Kim Şımarık Oğlan
Makaleler / 08 Şubat 2013 Cuma Saat 09:18
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'nin AB’ye böyle şantaj yapmasının nedeni de Kürt sorunudur. Avrupa’ya bir an önce girip terörist olarak ifade ettiği Kürt Özgürlük Hareketi'ni boğmak istiyor.

Tayyip Erdoğan ikide bir Şanghay beşlisinden söz ediyor. Bizi Avrupa Birliğine almazsanız başka seçeneklere yöneliriz diyor. Her ne kadar Şanghay beşlisi AB’nin alternatifi değil dese de herkes bunun bir şantaj olduğunu anlıyor.

Türkiye'nin AB’ye böyle şantaj yapmasının nedeni de Kürt sorunudur. Avrupa’ya bir an önce girip terörist olarak ifade ettiği Kürt Özgürlük Hareketi'ni boğmak istiyor. AB ise Türkiye'yi çözmemiş bir Kürt sorunuyla almak istemiyor. Kuşkusuz Türkiye'ye çok destek veriyor. Hatta şimdiye kadar Kürt sorununun çözülmemesinin bir nedeni bu destektir. Türkiye bu desteklere dayanarak çözümsüzlükte ısrar ediyor. Ancak Avrupa’nın Türkiye gibi Kürtleri tümden bitirip Türkleştirme gibi bir yaklaşımı olmadığı için politikalarda bazı farklılıklar da bulunuyor. İşte bu durum da Avrupa’da tereddüt yaratıyor.

Türkiye'nin tüm politikalarının merkezinde Kürt sorunu var. Tüm ilişkilerini buna göre düzenliyor. Siz bakmayın AB’ye sitem etmesine, tam üye olmadığı Avrupa Birliği içinde kalmasının nedeni de Kürt sorunudur. Bu kadar haksız bir davayı bu ilişki ve ABD desteği ile sürdürüyor. Eğer bu destek olmasaydı şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarısız olurdu. Hatta Kürt sorununu çözmek zorunda kalırdı. Bugüne kadar yürüttüğü kirli savaşı, özel savaşı ve psikolojik savaşı yürütemezdi. Meşruiyeti her bakımdan bitmiş bu savaşı AB ve ABD desteğiyle mümkün oluyor. Aslında Şanghay beşlisinden söz etmesi, Avrupa’ya Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezmede bize daha fazla destek verin, yoksa farklı arayışlara gireriz anlamına gelmektedir.

Eğer Şanghay beşlisiyle Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye edip Kürtleri siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemi içinde tutacağına inansaydı bir saat bile tereddüt etmez, saf değiştirirdi. Ancak Türkiye de biliyor ki böyle bir durumda Kürt Özgürlük Hareketi karşısında çok zorlanır, hatta kısa sürede bozguna uğrayabilir. Bu açıdan Şanghay beşlisinden söz etmesi tamamen şantajdır. Bu, basit bir şantaj karşısında AB hemen haydi çık diyebilir. Ancak tam üye olmasa da ilişki sürdürdüğü ülkeyle böyle bir polemiğe girmek istemiyor. Çünkü ABD ve AB Türkiye'yi Ortadoğu'da bir taşeron olarak kullanıyor. Türkiye de bunu bildiği için bu tür şantajlar yapıyor. Şu açıktır ki bu ilişkiye daha fazla muhtaç olan, koptuğu anda en fazla zarar görecek olan TC’dir. Bu nedenle Türkiye'nin İsrail için söylediği şımarık oğlan sözü tam da Türkiye'nin bu tutumunu ifade ediyor.

AKP hükümeti Şanghay beşlisinden bahsetmenin, Avrasyacılık yapmak istemenin başa neler getirdiğini herhalde Ergenekon davasından bilmektedir. Ergenekon davasından yargılananlar Avrasya seçeneğimiz de var, Şanghay beşlisi de var dedikleri için bugün zindandadırlar. Eğer AKP çok ileri giderse ABD Fetullahçılara tam destek vererek AKP'yi de Ergenekoncular durumuna düşürebilir. Dolayısıyla AKP'nin Şanghay söylemleri boş laftan ibarettir.

Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta o kadar haksızdır ki, böyle bir savaşı hiçbir ülke uzun süre sürdüremez. Türkiye AB ile ilişki içinde kendini bir demokrasi gücü olarak gösterebiliyor. Bunu kendisi için bir meşruiyet zemini olarak kullanıp Kürtler üzerinde her türlü kirli savaşı yürütebiliyor. Eğer demokratik olmadığı söylenen Şanghay beşlisi ülkelerin yanında olsa bu savaşı bu kadar uzun sürdürebilir miydi? Her türlü kirli yöntemi kullanıp sonra da bunun üstünü örtebilir miydi? Bu haksız savaşı dünyaya anlatabilir miydi? Kuşkusuz anlatamazdı. Bu nedenle Türk devleti Avrupa ve ABD desteğini alarak bu haksız ve kirli savaşın üstünü örtebiliyor. Dolayısıyla böyle bir savaşı yürütmek için bundan daha büyük destek olabilir mi?
Savaşlar esas olarak moral güçle kazanılıyor. Türkiye de bu savaşın moral gücünü AB ile ilişki içinde buluyor. Kaldı ki dünyanın en karmaşık tekniklerini de ABD ve AB’den alıyor. Belki ABD ve AB aynı değil denilebilir. Şunu vurgulamalıyız ki, Türkiye söz konusu olduğunda ABD ve AB politikaları çok ayrıksı olmaz. Kuşkusuz farklı politikaları vardır. Kim daha etkin olsun mücadelesi vardır; ancak temel stratejik yaklaşımlarda Türkiye konusunda birlikte hareket ederler. Bu nedenle Türkiye AB'den çıktığında ABD’den de bugünkü desteği alamaz. İlişkileri bugünkü gibi olamaz.

Türkiye, İsrail ile kavgalı görüntüsü verse de, bu konuda da esas olarak lafta bu karşıtlığı yapar; genel politikada ise İsrail ile karşıtlık yapamaz. Çünkü Türkiye bilir ki; İsrail karşıtlığı yapar, İsrail için zarar verici bir politika izlerse ABD ile karşı karşıya gelir. Ama buna rağmen şımarık bir oğlan gibi ikide bir İsrail’e laf atar. Ama bu laflarını ABD'yi karşısına alacak bir düzeyde götürmez.

AKP şimdi böyle bir politika izliyor. Lafta AB’ye ya da İsrail’e karşı tutumlar alıyor. Bu lafların sınırını dış ilişkiler belirliyor. Tayyip Erdoğan’da bu sınırları aşmayacak düzeyde bu tür söylemlerde bulunuyor. Böylece içerden kendine bazı destekler alıyor ya da Ortadoğu'da Arapları etkilemek istiyor. Ancak bu tarz bir noktadan sonra ABD’yi de AB’yi de rahatsız eder. Kazancı kadar tehlikesi de olan bir politikadır. Riskli bir politikadır. Türkiye beklemediği anda bu politikadan zarar da görebilir. Çünkü bu şımarık oğlan tutumuna her zaman tahammül edilmeyebilir.
Türkiye yüz elli yıldır farklı güçler arasındaki çelişkilerden yararlanarak kendini ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak bu politika I. Dünya Savaşında bir kırılma yaşadı. Zaman zaman da Türkiye'yi zor duruma düşürüyor. Türkiye kendi iç bünyesini bir türlü sağlamlaştıramadığı için bu zayıflığını jeopolitik konumunu kullanarak gidermeye çalışıyor. İçte çıkan sorunları dış güçlerin bölge politikaları çelişkisinden yararlanarak bastırmayı bir politik tarz olarak yürütüyor. Bu konuda da en temel zaafı, zayıf karnı ise Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmediği müddetçe iç bünyesinin gücüyle değil de kendini pazarlayarak ayakta kalma politikası izleyecektir. Bunu da her zaman istediği gibi yürütmesi söz konusu olamaz. Çünkü bu ilişkilerde esas aktör kendisi değildir. Bu nedenle Türkiye'yi kullanmak isteyen dış güçler de Kürt sorunun çözümünü istemezler.

Türkiye ya Kürt sorununu çözecek ya da bu kişiliksiz ve kendini nereye götüreceği belli olmayan politikayı sürdürecektir. Hatta bu politika Türkiye açısından belirsizlikler içindedir. Jeopolitik durumunu kullanarak, dış güçler arası çelişkilerden yararlanarak yürüttüğü politika bir yerde kırılacaktır. Kürtleri bu yolla egemenlik atında tutayım derken, bu konuda beklenmedik sonuçlarla karşılaşması sürpriz olmaz.  Dünya siyasi tarihinde bu tür sürprizler normal hale gelmiştir.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.