Oğlum Bina Okur, Döne Döne Yine Okur: İşte Akp!
Makaleler / 28 Ocak 2013 Pazartesi Saat 09:41
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk devletinin bu kafasıyla ne Kürt sorunu ne de başka sorunlar çözülür. İlk başta belirtilmeli ki, Kürt sorunu demek çok yanlış değil.

Türk devletinin bu kafasıyla ne Kürt sorunu ne de başka sorunlar çözülür. İlk başta belirtilmeli ki, Kürt sorunu demek çok yanlış değil. Kullanılır ya da kullanılmaz, ama Kürt sorunu demek Kürtlerin sorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Bask sorunu, İrlanda sorunu, Filistin sorunu bu yerlerle ilgili sorunların olduğunu gösterir. Türkiye daha Kürt sorununu kabul etmiyor. Bu sorunun çözülmesi için neler yapılması gerektiğini tespit etmiş değil. En başta da sorunu tanımlama ve çözme konusunda hala bir zihniyet sorunu var. Zihniyet değişmeden eskisinden farklı ne çıkabilir.

Erdoğan, Demirel’in on yıllarca tekrarladığı tekerlemeleri dillendiriyor; Kürtler her şey olabiliyormuş, herkes hukuk karşısında eşitmiş, herkes TC vatandaşıymış! Doğru, herkes kamu karşısında eşit, herke TC vatandaşı; ancak bu kavramları belirleyen anayasa Kürt inkarcısı! Kürtlerin varlığını, iradesini ve kendilerini yönetmesini kabul etmiyor. Şimdi Kürt sorununu çıkmaza sokan ve bugünkü durumu yaratan Demirel’in yaklaşımı ve diliyle bu sorun nasıl çözülecek? Bu dil topluma da yedirilmiş. Bir kesim sıradan Türk “daha ne istiyorlar, her şey oluyorlar” demiyor mu? Bu nedenle de Kürtler hak istediklerinde öfkelenmiyorlar mı? Erdoğan gele gele bu noktaya mı gelmiş? Gerçekten de harika bir zeka! Herhalde Kürt sorununu bu zihniyetini Kürtlere kabul ettirerek çözecek! Hem de Kürt sorununu çözme anlamında bir süreçten söz edildiği dönemde bunlardan söz ediliyor. İşte Rauf Tamer’in yıllardır söylediği “o kafa” budur.

Sanki minnetlik bir şey sunar gibi “çekip gitmelerine izin veriyoruz” diyor. İşte Kürt sorununun çözümünden anladığı budur. Hangi aklı başında insan bu kafayla sorunun çözüleceğine inanır. Bu, açıkça 30 yıldır gerillayı ezip sorundan kurtulma kafasının yeni nesil versiyonudur. Birinin askeri zorla yapmak istediğini, AKP zorun yanında psikolojik savaşı da kullanarak bunu sağlamaya çalışıyor.

İster kabul edilsin ister edilmesin o gerillalar Kürtlerin gasp edilen haklarının kazanılması için mücadele etmektedir. Kürtlerin varlık sorununun olduğu ve siyasi iradelerinin kabul edilmediğini her demokrat kişi kabul etmektedir. Bu nedenle Kürt sorunu çözülmeden bırakıp gitsinler demek hiçbir anlam ifade etmiyor. Sadece sorunun anlaşılmadığını gösteriyor. Kürtlerin hala varlık yokluk sorun vardır. Bu tehlike ortadan kalkmadan hiç kimse Kürtlerin direnişini terk etmesini bekleyemez. Varlık yokluk sorununun ortadan kalkması da Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, Kürtlerin bulundukları alanlarda kendi kendini yönetmesi, yani demokratik özerkliği ve anadilde eğitimiyle sağlanabilir. Bunlar olmaz diyenler hangi sorunu çözebilir?

Başbakan “ben her türlü saldırıyı yaparım, her türlü sözü söylerim, ama hiç kimse bize cevap veremez” diyor. Ahmet Türk’ün bu saldırıları neden yapıyorsunuz sorusuna verdiği cevap Erdoğan’ın zihniyetini de kimliğini de göstermektedir. Tam bir egemen ulus kompleksi ve diliyle konuşmaktadır. Açıkça Kürt siyasetçilere; Kürtlere ne kadar saldırırsam da, ne kadar cinayet işlesem de, ne kadar Kürt genci öldürürsem de ses çıkarmayacaksınız diyor. Açıkça siz benim işbirlikçi Kürtlerim gibi nasıl diyorsam öyle hareket edeceksiniz, diyor. Bu tutum bir çözüm zihniyeti olamadığını gösteriyor. demokratik siyasetçilerin de iradesini kırıp kendine biat ettirmek istiyor. Ahmet Türk ve BDP'ye yaklaşım Kürtlere de neyi layık gördüğünü gösteriyor. O kadar haddini bilmez ki, kendi dili sorunlu olduğu halde, en çirkin üslupları kullanmasına rağmen hem suçlu hem güçlü olarak başkalarını suçluyor. Tam yüzsüzlük. Daha doğrusu psikolojik savaşı en pervasız biçimde yürütüyor. Kendisi zalim olduğu halde mazlumu suçluyor ve mazlumun savunmaya geçmesini istiyor. Hep BPD’yi suçlayarak BDP'nin Kürtlerin haklarını, hatta kendini savunmasını engellemeye çalışıyor.

