Akp, Kurnaz Tilki Gibi Dört Ayağıyla Kendi Kurduğu Tuzağa Düşebilir
Makaleler / 11 Şubat 2013 Pazartesi Saat 08:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Uluslararası komplonun 15.yılındayız. Kürt Halk Önderi o günden bugüne ağır tecrit, tehdit ve şantaj altında bu komployu boşa çıkarma mücadelesi veriyor.

Uluslararası komplonun 15.yılındayız. Kürt Halk Önderi o günden bugüne ağır tecrit, tehdit ve şantaj altında bu komployu boşa çıkarma mücadelesi veriyor. Örgütü, halkı ve dostlarıyla bu komployu boşa çıkarmış durumdadır. Kürt halk Önderinin o günden bugüne daha güçlü bir önderlik haline gelmesi bunun kanıtıdır. Ancak Türkiye'deki inkarcılık ve kültürel soykırım politikası devam ettiğinden Kürtler üzerindeki komplo ve komplolar da son bulmamaktadır. 1925 yılında Şeyh Sait ve arkadaşlarına yönelik harekat ve idam edilmeleriyle sonuçlanan komplolar bugüne kadar sürdürülmektedir. Kürt sorununu demokratik çözüme kavuşmadıkça komploların biri bitse de bir diğerini devreye sokmaktadırlar. Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti tarihi Kürtlere karşı komplolar tarihidir. Osmanlı’da oyun çok deyimi en fazla da Türkiye cumhuriyetinin Kürtlere uyguladığı politikalarda ve uygulamalarda kendini göstermektedir.

Şunu söylemek gerekir ki, Kürtlere uygulanan soykırım politikaları Yahudi ve Ermenilere uygulanandan az değildir; hatta bazı yönleriyle daha da ağırdır. Bir kişiyi bir defa öldürme yerine her gün defalarca acı çektirerek öldürme nasılsa Kürtlere uygulanan politika da öyledir. Tarihin ilk ve en eski kültürüne sahip olan toplulukların devamı olan bir halk dünyanın gözü önünde fiziki ve kültürel soykırım politikalarıyla ortadan kaldırılmak isteniyor. Bir yönüyle insanlığın kök hücresinin kökü kazınmaya çalışılmaktadır. Ancak Kürtler tarihin en eski kültürü ve halkı olmaları nedeniyle toprağa o kadar kök salmışlar ve tutunmuşlardır ki, bir türlü yok edilemiyorlar. Eğer Kürtler hala varlığını koruyorlarsa Yahudiler ve Ermenilerden daha az katliam ve soykırım uygulamalarına maruz kaldığından değildir. Büyük bir direnişle anavatanlarına sarıldıklarındandır.

Buna rağmen Kürtler üzerindeki soykırım politikası çok boyutlu sürdürülmektedir. Türk etnisitesi ve kültürünün hakim olduğu alanlara sürülmeleri, her tarafta barajlar yapılması, Kürdistan'ın yaşanacak alan olmaktan çıkartılması, yoksulluğa mahkum edilmesi bu soykırım politikasının yöntemlerindendir. Kuşkusuz her türlü zulüm ve baskının evlerde, sokaklarda, her yerde yaygınlaştırılması, zindanların Kürtlerle doldurulması, ülkesine ve temel ulusal haklarına sahip çıkmalarının en büyük suç sayılması da soykırım politikasının günlük uygulamalarıdır. 

Uluslararası komplocuların ve Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı büyük düşmanlıkları ve çok boyutlu tasfiye politikaları, Kürt halkının bu soykırım politikalarına karşı direnip özgürlüğünde ısrar etmesinedir. Türk devleti Kürdistan'ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmek, uluslararası güçler de Kürt sorununun varlığını bölgede egemen olmak için kullanmak istediğinden Kürt Özgürlük Hareketi'ne düşmandırlar. Belki bir kısım politik farklılıkları olsa da özgürlükçü demokratik Kürt hareketine ve özgür Kürt’e düşman olmakta ortaktırlar. 

