İmralı Sürecinde Abdullah Öcalan ve Barış Girişimleri
Basından Seçmeler / 05 Ocak 2013 Cumartesi Saat 10:14
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı’da bulunduğu 14 yıl boyunca barış çalışmalarından hiçbir zaman geri adım atmadı.

Uluslararası komplo ile 15 Şubat günü gece geç saatlerde Türkiye’ye getirilip İmralı Adası’nda bulunan Yüksek Güvenlikli Tek Kişilik Cezaevi’ne götürülen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı’da bulunduğu 14 yıl boyunca barış çalışmalarından hiçbir zaman geri adım atmadı. Öcalan, Kürt sorununu çözümü içi birçok defa devlet heyeti ile görüşerek çözüm önerileri sunarken, son görüşmesi ise DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve BDP Batman Milletvekili Ayla Akat ile oldu. Öcalan’ın yeniden çözüm için öneriler yaptığının belirtildiği görüşmeye ilişkin detaylar ise daha yansımadı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'den çıkmasıyla başlayan ve Türkiye'ye teslim ediliş tarihi 15 Şubat 1999'a kadar olan 4 aylık süreçte yaşanan gelişmeler ile Öcalan'ın İmralı'da kaldığı 14 yıl boyunca maruz kaldığı özel uygulamalar dikkat çekiyor. Öcalan, tecride ve tüm yönelimlere rağmen İmralı Cezaevi’nde bulunduğu süre içerisinde barış çalışmalarından ise hiç geri adım atmadı. Öcalan, İmralı'da buluduğu dönemde birçok defa sürecin iyi ilerlemesi için ateşkes ilan ederken son üç yılda da 17 kez devlet heyeti ile görüştü. 1999 sürecinden önce de sorunun demokratik temelde çözümü için barış arayışlarını sürdüren ve kimi dönemlerde tektaraflı ateşkesler ilan eden Öcalan, aynı dönemlerde devletin de hedefinde oldu. Öcalan'a yönelik ilk ciddi yönelim PKK'nin 2. ateşkesini ilan ettiği 1995 yılında gerçekleştirildi. Bu dönemde devlet bir yandan Öcalan ile ateşkesin koşullarına yönelik görüşmelerde bulunurken, öte yandan da Öcalan'a yönelik suikast girişimleri yapılıyordu. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ün Ergenekon yargılamaları kapsamında yaptığı itiraflara göre, devlet bir ton C4 patlayıcı ile Öcalan'a suikast girişiminde bulundu. Bu suikast girişimi aynı zamanda 2. ateşkesin sona ermesine neden olmuştu.

ATEŞKES VE SINIR DIŞINA ÇEKİLME KARARI

29 Ağustos 1998'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan MED TV'de yayınlanan basın toplantısına telefon bağlantısıyla katılarak 1 Eylül 1998 tarihinden itibaren ateşkes ilan ettiklerini duyurdu. Ardından ise uluslararası komplo devreye sokuldu ve Öcalan önce Suriye’den çıkarıldı sonra ise komplo ile Türkiye’ye getirilerek İmralı Adası’nda bulunan özel cezaevine konuldu. Öcalan yargılandığı süre içinde Türkiye'den ayrılma gibi bir niyetlerinin olmadığını belirterek "Bağımsız Kürdistan" yerine "Demokratik Cumhuriyet"i savunduklarını ve bunun bir strateji değişikliği olduğunu belirtti. Bütün bu tartışmaların içinde Öcalan, 2 Ağustos 1999 tarihinde, PKK güçlerine sınır dışına çıkmaları talimatı vererek, süresiz ateşkes kararını açıkladı. Ardından, PKK tarafından silahlı güçleri sınırların dışına çekildi. Çekilme sırasında askerler tarafından kurulan pusularda çok sayıda PKK’li yaşamını yitirdi.

