AKP Kürtler Konusundaki Zihniyetini Rojava’da Da Dışa Vurmuştur
Makaleler / 23 Temmuz 2013 Salı Saat 06:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rojava Kürdistan’ında halk devrimin birinci yıldönümünü kutluyor. Kuşkusuz sadece Rojava’da değil, tüm Kürdistan parçalarında ve yurtdışında Kürtler, dostları ve demokrasi güçleri bu devrimi kutluyor.

Rojava Kürdistan’ında halk devrimin birinci yıldönümünü kutluyor. Kuşkusuz sadece Rojava’da değil, tüm Kürdistan parçalarında ve yurtdışında Kürtler, dostları ve demokrasi güçleri bu devrimi kutluyor. Bu devrim sadece bir Kürt ve Kürdistan devrimi değildir, tüm Ortadoğu'yu değiştirecek bir devrimdir. Arap Baharı adıyla başlayan halk devrimlerinin en demokratik, en özgürlükçü olanıdır. Bu açıdan Ortadoğu'daki halk devrimlerinin ideolojik, teorik ve siyasi öncülüğünü yapan bir devrim niteliğindedir.

Rojava’daki devrimin on yıllara dayalı bir temeli vardır. Son bir yılda Rojava Kürdistan askeri ve siyasi olarak denetim altına alınmıştır. Gücünü arkasındaki tarihten almaktadır. Rojava’da Kürt Halk Önderi yirmi yıl ideolojik ve siyasi çalışma yapmıştır. Bu çalışmayı yaparken bir örgütsel anlayış ve yaşam kültürü de yaratmıştır. Önder Apo'nun ideolojik, siyasi ve örgütsel yaklaşımını ve yaşam kültürünü bizzat bu Önderliği tanıyarak öğrenmişlerdir. Rojava devriminin öğretmeni esas olarak bu önderliktir.

Rojava Kürdistan'ın bir diğer özelliği de tüm parçalardaki özgürlük mücadelesiyle ilgili olmalarıdır. Bu açıdan her parçadan daha çok mücadelenin içinde olmuşlardır. Küçük parça olarak kurtuluşlarını diğer parçaların kurtuluşuna bağladıkları için hiçbir parçadaki mücadeleye ilgisiz kalmamışlardır. Bu açıdan sürekli bir mücadele ve politika içinde olmuşlardır. Küçük bir parça olmasına rağmen politik sorunlara daha geniş bir ufukla yaklaşmışlardır. Şimdi bu ilginin faydalarını görmektedirler. Bugün tüm saldırılara rağmen kahramanca bir direniş gösteriliyorsa, bunun nedeni sürekli bir savaş ortamı içinde yaşamış halk olmalarındandır. Yani öyle savaşla yeni tanışmış, savaş içinde yaşamayı yeni öğrenmiş bir halk değildir.

Özellikle PKK öncülüğünde gelişen özgürlük mücadelesiyle 1979 yılıyla birlikte yakından tanışmıştır. Kürt Halk Önderi 1979 Haziranı’nda Suruç’tan sınırı geçip Kobanî’ye geçmiştir. O günden bugüne mücadelenin içine girmişler ve binlerce şehit vermişlerdir. Rojava halkının Kuzey Kürdistan'ın her dağı ve ovasında şehit genci vardır. Hala birçoğunun cenazesini de alamamış bir halktır. Hala binlerce Rojavalı genç de Kürt özgürlük siyasetinde mücadele etmektedir. Bu açıdan PKK'nin öncülüğünde gelişen Özgürlük Hareketi’yle duygu bağları çok güçlüdür. Neredeyse her köyde, her sokakta bir şehit vardır. Bazı evlerde iki-üç şehidi olan halkımız vardır. Bu yönüyle zaten on yıllardır özgürlük mücadelesinin içinde olan bir halktır. Devrimin Kobani’de başlaması da aslında bu mücadelenin temelindeki ruhu ve tarzı ortaya koymaktadır.

İlk önceleri Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde bir örgütlenme yaşanırken, 2004 yılından sonra ayrı bir parti örgütlenmesi (PYD) etrafında çalışma yürütülmüştür. Dolayısıyla en azından 30 yıldır sürekli bir örgütlülük içinde olmuştur. İster öncesi olsun, ister PYD sonrası olsun hep esas alınan Önder Apo'nun çizgisi olmuştur. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketiyle bir ideolojik kardeşliği vardır. Kaldı ki Kürt olarak bir bütünün parçasıdırlar. Zaten Rojava Kürdistan Kuzey Kürdistan'ın doğal bir uzantısıdır. Nusaybin’le Qamışlo, Kızıltepe ile Dırbesiyê ve Amûdê, Serêkanîye ile Ceylanpınar (zaten birine Serxet, diğerine Bınxet demektedirler.), Suruç ile Kobani, Nizip ile Afrin birbirinin komşusudur, akrabasıdır, yakınıdır.

