Umarız Bir Musibet AKP'yi Akıllandırır
Makaleler / 08 Temmuz 2013 Pazartesi Saat 14:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Arap devrimi derinleşiyor. Amiyane deyimle cin şişeden çıkmıştır. Artık halkları tatmin edecek bir demokratikleşme ve özgürleşme gelişmedikçe bu devrim dalgasının durulması mümkün gözükmüyor.

Arap devrimi derinleşiyor. Amiyane deyimle cin şişeden çıkmıştır. Artık halkları tatmin edecek bir demokratikleşme ve özgürleşme gelişmedikçe bu devrim dalgasının durulması mümkün gözükmüyor. Bu devrim dalgası demokratikleşme ve özgürleşmede tutarlı ve ısrarlı olmayan her gücü önüne katıp süpürecektir. Halkın özlemlerine cevap vermeyen ve anlamayanlar ayakta kalamayacaktır.

Ortadoğu tarihinde var olan toplumsallık ve bu toplumsallığın koşullandırdığı demokratiklik yeniden dirilmektedir. Bu gerçeği batı sosyal bilimi ile anlamaya ve yorumlamaya çalışanlar kesinlikle kaybedecektir.

Mısır devrimi özünde bir Ortadoğu devrimidir. Kürt devrimi kadar Ortadoğu’yu etkileyecek bir karaktere ve tarihsel temellere sahiptir. Bugün Mısır halkı ilk iktidarlaşmaların geliştiği coğrafyada iktidar zihniyetine karşı ayağa kalkmıştır. İlk Firavun’dan bugüne tüm Firavunların zulmünden intikam alırcasına ayağa kalkmıştır. Mısır devrimi özünde iktidar karşıtı bir devrimdir. Devletçi siyasete isyan edilmektedir. Bu devrim şahsında devletçi-iktidarcı sisteme karşı güçlü bir itiraz ve ayağa kalkış gerçekleşmiştir. Bu açıdan bu devrim sadece Hüsnü Mübarek ve Mursi’ye ya da darbecilere karşı bir direniş olarak anlaşılamaz. Böyle anlaşılması yüzeysel olur. Tarihten kopuk, tarihsel birikimden kopuk bir değerlendirme olur. Tüm Firavunlara karşı bir devrim geliştirilmektedir. Bundan sonra Ortadoğu'da hiçbir iktidar yerinde rahat oturamayacaktır.

İhvanı Müslim 70-80 yıl hep dışlanmış ve ötelenmiştir; iktidarların baskı ve zulmüne muhatap olmuştur. Buna karşı direniş göstermişlerdir. Son on yıllarda ABD ile ilişki geliştirip radikal özü törpülenmiş olsa da muhalif karakterini hep sürdürmüştür. Laikçi modernist iktidarlar çağdaşlık ve ilericilik adına siyasallaşmış İslami kesimler başta olmak üzere İslam’ı referans alan ve İslami söylemlerde bulunan kesimler üzerinde sürekli bir baskı kurmuşlardır. Bu yönüyle Ortadoğu tarihsel-toplumsal değerlerine, din olarak form kazanmış değerlerine yabancı iktidarlar, batı desteğiyle şimdiye kadar iktidarlarını sürdürmüştür. Ancak alttan alta toplumun huzursuzluğu sürmüştür.

ABD soğuk savaş döneminde “Yeşil Kuşak Projesi”ni geliştirme doğrultusunda İhvanı Müslim’le ilişkiler geliştirmiştir. Bu süreç aynı zamanda İhvanı Müslim’in radikalizminin törpülendiği ve kapitalist modernist sistemle barıştığı yıllardır. Kuşkusuz o yıllarda ABD Fethullah Gülen şahsında Türkiye’deki cemaatlerle de yakın ilişki kurmuştur. Bugün Fethullah Gülen’in “ABD İslam’ı” diyebileceğimiz bir ideolojik-politik çizgi tutturması böyle gelişmiştir. Ancak İhvanı Müslim ABD ile ilişki kursa da Fethullah Gülen Cemaati kadar ABD İslam’ı ya da modernist bir hareket haline gelmemiştir. İslam’ı referans alan ve batı değerlerine mesafeli tutumunu önemli oranda korumuşlardır. Bunda Seyit Kutup gibi radikal kuramcıların da etkisi vardır. Öte yandan Türkiye’deki İslamcı hareketlerden farklı olarak laikçi-modernist baskılara fazlaca maruz kalmış ve ağır bedeller ödemişlerdir.

Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde ABD’nin de etkisiyle belli düzeyde nefes almış olsalar da siyasette yer alma hırsları hiç azalmamış, toplumsal alanda laikçi modernist değerlere karşıtlık sürmüştür. Laikçi modernist değerlere karşı toplumsal muhalefetin merkezi her zaman ağırlıklı olarak İhvanı Müslim olmuştur. Kuşkusuz sol sosyalist radikal demokratlar da her zaman Mısır’da çok etkili olmasalar da varlık göstermişlerdir.

Soğuk savaşla birlikte sistem eski iktidar bloklarına desteğini azaltınca, radikal İslam kesimleri etkisizleştirmek için ılımlı ve batı modernizmiyle uzlaşacak kesimlerle iyi ilişki geliştirmek isteyince eski iktidar bloklarının dayandığı siyasal zemin zayıflamıştır. Klasik iktidar blokları; artık ne bu iktidarları destekleyen Batı’nın ne de  halkın beklentilerine cevap veren durumda değildir. Hatta ABD ve Batı toplumsal tabanı olan işbirlikçiler bulmak için bu iktidar bloklarını aşmayı gerekli görmektedir. Halk ise hem toplumsal olarak hem de siyasi olarak kendine yabancı bu iktidara karşı huzursuzluk içindedir.

Arap Baharı olarak adlandırılan halk hareketleri böyle bir ortamda başlamıştır. Siyasal İslamcılar bu ayaklanmalarda önemli bir rol oynamış olsalar da esasta tüm toplumsal hareketler bu ayaklanmalar içinde yer almıştır. Bu hareketler ABD ya da başka bir gücün planı ve desteği ile gelişmemiştir. Tamamen halkların, toplumsal kesimlerin mevcut iktidarlara karşı biriken tepkisinin dışa vurumu olarak gerçekleşmiştir.

Kuşkusuz Libya ile diğer ülkelerdeki durumu ayrı görmek lazım. Libya’da yaşananlar, hem Kaddafi’den kurtulmak, intikam almak, hem de Libya petrollerini denetimde tutmak için dış güçlerin komplosu olarak gerçekleşmiştir. Hatta Libya’ya saldırıyı Arap dünyasında gelişen halk hareketlerini saptıran ve bu hareketleri kendi kontrolleri altına almak için Batı’nın gerici bir karargahı haline getirmek istediği bir durum olarak tanımlamak mümkündür. Libya’ya müdahale, halk hareketlerinin gelişimini olumsuz etkilemiştir. Birçok kesimin Arap Baharı denen halk hareketlerine tereddütlü yaklaşmasını beraberinde getirmiştir.

İlk başlarda halk hareketleri olarak başlayan ayaklanmalara daha sonra ABD ve Avrupa çeşitli yol ve yöntemlerle müdahale etmiştir. Bu ayaklanmaları işbirlikçi siyasal İslam’a dayalı yeni Ortadoğu düzeni kurma doğrultusunda değerlendirmeye çalışmışlardır. Böylece toplumsal meşruiyeti olan işbirlikçilerle Ortadoğu'daki yerini sağlamlaştıracaktır. Zaman içinde işbirlikçi İslam dediklerini daha fazla terbiye etmediği takdirde kendi açısından tehlikeli olacağını düşünerek bazı tedbirler planlamaya ve uygulamaya başlamıştır. Suriye’deki siyasal İslamcıların başat güç olarak iktidara gelmesini engelleme; böylece Türkiye ile Arap dünyası arasında bir tampon bölge oluşturma bu tedbirlerden biri olarak görülmelidir.

Mısır’daki halk ayaklanması sonrası İhvanı Müslim iktidara gelmiştir. Ancak iktidara geldikten sonra demokratikleşmeyi geliştirip devrimi derinleştirme, böylece kendisi için de güvence olacak bir siyasal sistem kurma yerine, aynı AKP iktidarı gibi hegemonyasının olacağı bir siyasal sistem yaratma peşinde koşmuştur. İktidarını bunun için kullanmıştır. Böylece devrimi hırsızladığı gibi, baskıcı, despotik ve başka bir hegemonik sistem peşinde koşanlar için zemin olacak siyasal ortamın devamına yol açmıştır. Aynı AKP gibi kendine Müslüman kendine demokrat olma tutumuyla demokrasinin kendisine de lazım olacağını düşünmeden hareket etmiştir. Darbecilerin, her türlü hegemonik eğilimin beslendiği zemini korumuştur. Darbeyi bu çerçevede ele almak ve izah etmek gerekmektedir.

