Toplum Kırımın Kültürel Boyutu – DOSYA (2)
Dizi Yazı / 15 Şubat 2013 Cuma Saat 10:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Toplum Kırımın biyolojik ve fiziki boyutları bugüne kadar birçok boyutuyla değerlendirme konusu olmuştur.

Toplum Kırımın gerçekleşmesinde Kültürel boyut ise; siyasi, askeri, ideolojik vb. alanlarda uygulamaya konan politikaların genelleştirilerek topluma kabul ettirilmesi ve yaşam biçimi haline getirilmesini hedeflemiştir. Denilebilir ki bu boyuta, Toplum Kırımın gerçekleştirilmesi olarak rol oynatılmak istenilmiştir.

Toplum Kırımın biyolojik ve fiziki boyutları bugüne kadar birçok boyutuyla değerlendirme konusu olmuştur. Bunlarda daha çok fiilen hedef haline getirilen topluluğun, kimliğin ya da gurubun fiziki olarak ortadan kaldırılması biçiminde yaşanmışlardır. Tarih de bunun birçok örneği de bulunmaktadır. Özellikle de zaman içerisine yayılarak sömürge halklara karşı yürütülen sömürgecilik ilişkilerinde ve kendilerinden daha gelişmiş olan topluluklara karşı; yabancı, egemen, sömürgeci ve emperyal politikalar uygulayan güçlerin/devletlerin tarihlerinde bunlara rastlanılmıştır. İspanyol sömürgecilerinin Latin Amerika yerlilerine; Azteklere, Mayalara, Osmanlı-Türk devletinin; Ermenilere, Asuri-Süryani halklarına ve yine TC döneminde Kürtlere, Hitler Almanya’sının; Yahudilere karşı vb. gerçekleştirilen soykırımlar bunlardan sadece yaşanmış olan örneklerden bazıları arasında yerlerini almışlardır.

Bu şekilde gerçekleştirilen soykırımlar hiçbir şekilde kabul görmediği gibi, tarihe birer kara leke olarak geçmişlerdir. O nedenledir ki sömürgeciler, daha farklı egemenlik ve imha siyasetlerini devreye koymuşlardır. Bunun bir sonucu olarak da; hedef topluluk, kimlik ya da halklara karşı gerçekleştirilen soykırımları biyolojik ve fiziki olma boyutları dışına çıkarak; farklı biçimleri devreye koymuşlardır. Buna rağmen bu politikalar uluslar arası alanda birer soykırım biçimi olarak kabul görmekten kurtulamamışlardır. 

12 Ocak 1951 yılında Birleşmiş Milletler tarafından karar altına alınarak yürürlüğe giren soy kırım suçlarının belirlenmesinde yapılan bu belirlemeler de bu yön esas alınmıştır. Buna göre de:

“Ulusal, etnik veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla aşağıdaki fiillerden herhangi biri, Soykırım suçunu oluşturur:

a)Gruba mensup olanların öldürülmesi;

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d)Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbir almak;

e) Gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek.”

Bu kararlar çerçevesinde soykırım suçunun uygulandığı gruplar, milli, etnik, dini, ırki gruplar ile istikrarlı ve sabit gruplar, ekonomik ve sosyal gruplar, dilsel gruplar, cinsel gruplar, yaşlılar, bedensel veya zihinsel engelliler kategorileri olarak belirlenmiştir .” Ve uygulamaya konan politikalar soykırım olarak kabul edilmişlerdir.

Birleşmiş Milletler tarafından böyle bir kararın almasında ise;  Rafael Lemkin tarafından 1944 yılında Yahudi Soykırımı üzerine yazılan kitapta yaptığı belirlemeler esas alınmıştır. Ayrıca bahsi geçen kitap ta Rafael Lemkin gerçekleşen soykırım biçimlerine ilişkin olarak ayrıntılı bir şekilde kategorilendirmelerde de bulunmuştur.