Kürt halkı 1998’de başlayan ve 1999 Kürt Halk Önderinin esaretiyle sonuçlanan komployla büyük acılar çekmiştir. Bu komployla Kürtlerin ölüm fermanı verilmiştir. Kürt halkı bunu derinden hissetmiştir. Bu nedenle Kürt halkı “Güneşimizi Karartamazsınız” diyerek fedai bir direniş içine girmiştir. Tarihte hiçbir öndere olmayan bir sahiplenme gerçekleşmiştir. Kürtler komployla büyük bir acı içine sokulmuştur; ancak Kürt Halk Önderine fedaice sahiplenme Kürtlerin yeni bir ulusal ruha kavuşması da bu süreçte daha derinlikli hale gelmiştir. Eğer bugün Kürtler yenilemiyorsa, büyük acılara rağmen direniyorsa bunda “Güneşimizi Karartamazsınız” fedai direnişi ve şehitlerinin rolü çok önemlidir. O güne kadar süren fedai direnişi yeni bir fedai ruhla mayalamıştır. Acı ne olursa olsun, varlık kesin korumaya alınana ve özgürlük kazanılana kadar direnme gücü ve kararlılığı böyle ortaya çıkmıştır. Kürt halkı her türlü zulüm ve katliama karşı onurluca direniyorsa arkasında böyle bir direniş tarihi vardır. 

1999 komplosunun boşa çıkarıldığını söylüyoruz. Bu komplo “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişiyle Kürt Halk Önderi etrafında ateşten çember olanlar tarafından boşa çıkarılmıştır. Aslında komplo başardığım dediği anda boşa çıkarılmıştır. Eğer 1998-1999 yıllarındaki bu sahiplenme olmasaydı komplo boşa çıkarılamazdı. Komplo bir kırılma ve teslimiyet yaratabilirdi. Ama “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişçileri, bunu vücutlarını direniş meşalesi yaparak, ateşten barikat kurarak önlemişlerdir. Bu nedenle bu kutsal direnişçileri bir daha minnet ve saygıyla anıyoruz. Bu direniş için ne kadar konuşulsa, ne kadar yazılsa azdır. Gerçekten de Kürtlerin ulusal ruhunu ve direnişçi karakterini derinden etkileyen ve mayalayan bir destandır “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişi.

Herkes PKK bu komplonun altından kalkamaz, Abdullah Öcalan orada çürür derken gelişmeler tersini doğrulamıştır. Kürt Halk Önderinin “tarihsel komplolar gelişmeleri durdurmaz, hızlandırır” sözü kısa sürede doğrulanmıştır. Çünkü “Güneşimizi Karartamazsanız” gibi bir moral değerle yüklü PKK ve Kürt Halk Önderi büyük bir iradeyle direnmiştir. Kürt Halk Önderinin “mezarda da olsam rolümü oynarım” sözü bir daha gerçek olmuştur. Kürt Halk Önderliği devrimci duruşunu ve önderliğini daha da derinleştirmiş ve yenilmez kılmıştır. Yeni bir paradigmanın sahibi olarak kendini yüzyıllara taşımıştır. Komplocuları kendi şahsında yenilgiye uğratmıştır. Uluslararası komplonun ve Türk devletinin tüm şifreleri çözülmüş, yenilgiye uğratılmalarının her türlü imkanını halkların eline vermiştir. 

PKK de önderlik paradigması temelinde kendini yenilemiş, güçlendirmiş ve yenilgiye kapılarını kapatmıştır. PKK de bu paradigmayla her türlü tıkanmanın önüne geçerek 21.yüzyılın başarıya mahkum olmuş hareketi haline gelmiştir. PKK yeni paradigma gerçeğiyle egemenlerin zihniyet hakimiyetine son vermiş; egemenlerin zihniyet ufkunu aşarak halkların özgürlük, demokrasi ve sosyalist yaşam geleceğini güvenceye almış ve garantilemiştir. Artık PKK'nin egemen güçlerin kontrolü altına alınması ya da reel sosyalizm gibi sistemin ufukları içinde boğulması mümkün değildir. PKK gerçeği ne boğulabilir ne de yenilgiye uğratılabilir. Yeter ki Kürt Halk Önderinin ortaya koyduğu paradigmanın gereklilikleri yerine getirilsin. Kesinlikle tüm başarısızlıklar ve yetersizlikler bu zihniyet ve vicdan devriminin yetersiz uygulanması sonucu ortaya çıkarlar.

