Akp Hala Ciddi Yaklaşım Göstermiyor
Makaleler / 20 Ocak 2013 Pazar Saat 20:12
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP 2012 yılında Kürt Özgürlük Hareketi karşısında iç ve dış siyasette çok sıkıştı. Eğer ortam yumuşamazsa 2013 yılındaki gerilim ve çatışmalar içeride de dışarıda da AKP hükümetine kaybettirecektir


AKP 2012 yılında Kürt Özgürlük Hareketi karşısında iç ve dış siyasette çok sıkıştı. Eğer ortam yumuşamazsa 2013 yılındaki gerilim ve çatışmalar içeride de dışarıda da AKP hükümetine kaybettirecektir. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yürüttüğü savaşı eskisi gibi yürütme imkanı kalmamıştır. Bu nedenle AKP Kürt Halk Önderinin yanına heyetler göndererek görüşmeler yaptırdı. Kürt Halk Önderi de bu görüşmelerden çözüm için adımlar atılmasını sağlayabilir miyiz düşüncesiyle yaklaşım göstermiştir. Kürt Halk Önderi zaten yıllardır bir demokratik siyasal çözüm için çaba göstermektedir.

Ancak AKP hükümetinin başından beri bu görüşmelere yaklaşımı ciddiyetsizdir. Doğru bir yaklaşım gösterilmemektedir. Öyle ki, daha sorunun ismi bile tanımlanmamaktadır. Çözeceği sorununun ne olacağını söylememektedir. Yıllardır tekrarlanan terör tekerlemesi bırakılmıyor. Sorun da silahların bırakılması olarak ortaya konuyor. Neyi çözeceğini ortaya koyamaması, en sonda konuşulacak olan silahlı güçlerin konumunu bir dayatma gibi ilk başta gündemleştirmesi, süreci güvensiz hale getirdiği gibi, işi daha başında çıkmaza sokma anlamına gelmektedir. Bu yaklaşımların ilerleme yaratmasının zor olduğu dikkate alınınca bu görüşmelerin kamuoyuna yönelik bir piar görüşmesi olduğu kuşkusu artmaktadır. Görüşmelerin yapıldığının açıkça söylenmesi de buna hizmet etmesi için ifade edildiği düşüncesini akla getirmektedir.

Bu tür görüşmelere toplum olumlu yaklaşmaktadır. Toplum haklı olarak çözüm için her adıma olumlu yaklaşmaktadır. Kürt Halk Önderi de Kürt Özgürlük Hareketi de bu sürece pozitif yaklaşmaktadır. Çünkü yıllardır diyalog yoluyla çözüm isteyen Kürt Özgürlük Hareketidir. En azından AKP'nin tutumunu netleştirmek için de bu yaklaşımı göstermektedir. Ancak AKP mevcut tutumu gösterirse bu durumun uzun süre kabul edilemeyeceği açıktır. AKP'nin tutumunun neye yönelik olduğu da bir iki aya varmadan netleşecektir.

AKP hem tutuklamalar yaparım, askeri saldırıları sürdürürüm, her gün hakaret ederim, hem de bu görüşmeleri de aylarca sürdürürüm diyorsa yanılıyor. Belki bu yaklaşıma kısa süre tahammül edilebilir, ama uzun süre tahammül edilemeyeceği açıktır. Eğer AKP bu iki ayı böyle sürdürürüm, sonra şöyle bir manevra yaparak bu çözümsüzlük zihniyetini sürdürmeye devam ederim ve seçimlere de (hem yerel hem başkanlık) böyle bir oyalama yaklaşımıyla girerim hesabı içindeyse bu hesap Bağdat’a ve başka yerlere gitmeden tersine döner. Bu tür kurnazlıklarla, hesaplarla bir yere varılmaz. Bunu bir süre sonra en iyi AKP anlar.

Erdoğan Ahmet Türk’e cevap vererek saldırılarıma devam ederim dedi. Bu aslında AKP'nin bir çözüm değil, tasfiye hesabı içinde olduğunu gösterir. Öyle ki, şovenist zihniyetli ve PKK'nin ezilmesi ve tasfiye edilmesinden başka bir şey düşünmeyen Güngör Mengi bile bu yaklaşıma itiraz etmiştir. Eğer bir tasfiye politikası yürütüyorsan bunu böyle yapamazsın diyebilmiştir. Yani senin bu oyununu ve planını karşı taraf yutmaz, hiç değilse yutturacak bir tarz izle demiştir. AKP ise, yok onlar gözü küllüdür, ben böyle de yuttururum diyerek bu yaklaşım ve üslubu sürdürüyor. Birkaç ay içinde böyle sonuç alamazsam başka bir üslupla alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete derim diye düşünüyor. Aklı sıra şimdi savaş yaparım, baharda da ateşkes yaptırırım hesabındadır. Bu küçük hesaplar tutmaz ve AKP'ye başka kapıya denilebilir.