Bu konuda da Rafael Lemkin şöyle demektedir:

“Soykırım, sadece bir milletin aniden yok edilmesi anlamına gelmiyor. Tabii eğer bir milletin hızlı bir biçimde topyekûn yok edilmesi durumu varsa bu zaten soykırımdır. Ancak soykırım daha çok, yaşamın esasına kasteden çeşitli aksiyonların koordineli bir biçimde ulusal bir gruba uygulanarak, bu grubun yok edilmesinin hedeflenmesi anlamına geliyor. Bu politikanın hedefleri, grubun siyasi ve sosyal örgütlerinin, kültürlerinin, dillerinin, ulusal bilinçlerinin, dinlerinin, ekonomik varlıklarının, güvenliklerinin, sağlıklarının, özgürlüklerinin, insanlık onurunun ve hatta yaşamlarının yok edilmesi anlamına geliyor. Soykırım, bir gruba karşı yapılır, o gruptaki kişinin şahsına karşı olarak değil, o gruba ait olduğu için gerçekleştirilir.

“Soykırım iki aşamadan oluşur: Ezilen gruba has özelliklerin ve niteliklerin ortadan kaldırılarak yok edilmesi; ardından ezen güçlünün ulusal niteliklerinin ezilen gruba zorla kabul ettirilmesi. Bu durum yaşamasına müsaade edilen ezilen gruba uygulanır ya da bu grubun yaşadığı bölge tamamen boşaltılarak, ezen gruba ait kişiler buralara yerleştirilerek kolonileştirme başlatılır.”

Devamla da soykırımların nasıl gerçekleştirildiğine dair kategoriler oluşturarak şunları belirtmektedir;

 “1-Siyasi Soykırım: Bölgedeki sokaklar, caddeler, yerleşim yerleri, ilçeler ve illere kadar adlarının değiştirilmesini öngören politikaların uygulanması.

2-Sosyal Soykırım: Özellikle entelektüeller ve grubun aydınları hedeflenir; çünkü onlar grubun önderleri olarak direnişin fikrî örgütçüleridir.

3- Kültürel Soykırım: Yerel halkın dilini okullarda konuşması ve kendi dilinde yayıncılık yapması yasaklanır.

4-Ekonomik Soykırım: Grubun ekonomik gücünü elinden alınca, sadece hayatta kalabilmek için yaşama hedeflenir, böylelikle ulusal grubun kültürel gelişmesi önlenir, düşünme kapasitesi azaltılır ve ulusal problemlerle ilgilenmeleri engellenir.

5-Biyolojik Soykırım: Hedef, grubun nüfusunu azaltmak, doğumları engellemektir; diğer taraftan aileleri yetersiz beslenmeye zorlamak, gıdasız bırakmak da hem doğumların azalmasına yol açar hem de yetersiz beslenen ailelerden doğan çocukların hayatta kalma şansları ciddi olarak azalır.

6- Fiziki Soykırım: Fiziki güçsüzlüğe yol açmak, hatta grubu ortadan kaldırmak için üç yöntem uygulanır.

a) Beslenme kısıtlanması ile ırkçı ayrımcılık: Örneğin grubun üyelerine hiç et verilmez ve protein kısıtlaması uygulanır.

b) Sağlığın ciddi tehdit altında olması: İlaç vermemek, grubun üyelerini insanlık dışı koşullarda telef olmaları amacıyla bir yerden bir yere nakletmek.

c) Sistematik yok etme (öldürme): Gruba ait üyelerin sistematik olarak öldürülmeleri. Entelektüellerin ortadan kaldırılmaları öncelikli uygulamadır; böylelikle direnişin örgütlenmesi kırılacaktır.

7- Dinsel Soykırım: Toplumda etkin olduğuna inanıldığı için dini yasaklama, kiliselerin sistematik tahribatı.

8- Moral (ahlaki) Soykırım: Ulusal bir proje peşinde koşmak yerine, grubu çok daha kolay alanlara çekmek, alkolizme alıştırarak pasifize etmek gibi.

