Kürdistan’ın Eşsiz, Nadide Florası
Ekoloji / 19 Şubat 2010 Cuma Saat 08:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürdistan’da değişik yükseklik ve şekillerde arazilerin bulunması, doğal bitki örtüsünün zengin olmasını beraberinde getirmiştir.

Kürdistan’da değişik yükseklik ve şekillerde arazilerin bulunması, doğal bitki örtüsünün zengin olmasını beraberinde getirmiştir. Fakat meşe (mazi, palamut), çınar, söğüt, kavak, alıç, ardıç ve ceviz gibi ağaçlar giderek azalmaktadır. Yine bu zengin bitki örtüsü içinde yaşayan dağ keçisi, ayı, kurt, tilki, vaşak, porsuk, sansar, tavşan, keklik, ördek, kaz, turaç, bıldırcın, turna ve daha pek çok hayvan da hem sayıca hem de tür olarak hızla azalmaktadır. Nadir bulunan ve nesli tehdit altında olan binlerce bitki de vardır.  Bu bitki türlerinin kaybolması ve beraberinde ekosistemlerin bozulması önemle üzerinde durulması gereken sorunlardandır.

 

Günümüzde geçerli bilgilere göre yeryüzünde mevcut 300.000 bitkinin yüzde 10’u üzerinde çalışılmıştır. Genel olarak tüm eksikliklere rağmen ancak 25000-30000 bitki üzerinde çalışma var. Yabancı araştırmacılar 19. yüzyıldan başlayarak Kürdistan’a yaptıkları çeşitli bilimsel gezilerle topladıkları bitkileri yurt dışına götürerek değerlendirmişlerdir. Günümüze kadar Kürdistan’da bu yönlü yapılan araştırmalar, Kürdistanlılar tarafından pek bilinmemektedir. Bu yönlü, “hangi bitki nerede yetişmekte, türü tükenen bitkiler hangileri, neden tükeniyorlar, doğal alanlar koruma altına alınmış mı, bu işleri kimler yürütüyor?” gibi pek çok soru sorulabilir. Bu konuların önemle ve aciliyetle ele alınması gerekmektedir. Kürdistan’daki bazı üniversiteler bu yönlü araştırma ve incelemeler yapmaktadır. Fakat doğa gibi hassasiyet isteyen, duygu isteyen ve tek başına analitik zekanın eline bırakılamayacak bir alanı salt “bilimsel” kurumların, devlet kurumlarının araştırmalarına bırakmanın doğru olmayacağı açıktır. Toplumun ve topluma ait oluşumların da bu araştırmalarda ve doğayı korumaya almada rolü olmalıdır. Toplum aynı zamanda doğanın da savunma gücü olabilir. Bir kaçını kısaca sıraladığımız yöreler dışında Kürdistan’ın dört parçası botanik zenginliğe sahiptir. Fakat başta savaşlarda kullanılan silah ve bombalar, Kürdistan bitki örtüsünü, bitki hazinesini, orman çeşitliliğini ve sıklığını yine hayvan varlıklarını yok etmektedir. Yanı sıra kurulan barajlar hem tarihi hem de doğal yaşam alanlarını yok etmektedir. Ama Kürdistan tarihte olduğu gibi yine doğuşun ve umudun coğrafyası olmaya devam etmektedir. 

 

Kürdistan flora (bitki örtüsü) yönünden kendine özgü bir coğrafyaya sahiptir. Anadolu’da bulunan bitkilerin yaklaşık yüzde 35'i Kuzey Kürdistan’da yayılım göstermektedir. Bu coğrafyaya özgü olan bitki türlerinin yüzde 86'sının Semsûr (Adıyaman), yüzde 81'inin Antep, yüzde 71'inin Mardin, yüzde 66'sının Amed, yüzde 61'inin Siirt ve yüzde 58'inin Urfa'da olduğu çeşitli araştırmalarda belirtilmektedir. Yine aynı coğrafyanın gül türlerinin yüzde 56’sı ile papatya türlerinin yüzde 46’sı Kürdistan’da yetişmektedir. Kısaca bazı yörelere bakarsak;

 

