Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtler
Makaleler / 19 Temmuz 2013 Cuma Saat 06:49
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anadili Kürtçe olanlar, anadili Türkçe olanlarla aynı haklara sahip değiller. Bırakın günümüzün temel insan hakları sözleşmelerini, insan hakları açısından son derece geri bir düzeyi temsil eden Lozan Barış Anlaşması’nın hükümlerine bile uyulmuyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurlarından 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın 39. Maddesi’nin 4. Fıkrası (ki Türk tarafının önerisi ile eklenmişti) “Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır” derken, 5. Fıkrası “Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır,” diyordu. Kısacası, Lozan Barış Antlaşması, kâğıt üzerinde Türkiye Cumhuriyeti uyruklu (vatandaşı) bir Kürt’ün, Kürtçe gazete çıkarmasını, Kürtçe televizyon yayını yapmasını, Kürtçe seçim propagandası yapmasını, mahkemede Kürtçe savunma yapmasını mümkün kılıyordu. 1923'ten beri Kürtlere tanınan bu haklar bir türlü verilmedi. Kürtler legal partileri olan HEP, DEP, KADEP, DTP her seferinde Kürtçe propaganda ve Kürtlerin haklarını savundukları için kapatıldı.  Onlarca milletvekilleri ve parti çalışanları hakkında davalar açıldı. Yıllarca hapis yattılar. En son BDP'yi de aynı bahanelerle kapatmaya çalıştılar. On bine yakın üyesini KCK adı altında özel savcıların kararıyla gizli tanıklar gösterilerek cezaevlerinde rehin tutuluyor. Savunmalarını dahi kendi anadillerinde yapılmasına izin verilmiyor. Kürtçe yayın yapan televizyonları, gazeteleri ve dergilerinin yayın yapılması engellendi. Yüzlerce Özgür Basın Çalışanı vahşice katledildi. Cezaevlerinde rehin tutuldu. Yüze yakın özgür basın çalışanı ve gazeteci hala cezaevlerinde rehin olarak tutuluyor. Kürtlerin kendi anadilleriyle ibadet yapmaları dahi engellendi. Kürt halkı buna karşı 'Sivil Cuma Namazları' kıldı. Devletin camilerine gitmedi. Kültürleri hor görüldü. Yaşanılmaz hale getirilmek için asimilasyon politikaları uygulandı. Kürt halkı 'Sivil İtaatsizlik' eylemleriyle cevap verdi. Yüz yıldır Kürt halkı boyun eğmedi, mücadelesinden vazgeçmedi. Bütün bunlar  Lozan Barış Antlaşması'nın sadece kağıt üzerinden olduğunu göstererek pratiğinin uygulanmamasından kaynaklanıyor.

Şark Islahat Planı, Madde 14

Kürtçe konuşmanın cezalandırılması fikri 13 Şubat 1925’te Şeyh Said Direnişi'ndan sonra ortaya çıktı. Direnişle  büyük bir telaş içine giren Kemalist kadroların ‘Kürt Meselesi’ni halletmek için yürürlüğe koydukları ve yakın tarihe kadar devletin Kürt politikasının ana çerçevesini oluşturan 15 Şubat 1925 tarihli Şark Islahat Planı’nın tümü çok vahim ‘tedbirler’ içeriyordu, Bu planın 14. Maddesini (sadeleştirilmiş Türkçeyle) aktaralım: “Aslen Türk olup Kürtlüğe yenilmeye başlayan Malatya, Elaziz, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısnımansur, Behisni, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayeti ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kurum ve kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda, Türkçeden başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emirlerine muhalefet etmek ve direnmek suçundan cezalandırılacaktır."

“Vatandaş Türkçe Konuş!”

