslümanlık hiç bu kadar kana, irine, kire, tecavüze ve ahlaksızlığa bulaştırılmadı. Ne yazık ki Uluslararası güçler ve istihbaratlar en pis amaç ve işlerine rahatlıkla “İslam” giysisi giydirebiliyorlar. Ortadoğu’da artık “tekbir” deyip “Allah u Ekber” naraları attırarak istediğiniz amacı gerçekleştirebilirsiniz! Serbest piyasa kuralları artık din için de geçerli! “Ilımlı Müslüman”, “radikal Müslüman” söylemleri tümüyle formülasyon. Gerçekte ikisi el ele. Bu tespitler abartı değil, tümüyle gerçekliği ifade ediyor. Kuşkusu olan lütfen Irak’a, Suriye’ye ve özellikle bugünlerde Rojava’ya uğrama zahmetine katlansın.Peki, meselenin özünde ne var? Gericilik ile “ilerici” modernite perde gerisinde el ele duruyor! İlki sakallı diğeri kravatlı! Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi ülkeler“sakal” ile bu işi yürütüyorlar. ABD, İngiltere ve diğer “modern” ülkeler ise kravat ile... Aslında ABD ile Suudi Arabistan’ın ilişki tarzına baktığımızda bu işin perde gerisinin de kalmadığı görülüyor. Herşeyi perde önünde sahneye koyuyorlar. Ya da Fetullah Gülen’in açıktan ABD’nin Pensilvanya eyaletine yıllardır karargah kurması, kartların açıkça oynandığının bir delili değil midir? Tehlikeli olan, pis işlerin tenhalarda yapılıyor olması değildir. Bu işlerin açıkta ve herkesin gözü önünde, meydan okurcasına yapılması asıl tehlikedir. Daha da korkuncu kimsenin kılının dahi kıpırdamıyor olması! Her gün yüzlerce günahsız insan “din” adına boğazlanıyor ya da tonluk bombalarla küçük parçalara ayrılıyor. Filler artık tepişmiyor, anlaşarak çimenleri ve çiçekleri eziyorlar. Din düşmanları ile din tüccarları açıktan ittifak yapıyor ve halkı, aynı halkın çocuklarına öldürtüyor! İlki kravatlı ve bunu “modernizm” adına yapıyor, ikincisi sakallı ve bunu “din” adına yapıyor. Bu yüzden artık “modernitenin sembolü” kravattan nefret ediyorum. Bu yüzden din tüccarlarının sakalından nefret ediyorum. En nefret ettiğim ise kravatlı sakallılar ya da sakallı kravatlılar!

Arap baharı, din, iman, demokrasi, tekbir, Allah u Ekber, son dakika, patlama, yüzlerce ölü ve yaralı... Çoğu sivil... Bir çocuk... kopan ayağı... ayakkabısız...

Bugünlerde Rojava’da yaşananlardan yola çıkarak coğrafyamıza dayatılan karanlık senaryoları irdelemeye çalıştım. Bir sonraki yazımda Rojava’daki durumu biraz daha yakından ele alacağım. Karanlık ve aydınlık yönleriyle...

Akif Roj

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.