Sömürgecilerin Ortak Kültürü: Soykırım
Serbest Yazılar / 18 Nisan 2013 Perşembe Saat 15:16
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Saddam rejiminin Kimyasal Alileri, günümüzde, karşımıza Kimyasal Necdetler, Kimyasal İdris Naim Şahinler ve Kimyasal Esadlar olarak ortaya çıkıyor.

Ortadoğu’da Kürtler üzerinde hâkim olan ulus-devletler Kürtler üzerindeki soykırım tehdidini hiçbir zaman göz ardı etmemişlerdir. Bazen fiziki, bazen siyasi, sürekli bir şekilde de düşünsel olarak bunu sürdürmüşlerdir. Saddam rejiminin Kimyasal Alileri, günümüzde, karşımıza Kimyasal Necdetler, Kimyasal İdris Naim Şahinler ve Kimyasal Esadlar olarak ortaya çıkıyor.

Soykırım mantığı ulus-devletlerin yapısal karakterinde var olan, sürekli bir tehdit  ve kendini var etme aracı olarak elde tutulur. Kapitalist Modernitenin bu tehdidi ulus-devletler var oldukça da süreceğe benziyor.

1983-88 yılları arasında Saddam rejimi tarafından 182 bin Kürt katledildi.

16 Mart 1988’de Güney Kürdistan’da, Halepçe’ye kitle imha silahlarıyla bir saldırı gerçekleştirildi ve saldırı sonucunda, beş binden fazla Kürt katledildi.

14 Nisan 2009 yılında Kuzey Kürdistan’da veTürkiye’de hala devam eden siyasi soykırım devreye sokuldu.On binlerce Kürt siyasetçi KCK adı altında tutuklanıp cezaevine konuldu.

14 Nisan 2013 Güneybatı Kürdistan’da Esad rejimine bağlı güçler, Heddad köyüne uçaklarla saldırdı. Onlarca ölü ve yaralı. Aynı zamanda Esad rejimi,  Halep’te Kürtlerin yaşadığı mahalleye kimyasal silahlarla saldırdı.

Yakın tarih boyunca Kürdistan’da Kürtlere yönelik soykırımlar saymakla bitmez elbette. 14 Nisan hem Güney Kürdistan hemde Kuzey Kürdistan’daki soykırımları anma ve kınama günüydü. Bu soykırım olaylarının anıldığı gün Rojava Kürdistan’ında bir katliam daha yaşandı. Tarih yine 14 Nisan ve yine tesadüf değildir. Soykırımlar ve katliamlar yüzyıllardır Kürtlere hatırlatılıyor ve bu toplumsal bellek sürekli taze tutulmaya çalışılıyor. Kürtlere hala “sizi heran soykırımdan geçirebiliriz” hatırlatması yapılarak asimilasyon ve yıldırma politikaları hayata geçiriliyor.

16 Mart 1988 tarihinde, Halepçe’de beş binden fazla Kürt katledildi. Halepçe dile getirilirken göz ardı edilen 1988’e kadar olan olaylara bakmak gerekiyor. Saddam rejimi 1983’ten itibaren kimyasal silah denemeleri yapmış ve bunların etkilerini Kürtler üzerinde görmek istemiştir.

“Klor gazı, hardal gazı, siyanür gazı, sinir gazı gibi gazlardan, hangisi daha öldürücüdür? Hangi hava koşullarında, hangi gazı kullanırsak, kitlesel bakımdan daha büyük ölümler meydana gelir? Boğucu, yakıcı, kan zehirleyici gazlardan, sinir gazlarından hangisi, daha kısa zamanda, daha çok, daha kitlesel ölümler meydana getiriyor? Bu kimyasal ve biyolojik silahlarkullanıldığında toplum üzerinde nasıl etki yaratmaktadır? Biyolojik silahlar ne tür sakatlıklar meydana getirmektedir?”

Batı ülkelerinde fareler üzerinde yapılan bu deneyler, Kürdistan’da Kürtler üzerinde yapıldı. Kürt köylerinde ve cezaevindeki Kürt mahkûmlar üzerinden sonuç alınmak istendi. Bu süre zarfında (1983-1988) 182 bin Kürt katledildi. Bu zamana yayılmış bir soykırımdı.

Dünya devletleri, Kürtlere reva görülen bu soykırımlara, her zaman ki gibi sessiz kalmayı tercih etti. Yahudilere, Ermenilere yapılan soykırımlar dile getirilir, sinema filmlerine konu edinir, hesabı sorulur ama Kürtlere yapılan ve günümüzde hala geçerliliğini koruyan soykırım tehdidine, bütün dünya sessiz kalır. Türkiye’de hala “Sözde Halepçe Katliamı” diye söz edilir ve protesto edenlere, kınayanlara hapis cezaları verilir.