1926’da toplanan Türk Ocakları Kurultayı’nda en büyük tartışmalar Türkçeden başka dillerin en çok da Kürtçenin konuşulmasını yasaklanması üzerine yapılmıştı. Örneğin kurultayın 28 Nisan günkü beşinci oturumunda konuşan Van Milletvekili İshak Refet (Işıtman) Doğu Anadolu’da yaşayan Kürt unsurların dillerini muhafaza ettikleri gibi, Karakeçililer, Serkanlar, Türkanlar gibi Türk kökenli topluluklarını Kürtleştirdiklerinden söz ediyor, bu konuda cezai tedbirler alınmasını öneriyordu. Ona göre Orta Anadolu’da yaşayan yerleşik Kürtler “nasıl olsa Türklerle sarılıyordur, boğulmaya mahkûm” idiler. Benzeri tartışmalar ertesi yıl da yapıldı. Türkçenin diğer dil topluluklarına zorla empoze edilmesinin zirvesini ise 1928’de başlayan “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyaları oluşturdu.

Her Kürtçe Kelimeye 5 Kuruş Cezası

Bu cezaların nasıl uygulandığına dair sözlü tarihten bir örnek verelim: “Kozluklu Mele (Hoca) Abdullah anlatıyor. 1940’lı yıllar. Diyarbakır’a gitmiş. Çarşıda Türkçe bilmediği için Kürtçe konuşuyor. Biri çarşıda kolunu tutuyor ve “Gel, belediyeden seni çağırıyorlar” diyor. Hoca, “Tû kîyî?” (Sen kimsin?) diye soruyor. Şahıs, “Ben belediye zabıtasıyım” diyor. Hoca, “Belediye reisi beni tanımaz ki beni çağırsın” dese de zorla Reis’in huzuruna çıkarılıyor. Reis, “Çarşıda Kürtçe konuşmuşsun. Her kelime için 5 kuruş para cezası vereceksin” diyor. Hoca itiraz etmeden cebindeki paraları masaya bırakarak, “Al sana para” diyor. Memur paranın üstünü vermeye çalışırken ekliyor: “Paralar sizde kalsın. Ben Türkçe bilmiyorum. Akşama kadar çarşıda Kürtçe konuşacağım. Senin zaptiye efendin de benimle gelsin. Akşam onunla sana geliriz. Ne kadar cezam varsa alırsın ve üstünü verirsin, ben de evime giderim.” (Bakış, 30 Haziran 1999.)

“Ka Nane Kî Bi Tirkî Bide”

Bir örneği de Diyarbakırlı yazar, araştırmacı Şeyhmus Diken anlatıyor: “Aklıma tek partili dönemin bir uygulaması takılıyor. Düşünmeden edemiyorum. Kürtçe konuşmak yasak! Ağızdan alenen duyulacak dozda çıkan her Kürtçe kelime için vatandaş ceza ödemekle mükellef. İspiyoncular çarşı Pazar fır dönüyor. Adamın evinde çocuklar aç. Fırına gidip ekmek almak lazım. Ama ekmeği istemek için de birkaç kelime Türkçe sözcük bilmek gerek. Adam çaresiz. Fırıncının karşısında ve “Ka nane kî bi Tirkî bide”. Fırıncı arif adam, halden bilen biri. “Ha ji tere nane kî bi Tirkî. Tercümesi şu: ‘Bana Türkçe bir ekmek ver.’ ‘Al sana Türkçe bir ekmek.’”

Anadili Kürtçe olanlar, anadili Türkçe olanlarla aynı haklara sahip değiller. Bırakın günümüzün temel insan hakları sözleşmelerini, insan hakları açısından son derece geri bir düzeyi temsil eden Lozan Barış Anlaşması’nın hükümlerine bile uyulmuyor. Anadilin seçmeli ders değil eğitim dili olmasının bir insan hakkı olduğunu hükümet başta olmak üzere çoğu kesimler tarafından kabul edilmiyor. Kürtçe televizyon ve radyo yayınlarında hala sınırlamalar var. Halka Kürtçe hizmet veren belediye başkanları görevlerinden alınıyor. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu yılın başında Konya'da bir kadın, 2 çocuğu ile Kürtçe konuştuğu için ‘gürültü kirliliği’ yarattığı gerekçesiyle 62 TL para cezasına çarptırıldı! 

Reşit Dilan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.