Bir çözüm ve barış olacaksa onurluca olur. Karşıdakini ezmek ve aşağılamak isteyenin bir çözüm iradesi ve barış zihniyeti olamaz. AKP'nin barış anlayışı “Pax Romana”dır. Yani güçlünün barışıdır. Onlara göre zalimin herkesi susturarak ortalığı sütliman yapmak istemesinin adıdır. AKP barış istemiyor. Kürtlerin direnişi bırakıp baskılar karşısında suskun kalmasını barış olarak tanımlıyor. Barıştan anladığı teslim alıp susturmaktır. Tabii ki Kürtlerin direnişi kırılırsa bir sükunet sağlanır, ama bu sükunet lanetli bir sükunettir, aşağılık bir sükunettir. Kürtler böyle bir aşağılanmayı zül görürler ve gerekirse bin yıl daha fedaice direnirler. Onursuz bir sükuneti ve güçlünün barışını kabul etmezler, direnirler. Kürtler öyle bir halk haline gelmiştir. Hiç kimse lanetli yaşamı, çirkin yaşamı, “aşağılık huzurları” bozulmasın diye Kürt halkının, Kürt gençlerinin direnişi bırakmasını isteyemez.

Eğer bir görüşme olacaksa bir tarafın görüşmecisinin kim olduğunu karşı taraf belirleyemez. İster Ahmet Türk, ister Selahattin Demirtaş, isterse başkası olur. Bu nedenle İmralı’ya kimi göndereceğini Adalet Bakanı belirler, hükümet belirler denilemez. Bu tür söylemler bile aşağılayıcı ve bir çözüm zihniyeti olmadığının kanıtıdır. Şu anda Kürtler Başbakan ve hükümet yetkililerinin tutumlarını görüyor ve çok öfkeleniyor. Ahmet Türk’ün mitingdeki konuşmasında en fazla alkış alan sözleri operasyonları dillendiren bölümüydü. Dememek ki Kürt halkı bu konuda hassas. Kürtlerin en temel hassasiyetleri dikkate alınmadan hangi süreçten söz edilebilir? Tabii ki Ahmet Türk Kürtlerin hassasiyetlerini dile getirecektir. Bu zihniyet anadilde eğitim, demokratik özerklik, kimliğini anayasal güvenceye kavuşmasını duymak istemem der. Neyin söylenip söylenmeyeceğini kendisi belirleyecek, bunun adı da süreç olacak! Türkiye'de dil ve üslup sorunu olan tek kişi Tayyip Erdoğan’dır. En faşist olanlar bile Tayyip Erdoğan gibi aşağılayıcı, rencide edici ve tahrik edici dil kullanmıyorlar. Bu yönüyle herhangi bir sürecin önündeki en büyük engel Tayyip Erdoğan’ın dilidir. Eskiden bu diller için eşek arısı soksun derlermiş. Erdoğan’ın dilini milyon tane eşek arısı sokmayı hak etmektedir.

Gerillayı aşağıla, BDP'yi aşağıla, her konuşan Kürt’ü aşağıla, ondan sonra ben barış istiyorum, ama başkaları istemiyor de! İşte utanmazlık budur, pişkinlik budur. Erdoğan sanıyor ki bu dili çok etkili oluyor. Doğrudur, etkili oluyor, o da tahrikte ve provoke etmede. Gerçekten de tam bir provokatör.

Erdoğan bilmeli ki Kürt Özgürlük Hareketi onurlu ve bilinçlidir. Öyle izin verdik, çekip gidebilirler diyerek aşağılayacağı bir güç karşısında yoktur. Bu hareket “ya bitecek ya bitecek” diyen çok iktidarlar görmüştür. Eğer Erdoğan bu kafayı değiştirmezse çözülecektir. Zaten en yakın yardakçısı Abdulkadir Selvi bile “ya Kürt sorunu çözülecek ya da AKP çözülecektir” demiştir. Ağzından kaçırmış, ama gerçeği söylemiştir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi'nin dayanma ve direniş potansiyeli vardır. AKP'nin bu gücü yoktur. Eğer 2013 yılı da 2012 yılı gibi geçerse AKP çözülür ve iktidardan düşer. Bu nedenle Erdoğan öyle yüksekten atmasın. Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu tür tehditlere ve psikolojik savaş söylemlerine karnı toktur.