Kültürel kırım da Rafael Lemkin’in yapmış olduğu bu belirlemeler arasında yerini almaktadır. Kültürel Kırım bu gerçekliği ile birlikte, yapılan alıntılardan da anlaşılacağı gibi,  diğer soykırım biçimlerinden farklı özellikler taşımaktadır. Özel olarak da temel direnç odaklarının kırılarak, kendine yabancılaştırılmayı ve karşıtına benzeştirilmeyi ifade etmektedir. Bu yönüyle Kültürel Kırım her yönüyle bir toplum mühendisliğinin ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fakat burada Toplum Mühendisliğinin günümüzde halklara, kimliklere, guruplara ve hedef topluluklara karşı gerçekleştirilen soykırım politikalarının biçim kazandığı torna tezgâhı olması gerçekliği, Kültürel kırımı günümüzle sınırlandırılan bir yaklaşım içerisine girilmesine de neden olmamalıdır. Çünkü Kültürel Kırımın da bugüne kadar gerçekleştirilen soykırımlar da olduğu gibi, devraldığı miras ve dayandığı temeller söz konusudur. Bunlarda kendisini egemenlik, sömürü ve sömürgecilik vb. biçimler altında somutlaştırmışlardır.

Türkiye’de de Özel-kirli savaşın almış olduğu yeni bir biçim olan; Toplum Kırımı ve onun içerisinde öne çıkan bir boyut olan Kültürel Kırımı da bu gerçeklik içerisinde ele almak gerekmektedir. Türk Özel Savaş Rejiminin kendisini yapılandırırken; tek bir ayak üzerinde temellendirmediği açık olan bir gerçekliktir. Askeri alan ile birlikte; ekonomik, siyasi, ideolojik, kültürel vb. yanlar da hep birlikte bir arada bulunmuşlardır. Bunları hiçbir şekilde birbirinden ayırmak mümkün olmamıştır. Sürekli olarak ya bir içiçeliği ya da birbirini tamamlayan faktörler olarak rol sahibi kılınmışlardır. 1923’lerle birlikte başlayan süreçte bunu çok açık bir şekilde görmek mümkündür.

Bu süreçle birlikte, strateji çok net bir şekilde belirlenmiştir. Buna da; Türk Ulus-Devletin inşası ve topluma yeni bir biçim kazandırma vb. olarak bir somutluk kazandırılmıştır. Bunun tamlayanı olarak da; İzmir İktisat Kongresi ile “Tek Pazar”, Güneş Dil Teorisi ile “tek dil”, Türk Tarih Tezi ile de “Tek Vatan ve Irk” yaratma vb. hedef tespitlerinde bulunulmuştur. Birinci Cumhuriyet olarak bu döneme,  damgasını vuran da bu yönler olmuştur. Kürdistan’ın klasik anlamda sömürgeleştirilme sürecinde esas olarak bu yönlere tanık olunmuştur. Askeri işgal, İlhak, sömürge ekonominin inşası ve asimilasyon hep bu şekilde birbirinin tamamlayanı olarak yerlerini almışlardır. Bu anlamda bunlarından birinin eksiksiz uygulanışı söz konusu olmamıştır.

İkinci Cumhuriyet dönemi olarak adlandırılan 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesi ile başlayan süreç içinde benzeri bir durum söz konusudur. Devlet yeniden bir restorasyon sürecine tabi tutulmuştur. Askeri darbe ile “devletin gevşeyen vidaları sıkıştırılmaya” çalışılmış, 24 Ocak Ekonomik kararları ile “ekonomi her yönüyle küresel sermayeye açık bir hale getirilmiş” , Türk-İslam sentezi ile “ideolojik anlam da yeniden bir düzenleniş” içerinse girilmiş ve toplum yaşamına buna göre yön verilmeye ve de kültürel bir şekilleniş içerisine çekilmeye çalışılmıştır. Ve buna bağlı olarak da, toplumun direnç noktalarına saldırılarak, yaratılan depolitizasyon ortamında bellek yitiminin ve zihniyet kırılmasının yaratılması hedeflenmiştir. Aslında bu doğrultu da uygulamaya konan politikalar Kültürel anlamda bir kırımın gerçekleştirilmeye başlanılması anlamına gelmiştir.