Bu gerçeklik nedeniyle PKK moral üstünlüğü ele almış bir partidir. Kürtler de dünya halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde öncülüğü ele almanın moral üstünlüğüne sahiptirler. Komplonun 15.yılında bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Komplo sonrasında ABD Dışişleri Bakanı Madlin Olbright Kürt halkının Önderlerine sahiplenmesini gördüğünde “bu kadarını da beklemiyorduk” demiştir. Bu, Kürt halkının direniş gücünün itirafı olmuştur. Bu halk 15 yılda daha da güçlenmiştir. Kürt analarının oğullarını ve kızlarını vatan toprağına uğurlarken söyledikleri bu gerçeğin kanıtıdır. İşte bu halkın gücü budur. Kürt halkının nasıl güçlendiği o anaların gözleri ve sözlerinde kanıtlanmıştır. Bu gücü kim yenebilir? 4 evladını, 3 evladını, iki evladını bu savaşta anavatan toprağına gömen yüzlerce aile var. Bu gerçeklik Kürt halkının ve Kürdistan’ın özgürlüğü hak ettiğinin kanıtıdır. Hangi zulüm bu özgürlüğü engelleyebilir? 

Bu halkla ancak onurlu barış kurulabilir. Bu halktan herkes güç alır. Bu halkla birlikte yaşamayı kabul eden tüm halklar güç kazanır, güzellikler yaşar. Bu halkla özgür ve eşit kardeşlik Türkler, Araplar, Farslar ve tüm diğer halklar için büyük bir şanstır. “Ev alma komşu al” sözü belki de en fazla Kürtlerin komşuluğu ve kardeşliği için geçerlidir. İnsanlığın kök hücresi olan, acılarla damıtılmış olgunluk, bilgelik sahibi bu halk komşularına sadece güzellik verir; yeter ki kardeşliği, dostluğu ve eşitliği görsün! Kürtlerin kardeşliği tüm halkları büyütür. Bugün şovenizmin, ırkçıların, tüm soykırımcıların “Kürtlerin haklarını verirsek bölünürüz” söylemlerinin aksine tüm halklar güçlenir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu halkları tarihin en güçlü bütünleşmesine kavuşurlar. Türkler, Araplar, Farslar ve Kürtler bu coğrafyada bir cennette yaşar gibi yaşama kavuşurlar. Kürtlerin özgürlüğü herkese böyle bir Ortadoğu yaşamı vaat etmektedir.

Kürt Özgürlük Mücadelesi de böyle bir Ortadoğu'yu hedeflerken, şovenist zihniyetli sömürgeciler Ortadoğu'yu bir cehennem yaşamına mahkum etmek için Kürtlere karşı savaş yürütüyorlar. Kürt düşmanlığını sürdürüyorlar. Kürt düşmanlığı, Ortadoğu halklarının cehennem yaşamı yaşamasının ifadesi ve pratiğidir.

Bugün Türk devleti Kürt düşmanlığında öncülük yaparak bölgenin cehennem zebanisi rolünü oynamaktadır. Arkasındaki güçlerle birlikte Ortadoğu cehennem düzeninin koruyucusu Türkiye’dir. Türkiye şunu bunu zalimlikle, halkına zulüm yapmakla suçluyor. Bu tamamen kendi suçlarının, rolünün üstünü örtmenin bir yoludur. Türkiye bugün Kürt sorununun çözümü önündeki temel engel güç olarak Ortadoğu'daki zulmün artmasının savunucusu ve sürdürücüsüdür. Halbuki Kürt sorununu gerçek anlamda çözmüş tüm ülkeler demokratikleşmek zorunda kalır. 