PYD ayrı bir partidir. Yüksek Konsey birçok partinin içinde olduğu çatı örgütüdür. PYD en güçlüsü olsa da mevcut durumda Rojava Kürdistan'ın siyasi temsilciliğini Desteya Bılınd (Yüksek Konsey) yapmaktadır. Desteya Bılınd’a bağlı bir özyönetim Rojava Kürdistan'ı yönetmektedir. Daha önce örgütlerin bir araya gelerek oluşan yönetimi şimdi seçimle daha yasal, hukuki ve meşru duruma getirme kararı almışlardır. Rojava’daki partiler anlaşarak Rojava Kürdistan halkının iradesini tam yansıtacak bir seçim yapmak istemektedirler. Bu seçimi de bağımsız heyetlerin gözetiminde yapacaklardır. Herhalde en demokratik seçim Rojava Kürdistan'da yapılacaktır. Seçim barajı olmayacak, tek bir oy bile boşa gitmeyecektir. Herhalde 1960’lı yıllardaki Türkiye'de uygulanan milli bakiyeye benzer bir seçimle herkes gücüne göre siyasi ağırlığını koyacaktır. Hatta birçok parti gücünün daha üzerinde bir temsille özyönetim içinde görev alacaktır. Yansıdığı kadarıyla Rojava’da böyle demokratik bir seçimle Kürtler kendi özyönetim gerçeğini kuracaklardır. Şimdiye kadar demokratik kurumlaşma ve demokratik konfederal sistem temelinde oluşturdukları demokratik özerkliği böyle bir siyasi zemine oturtacaklar. Yani yeni bir şey yapmayacaklar. Özellikle Rojava’daki diğer siyasi güçlerin de daha fazla yönetim içinde yer aldığı bir adım atacaklar.
Rojava’da zaten şu anda tek güç Kürtlerdir. Yönetim de kendileridir. Askeri, siyasi ve idari olarak hiçbir gücün Rojava’da varlığı söz konusu değildir. Şu anda Rojava’da devletin hiçbir gücü, etkisi ve kurumu yoktur. Devlet bir iki nokta dışında tümüyle Rojava Kürdistan'dan çıkarılmıştır. Şu anda Ortadoğu'nun en özgür, en demokratik coğrafyası Rojava Kürdistan’dır. Bir devlet kurmuyorlar, devlet istemiyorlar, hatta demokratik özerkliklerini kabul edecek bir devletle yan yana yaşamak istiyorlar. Şu anda dünyanın en bağımsız coğrafyası da Rojava Kürdistan’dır. Bağımsızdırlar, ama bunu bir devlet bağımsızlığı olarak değil, demokratik toplum ve özgür yaşam bağımsızlığı olarak yaşıyorlar. Suriye’den ayrılmadan, Suriye sınırları içinde demokratik ortamda ulusal varlıklarını koruma ve geliştirme temelinde özgürce yaşamak istiyorlar. Rojava Kürtlerinin tek isteği budur.

Türkiye devletinin yaygarası boştur; esas olarak Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamına karşıdır. Açıkça Kürt düşmanlığı yapıyor. Yoksa Kürtler devlet kurmak istemiyorlar. Tüm bölge ülkelerine “devlet sizin olsun, benim ulusal varlığımı ve özgür yaşamımı tanıyın” diyor. Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamı Suriye'nin birliğini güçlendirme projesidir. Bu açıdan Türkiye'nin bölünme korkusu yaşaması kendi paranoyasıdır. Suriye'yi bölmeyen Rojava Kürtleri Türkiye'yi nasıl bölecekler? Kuşkusuz Türkiye'nin korkusu bölünme de değildir, Kürtlerin Kuzey’de hak istemesinden korkuyor. Rojava Kürtleri haklarını elde ederse bu Türkiye'deki Kürtlere de örnek olur diye düşünüyor. Yani doğal olarak Kürtlere tanınması gereken hakları Kürtlere vermek zorunda kalırım diye korkuyor. Kaldı ki İmralı’da geliştirilen çözüm süreci Kürtlerin haklarını vermekle ilgili değil midir? Yoksa Kürt Özgürlük Hareketi Tayyip’in gönlü hoş olsun, bir seçim daha kazansın diye silahlı güçlerini geri çekmiyor. Kürt gerillaları en fazla etkin olacağı bir yılda silahlı güçlerini geri çekiyorsa tabii ki bunun AKP tarafından yerine getirilmesi gereken siyasi karşılığı olacaktır.