BARIŞ GRUPLARI

Öcalan, 2 Ağustos 1999'da ateşkesin sürdürülmesini ve silahlı güçlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırlarının dışına çekilerek, sembolik barış gruplarının iyi niyetin bir göstergesi olarak Türkiye'ye gelmelerini istedi. Ardından, PKK biri Kandil’den biri de Avrupa'dan olmak üzere iki barış grubu gönderildi. Sekiz kişiden oluşan birinci barış grubu 1 Ekim 1999 yılında Kandil’den, ikinci barış grubu da yine sekiz kişiyle 29 Ekim 1999'da Avrupa'dan geldi. O dönem barış grup üyelerinin cezalandırılması barış umudunu kıran ilk gelişme oldu. Buna rağmen Kürt Halk Önderi Öcalan, 1 Eylül 1998'de ilan ettiği ateşkes sürecini yargılandığı dönemde süresiz ateşkese çevirdi. Bu ateşkes durumu devletin hiçbir adım atmaması üzerine 1 Haziran 2004 tarihinde bozuldu. Bu tarihten sonra ise AKP hükümeti Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi derinleştirmeye başladı.

‘KCK’ OPERASYONLARI VE AÇILIM SÜRECİ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” söylemleri ile birlikte hükümetin arayışları devam ederken 5 Nisan 2009’da ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye’ye ziyaret yaptı ve hükümet ilk olarak projesini ABD yönetimi ile paylaştı. Ardından ise AKP hükümetinin “Açılım” adı altında başlattığı projenin ilk ayağı olarak “KCK” adı altında yapılan operasyonlar devreye sokuldu. 14 Nisan 2009 tarihinde başlayan siyasi soykırım operasyonları kapsamında DTP, BDP yöneticileri, belediye başkanları, sendikacılar, öğrenciler, kadınlar, insan hakları savunucuları birer birer gözaltına alınarak tutuklandı.

“KCK” adı altında yapılan operasyonlar hız kesmeden devam ederken bir yandan da AKP hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Gül’ün operasyonları gölgelemek için söylemleri devam etti. Cumhurbaşkanı Gül 9 Mayıs 2009 tarihinde Prag’a giderken “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır” söylemini kullandı. Gül, 15 Mayıs 2009 tarihinde ise Suriye ziyareti sırasından “Kürt Açılımı kurumların işbirliğidir” dedi.

YOL HARİTASI

Abdullah Gül’ün bu açıklamasının ardından “Kürt açılımı koordinatörü” olarak görevlendirilen dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay bir dizi toplantı yaptı. 5 Ağustos 2009 tarihinde ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Türk ile “Açılım” konusunu görüştü. Tüm bu süreçler yaşanırken Kürt Halk Önderi Öcalan, 156 sayfalık "Yol Haritası"nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Öcalan'ın sorunun çözümünü 10 temel ilke başlığında topladığı Yol Haritası ancak 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna ulaşabildi. Öcalan, "çekileceğim" sözünü ilk kez Yol Haritası'nı teslim etmeden önce söyledi. Öcalan, 2 Ağustos 2009 tarihinde çekileceği uyarısını şu sözlerle dile getirdi: "Ben 15 Ağustos'ta kendi yol haritamı sunduktan sonra çekileceğim. Artık çözümün nasıl olacağına ilişkin Kürtler kendi kararını verir, PKK kendi kararını verir, DTP kendi kararını verir, Kürt halkı kendi kararını verir. Herkes kendi kararını kendisi verir. Ben buradan dağdaki adam hakkında karar verecek durumda değilim. Orada her gün eziyeti çeken kendisi. Sorunun içinde olan kendisi. Ben burada dağdaki insan için karar veremem. Hatta Kandil merkezi dahi karar veremez. Her grup, her kişi kendi kararını kendisi verir. Çünkü eziyeti kendisi çekiyor, kendisi ölüyor, kendisi mücadele veriyor. Benim bu şartlarda bu konularda bir şey belirtmem doğru olmaz. Kürtlerin de 40 bin şehidi var. Değerleri var. Çok büyük mağduriyetleri var. Kürtler kendi kararlarını kendileri verirler."

İKİNCİ BARIŞ GRUPLARI

Öcalan'ın bu açıklamasından bir ay sonra "demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşandığını" belirterek, sürecin önünün açılması için "Barış Grupları"nın Türkiye'ye gelmesi çağrısında bulundu. Öcalan'ın çağrısı üzerine 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı'ndan 4'ü çocuk 34 kişiden oluşan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Silopi'deki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptı. Grubun girişini ilk gün olumlu değerlendiren hükümet, daha sonra tavrını bir anda sertleştirdi. Böylece Avrupa Barış Grubu'nun Türkiye'ye girişi gerçekleşmedi.

