Faili Belli Cinayetler Ülkesi Türkiye!
Makaleler / 15 Şubat 2013 Cuma Saat 08:14
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
1990’lı yıllarda Kürtlere karşı faili meçhul olarak tanımlanan 17 bin cinayet işlendi. Bunlar gizli örgütlenmeler tarafından gerçekleşiyordu.

1990’lı yıllarda Kürtlere karşı faili meçhul olarak tanımlanan 17 bin cinayet işlendi. Bunlar gizli örgütlenmeler tarafından gerçekleşiyordu. JİTEM’e bağlı birimler ve Kürt halkının Hizbul-kontra dediği cinayet şebekesi tarafından yapılıyordu. Kuşkusuz bu cinayetlere devlet göz yumuyordu. Devletin kararlaştırdığı bir konsept doğrultusunda böyle bir kirli savaş yürütülmüştü. Bu yıllarda devletin askeri ve polisi de demokratik eylemlere ve protesto yürüyüşlerine saldırarak binlerle ifade edilen katliamlar yapmıştı.

O dönemin cinayetlerinin hiçbirinin faili bulunup yargılanmış değil. O dönemin önemli mevkideki generalleri ve subayları tutuklu, ama hiçbiri bu cinayetlerden yargılanmıyor. Hatta bu cinayetlerde önemli rol oynamış Levent Ersöz ömür boyu sağlık hizmeti alacak biçimde serbest bırakılmış durumda. JİTEM’in kurucusu Arif Doğan’a da dokunulmuyor. Mehmet Ağar her türlü imkanı olan bir “cezaevinde” ağırlanıyor. Devletin kirli yüzü dünyaya teşhir olur denilerek bu suçlar gizleniyor. Çünkü bu cinayetler gerçeği açığa çıkarsa Türk devletinin Kürtlere karşı nasıl çirkin suçlar işlediği ortaya çıkar. Bu nedenle devletin yeni sahibi AKP bu suçların üzerine gitmiyor.

AKP bu suçların üzerine gitmezken pişkince kendi dönemlerinde “faili meçhul” cinayet işlenmediğini söylüyor. Amiyane deyimle yalanın daniskası budur. Anlaşılıyor ki AKP açısından “faili belli olan” cinayetler normal. AKP hükümeti bunları cinayetten saymıyor. Bu cinayetleri devlet için hak görüyor.

AKP pişkinlikle “bizim zamanımızda faili meçhul cinayet, aydınlanmamış cinayet yok” dese de devlet tarafından katledilen ve sorumluları bulunmayan ve yargılanmayan yüzlerce cinayet var. Kuşkusuz katledilen gerillaları saymıyoruz.

Bu yüzlerce cinayet içinde onlarca çocuk da var. Hatta öldürülen çocuklar bile yüzden fazladır. Bir buçuk yaşandaki Mehmet Uytun’dan 17 yaşındaki Yahya Menekşe’ye kadar çocuklar ve gençler katledilmiştir. Sadece 2006 yılında Enes Ata ve Abdullah Duran gibi birçoğu çocuk, yirmiye yakın Kürt insanı katledilmiştir. AKP iktidarı döneminde sadece çocuklar değil, yaşlı kadın ve erkekler de katledildi. Neredeyse her yürüyüş ve gösteride ya birkaç kişi katledilmiş ya da ağır yaralanmıştır. Zaten Kürtlerin yaptığı her yürüyüşe karşı kımızı şal görmüş boğalar gibi saldırılmıştır. Saldırılmayan yürüyüş ve gösteri yok gibidir. Öyle bir saldırganlık içindedirler ki, üç milletvekilini de ağır yaralamışlardı. En son BDP eş başkanı Gültan Kışanak birçok insanı katleden gaz bombasından son anda kurtulmuştur. Milletvekillerine bunları yapanlar tabii ki yüzlerce insanı katleder ve bunların hiçbirisinin katilini de yargılamaz.