Dikkat edilirse; 12 Eylül darbesi ile toplum susturulmaya ve kendisini savunamaz bir hale getirilmek istenilmiştir. Bunu gerçekleştirmek için yasalar çıkarılarak, yasaklamalarda bulunulmuştur. Kendilerine karşı koyacak olan kişi, gurup, çevre, hareket, örgüt vb.lerinin imha edilerek ortadan kaldırılmasını da hedefleyecek bir şekilde harekete geçilmiştir. 12 Eylül öncesinde yaşanan ve bugün bizzat darbeyi gerçekleştirenler tarafından gerçekleştirilmiş olduğu çıkan bilim ve düşünce insanlarının katledilmesi de bu gerçeklik içerisinde yerini almıştır. Böylece toplum bir biçimiyle kendilerini ifade edemez, savunamaz hale getirilirlerken; gerçekleştirilecek olan zihniyet kırımında yolları açılmaya çalışılmıştır.

12 Eylül’ün topluma karşı yürüttüğü kirli savaşın en önemli boyutunu da bu yön oluşturmuştur. Çünkü topluma karşı gerçekleştirilen bir-karşı devrim olan 12 Eylül, başarı şansını burada görmüştür.12 Eylül Askeri darbesi, Toplumun zihniyet olarak yeni arayışlar içerisine girmeye ve kendisine yaşam modelleri yaratmaya başladığı; Birinci Cumhuriyetin yarattığı zihniyetle birlikte çözülmekle karşı karşıya geldiği koşullarda gerçekleştirilmiştir. Bu gerçeklik; Birinci Cumhuriyeti zorlayan bir yön olarak öne çıkarken, yeni yaşam alışkanlıkları ve kültürel özelliklerin oluşmasına neden olmuştur. Özgürlük, adalet, eşitlik, demokrasi, sosyalizm, ulusların geleceklerini belirleme istekleri vb. burada öne çıkan yönler olarak anlam kazanmaya başlamıştır.

Asıl olarak da 12 Eylül Askeri rejimiyle birlikte,  oluşmaya başlayan bu ruhsal ve kültürel yeni şekillenişe son verilmek istenilmiştir. Bu sağlamak içinde; refleksleri dumura uğratılarak tepkisiz, istenildiği gibi yönlendirilen, her türlü sömürü ve egemenliğe açık hale getirilen bir toplum ve nesil yaratılmaya çalışılmıştır. 

12 Eylül’ün bir devamı olan sonraki göstermelik sözde sivil hükümetler dönemin de esas olarak bu politika da ısrar edilmiştir. Toplumun değerlerinden arındırılarak her yönüyle bir meta haline getirilmesine hız verilmiştir. Bununla da sınırlı kalınmayarak toplum içerisinde yeni alışkanlıklar ve davranışlar geliştirilmeye çalışılmıştır. Gençliğin karşısına arabesk, kaderci bir yaşam bir yaşam ve model olarak kendilerini benzeştirecekleri sahte, şişirme kişilikler çıkarılmıştır. Öyle ki, “köşeyi dönme” adı altında her şeyini pazara sunacak olan bir “insan” tiplemesi yaratılmak istenilmiştir. AKP hükümetleri dönemiyle birlikte bu politika daha da ileri boyutlara taşınmıştır.