Türkiye bir tarafta çözümsüzlükte zorlanıyor, ama diğer taraftan bir çözüm de bulamıyor. Böyle bir çıkmazla karşı karşıya. Yıllardır bu çıkmaz politika aşılmadığı için geriye sonuç alınamayacağı biline biline savaşla ve baskıyla ezme politikası yürütülüyor. Bu politikanın uzun süre yürütülemeyeceği açıktır. Belki bir süre daha “sen ezemedin, ben ezerim” politikasıyla iktidar olunabilir, ama sonuçta bu çözümsüzlük zihniyetinde bir kırılma yaşanacaktır. Hiç kimse Kürt halkının özgürlük iradesinin kırılacağını sanmasın. Kürtler artık eskisi gibi kimliksiz ve köle yaşamak istemiyor. Kürt eski Kürt değildir. Özgürlüğü için gerekirse fedaice bir direnişi sonuna kadar sürdürmeye kararlıdır.  Bazı kesimler yılabilir ama Kürt toplumunun ezici bir bölümü bu direnişte ısrar edecektir. Özgürlük kadar özgürlük için mücadele de bu halkın temel değeri haline gelmiştir.

Üç kadın devrimcinin cenazelerinin sahiplenilişi bu gerçeği bir daha göstermiştir. Baskılar halkın öfkesini geliştirmekten başka bir sonuç vermiyor. Günümüzde baskıların farklı bir sonuç vermesi de mümkün değildir. AKP de diğer iktidarlar gibi bunu yaşayarak öğrenecektir. Belki kötü bir öğrenme yöntemi ama AKP de öğrenecektir. Eğer halkın bu kara kışta gösterdiği bu tutumda, özgür ve demokratik yaşam kararlılığı görülmeyecekse bunu şovenizmin yarattığı siyasi körlük denilebilir.

Başbakan hala ille de ezeceğim diyor. Ruşen Çakır bu kafa ile barış olmaz dedi. Hep Kürtlerden bir şey beklenecek, ama Türk devletinin hiçbir adım atmaması, hiçbir sonuç ortaya çıkarmaz dedi. Bunu AKP politikalarına genellikle pozitif yaklaşan biri söylüyor. AKP'nin durumunu en iyi Ruşen Çakır ifade etmiştir. En azından AKP'nin şu anki pozisyonunu doğru tespit etmiştir.

AKP'nin atacağı adımlar netleşmeden bugün sözü edilen süreç ilerlemez. Süreç demek, bazı şeylerin gelişmesi demektir. AKP adım atmadan hangi süreçten söz edilebilir. Sorun Kürt sorunudur. Bu da Türk devletinin Kürtlerin haklarını gasp etmesinden kaynaklanmıştır. Sorunu yaratan ne Kürtlerdir ne de PKK’dir. Kürtler Türk devleti tarafından yaratılan sorunu ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Bu nedenle çözüm için adımlar atması gereken Türk devletidir. PKK ve Kürtlerin gasp ettiği bir hak yok ki verebilsin. Yok, Kürtler direnişi bıraksın deniliyorsa, hiçbir adım atmadan bundan söz ediliyorsa bu da iyi niyetli bir yaklaşım gibi görülmez.

Sorun milli birlik ve kardeşlik sorunu değildir. Bu, yüzyıllık inkarcı sistemin kullandığı klişe sözdür. Bunu icat eden Tayyip Erdoğan değildir. Tüm hükümetler “milli birlik ve beraberliği” korumak için Kürtler üzerinde baskı ve zulüm yürütmüştür. Bunu en fazla dillendirenlerden biri de kırk yıl siyaset içinde kalan Demirel’di. Tayyip’in tek farkı, koruyacağım demiyor, bunu sağlayacağım diyor. Çünkü ortada zorla sağlanmış böyle bir birlik kalmamıştır. Şimdi AKP eski durumu zorla ve psikolojik savaş yöntemleriyle sağlamak istiyor. AKP'nin diğer hükümetlerden tek farkı budur.

Tayyip Erdoğan ilk önce Kürt sorunu demiş, sonra çark etmiştir. Bir zamanlar Demirel’in Kürt sorununu kabul etmesi, Çiller’in Bask modelinden söz etmesi gibi. Sonunda devletin klasik politikalarıyla yola devam edilmiştir. Hem de en sert yöntemlerle. Devlet öyle bir kurumsal zihniyettir ki, köklü değişimler yapılmadığı takdirde içinde erinilir, bütünleşilir. AKP ve Erdoğan’ın şu anda  yaptığı gibi.

2005 yılında Kürt sorununun varlığından bahsetmiş, kulağından çekilince çark etmiştir. Devlet içine kabul edilmesi bu çark edilişle olmuştur. Cengiz Çandar’a Kürt sorunu vardır demesini politik hayatının en önemli hatası olarak belirtme ihtiyacını duymuştur. Çünkü bunu söylediği zaman devletin klasik politikalarında sapma oluyordu. Bir sapma göstermiş, ama sonunda çizgiye getirilmiştir. 

