Bu Süreç Hükümeti Memnun Etme Süreci Değildir
Makaleler / 28 Şubat 2013 Perşembe Saat 08:32
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çözüm esas olarak Kürt halkının taleplerinin kabul edilmesi ve bu konuda atılacak adımlar olarak gösterilirse o zaman basın pozitif rol oynar.

BDP’liler Kürt Halk Önderiyle görüşüp döndüler. Kısa bir açıklama yaptılar. Görüşmenin içeriği konusunda açıklamayı eş başkanların yapacağını vurguladılar. Kürt Halk Önderi tarihi bir süreçten geçiyoruz, her kes dikkatli olsun ve üzerine düşeni yapsın, demiş. Türk devleti ve PKK'nin elinde tutsaklar olduğunu, PKK'nin elindeki tutsakların yakın zamanda bırakılabileceğini söylemiş. Anlaşılıyor ki PKK’ye yazılması olası mektup ya da mesajda esir askerlerle ilgili bir çağrı bulunuyor. Böylece devletin iki yıldır ilgilenmediği esir asker ve polisler için bir umut ışığı doğmuştur. 

Kürt Halk Önderi görüşmede basının da bu süreçte rol almasını istemiş. Basına yönelik teşekkürden bunu anlamak gerekir. Çünkü günümüzde basın olumlu da olumsuz da rol oynar. Basınla toplumu yönlendirme imkanı bugün çok artmıştır. Öyle ki, basının akı kara, karayı ak gösterecek kadar gücü var. Yani rezil de vezir de eder. Bu nedenle olumlu bir gelişme olması isteniyorsa basın sorumlu davranmalıdır. İmralı’dan çıkan birinci mesaj budur. Bu mesajda Kürt sorunun çözümünü içten isteyen, bunu programlarına ve konuşmalarına yansıtan basıncılara da, gazeteci ve yazarlara da teşekkür etmiştir. Gerçekten de Kürt sorununun çözümünü içten isteyen ve bunun için belli bir çabası olan gazeteciler de var. Kürt Halk Önderi bunlara teşekkür ederken diğerlerinin de sorumlu davranmasını isteyen bir mesaj göndermiştir. Umarız basın Türkiye'nin en temel sorununa bundan sonra daha sorumlu davranır. 

Şu açıktır ki, Türkiye'de basın ne kadar özgür ve objektif davranırsa o zaman Kürt sorununu çözme imkanı artacaktır. Eğer yandaş ve candaş olma bugüne kadar olduğu gibi ağır basarsa Kürt sorunu gibi bir sorunu çözmek kolay olmayacaktır. Özellikle 90 yıldır Kürt’ün inkarı üzerine kurulmuş bir zihniyet ve sistem vardır. Basın pozitif rol oynamazsa tabii ki 90 yıldır oluşmuş zihniyet ve yaklaşımlar çözüm önünde ciddi engeller olmaya devam eder. Bu açıdan basındaki pozitif ve objektif yaklaşımların daha da artması gerekmektedir. 

Hükümete bağlı basın bu dönemde kötü bir sınav vermektedir. Kürt sorununa ve İmralı’da yapılacak görüşmelere objektif yaklaşacağına, hep toplumu yönlendirme haberleri yapmaktadır. Bu haberlerin çoğunda gerçeklik payı yoktur; masa başında üretilen senaryolardır. Çoğu da hükümetin yürüttüğü psikolojik savaşın basın büroları gibi çalışmaktadır. Sorunu Kürt sorununun çözümü olarak değil de, silah bırakılması ve sınır dışına çekilme olarak yansıtılması, çözüm eşittir bunlarmış gibi bir algı yaratılması çözümsüzlükte ısrarın ve çözümsüzlük politikalarını sürdürmenin yeni biçimidir. Çözümü böyle gösterip bu olmadığında da “işte çözüm istemiyorlar” demek gibi bir rol üstlenmek gerçekten de hayırlı bir rol değildir. 

Çözüm esas olarak Kürt halkının taleplerinin kabul edilmesi ve bu konuda atılacak adımlar olarak gösterilirse o zaman basın pozitif rol oynar. Böylece sorunun silahlı boyutunun çözülmesine yardımcı olunur. Yok böyle yapılmazsa, bırakalım başka şeyleri, ateşkesler bile olmaz. Çünkü eski ateşkeslerin hiçbiri sonuç vermemiştir. Bu nedenle Kürt sorununun çözümünde niyet ortaya konulmazsa ve bu somutlaşmazsa eskisi gibi olacak ateşkesler bu sorunu çürütmenin ve daha tehlikeli hale getirmenin yöntemi olmaktan başka sonuç vermez. Bu nedenle devletin çözüm yaklaşımının olmadığını gördüğünde Kürt Halk Önderi “devlet ezebiliyorsa ezsin, PKK de savaşı geliştirebiliyorsa geliştirsin” demek zorunda kalmıştır.