AKP’nin parti olarak hükümet koltuğuna oturtulduğu süreç, 12 Eylül darbesi ile belirlenen hedeflere ulaşılması açısından önemli bir noktaya ulaşıldığının da göstergesi olmuştur. O zamana kadar; siyasal, askeri ve ideolojik olarak olduğu kadar, kültürel açıdan da toplumun yeniden şekillendirilmesinde önemli bir mesafe kat edilmiştir. 12 Eylül’le birlikte şekillendirilmeye çalışılan yeni bir nesil ortaya çıkarılmış ve toplum yaşamı üzerinde etkili hale gelinmiştir. Bu önemli bir husustur. Çünkü o zamana kadar, belirli toplumsal değerler üzerinden biçim kazanan bir neslin yerini, tamamen toplum mühendisliği çerçevesinde yetiştirilen bir nesil almaya başlamıştır; beğeniler, ilgiler, alışkanlıklar, istekler, siyasal tercihler vb. buna göre biçim kazanır hale gelmiştir.

Bunun sosyolojik açıdan da dikkatle ele alınması gerekmektedir. Özellikle kapitalist modernite ile birlikte pozitivist bilimlere dayanılarak, topluma karşı geliştirilen politikalar hesaba katıldığında bunun ne kadar gerekli olduğu anlaşılacaktır. Unutulmamalı ki, kapitalist modernite toplum üzerindeki egemenliğini sadece askeri ve bürokratik zor aygıtlarına dayanarak kurmamaktadır; geliştirdiği pazar ilişkisi, alışkanlıklar, davranış biçimleri ve kabul ettirişler de burada rol sahibi kılınmışlardır. Bu şekilde bir biçimiyle sömürü ve egemenliği topluma “benimseterek” bunu gerçekleştirmektedir. Bunu sağlarken de başta ideolojik ve kültürel araçlar olmak üzere, birçok yol ve yöntemi kullanmaktan geri kalmamışlardır. Bu konu da ilk sınıflı/egemenlikli uygarlıktan bu yana büyük bir deney ve birikimin sahibi haline gelmişlerdir. Sümer rahiplerinin sömürü ve emenliği nasıl topluma benimsettikleri hatırlanıldığında bu çok net bir şekilde anlaşılacaktır.

AKP hükümetleri döneminde de aynı yol takip edilmiştir. Egemenlikli, sınıflı, devletli uygarlık esas alınmıştır. Türkiye’de 12 Eylül’le birlikte uygulamaya konulan politikalar devralınarak varlık gösterilmiştir. Bunun içinde son derece elverişli koşullarda hareket edilmiştir. Bastırılmış ve buna göre yeniden biçimlendirilmeye çalışılan bir toplum üzerinde iktidar olunmuştur. Zihniyet ve düşünsel alanda toplumsal direnç noktalarının zayıflatılmış olmasından yararlanılmıştır. 12 Eylül ve sonraki süreçlerde toplumun zihin ve düşünce gücü üzerinde kurulan baskı ve kırılmayı, kendileri için bir fırsat olarak görmüşlerdir. Adeta ortamı kendileri için boş bulmuşlardır. Doğan bu boşluğu ideolojik ve örgütsel oluşumları ile doldurmak istemişlerdir. Sadece bununla da kalınmayarak; iktidar olmanın avantajlarını da kullanarak toplum içerisinde kendisine dayanaklar oluşturmaya başlamışlardır. Bu konuda, daha fazla büyümek ve güç haline gelmek isteyen orta sınıflara ait kesimler içerisinde de karşılık görmüşlerdir.