BARIŞ GRUPLARINA CEZA YAĞDI

Habur'daki ifade verme biçimini ve grup üyelerinin serbest bırakılmasını "normal" karşılayan hükümet, daha sonra grup üyelerinin tutuklatarak haklarında dava açtırdı. 6 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyesi 30 kişi hakkında 490 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. 16 Nisan 2010 Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Üyesi Lütfü Taş'a "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasında 10 ay hapis cezası verdi. 1 Haziran'da ise, grubun sözcüsü Mehmet Şerif Gençdal, "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla tutuklandı. 15 Haziran'da ise, Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde pasaport başvurusu için karakola giden grup üyesi Emine Sığar, ifadesi olduğu gerekçesiyle Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Sözcüsü Mehmet Şerif Gençdal, Habur'dan girişle birlikte Cizre'de yaptığı konuşmadan dolayı hakkında "Örgüt propagandası yapmak" iddiası ile Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava karar bağlandı. Duruşmada mahkeme Gençdal'a "Örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Gruptan 13 kişinin yargılandığı davada, 11 kişi hakkında yakalama emri çıkartıldı. Kimsenin katılmadığı duruşmada yaşı küçük olan İ.S.'nin dosyasının dava dosyasından ayrılmasına karar verildi. Yaşanan baskıların ardından bazı barış grubu üyeleri yeniden Kandil’e döndü.

DEVLET İLE GÖRÜŞMELER

Kürt sorununda bir yandan çözüm arayışları devam ederken bir yandan ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit derinleştirilmeye başlandı. Ardından ise Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı görevine getirilmesi ile birlikte Kürt Halk Önderi Öcalan ile devlet heyeti arasındaki görüşmeler başladı. Süreç içerisinde yaşanan gerilimlerinin ardından ise 31 Mayıs 2010 tarihini işaret eden Öcalan, Kürtlerin yaşadığı durumu bir soykırım olarak nitelendirerek, şu uyarıyı yaptı: "Bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı, ne faydası, ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs'tan sonra çekiliyorum." Muhatap bulamadığını ifade eden Öcalan, bunun bir savaş çağrısı olmadığını özel olarak vurgulayarak, sorumluluğun artık KCK'de olacağını kaydetti. Yeniden görüşmelerin başlamasıyla Öcalan iki ay sonra yaptığı çağrı üzerine KCK 13 Ağustos'tan başlamak üzere 20 Eylül tarihine kadar geçerli olmak kaydıyla ateşkes ilan etti. KCK, ilan ettiği ateşkesin kalıcılaşması için ise 4 maddelik "Barış Planı"nı açıkladı. Öcalan'ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken, 16 Eylül 2010 günü Hakkari'nin Geçitli (Peyanis) Köyü'nde bir minibüsün geçişi esnasında patlama meydana geldi, 9 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlamaya ilişkin avukatları ile yaptığı görüşmede şu açıklamayı yaptı: "Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum." Öcalan, ardından 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek, 31 Ekim'de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyledi. Mart 2011’de AKP hükümetinin Öcalan'ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönemde, devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda çekileceğini uyarısını yaptı.

ÖCALAN’IN ÇAĞRISI İLE EYLEMSİZLİK UZATILDI

Kısa süreli tıkanan sürecin ardından Öcalan, İmralı'da heyet ile yaptığı görüşmelerin ulaştığı boyutu şöyle açıkladı: "Burada bir diyalog devam ediyor. Kimi pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Bu pratik öneriler çerçevesinde yaz başına kadar gelişmeleri takip etmek gerekiyor. Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz. Bu yöntem pratikleşirse 2011 yılı çözümün geliştiği yıl olacaktır. Eğer bu diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alınmazsa 2011 yılının ikinci yarısından itibaren topyekûn direniş ve özgürlüğü sağlama sürecine girilecektir." İmralı'da görüşmeler pratik önerilere dönüşürken, Türkiye'nin 12 Haziran genel seçimlere kilitlendiği dönemde KCK de eylemsizlik kararını 15 Haziran tarihine çekti. Ardından Öcalan, "15 Haziran'dan sonra herhangi bir erteleme ya da uzatma durumu söz konusu olmayacaktır. Bu nettir. 15 Haziran son tarihtir. Ben 12 yıldır burada sürekli demokratik-barışçıl çözüm için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bu tehlikelerin önüne geçmeye çalışıyorum. Başbakan'ın 2005'te Diyarbakır'da çözüme dönük yaptığı konuşmadan sonra başlatmış olduğu tehlikeli süreç gibi bir süreç başlatılırsa, söylediğim gibi çekileceğim. Halkımız böyle bilsin."