Kuzey’de Kürt Halk Önderiyle çözüm tartışmaları yapıp mutabakatlar ortaya çıkarırken, Rojava halkının kazanım ve siyasi statü elde etmesine yapılan bu düşmanlık neyin nesidir? Rojava halkının Türkiye'ye yönelik hiçbir olumsuz yaklaşımı yokken, hatta olumlu mesajlar verirken Türkiye'nin bu celallenmesi neyedir? Türkiye Suriye'de demokrasi istiyorsa bugün Suriye'nin en demokratik gücü Kürtlerdir. Türkiye iyi komşu istiyorsa Rojava Kürtleri kendi vatandaşları olan Kürtlerin akrabasıdır. Tarafsız biri “Türkiye neden böyle bir tutum takınıyor?” diye şaşırır. Çünkü Türkiye'yi ilgilendirecek hiçbir olumsuzluk yoktur. Hatta normalde Türkiye'nin olumlu görmesi gereken gelişmeler vardır.

Ancak Türkiye'nin bakışı ne normal ne de demokratiktir. Hatta Kürtlerin üzerinde kültürel soykırımı tamamlamayı hedefleyen egemenlik anlayışı bulunduğundan hiçbir parçadaki Kürt’ün özgürleşmesini ve demokratik yaşama kavuşmasını istemiyor. Kürtler hakkında kendisi ne düşünüyorsa her yerde Kürtlerin öyle olmasını istiyor. Yıllarca Güney Kürdistan'a nasıl yaklaştığını biliyoruz. 2007 Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra Güney Kürdistan Türk devleti tarafından tanındı. Bunu da PKK'ye karşı savaşta aldıkları destek karşılığında yaptılar. Bu tanımanın karşılığı olarak Kürdistan'ın tüm parçalarında Kürtleri kültürel soykırıma uğratıp yok etme stratejisi izlemektedirler. Nasıl ki küçük Ermenistan karşılığı tüm Ermenileri sürme ve varlığını ortadan kaldırma politikası izlemişlerse şimdi de benzer politikayı Kürtler üzerine uygulamaktadırlar. Bunu da yaparken Güneydeki Kürtleri bu yönlü kullanma politikası peşindedirler.

Şimdi kendilerine göre bir politika tutturmuşlar! Kürtlerin durumunun ileride ne olacağı konusunda “İleride bir seçim yapılıp parlamento oluşacakmış, onun kararı neyse öyle olurmuş” diyorlar. Yani demek istiyorlar ki; bizim parlamento gibi çoğunluk Kürtlerin haklarını tanımaz, böylece de Kürt eskisi gibi hakları tanınmayacak biçimde egemenlik altında kalmaya devam eder. Türk devletinin derdi, hesabı budur. Demokratik zihniyet ise böyle değildir; demokratik akıl böyle çalışmaz. Türk devletinin aklı zorba aklıdır. Normal demokratik akıl Kürtler nasıl yaşamak istiyorsa oluşacak Suriye yönetimi ve parlamentosu demokrasi gereği bunu kabul etmelidir, der. Bir toplum kendisi hakkında kararı kendisi verecekse doğru yaklaşım budur.

Türk devletinin hiç kimse adına konuşmaya da hakkı yoktur. Bu açıdan söylediklerinin siyasi-ahlaki bir anlamı yoktur. Uluslararası hukuk açısından da anlamı yoktur. Tabii ki Türk devleti Kürtler orada hak kazanırsa bu benim oradaki şovenist ve egemenlikçi politikamı zorlar diye düşünebilir. Hak, hukuk, siyaset ve diplomasi gereği değil de, kendi gerici politikası gereği ben buna müsaade etmem diyebilir. Tüm zorba güçler bu tür şeyler söyleyebilir. Türkiye'nin bunu söylemesine de kimse engel olamaz. Türkiye'de bir söz vardır: “el ağzı çuval değil ki büzesin!” Türkiye'nin tutumu tam da buna uygundur.