Enfal Askeri Hareketi, olarak adlandırılan soykırım harekâtında, Türk Devleti’nin parmağının olduğu inkâr edilemez bir gerçekliktir. Halepçe katliamının hemen sonrasında, Saddam Hüseyin kimyasal silah kullanmadığını iddia ederken, saldırıdan kaçıp Türkiye’ye sığınanların, Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından tedavi edilmesine karşı çıkılıyordu. Hatta Türk devleti, hazırladığı sahte raporlarla “kimyasal silah kullanıldığına dair bulgulara ulaşılmamıştır” diyordu.

Halepçe’de soykırım yaşanırken, Kürtler katledilirken, Kuveyt’te İslam Konferansı 52 sahte Müslüman devleti ve kan emicisiyle toplantıdaydı. Türk devletini temsilen, Türk Cumhurbaşkanı Kenan Evren temsil ediyordu. İslam Konferansının bu soykırım karşısında ne bir tepkisi, nede ufacık bir eleştirisi oluyor. 52 üyeli İslam Konferansı bu tavır ve tutumuyla Saddam Hüseyin’den hiçbir farklarının olmadığını ve kendilerinin de aynı karaktere ve kafaya sahip olduklarını göstermişlerdir.

Soykırım Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 9 Aralık 1948’de kabul edilmesine rağmen, sözleşme ancak 12 Ocak 1951’de yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye göre soykırım, bir milli, etnik, ırki veya dini bir grubu, grup olarak kısmen veya tamamen yok etmek amacıyla yapılan eylemdir. Buna göre;

a)    Grup mensuplarını katletmek

b)    Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zararlar vermek

c)    Grubun bedensel varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasten tabi tutmak

d)    Grup içinde doğumları önlemek kastıyla önlemler almak

e)    Grubun çocuklarını başka bir gruba nakletmek

Fiillerin herhangi birinin gerçekleşmesi halinde, soykırım suçu işlenmiştir.

Güney Kürdistan’da, Enfal Askeri Harekâtıdâhilinde bunların hepsi Kürtler üzerinde uygulanmış ve bunlar belgelerle ispatlanmıştır. Halepçe’de hala çocuklar sakat doğmaktadır. Harekât dâhilinde, yaşları 14 ile 29 arasında değişen Kürt kızları Mısırdaki gece kulüplerine ve genel evlerine satılmışlardır.

Anması her yılın 14 Nisanında yapılan Güney Kürdistan soykırımı, 2009’un 14 Nisanında kendisini Kuzey Kürdistan’da farklı bir kılıf, taktik ve yöntemle ortaya koydu.  Bu sefer Saddam’ın kimyasal silahları yoktu amma Recep Tayyip Erdoğan’ın polisleri, askerleri, mahkemeleri vardı. Türk devleti, Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana Kürtleri sürekli katliamlara tabi tutmuş, Kürt soyunu kırımdan geçirmiştir. Türk devleti, Kürtlere soykırım uygulamada diğer devletlere oranla daha tecrübeli bir devlet geleneğine sahip ve bunu kendisine bir kültür haline getirmiştir. Şeyh Sait’ten, Dersim’e, Zilandan, Ağrı’ya, oradan Roboski’ye. Çok uzun bir yoldur. Kürtlerle, Türklerin yolu bir şekilde 20. Yüzyılla, 21. Yüzyılın belli zamanlarında kesişmiştir. Bu yol kesişmelerinde Kürtler sürekli bir şekilde, demokratik haklarını almak için uğraşmış, başkaldırmıştır. Buna karşılık Türkler “devlet elden gidiyor” sloganıyla yola çıkıp “Kürt kardeşlerini!” sürekli katliamlardan geçirmiş ve soylarını kurutmak için elinden geleni yapmıştır. Kürtlerle, Türklerin bu uzun soluklu “ başkaldırma – katletme” sorunu hala devam etmektedir. Eskilerde Türk devleti tarafından, Kürtlere uygulanan fiziki soykırım politikaları son yıllarda “siyasi soykırım” olarak devam ediyor. Kesintisiz bir soykırım faaliyeti sürekli kendini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından,9 Aralık 1948’de kabul edilen Soykırım Sözleşmesinin ikinci maddesine bakıldığında, Türk devletinin Kürtlere uyguladığı siyasi soykırımın insanlık suçu olduğunu ortaya koyuyor. “Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zararlar vermek” ibaresine bakıldığında, uygulanan soykırım daha iyi anlaşılmaktadır. Esir alınan Kürt siyasetçiler sadece Kürt toplumunun birer üyesi değil, iradesi, öncüsü ve yürütücüsüdür. Onların elinden alınan siyasi haklar, aslında bütün Kürtlerin iradesini ipotek altına alma manasını taşır.

Kürdistan coğrafyasında Kürtlere uygulanan soykırımlar, Kürtlere düşman ülkelerin ortak kültürü haline gelmiş durumdadır. Kürtler bunu ancak ve ancak ulusal bilinç ve ittifakla, inanç ve direnişle aşabilirler.

Alıntı :   İsmail Beşikçi, Kürdlere Soykırım, DİPNOT Dergisi, sayı 4, sayfa 59


Şiyar Ardil

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.