İhvanı Müslim’in devrimi derinleştirmeyen, böylece kendi hegemonyasını kurmak isteyen tutumunu gerekçe yapan ve fırsat gören ordu harekete geçip darbeyi yapmıştır. Bu darbe böylece Tahrir Meydanı’na çıkarak Mursi’yi protesto eden halk hareketini de saptırmış, provoke etmiş ve devrimin derinleşmesini boğmaya yönelmiştir. Darbe devrimin derinleşmesini boğmaya çalışan karşı devrimci bir harekettir. Kesinlikle hiçbir biçimde mazur görülmemesi gereken gerici bir harekettir. Bu darbe Mursi’nin hegemonya peşinde koşan tutumunu zayıflatmayacak, aksine bu tutumu sürdürmesine gerekçe olacaktır. Devrim ABD desteği ile denetim altına alınacak, derinleşmesine izin verilmeden sistemin Ortadoğu’daki varlığına güç katacak işbirlikçi rejimlerle sonuçlanacaktır. Bu darbe ile İhvanı Müslim ABD adına biraz daha terbiye edilecek ve sistemin terbiye edilen işbirlikçisi haline getirilecektir. Bu darbe bir yönüyle de İhvanı Müslim’in biraz daha törpülenerek sistem için tehlikeli yönlerini bırakmasını sağlayacaktır. Belki sonunda yine İhvanı Müslim iktidara gelecek ama bu tamamen ABD’nin kontrolüne girmiş bir iktidar olacaktır. Hatta zamanla AKP gibi modernizmin İslam bayrağı altında Ortadoğu’ya girmesinin ajanı konumuna gelecektir. Bu darbe, bunlar dışında hiçbir sonuç vermeyecektir. Devrimi önleyen ve işbirlikçi iktidarlara dayanan bir Ortadoğu düzeni kurulmasına hizmet edecektir. Böylece Ortadoğu’daki tüm İslami muhalif kesimleri de terbiye edip tamamen kontrolüne alacağı bir toplumsal psikolojik siyasal zemin yaratmış olacaktır.

Kuşkusuz Mısır’daki darbe, bazı alanlardaki İslami hareketleri belli yönleriyle zayıflatacaktır. Böylece siyasal İslam’ın daha fazla sistem kontrolüne girmesine yol açacaktır.

Bu durum AKP iktidarı açısından da uyarıcı olmaktadır. Hegemonya peşinde koşmasının kendisine de faydası yoktur. Sadece demokratikleşme kendilerinin güvencesi olabilir. AKP kaygı ve kuşku ile yaşamak ve her muhalefeti kendine karşı bir komplo olarak suçlar gibi bir duruma düşmek istemiyorsa köklü demokratikleşme adımları atmalıdır. Bu demokratikleşme AKP için de gereklidir. “Bir gün bana da lazım olur” diye demokratikleşme adımlarını köklü atmalıdır. Artık hegemonik düzen peşinde koşmanın kimseye yararı yoktur. Mevcut anlayışla hareket etmek kısa sürede bazı avantajlar sağlayabilir ancak orta ve uzun vadede AKP’ye de zarar verir. AKP bunu görmelidir.

Mursi bu yönüyle de AKP gibi demokratikleşme geliştirip herkesin kendi görüşüyle sistem içinde yer almasını sağlama yerine, hegemonya peşinde koşmuş, başka bir hegemon gücün darbesiyle karşılaşmıştır. Kuşkusuz bu darbe de uzun sürmeyecek, halkın tepkileriyle geri adım atacaktır. Ancak demokratikleşme tam sağlanmadığı müddetçe Mısır durulmayacaktır. Devrimler, karşı devrim ve hegemonya peşinde koşan güçler arasındaki mücadele gerçek demokratikleşme sağlanana kadar sürecektir. AKP hükümeti için Mısır’daki musibetin bin nasihatten daha etkili olacağını düşünüyoruz.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.