Van Gölü'ndeki 4 adada yapılan incelemeler sonucunda 190 cinse ait 346 bitki türünün yetiştiği söylenmektedir. Yine Van’a komşu Hakkari’nin yüksek kesimlerinde yetişen nadide nergis ve süsün çiçekleri, güzelliği ve zarafeti yanında şifa kaynağı olarak da değerlendiriliyor. Nergis çiçeğinin kurutulup içildiğinde ağrı kesici etkisinin olduğu araştıran uzmanlarca ifade edilmektedir. Ama bunun da ötesinde dayanılmaz güzellikte bir kokuya sahip süsün çiçeği ise nefes açıcıdır.  Dünyada yalnızca Kürdistan’da yetişen “şilêr” (ters lale) çiçeği aynı sap üzerinde duran dört lalesiyle dört parça Kürdistan’a benzetilir. Özellikle Hakkari ve Van çevresinde yetişen ‘ters lale’ yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Her sabah içinden su sızdığı için ‘ağlayan lale’ olarak da adlandırılan ters laleyi Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın çarmıha gerilişini simgelediğine inandıkları için kutsal kabul ediyor. BM’nin parasal desteğiyle Hakkari’de üretilmesi için özel alanlar kurulan ters lale, kaçakçılar tarafından sökülmektedir. Bu durumun devam etmesi halinde 10 yıl sonra ters lalenin bu alanlarda yok olabileceği söylenmektedir.

 

Urfa'da bitkiler üzerine son on yılda yapılan çalışmalarda 700 bitki çeşidine rastlanılmıştır. Özellikle Karacadağ'da 1000’e yakın bitki çeşidi olduğu tahmin ediliyor. Genel olarak Urfa'da 1500’e yakın çeşit bulunmaktadır. Ayrıca yapılan araştırmalarda, yüz yıldır varlığına rastlanmayan ve soğanlı bir bitki olan ‘Mezopotamya Sümbülü’ne rastlanılmıştır. Bunun gibi akyıldız, dağ sümbülü, taş sarımsağı, Halep lalesi, kar çiğdemi ve Karacadağ süseni gibi bitkileri de bulunur. Dünyada yalnızca Urfa'da yetiştiği bilinen ve 116 yıl önce keşfedilen “Mezopotamya sümbülü''ne, Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerince yapılan bir araştırmayla yeniden rastlanır. 4 yıl boyunca sürdürdükleri araştırma sonucunda, literatürde ‘Scilla Mesopotamica Speta'' olarak adlandırılan çiçeğe, Halfeti ilçesi yakınında rastlanılmıştır. Bitki, Alman eczacı ve bitki toplayıcısı Paul Sintenis tarafından ilk kez 1888 yılında Halfeti'den toplanır ve çiçeği, 1977 yılında “Speta'' isimli yabancı bir araştırmacı tarafından bilim dünyasına tanıtılır. Adını yetiştiği bölgeden alan Mezopotamya sümbülü, bugün yalnızca Halfeti'de yerel bir yayılış alanına sahip durumdadır.

 

Yine Halfeti’de görülen mikroklima iklimi sayesinde bölgede yetişen siyah güller herkesin ilgisini çekmektedir. Yöreye özgü olan siyah güller gonca iken siyahtır. Bahar ve sonbaharın ilk günlerinde yetişiyor. Bu nadide siyah güllerin, kesilip başka yere götürüldükten sonra rengini değiştirdiği, tohum olarak başka bir bölgeye ekildiğinde de siyah açmadığı belirtiliyor.

 

Semsûr’da Semsûr lalesi (Fırıtıllaria Persica), Ağlayan gelin (Fırıtıllaria İmperialis), Ayı üzümü, Sumak, Sakız, Melengiç, Ardıç, Çam, Sedir, Çayır otları, Domuz ayrığı, Geven, Sütleğen, Orman çileği, Menekşe, Sarmaşık, Gıcır, Kekik, Eğrelti ve Yavşanlar bitkileri yetişmektedir.

