Dersim Soykırımı ve Bugünkü Dersim Gerçeği
Makaleler / 07 Mayıs 2013 Salı Saat 16:32
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Laç deresindeki bir mağarada kadın ve çocuk yüzlerce Dersimlinin katledilmesi bulgularıyla ortaya çıktı.


 
Dersimliler son yıllarda Dersim soykırımını daha fazla tartışıyorlar. Bu yıl 4 Mayıs’ta Dersim Soykırımı daha fazla tartışıldı. Bu soykırım tartışıldıkça ve ayrıntılarına inilerek işlendikçe yeni gerçekler, bulgular ortaya çıkmaktadır. Laç deresindeki bir mağarada kadın ve çocuk yüzlerce Dersimlinin katledilmesi bulgularıyla ortaya çıktı. Dersim’de birçok mağaranın böyle insan kemikleriyle dolu olduğu bilinmektedir. Dersimliler alçak sesle, gizliden gizliye mağaralarda Dersimlilere neler yapıldıklarını anlatmışlardır. Bu nedenle bu yönlü birçok öyküyü Dersimlilerden dinlemek mümkündür.  Kaldı ki devletin en üst kademelerinde sorumluluk yapmış, bir dönemin değişmez dışişleri bakanı (dışişleri bakanları her zaman devlete çok bağlı ve devletin kirli sırlarını saklayabilen insanlardan seçilir) İhsan Sabri Çağlayangil yaptığı bir röportajda “Dersim Kürtleri çoluk çocuk mağaralara doldurularak fareler gibi zehirlendi” itirafını yapmıştır. İnsanlık suçu olan, şimdi uluslararası insan  hakları mahkemesinde yargılama konusu olan zehirli gaz kullanımı Dersimliler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Dersim 1938’in bir soykırım olduğu gerçeği bu sözler ve yapılanlardan da çok iyi anlaşılmaktadır. İhsan Sabri Çağalayangil’in konuşmasında “Dersim Kürtleri fareler gibi zehirlendi” denmesi, Dersimlilierin esas olarak neden soykırıma uğradıklarını ortaya koymaktadır. Kuşkusuz Dersim Kürtlerinin Alevi olması bu katliamın daha acımasız yapılmasında etkileri olmuştur. Çünkü Dersim Kürtlüğü Türk devletinin yaratmak istediği Türk-İslam projesine her yönden karşıtlık gösteren ve ortadan kaldırılması gereken bir unsur olarak görülmüştür. Ancak ulus-devlet gerçeğinde esas olarak etnik temizlik yapmaya öncelik verildiği de tarihsel ve bilimsel bir gerçekliktir.

Dersim halkı 1938 yılına kadar özerk bir biçimde yaşamaktadır. Özgünlüğünün özerkliğini yaşayan bir Dersim gerçeği vardır. Kapitalist modernitenin icadı olan ulus-devlet, tüm halklar ve uluslar içindeki tüm özgünlükleri ortadan kaldırmak, tek etnisteli, tek inançlı, tek kültürlü bir ulus yaratmayı hedeflemiştir. Bu nedenle kapitalist modernite çağı aynı zamanda kültürler mezarlığı çağıdır. Kapitalizmin ve kapitalist modernitenin ne kadar ilerici olup olmadığı ya da ne kadar insanlık dışı olup olmadığı bu gerçeklik içinde daha iyi anlaşılabilir. Tarihin hiçbir çağında kapitalist modernite çağı kadar kültür düşmanlığı ve kültür katliamı yaşanmamıştır. Binlerce yılda ortaya çıkan ve kendisini koruyan kültürler kapitalist modernite çağında öldürülmüş ve yok edilmiştir. Aslında kültürlerin ölmesi insanlığın ölmesi ve öldürülmesidir. Kültürel zenginlik içinde yaşayan insanlığın ulus-devletler çağının kültürler çoraklığına mahkum edilmesi gerçeği söz konusudur. Ne uğruna! Tabii ki en fazla kar yapma uğruna!


Dersimliler de kapitalist modernite çağında bu kapitalist modernitenin ve ulus-devlet fitnesinin Türkiye’de hakim zihniyet haline gelmesine kadar özerk ve özgür yaşayan bir toplumdu. Bu yaşamını da demokratik komünal değerlerle sürdüren ahlaki ve politik bir toplumdur. Toplum üstünde toplumu yöneten, yargılayan kurumlar yoktur. Aşiret reisleri ve din büyükleri olsa da bunlar toplum üzerinde hegemon olmayan, ama günümüz deyimiyle toplum üzerinde demokratik otorite olan Akil İnsanlardır. Seyit Rıza’nın bir karar alırken çevresindeki köylere danışması öyküleri de bunun ifadesidir. İster olsun ister olmasın Seyit Rıza adına bu tür öyküler söylenmesi o toplumun gerçeğini anlatmaktadır. Belki aşiretler arası sorunlar ve kavgalar vardır; ancak her aşiret kendi içinde bir demokratik komünal karaktere sahiptir. Zaten aşiret üyelerine değer veren, onlarla belirli düzeyde demokratik ilişki içinde olan ve yararlılığıyla toplum tarafından otorite olarak tanınan kişilerdir. Otoriteleri zora değil, yararlılığa dayanmaktadır. Hegemon bir ilişkiden çok yararlı hiyerarşi olarak tanımlanan bir konumda bulunmaktadırlar. Son dönemdeki bozulmuş hallerinden önceki aşiret yapılarında yararlı hiyerarşi denilen böyle bir otorite gerçeği olduğu sosyal bilimler tarafından ortaya konulmaktadır.