Hükümetin İmralı’daki görüşmelerden ne anladığı da belli değil. Öyle ki Pervin Buldan’ın kısa konuşmasına bile AKP yetkilileri itiraz etmiştir. İstiyorlar ki kendileri nasıl düşünüyorsa BDP’liler öyle konuşsun. Ahmet Türk mitingde niye öyle konuşmuş, Selahattin niye şöyle konuşmuş, Pervin Buldan niye böyle açıklama yapmış demek, BDP benim gibi düşünsün, benim gibi yapsın demektir. AKP'ye göre BDP’liler ne AKP'ye eleştiri getirmeli ne de İmralı görüşmelerini olduğu gibi yansıtmalıdır. Zaten BDP’liler tiziz ve sorumlu davranarak gerekli olanı aktarıyorlar. Onu da aktarmayın denilirse, bu açıkça bu görüşme sürecini bizim istediğimiz gibi anlayın ve yürütün anlamına gelir. O zaman da bunun adı bırakalım müzakere, görüşme bile olmaz. 

Anlaşılıyor ki Pervin Buldan’ın “iki tarafın da elinde tutsaklar var” lafına bozulmuşlar. AKP'nin elindekiler esir bile değildir, rehindirler. Esirliğin bir hukuki karşılığı vardır; rehine ise ahlaksızca alıkoymadır. KCK tutukluların yüzde 95’i rehin statüsündedir. Yani ahlaksızca bir yöntemle zindanlarda tutulmaktadırlar. Bu açıdan Pervin Buldan tutsak diyerek devletin onurunu kurtarmıştır. KCK adı altında zindanlara atılanlar için gerçek durumu ifade eden rehin deselerdi daha mı iyi olurdu? 

PKK'ye karşı yürütülen bir savaş vardır. Bu nedenle gerillaların elindeki asker ve polisler, kaymakam gibi devletin üst idari sorumluları tutsaktırlar. Zaten PKK'nin tam bir tutsak muamelesi yaptığını biliyoruz. En hafif incitici bir şey yapmadıkları şimdiye kadarki pratiklerinden bellidir. Hiçbir asker ve polis bırakıldıktan sonra bile “şöyle ya da böyle kötü muamele yapılmıştır” dememiştir. Hatta güvenlik ve rahatlıklarını gerillanınkinden fazla sağladıkları bilinmektedir. 

BDP’liler aracıysa yansıtılacak şeyleri özüne uygun yansıtmak zorundadırlar. Zaten bunu yapmazlarsa sorumsuz davranmış olurlar. Nereden hangi bilgiyi ve notu almışlarsa onu muhataplarına iletme görevleri vardır. Hükümet rahtsız olsa da bunu yapmaları ahlaki ve siyasi sorumluluklarıdır. Bu açıdan hükümet BDP’lilerin nasıl konuşması gerektiğine karar vermeyi bıraksın. Böyle olursa İmralı’ya gidecek BDP’li bulamaz. Hava saldırıları yapılıyor, operasyonlar yapılıyor, bunları tabii ki Ahmet Türk de, Selahattin Demirtaş da, Pervin Buldan da eleştireceklerdir. Yanlış politikaları teşhir edeceklerdir. Hükümet rahatsız oluyor diye bu sorumluluklarını yerine getirmezlerse o zaman yanlış yapmış olurlar. 

AKP böyle yaparak BDP’lileri susturmak, hoşuna gidecek şeyler söyletmek istiyorsa o zaman AKP'nin niyetini daha da fazla sorgulamak gerekir. Özellikle İmralı’ya gidişte ne konuşacakları, dönüşte ne konuşacakları AKP'nin istediği gibi olsun diye düşünülüyorsa o zaman bu görüşmeler daha baştan bir psikolojik harekatın parçası gibi düşünülüyor ki bundan da hayırlı bir sonuç çıkmaz. 

Faruk Çelik daha önce Alevilerin nasıl konuşması ve davranması gerektiğini vaaz ederken, şimdi de Kürtlerin nasıl konuşması ve davranması gerektiğini vaaz ediyor. İşte egemen zihniyet ve egemenlik kompleksi budur. Farklı kimliklerin ve kültürlerin, farklı siyasetlerin olay ve olgulara kendilerine göre bakışları olacağını kabul etmeden ne demokrat olunur ne demokrasi gelir ne de sorunlar çözülür. Faruk Çelik ve tüm AKP yetkilileri bu gerçeği kafalarına kazımalıdırlar.  

Kürt Halk Önderi her zaman olduğu gibi bu görüşmelerden hayırlı sonuçlar çıkarmak istiyor. O zaman AKP ve sözcüleri de Kürt Halk Önderinin bu samimi çabalarına uygun davranmalıdırlar. Samimiyet ancak böyle belli olur. Yoksa Kürt toplumu ve demokrasi güçlerindeki kuşkuların haklı ve gerçek olduğu anlaşılır.

Hüseyin ALİ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.