 

Siirt’te orman arazileri, açık otlaklar ve meralar flora (bitki örtüsü) ve fauna (bir yöredeki hayvanların tümü) bakımından zengindir. Bölgede doğal olarak bulunan kültüre alınmamış tıbbi bitki yoğundur. Kuşburnu, kekik ve son zamanlarda kullanım alanı yaygınlaşan ve aranan bitki türlerinden meyan ve kapari yörede bol miktarda bulunan aromatik bitkilerdir.

 

19. yüzyıl ‘Diyarbekir salnameleri’nde, ‘gülistanlar tesis ve teksir edilmiştir’ ibaresi geçmektedir. Amed’le ilgili kitaplarda Amed’de yetişen 24 gül ismi verilmektedir.

 

Bitki örtüsü bakımından çok zengin olan Munzur Vadisi Milli Parkı florasında 1518 çeşitli bitki kayıtlıdır. Munzur Dağları’ndan başka hiçbir yerde bulunmayan endemik (yöreye özgü) bitkiler arasında; Çan Çiçeği, Erzincan Kirazı, Bindebir Keklik Otu, Munzur Kekiği, Munzur Düğün Çiçeği, Dağçayı, Munzur Dağı Oltuotu ve Menekşe sayılabilir.

 

Kars’ta bitki çeşitliliği oldukça fazladır. İlkbaharda karın erimesiyle meralarda çok miktarda çiğdem görünür. Yabani armut, elma ve vişnelere rastlanılmaktadır. Kuşburnu, kekik, salep yörede bol miktarda bulunan aromatik bitkilerdir. Kars balı da bu zengin floradan elde edilir.

 

Elazığ’da çeşitli türlerde buğdaygil ve baklagil, yem bitkileri, kuşburnu, kekik, geven bol miktarda bulunur. Işkın, soğanımsı bitkilerden ilaç sanayinde kullanılan dombala, meyvesi kahve yapımında kullanılan menengiç ağaçları vardır.

 

Bitlis yine flora ve fauna bakımından zengindir. Üçgül ve yonca bölgede doğal olarak bulunan bir yem bitkisidir. Kuşburnu ve kekik yörede bol miktarda bulunan aromatik bitkilerdir. İlkbaharda okşin, jal çiviş olarak adlandırılan bitkiler  dağlarda bol miktarda bulunur. Yayla balı bu yerel floradan elde edilmektedir.

 

Malatya’da; meşe, ahlat (yabanarmudu), alıç, kara çalı, sakız ağacı, keven, potaryum, ayrık, kekik ve yumak otu başlıca yetişen zengin bitkilerdir. Muş otlak ve mera alanı bakımından oldukça zengin olup; buğdaygil yem bitkileri (Kamışsı Yumak, Kılçıksız Brom, Çayır Üçgülü, Domuz Ayrığı, Mavi Ayrık, Yüksek Otlak Ayrığı vb), Baklagil yem bitkileri (Adi Yonca, Şerbetçi otu yoncası, Geven, tarla Üçgülü, Melez Üçgül, Kekik, Çayır Düğmesi vb.), Köpek dişi, koyun yumağı, çayır sazı, vb. bitkiler botanik zenginliğini oluşturmaktadır. Ardahan’da yaban eriği, ahlat, üvez, karaçalı, laden, böğürtlen, kuşburnu, yaban gülü yaban fıstığı ve otsu türlerden üçgül, karanfil, ayı üzümü, çan çiçeği, kuzu kulağı, salkım otu, geven, çilek, düğün çiçeği, salan pençesi, kekik, gelincik bulunmaktadır. 600 adet çeşit polen veya ballı bitki mevcuttur. Iğdır’da Korunga, fiğ, çayır salkım otu, sinir otu, hindiba, aküçgül, şerbetçiotu, geven, leylek dagası, kağıt otu, sarı çiçekli civan perçemi, krizanten, çoban çantası, ballıbaba, domuz ayrığı gibi çayır mera bitkileri  bölgede doğal olarak bulunan bitkilerdir. Erzurum orman arazileri, açık otlakları ve meraları flora ve fauna bakımından zengindir. Korunga, aküçgül  bölgede doğal olarak bulunan bir yem bitkisidir. Kapari, kuşburnu, kekik, salep  yörede bol miktarda bulunan aromatik bitkilerdir.

 

 

Pelin Dicle

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.