Kürt Özgürlük Hareketi savaşa da barışa da hazırdır. Tabii ki onurlu bir barışa! Güçlünün barışına ya da Pax Romanaya boyun eğmez. Aslında barış kavramından çok, çözümden söz etmek lazım. Çünkü barış kavramı Türk devleti tarafından dejenere edilmiştir. Bilindiği gibi Kıbrıs’ı işgal harekatına bile barış harekatı denilmiştir. Şimdi de barışın adı Kürtlerin teslim alınması olarak kullanılıyor. Bu yönüyle Türk devletinin ve Kürtlerin anladığı barış aynı barış değil. Birbirine yüz seksen derece zıt. Bu nedenle “çözüm istemek” çözümden söz etmek daha doğrudur. Ancak çözüm dili gerçek barış dili olabilir.

Başbakan çok pişkin. Paris’teki cinayetleri Türk devletinin işlediği netleşmiştir. Türk devleti, AKP hükümeti bu cinayetlerin esas suçlusudur. Türk istihbaratı katil zanlısı kişiliği geçen kasım ayında Kürt derneğine sızdırmıştır. 2011 seçimlerinden sonra topyekun imha savaşı gereği bu katiller Kürtlerin içine sızdırılmıştır. Avrupa ortamı ve derneklerin karakteri nedeniyle sızma kolay olmuştur. Herhalde tek bir kişi böyle sızma planlaması yaparak, kendini farklı göstererek, bir yıl bekleyerek sonra da PKK yönetimini bulduğunda öldürmez. Böyle tek kişilik cinayet olmaz. Yapılış biçimi arkasında bir istihbarat örgütü olduğunu kanıtlıyor. Arkasında da devlet olduğuna göre bu cinayetin sorumlusu AKP hükümetidir. Türk devleti dışında PKK kadrolarını bu düzeyde hedefleyecek bir güç yoktur. Başka devletler PKK'ye karşı farklı yöntemlerle karşı oluyorlar, ama bu yöntemi kullanmıyorlar. Zanlının aile çevresi BBP’li olduğuna göre İran, Rusya ve Suriye gibi spekülasyonlar da çökmüştür. Türkiye dışındaki her seçenek bir saptırma anlamına gelir. Türk devletinin olduğu kesindir. Kürtler ve demokrasi güçler için bu netleşmiştir. Biraz mantığı ve aklı olan herkes için de netleşmiştir. Şimdi olması gereken Fransa yargısının cinayetleri işleyenlerin arkasındaki gücü açıkça ifade etmesidir.

Pişkin Başbakan bizi suçlayanlar özür dilemelidir diyor. Ortaya çıkan gerçekler karşısında Başbakan’ın bu sözü özrü kabahatinden büyük olma anlamına geliyor. Kendisi özür dilemesi gerekirken ya da bu kişinin Türkiye ile bağı var mı araştıracağız demesi gerekirken, BDP’lilerin Türkiye'yi temize çıkarmasını istiyor. Çünkü AKP suçüstü yakalanmıştır. Zaten Mehmet Ali Şahin konuşmasıyla bu cinayetleri biz işlemişiz, demiştir. Yakında Almanya’da da olur söylemi başka anlama gelmiyor.

Şu anda Başbakan ve Hüseyin Çelik’in iç infaz demeleri daha iyi anlaşılıyor. Başbakan Kürt derneklerine katil adayı sızdırmalarını önceden biliyordu. Bu nedenle olay olunca derhal iç infazdır demiştir. Hüseyin Çelik de bu durumu bildiğinden iç infaz demiştir. Avrupa örgütünü dağıtmak ve yönetici kadroyu tasfiye etmek için böyle bir planlama yaptıkları netleşmiştir. Avrupa ve Almanya bu tehditleri yutacak mı, yoksa gereken tutumu gösterecek mi göreceğiz.

Üç kadın devrimcinin Türkiye tarafından katledilmesi netleşmiştir. Başta Kürt kadınları ve kadın hareketi olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi bunun hesabını sormasını bilecektir. Bu olayın peşi bırakılmayacaktır. Bu cinayetler yanlarına kar kalmayacaktır. 

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.