Türkiye AKP hükümeti zamanında faili bilinmeyen değil de faili bilinen, faili devlet olan cinayetler ülkesi haline gelmiştir. Yüzlerce faili devlet olan cinayete en son lise son öğrencisi Şahin Öner de eklenmiştir. Bu katletmeler de 1990’lı yıllardaki gibi Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini bastırma konseptinin yeni versiyonudur. AKP hükümeti şimdi çok deşifre olduğu için gizli birimleri kullanmıyor. Bizzat polis ve jandarmayla bir bir, iki iki halkın demokratik eylemlerine saldırıp cinayet işleyerek halkı sindirmek ve mücadeleyi bastırmak istiyor. Bu cinayetler bu amaçla işleniyor. 1990’lı yıllardan farkı hem devlet görevlileri işliyor; hem de on on değil, bir bir, iki iki olmasına dikkat ediyorlar. AKP'nin farkı, bu “dikkati” göstermesidir.

AKP'nin bir mahareti de her cinayete bir gerekçe bulmasıdır. 1980’li yıllarda işkencede öldürdükleri ya da ölüm haline getirdikleri için “ranzadan düştü” derlermiş. Şimdi de ya kendini öldürmüştür ya da arkadaşları vurmuştur diyerek suçu üstlerinden atmaya çalışıyorlar. Amed’te polis aracı Şahin Öner adlı genci ezip öldürüyor, ama vali “elinde bomba patlamış” diyerek polisi temize çıkartmaya çalışıyor. Polis muhabiri olanlar da valinin bu açıklamasını odun kırıcısının hık deyicisi gibi onaylıyorlar.

AKP hükümeti zamanında böyle yüzlerce Kürt katledilmiştir. Başka ülkelerde bu tür cinayetlerin birkaç tanesi bile hükümeti düşürür. Sadece faşist ve despot ülkelerde bu tür cinayetleri işleyenler iktidarda kalabilir. AKP de böyle faşist ve despot bir ülkenin iktidarıdır. AKP zamanında Kürdistan'da uygulananlar sadece faşist ve despot ülkelerde görülür.

Kürt’ün yaşamı ucuzdur. Adana’da olduğu gibi kafasına sokak ortasında kurşun sıkılabilir. Yahya Menekşe ve Şahin Öner gibi panzer altında ezilebilir. Çocuk yaşlı demeden kafası gaz bombasıyla parçalanabilir. Aydın Erdem ve Şerzan Kurt gibi öğrencilerin kafasına polis kurşun sıkabilir. Yargısız infazlar yapılabilir. Bunlar bile Türk devletinin Kürt’e bakışını gösterir. Kürt’ün eşit görülmediğini, Kürt’e köle gibi yaklaşıldığını gösterir. İşgalci devletler işgal ettikleri toprakların halkına böyle yaklaşır. Bunlar bile Kürt’ün Özgürlük Mücadelesinin ne kadar haklı olduğunu gösterir.

Bu AKP gerçeğine rağmen hala AKP'nin peşinden giden, AKP destekçisi olanlar tarih karşısında suç işlemektedirler. Bazıları ise Kürtleri AKP'nin peşine takma çabası göstererek Kürt halkına karşı ihanet yapmaktadırlar. İhanet kavramı bunlar için kullanılmayacaksa hiç kimse için kullanılmayacaktır. Bazıları İhanette öyle ileri gidiyorlar ki, bir zamanlar Şemdin Sakık’ın aydınları jurnallemesi gibi Türk aydınlarını jurnallemektedirler. İşte Miroğlu mu, hin oğlu mu denen biri çıkmış kendini kabul ettirmek için efendileri önünde kırk takla atmaktadır. Herhalde Amedliler bu gibilere taklacı demektedirler. İşte Kürdistan'daki cinayetleri bu taklacılar meşrulaştırmaktadırlar.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.