Türkiye bu yolu benimsemiyor. İşi gücü Kürtler üzerinde komplolar kurmaktır. Amiyane deyimle fitne fücurlar gibi sabah akşam kafasını bu işe yormaktadır. İşi gücü bu olduğundan Kürtler üzerinde komplolar kurma konusunda uzmanlaşmıştır. Her fırsatı da bunun için değerlendirmeye çalışmaktadır. ABD'nin bölgeye yeni bir müdahale yaptığını görünce hemen Kürtlere karşı birlikte komplolar kurduğu İran, Suriye ve Irak’ı bırakarak ABD ve NATO’nun taşeronluğuna soyunmuştur. ABD atına binerse hem Kürtleri tasfiye edeceğini hem de Ortadoğu'da etkin olacağını hesaplamıştır. Bu nedenle  İzmir Libya saldırısının üssü olmuş, Suriye'deki muhalifler karargahlarını Hatay, Antep ve Urfa’ya kurmuşlardır. 

Türkiye uluslararası güçlerle birlikte Kürtler üzerinde böyle yeni bir hesap ve komplo peşindedir. Rojava’da Kürtlerin hak kazanmaması için silahlı çeteleri desteklemesi, Suriye muhalefetini Kürtlere hak vermemeleri için markaja alması bu nedenledir. Türkiye uluslararası güçlerin bölgede Kürdistan'a ihtiyaç duyacağını düşünerek bu ihtiyaç karşılığında Kürtleri ayakları altına alma hesapları yapmaktadır. En küçük fırsatta bile Kürt düşmanlığı yapan bir Türkiye'nin Kürt sorununu çözeceğine hiç kimse inanmaz. Bu nedenle İmralı’da görüşmeler yaptıran AKP hükümetine kimse inanmıyor. Düne kadar AKP'ye yakın olan birçok yazarçizer “AKP'nin yaklaşımlarıyla bu sorun çözülmez” diyor.

Türk devleti uluslararası komplo boşa çıkarılmasına rağmen, benim stratejik önemim var, bunu kullanırım ve Kürtleri zaman içinde yok ederim diye düşünüyor. Bu nedenle gerçek ve kalıcı çözüme bir türlü yanaşmıyor. Kürt Halk Önderi ve PKK'nin çözüm yaklaşımlarını istismar ediyor ve kötüye kullanıyor. Son yıllarda Kürt Halk Önderi ve Kürt hareketinin yaklaşımlarını kendi iktidarını güçlendirmek için kullanmıştır. Şu andaki görüşmeleri de sıkıştığı bir dönemde kendini rahatlatmak ve 2013 yılını da bu biçimde kotararak 2014 yılına ulaşmayı hedeflemektedir. Şu andaki yaklaşımları bundan başka bir şeyi akla getirmemektedir.

Kürt sorunu gibi Türkiye'nin geleceğini belirleyecek bir konuda “şu BDP’li İmralı’ya gidebilir, şu gidemez” demesi başka nasıl izah edilebilir? Sadece bu da değil, kullandığı dil başından sonuna kadar Kürtleri aşağılayan ve tahrik eden bir dildir. Kürt sorununda hiçbir adım atmadan, kalıcı çözüm iradesi göstermeden kırk yıldır mücadele eden ve ağır bedeller ödeyen bir harekete “gidip şu şu ülkelerde yaşayabilirsiniz” demek, hakaretlerin ve tahriklerin en büyüğüdür. Bu zaten ciddiyetsizliğin ve bir çözüm iradesi olmadığının kanıtıdır. 