‘HEYETLE PROTOKOLLER ÜZERİNE GÖRÜŞMELER SÜRÜYOR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 6 Temmuz günü gerçekleşen haftalık görüşmesinde İmralı’da devam eden görüşmelere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Öcalan, kendisiyle görüşen heyete ve Kandil’e sunduğu protokollere ilişkin şunları söyledi: “Benimle görüşen heyet ve onlara daha önce sunduğum protokollere ilişkin şunları belirtmek istiyorum. Protokoller konusunda kamuoyunda bir yanlış anlaşılma ve algılama olmuştu. Karayılan da söz etmiş. Protokoller kamuoyunda yanlış anlaşıldığı gibi bizim ve devlet tarafından karşılıklı imzalanmış bir şey değildir. Protokollerde imza söz konusu değildir. Bu konularda bir yanlış anlaşılma olmuştur. Protokoller karşılıklı imza şeklinde değil de çözüme ilişkin üzerinde mutabakata varılan bir metin şeklindedir. Protokoller ön açıcı, çözüm geliştirici ve çözüme ilişkin devletle üzerinde uzlaşmaya vardığımız ve bağlı kalacağımız çözüm metinleridir, çözüm protokolleridir. Protokoller önümüzdeki süreçte atılması gereken somut ve pratik adımlara ilişkindir. Protokollere imza atma söz konusu değildir. Daha o aşamaya gelmiş değiliz. Halen heyetle protokoller üzerinde görüşmeler ve çalışmalar devam ediyor, üzerinde çalışılıyor.” Öcalan, heyet ile yaptıkları görüşmede Barış Konseyi’nin kurulması için mutabakata varıldığını da açıkladı.

ÖCALAN’DAN MECLİS’E ÇAĞRI

AKP hükümeti 2011 Genel seçimlerde yüzde 50'ye varan oy oranıyla iktidarını güçlendirirken, Kürt siyasi hareketi ve demokrasi güçleri tarafından oluşturulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ise 36 milletvekiliyle büyük bir çıkış yakaladı. Seçimlerin ardından hükümetin ilk icraati ise YSK kararı ile Hatip Dicle'nin milletvekilliğini düşürmek, tutuklu vekiller Kemal Aktaş, Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız, Gülser Yıldırım, İbrahim Ayhan'ın tahliyesi için bütün teklifleri geri çevirmek oldu. Tüm bu yaşananlara rağmen Başbakan Erdoğan, seçimlerden hemen sonra yaptığı konuşmalarda ise yeni anayasa çalışmalarına değinirken, Kürt sorununda çözüme yönelik söylemlerde bulunmadı. Tutuklu vekillerin durumu Türkiye'yi Kürt sorununda yeni bir krize sürükledi. Öcalan, sürecin bu koşullarda ancak bir kaç ay daha sürebileceğini ifade etti. Meclis'in derhal toplanarak rolünü oynayabilmesi için kendisine çağrı yapması gerektiğini belirten Öcalan, Hatip Dicle'ye ilişkin YSK kararını "AKP'nin de içinde olduğu büyük karanlık bir komplo" olarak değerlendirdi ve BDP ile bloğun Meclis'i boykot kararına destek verdi. Aynı görüşmede Öcalan, çekileceği uyarısını yaptığı 15 Haziran'dan bir gün önce heyetle bir kez daha birçok konuyu görüştüğünü kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini söyledi. Öcalan, heyetle yaptığı görüşmelere ilişkin hükümetin de karar vermesi gerektiğine dikkat çekerek, hükümetin 15 Temmuz'a kadar somut adımlar atmadığı takdirde kriz doğacağını ifade etti.