Anladık, AKP hükümeti Türk basınına Rojava Kürtlerini tehdit et ve uğursuzca yayınlar yap talimatını vermiş. Bu açıkça görülüyor. On yıldır Kürtlere karşı izlenen bu özel savaş, psikolojik savaş politikası sürüyor. Rojava için yapılan da budur. Tüm basın Türk devletinin resmi politikasına göre hareket etmektedir. İşte Türk basının karakteri budur. Başka konularda hükümetle çatışsalar da sıra Kürt politikasına gelince ayrılanlar bile ortak tutum gösteriyorlar. Ne de olsa Kürt sorunu Türkiye'nin en, en, en ulusal politikasıdır. Şimdi Rojava için yürütülen psikolojik harekat kampanyası da bunun gereğidir.

Türk devleti İslam maskeli çeteleri saldırtarak başaramadığını şimdi tehdit ve şantajla yapmaya çalışıyor. Amaç, Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemek. Kendi kimliği, kültürü ve diliyle özgürce yaşamanın önüne geçmek. Bu kadar Kürt düşmanlığına da pes derler. Türk devleti hiç kem küm etmesin, “Kürtlerin hak kazanmasını ve kendi özyönetimine kavuşmasını istemiyorum, tüm çabalarım bunun içindir” demelidir. Balkanlarda, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ ya da Moldovya için istediğimi Kürtler için reddediyorum, demelidir. Eğer böyle derse daha samimi ve tutarlı olur. Yoksa utanmadan bu kadar tehditten sonra “biz de Kürtlerin hak ve hukukunu savunuyoruz” demeleri demagojidir; bunu kimse yutmaz. Türk devleti, hükümeti, hükümetin danışmanları “biz kendi Kürtlerimize neyi reva görüyorsak ondan fazlasına karşı çıkarız” diyorlar. Yürüttükleri politika da bu eksendedir. Peki, demokratik çözüm sürecine ne olacak! Bu neyin çözüm sürecidir diye sormazlar mı? Bazı laf ebelerinin sürekli sakız gibi çiğnedikleri “bu” süreç sadece silah bıraktırma süreci değildir; böyle anlayanlar kendilerini aptal durumuna düşürenlerdir.

Demokratik çözüm süreci, Kürtlerin varlığının resmi olarak tanınacağı, inkarın resmi olarak kaldırılacağı ve Kürtlerin ulusal varlığının ve temel haklarının tanınacağı süreçtir. Kürtlerin temel hakları tanınmadan ne Türkiye demokratikleşir ne de fikir, ideolojik ve demokratik siyaset ortamı doğar. Zaten Kürtler yararlanmasın diye şimdiye kadar demokratikleşme adımları atılmıyordu. Eğer zihniyet değişmiş ve demokratikleşme olacaksa bundan tabii ki Kürtler yararlanacaktır. Bu yararlanma da Kürtlerin ulusal varlığının güvenceye alınması ve bundan kaynaklanan temel hakların tanınması temelinde olacaktır. Bunun içinde demokratikleşmenin gereği olarak özyönetimin tanınması da vardır. Hiç sağa sola yalpalamayalım, kem küm etmeyelim, diğer toplumlar için doğru düşünülenler ve doğru konuşulan, doğru tutum alınan konularda aynısını Kürtler için de düşünelim, konuşalım ve tutum alalım. Böyle yapılırsa Rojava için bu tür vesvese, histeri ve hezeyanlara da gerek kalmaz.

Türkiye'de, Ortadoğu'da, Suriye'de demokrasi isteyen herkes Rojava Kürtlerinin yanında olmalıdır. Demokrat olmak, Rojava’da Kürtlerin yanında olmayı gerektirir. Kürtler Rojava’da tam demokrasi istiyorlar. Tam demokrasinin olduğu her şeyden yanalar. AKP her yerde demokrasi eşittir seçim derken, Rojava’da seçimden söz edilince sanki bir despot gibi tepki veriyor. Kaldı ki Kürtler sadece seçimi demokrasi olarak görmüyorlar. Oradaki etkili Kürt güçleri biz çoğunluğuz, sandıktan ne çıkarsa o olsun da demiyorlar. Oyu ve gücü az olanları da dikkate alıyorlar. Onlara kendi çoğunluk gücünü dayatmıyorlar. Tabii ki çoğunluk hakların iradesidir, ama bu tek başına yetmez; azınlığın da tam demokratik ve özgür yaşamını kabul etmek gerekiyor. Rojava’da yapılan budur. Seçimi de farklı siyasi kesimleri de siyasi yaşam içinde etkinleştirmek için yapıyorlar. Buna karşı çıkılmaz, sadece desteklenir. 

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.