Dersim soykırımı döneminde Türkiye yönetimleriyle Dersim’in ileri gelen insanları karşılaştırıldığında Dersim toplumunun liderleri Türkiye toplumunun liderlerinden  katbekat daha ilerici, demokratik ve özgürlükçüydü. Eğer bir çağ dışılıktan söz edilecekse çağ dışı olan Türk devlet yöneticileridir, Dersim toplumunun liderleri değil. Kültürel soykırım zihniyetine sahip olan devletleri yönetenler ve bireyler kadar gerici ve zalim kişilik, kimlik ve kurumlar yoktur. Bu açıdan Türk devletinin Dersim’i “çağdaşlaştırması” harekatı ve operasyonu bu gerçeğin çarpıcı ifadesidir. İşte kapitalizmin ve kapitalist modernitenin çağdaşlık olarak insanlığa sundukları tam da Dersim soykırımında Dersimlilere sunulanlardır. Bu açıdan çağdaşlık ve çağ dışılık, gericilik ve ilericilik kavramları Dersim gerçeğinde irdelenip, bir daha sorgulanabilir. Özellikle bir kısım Alevilerde saptırılmış çağdaşlık ve ilericilik kavramlarının da bu gerçeklik ışığında sorgulanması gerekmektedir. Çünkü Alevilerin zaman zaman söz ettikleri çağdaşlık ve ilericilik aslında Dersim katliamını yapanların sözünü ettikleri ilericiliği ve çağdaşlığı hatırlatmaktadır. Doğrudur, Alevilerin daha ilerici ve çağdaş karaktere sahip özellikleri vardır. Bu karakterleri de yeni değildir. Aslında binlerce yıl bu yönlü özelliklere sahip olmuşlardır. Aleviler 1938’den sonra değil, esas olarak da 1938 öncesi ilerici, çağdaş ve demokratik zihniyete sahiptiler. Eğer bugün Dersimliler ve bir bütün olarak Alevi toplumu demokratik özgürlükçü zihniyete yatkınlarsa bunun kaynağı 1938’ler öncesi gerçek anlamda Dersimlilerde ve Alevilerde var olan anlayıştır. Bu gerçeklik görülmeden Dersimliliği ve Aleviliği anlamak mümkün değildir.


Dersim soykırımı çok büyük bir olaydır. Kürtler ve Alevilere yönelik en büyük katliamdır. Osmanlı döneminde ya da öncesinde bile Alevi Kürtler bu düzeyde bir soykırım uygulamasıyla karşılaşmamışlardır. Bir bölge bu düzeyde tümden ortadan kaldırılmak istenmemiştir. Dolayısıyla Dersim soykırımı hala gerekli düzeyde, ciddiyette ve ağırlıkta ele alınmamaktadır. Sanki beş-on bin kişi öldürülmüş gibi yaklaşılmaktadır. Dersim’de tabii ki 70-80 bin insanın öldürülmesi, katledilmesi söz konusudur. Ancak her şeyden önce bu sayıda ölüme neden olan zihniyet ve politika daha tehlikeli, daha alçakça ve insanlık dışıdır. Bir kök kazıma, yani soykırım amaçlanmıştır. 1938 sonrası politikalar da tamamen bir soykırım politikasıdır. Fiziki soykırım uygulamalarını bırakmamakla birlikte esas olarak kültürel soykırım hedeflenmektedir. Zaten kapitalist modernite çağında fiziki soykırımlardan çok kültürel soykırımlar ağırlıklıdır. Bugün Dersim’de 1937 zihniyeti devam ediyor. Dersim dili, kültürü, coğrafyası ve demografik yapısıyla tümden soykırıma uğratılmak isteniyor. Zazaca’nın kaybolan diller içinde olması bunun en somut ifadesi değil midir? Bu dili ve kültürü ayağa kaldırmadan, Zazaca eğitim dili haline getirilmeden bu soykırım durdurulamaz.
Dersim soykırımı şimdi tartışılıyor. Dersim halkında (İhsan Çağlayangil’in dediği gibi gazla fare gibi zehirlenen Dersim Kürtlerinin torunlarında) soykırıma karşı bir duyarlılık ve soykırım bilinci gelişmiştir. Bunlar olumlu gelişmelerdir. 38 soykırımının hedeflediği Tuncelilik (Dersim gerçeğinin başkalaşıma uğraması) başarıya ulaşmamıştır. Artık Dersimlilik yavaş yavaş ayağa kalkıyor. Her ne kadar CHP yoluyla soykırımcı devletle birlikte yaşatılmak ve 1938 soykırımı böyle sürdürülmek istense de bu politikanın sonuna doğru gelinmiştir. Kamer Genç’te somutlaşan Tuncelilik yerini Dersimliliğe bırakmanın sürecine girmiştir. Kamer Genç zihniyeti toplumu aldatmaya yönelik kimi şovlarla ömrünü uzatmaya çalışsa da bunlar nafile çabalardır. Dersim kültürü mutlaka ayağa kalkacaktır. Dersim’deki heybetli Seyit Rıza heykeli bu durumun somut ifadesidir.  