Kürt Halk Önderi Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata ile görüştüğünde PKK'ye düşüncelerini iletmek ve PKK'nin görüşünü almak için mektup yazacağını belirtmiş. Ancak bu şimdiye kadar gerçekleşmemiştir. Kürt Halk Önderi mektup yazmaktan vazgeçmiştir. Çünkü AKP hükümetinin ciddi olmadığını görmüştür. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi ve PKK her zaman çözümden yanadır. Hiçbir yaklaşım ve görüşmeyi elinin tersiyle itmez. Ancak artık bu görüşmelerin zamanı eskisi gibi uzun olamaz, zamana yayılamaz. Çünkü bu tür şeyler oyalamadan ve zaman içinde tasfiye etme zihniyetinden başka bir anlama gelmez. Konuşulan her şey konuşulmuştur. Kürt sorununun kalıcı çözümü için makul adımlar da netleşmiştir. Bu nedenle artık eveleme geveleme zamanı değildir; icraat ve adım atma zamanıdır. Eğer AKP hükümeti yeni bir anayasa yapmak istiyorsa Kürt çözümünü ortaya koyar. Çünkü yapılacak bir anayasa Kürt sorununu çözerse yeni bir anayasa olur. Yoksa 12 Eylül anayasasının biraz şurasından burasından yumuşatılması yeni anayasa olmaz. Olsa olsa 12 Eylül zihniyetini yeni koşullarda sürdürmek anlamına gelir.

AKP hükümeti yeni bir oyalamayla komplonun 15.yılında yeni bir komplo yürütemez. Bunu Kürt Halk Önderi kabul etmez. Türk devleti, AKP hükümeti herkesi aldatıp kandırabilir; ancak Kürt Halk Önderini aldatamaz. Eğer tecrit uygularım, şantaj ve tehditle Kürt Halk Önderini kendi istediklerime razı ederim deniliyorsa bu sadece kendilerini kandırmak olur. Kürt Halk Önderi, Kürt tarih bilincidir. Kırk yıllık mücadele bilincidir. Bu bilincin merkezinde olan ve tüm süreçleri bütünlüklü yaşayan, bu nedenle bu bilince tam sahip olan kişidir. Bu nedenle Kürt tarihinin özgürlük ve demokrasi iradesinin en rafine bilincidir. Buna ciddi yaklaşmayanlar kendilerini kandırır ve kendileri kaybederler. Kurnaz tilkinin dört ayağıyla tuzağa düşmesi durumuna düşerler. 

AKP hükümeti İmralı’dan istediklerini alamayınca bu defa da “Erbil’de görüşüyorum, PKK ile görüşmeler var; birçok  konuda anlaşıldı, ilerleme var” haberlerini bilinçli bir biçimde yaygınlaştırmaktadır. Sanal dünyada sanal görüşmelerle sanal gelişmelerden söz etmektedirler. Ancak KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklama yaparak tüm bu sanal, uydurma, masa başında hazırlanmış haberleri yalanlamıştır.

Bu nedenle hiç kimse KCK’den ve İmralı’dan bir açıklama gelmeden yapılan hiçbir habere inanmamalıdır. Şimdi yeni bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Gazeteler kendilerine servis edilen haberleri yayarak toplumda sanki bir şeyler olabilecekmiş gibi bir rehavet yaratmaktadırlar. AKP böylece kendine yönelik eleştiri ve mücadeleyi engelleyerek inisiyatif kazanmaya ve kendi politikalarını engelsiz yürütmeye çalışmaktadır. 

Yandaş basın herkese aman süreci bozmayın, herkesin süreçle imtihanından söz ederek AKP'nin gerçek yüzünü gizlemeye çalışmaktadır. Ortada bozulacak bir süreç yoktur. Sadece Kürt Halk Önderinin iyi niyetli yaklaşımı ve çözüm iradesi vardır. AKP ve devlet tarafından ne böyle bir niyet ne de irade vardır. Bu açıdan yapılması gereken AKP'yi Kürt sorununun çözümündeki politikalarını açıklamaya ve bu konuda adım atmaya zorlamaktır. Yoksa AKP'nin herkesi sınava sokar gibi kendi politikalarının yediğine alması tuzağına düşülür ki, bu ne Kürt sorununun çözümünü ne de demokratikleşmeyi sağlar. 

Kürt halkı ve demokrasi güçleri AKP'ye karşı tutum ve mücadelesini ortaya koyarak sanal dünyayı yıkıp gerçek çözümün olabileceği bir mücadele dönemi başlatmalıdır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.