Bugün Kürt sorununu kabul etmeden bu sorun çözülemez. Bu sorunun adı kabul edilmedikçe zihniyet değiştiği sonucuna varılamaz.  Bu nedenle AKP hükümeti ilk önce çözeceği sorununun adını koymalıdır. Bu adı koymadığı müddetçe özerkliği de, anadilde eğitimi de, Kürt Halk Önderinin özgürlüğünü de kabul etmem diyerek devam eder. Dolayısıyla çözümsüzlükte ısrar sürer.

Bu sorun öyle oyalama rötuşlarıyla çözülmez. Şimdi anadilde savunma hakkı meclise getirilecekmiş. Tabii anadil kavramı yine kullanılmadan. Şunu herkes bilmeli ki, anadilde eğitim hakkı tanınmadan, Kürtçenin kamusal alanda özgürce kullanımı kabul edilmeden, anadilde savunma da kabul edilmez. Hiç kimse kendini kandırmasın. Yapılacak olan sadece bazı rötuşlardır. “Savunma hakkı” konusunda zorlandıkları için bir rötuş yapacaklardır. Ancak anadilde savunma hakkı yine de kabul edilmeyecektir. Sadece eskiden normal suçlar ve politik olmayan kişiler için uyguladıklarını resmileştireceklerdir. Sadece yargılamanın bir iki aşamasında bir yumuşatma yapılacaktır. Zaten avukatların müvekkillerinin anadilde savunma yapması hiçbir biçimde kabul edilmeyecektir. Bu açıdan bu yasa sadece bu süreçte bir şeyler yapıldığını göstererek toplumu oyalama ve beklenti içine sokmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.

Kürtlerin kendi kendini yönetmesi, ekonomik özerkliği, eğitim ve sosyal politikaların yerinden yürütülmesi gerçekleşmeden ve anadilde eğitim sağlanmadan Kürt sorunu çözülmüş olmayacaktır. AKP hala Kürtler üzerinde sömürgeci siyasi egemenliği ve kültürel soykırımı sürdüreceğim, Kürtleri ekonomik olarak kendime muhtaç etmeye devam edeceğim diyorsa bu çözümsüzlükte ısrardır. Sadece eski sistemi sürdürme çabasıdır.

AKP'nin silahların bırakılması ve silahlı güçlerin dışarıya çekilmesi dayatmasından vazgeçmesi gerekir. Kürt sorununun çözümünde eski zihniyet ve politikalardan vazgeçildiğini gösteren adımlar atılmadan teslim ol, kendini benim insafıma bırak yaklaşımların kabul görmeyeceği bilinmelidir. Çözüm isteyen herkes AKP'nin ve Başbakan’ın çözümsüzlükte ısrar ettiğini görmektedir. Ruşen Çakır ve AKP kalemşoru Emre Aköz bile bu yaklaşımlarla sorunun çözülemeyeceğini söylüyorsa başkalarının ve bizim değerlendirmemize gerek bile kalmıyor.

Mehmet Ali Birand yaşamını yitirdi. Gerçekten de Kürt sorununun çözümünü isteyen, bu konuda bir tutarlılığı olan bir elin parmak sayısı kadar gazeteciden biriydi. Belki zaman zaman dengelemek için değerlendirmeler yapsa da bunu hükümeti çözüme teşvik etmek ve toplumu hazırlamak için yapıyordu. Gerçekten de bu sorununun içten çözümünü arzuluyordu. Anadilde eğitim ve özerklik olmadan bu sorunun çözülemeyeceğini biliyordu. Bu sorununun PKK ve Kürt Halk Önderinin muhatap alınarak çözüleceğini de en iyi bilenlerdendi.

Beka’ya ilk giden gazeteciydi. PKK'nin ne dediğini Türkiye kamuoyuna aktarmak isteyen ilk gazeteciydi. Zaten röportajını yasakladılar. Röportaj nedeniyle devlet onu hiçbir zaman affetmedi. Siz bakmayın askerlerin ve devlet yetkililerinin cenaze törenine katılmasına. Esas olarak Mehmet Ali Birand hala suç işlenmiş biri olarak görülmektedir. Mehmet Ali Birand’ın cenazesine katılmada samimiyetin göstergesi en başta da onun Kürt sorununa çözüm konusundaki isteğine uygun davranmak olacaktır. Mehmet Ali Birand Kürt sorununun çözümünü çok arzuluyordu. Bu çerçevede Kürt Halk Önderinin ortaya koyduğu çözümü her zaman makul bulmuştur. Ne anadilde eğitim ne de özerkliğe karşı çıkmıştır.

Şu anda Türkiye toplumu Kürt sorununun çözümüne hazırdır. Toplumun çözüm hazır hale gelmesinde Mehmet Ali Birand’ın emeği çoktur. Bu reddedilemeyecek bir gerçektir. Umarız onun da istediği Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi gerçekleşir. Böylece en arzuladığı şey de gerçekleşmiş olur.


Mustafa KARASU


Navenda Lêkolînên Stratejîk a Kurdistanê

www.navendalekolin.com www.lekolin.org -www.lekolin.net - www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.