Ancak soykırım bilincinin daha kapsamlılaşması ve derinleşmesi gerekir. Nasıl ki Yahudiler, Ermeniler kendilerine uygulanan soykırıma karşı duyarlıysalar tüm Dersimliler de (kuşkusuz tüm Kürt halkı ve tüm demokrasi güçleri de) artık bu duyarlılığa sahip olmalıdırlar. Bu duyarlılığı geliştirmek kuşkusuz Dersim içine sokulan CHP barajlamasının ve hançerinin etkisizleştirilmesi gerekir. Bugün Dersim’de kültürel soykırım uygulaması olan barajlar bile CHP’nin hazırlayıp, uyguladığı Şark Islahat Plan hedeflerinin uygulanmasıdır. Dolayısıyla kültürel soykırım bilinci ve gerçeği bugünkü CHP gerçeğini anlamak ve bilince çıkarmakla mümkündür. AKP karşıtlığı üzerinden bu bilincin engellenmesine müsaade edilmemelidir. Tabii ki AKP zihniyeti ve politikası eleştirilecektir. Ancak esas olarak Dersim’de bugüne kadar uygulanan devlet politikasının teşhir edilmesi ve bu politikayı bugün farklı hala savunan CHP gerçeğinin ortaya konulması gerekir. Kuşkusuz AKP hala bu devlet politikasını bırakmak istemiyor. CHP’nin zihniyetini yeni koşullarda ve farklı yöntemlerle pratikleştirmek istiyor. CHP bunu açıkça ifade ederken, AKP daha politik ve hesaplı biçimde bu işi yürütmek istiyor. Kültürel soykırım zihniyetini açıkça savunana tutum alınmazsa, buna tutum konulmazsa gizlisine, örtülüsüne ve farklı biçimde yürütülenine karşı çıkmak zor olur. Çünkü açığı bilince çıkarılmadan örtülüsü nasıl bilince çıkarılacaktır?


Katliamdan değil, soykırımdan söz ediyoruz. Dersim’deki uygulamayı katliam kavramı karşılamıyor. Soykırım kavramı tam da Dersim’deki uygulamayı ifade ediyor. Bu nedenle tüm Dersimliler bu ağırlığı hissetmelidir. Dersim soykırımını zihniyette bilince çıkartmak ve bunu uluslararası platformlarda da kabul ettirme çabası içinde olunmalıdır. Soykırımı hem Türkiye hem de tüm dünya haklarına kabul ettirmek gerekir. Bu açıdan bir soykırım diplomasisi de gereklidir.


Kürt sorunu Dersim soykırımı itiraf edilmeden, Dersim üzerindeki tüm uygulamalar ortaya çıkarılmadan çözülemez. Dersim başta olmak üzere Kürtler üzerindeki tüm soykırım politikaları, katliamlar gözler önüne serilip, mahkum edilmeden Kürt sorunu çözülemez. Çünkü eski zihniyet ve uygulamalar tümden mahkum edilmeden bu zihniyet ve politikaların bırakıldığı ve ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez. Zaten Kürt Halk Önderi Dersim soykırımı başta olmak üzere tüm baskı, zulüm ve katliamlar sorgulanarak açığa çıkarılıp, yargılanmadan sorunun kalıcı ve gerçek çözüme kavuşmayacağını söylemektedir. Bu nedenle yıllardır hakikatleri araştırma ve adalet komisyonunun kurulması ve gerçeklerin açığa çıkarılıp, sorunluların yargı önüne çıkarılmasını istemektedir. Kuşkusuz bu fiziki cezalandırma amaçlı bir yargılama değil, zihniyet ve politikaları mahkum eden ve tarihin karanlıklarına gömen bir yargılama anlamına gelecektir.


Mustafa Karasu



Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info



Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.