‘DEVRİMCİ HALK SAVAŞI DEVREYE GİRER’

Öcalan, 24 Haziran avukat görüşmesinde şunları söyledi: "Burada yaptığımız görüşmeler önemlidir, ciddidir. Belli bir aşamaya da gelmiştir. Artık konuşma, tartışma aşamasını bitirmiş bulunuyoruz. Tartışacağımız bir konu kalmadı. Benimle görüşenler devlet adına görüştüler. Hükümet Kürt sorununun demokratik anayasal çözümü konusunda pratik adımlar atmazsa kriz doğar. Bugüne kadar yapılan görüşmelerin oyalama amaçlı olduğu ortaya çıkar. 15 Temmuz'a kadar benimle tekrar görüşmeye gelecekler. Bu görüşmede pratik adımları hayata geçiremeyeceklerini beyan ederlerse ondan sonrası devrimci halk savaşı devreye girer."

ÇATIŞMALARIN ŞİDDETLENECEĞİ UYARISI

Öcalan, tüm bu gelişmelerin ardından 6 Temmuz'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede, daha önce süreçten çekileceğine dair verdiği 15 Temmuz tarihinin anlamını yitirdiğini, heyetle "Barış Konseyi"nin kurulması için mutabakata vardıklarını belirtti. Öcalan, yine 6 Temmuz görüşmesinde, devlete sunduğu "protokollere" de açıklık getirdi. Öcalan, heyete ve Kandil'e sunduğu protokollerin karşılıklı imza şeklinde değil de çözüme ilişkin üzerinde mutabakata varılan metinler olduğunu kaydetti. Bu süreçte medya bu gelişmeyi sınırlı da olsa verirken, AKP hükümeti açıklamalar karşısından kayıtsız tavrını korumaya devam etti. Askeri operasyon sonucu Diyarbakır Silvan'da çıkan çatışmada 13 asker ve 2 HPG'linin yaşamını yitirmesinden dersler çıkarma yerine ne iktidar ne de muhalefet ezberi bozmadı. Siyasi atmosferin gerildiği ortamda avukatlarıyla görüşen Öcalan, sorunun sürüncemede bırakılması durumunda demokratik çözümün gelişemeyeceği ve çatışmaların şiddetlenerek devam edebileceği uyarısında bulundu. Demokratik Toplum Kongresi (DTK), yıllardır hazırlığını yaptığı ve daha önce duyurduğu Demokratik Özerkliği ilan ettiğini açıkladı. Öcalan, şiddeti tırmandıran Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarını eleştirerek, mevcut durumda ortamı sakinleştirmek ve yumuşatmak gerektiğini ifade etti. Heyetle Silvan çatışmasının ardından da görüştüğünü dile getiren Öcalan, şu çağrıyı yaptı: "Gereği neyse yapmak istiyorum. Bunun için çok açık Sayın Başbakan'a buradan sesleniyorum: Bana rolümü oynamam için gerekli pratik araçların sunulması gerekir. Daha önce Parlamento'nun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmiştim. Ben Meclis'in tatile girmemesini bunun için istemiştim. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir. Veya Başbakan bir çağrı yapabilir. 'Biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz' derse, bir haftada hallederiz."

3 TALEP VE AĞIRLAŞTIRILMIŞ TECRİT

Öcalan'ın bu çağrısı da yanıtsız kalırken, hükümet yetkililerinin söylemleri giderek sertleşmeye başladı. Tam da bu süreçte Öcalan görüşmelerinde şunları söyledi: "Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP'nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor." Bu süreçlerden sonra Öcalan'ın avukatları ile yaptığı görüşmeler engellenmeye başlandı ve ağırlaştırılmış tecrit dönemi başladı. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlarının 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana 528 gündür görüşmesi "gemi bozuk", "hava muhalefeti", "gemi onarımda" ve "gemi onarımdan döndü, ancak geminin Liman Başkanlığı'ndan alınması gereken evrakları eksik olduğu için faaliyet yapamıyor" veya "resmi tatil" gibi gerekçelerle engelleniyor.