Bu kesimler bugün AKP Hükümetleri döneminde oluşmaya başlayan üst sınıflar olarak sistem içerisinde yer alır hale gelmişlerdir. Ekonomik ve siyaset alanda olduğu gibi daha fazla etkili hale gelebilmek için, kültürel alanda da harekete geçmişlerdir. Sermeyenin küresel anlamda almış olduğu biçime göre “post modern kültürün” gelişimi önünde var olan engelleri ortadan kaldırarak, toplumu bağlı olduğu değerlerden koparak; adeta altı oyulmuş, temelleri boşalmış bir hale getirmeye çalışmışlardır. Toplumda tam bir tüketim kültürü ve para kazanma hırsının geliştirilmesine paralel olarak da yeni bir zihniyet inşasına girişilmiştir. Bu çerçevede Türk-İslam sentezi ile kapitalist modernitenin pozitivist paradigması harmanlanarak topluma sunulmuştur. Öyle ki, giyimde, kuşam da, yaşamda hangi kültüre ait olduğu belli olmayan ucube bir şekilleniş ortaya çıkarılmıştır. Kendileri için farklı yaşam alanları yaratılmaya başlanılmışlardır. İslami- giyim altında; son derece garip bir moda, İslami- modern yaşam adı altında da son derece ucube bir yaşam biçimi ortaya çıkarılmıştır. İslami ibadet biçimleri, ritüelleri; Hac ziyaretleri, Namaz kılışlar ve İftarlar vb. leri bile, İslami olmaktan çıkarılmış,  tam bir gösteri, ticari, istismar ve tüketim aracı haline getirilmişlerdir. Bunlara TV’lerde yayınlanan dizi filmleri eşlik etmiştir. Bu dizi filmleriyle de topluma yeni(?!) bir yaşam tarzı kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bunu da topluma çekici kılmaya çalışmışlardır. Bunu gerçekleştirirken de; özel olarak eğitilmiş ve görevlendirilmiş kişileri, eğitim sistemini, medyayı, reklam şirketlerini ve sözde düşünce kuruluşlarını etkili bir şekilde kullanmışlardır.

Böylece harekete geçirdiği değişik araçları da kullanarak toplumu meydana getiren temel yapı taşlarına karşı saldırıya geçmişlerdir. Bu şekilde adeta toplumun genleriyle oynanılmıştır. Yeni alışkanlıklar, refleksler, düşünceler, davranışlar vb geliştirilerek toplum yeniden inşa edilmek istenilmiştir. Bunu yaparken de toplumu belleksiz hale getirmeyi, her şeyi kendileriyle başlatmayı ve çıkarlarına uygun olmayanı da yok saymayı esas almışlardır.

R.T.Erdoğan’ın deyimiyle “ düşünmüyorsan yoktur” felsefesiyle hareket etmişlerdir. AKP öncesin de Türkiye’de faaliyet yürüten partiler görülmezden gelinirken; yapılan her şey kötü ve nasıl kabul ettirilecekse öyle gösterilmeye başlanılmıştır. Bu şekilde AKP ve R.T.Erdoğan’la başlayan, ona meşruluk kazandırmaya çalışan yeniden bir tarih yazımına ve kültürel bir şekilleniş içerisine çekilmeye çalışılmıştır.

Aslında buna Kültürün gerçek anlamıyla karşılaştırıldığında toplumun kaynaklarından, köklerinden koparılmaya başlatılma ya da kültürsüzlük süreci demek daha doğru olmaktadır. Bunun da gerçekleştirilmeye çalışılan Toplum Kırımın ne kadar tehlikeli bir boyuta vardırılmış olduğu anlamına geldiği açıktır.            

Türk özel savaş rejiminin Toplum Kırım biçimini aldığı ve özelliklede AKP hükümetleri sürecinde yaratılmaya çalışılan toplum inşası sürecinde Kültür tamamıyla kendi gerçekliğinden uzak kılınmış, her şey yapay hale gelmeye başlamıştır. Kavram olarak bile kültür gerçek anlamı dışında algılanır bir hal almıştır. Kavram olarak anlamı daraltılmıştır. Toplumun belleğinde de buna göre yer edinmeye başlamıştır. Bu çerçevede de genel olarak; gelenek, görenek, alışkanlık, hal ve davranışlar, vb. olduğuna dair yapılan tanımlamaları söz konusu olmaktadır. Bu şekilde, kültürün bir anla, dönemle sınırlı tutmanın olanaksızlığı, toplumun dününü, bugünü ve geleceğe uzanan yönlerini temsil ettiği, toplumun maddi ve manevi alanda kendisini var etmesi ve bunun bir birikime dayanmış olduğu gerçekliği unutturulmak istenilmektedir.

Devamı Toplum Kırımın Ekolojik Boyutu

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.