‘BURASI ÇOK HASSAS’

Öcalan üzerindeki tecrit Kürt halkı tarafından her kentte protesto edilirken, İmralı ile Kürt halkı arasındaki iletişim, 19 Ocak'ta Mehmet Öcalan'ın cezaevine gidişinde idare tarafından Öcalan'ın gönderdiği söylenilen, "Burası çok hassastır. Görüşe çıkmamız uygun değildir" cümlesi oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan 21 Eylül’de İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüştü. 15 ayda sadece 2 defa görüşe izin verildiğini belirten Mehmet Öcalan, ağabeyi ile yaptığı görüşmeyi şu sözlerle anlatmıştı. "Ağabeyim, 'Dışarıda hergün 15, 20 genç ölürken bizim görüşe çıkmamız insani değil, ancak gelmişsin görüşelim. Devlet eğer çözüm istiyorsa oyalama yerine çözüme dönük adımlar atmalıdır. Bizim çözüm projelerimiz önlerindedir. Ancak oyalama taktiğini kullanıyorlar. Hergün gençler ölüyor. Sokaktan geçen insanlarımız cezaevine atılıyor. 10 bin insan boş yere cezaevine atıldı. Bizden katkı istiyorlarsa adım atsınlar, sonuna kadar katkı sunalım. Ancak amaçları oyalamak ise yapabileceğim bir şey yok. Herkes işini doğru dürüst yapmalıdır' dedi.” Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, 19 Ocak günü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmek için yeniden İmralı Adası’na gitti. Mehmet Öcalan çıkışta yaptığı açıklamada, görüşme gerçekleştiremediklerini belirterek, "Cezaevi müdüründen aldığımız bilgiye göre, yazı gelmiştir. Abdullah Öcalan şöyle bir yazı yazmıştır: 'Burası çok hassastır. Görüşe çıkmamız uygun değildir.' Bizim orada olan bitenlerden haberimiz yoktur. Müdürün bize verdiği bilgi bu kadar" dedi.

AÇLIK GREVİ VE ÖCALAN’IN ÇAĞRISI

Tecridin derinleşmesi ve sürecin tıkanmasının ardından 12 Eylül’de PKK ve PAJK’lı tutsaklar cezaevlerinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ile anadilde savunma ve anadilde eğitim hakkı için süresiz-dönüşümsüz açlık grevi başlattı. PKK ve PAJK’lı tutsaklar adına yapılan açıklamada 5 Kasım tarihinden itibaren 10 bin tutsağın katıldığı tarihin en kitlesel açlık grevine girildi. Açlık grevleri Türkiye’nin ana gündemine otururken, dışarıda da milletvekilleri ve halkın katılımı ile açlık grevleri yapıldı. Açlık grevleri kitleselleşerek yayılırken, 67. Gününde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan haber geldi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, 17 Kasım günü yeniden İmralı Adası’na gitti. Öcalan ile kardeşi arasında görüşme gerçekleşti. Mehmet Öcalan adadan dönüşünde şu açıklamayı yaptı: "Ben bugün İmralı Cezaevi'nde kalan ağabeyim Sayın Abdullah Öcalan ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdim. Kendisi açlık grevlerine ilişkin yaptığı çağrıyı zaman kaybetmeden kamuoyuyla paylaşmamı istedi. Ağabeyimin çağrısı şöyle: 'Açlık grevine girenler dışarıdakilerin yapması gereken işi ve sorumluluğu kendi üzerlerine almışlardır. Dışarıdakiler, kendi görev ve sorumluluklarını zaten zor şartlarda olan, hasta olan, dört duvar arasındaki tutsaklara yüklemesinler. Açlık grevi eylem tarzı olarak genel itibariyle doğru bulmamakla birlikte, açlık grevleri yapılacaksa bile içeridekilerin değil dışarısının yapması gerekir. Açlık grevi eylemi çok anlamlıdır. Bu eylem yerini bulmuş ve amacına ulaşmıştır. Hiçbir tereddütte kalmadan, bir an önce açlık grevine son versinler. Buradan açlık grevindeki herkese özellikle birinci ve ikinci gruptakilere tek tek selamlarımı söylüyorum." Öcalan’ın bu çağrısı üzerine, kendileri de açlık grevinde olan BDP’li vekiller mesajı tutsaklara iletmek üzere harekete geçerek cezaevlerine gittiler. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde açlık grevinde olan tutsaklarla görüşme yapan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Hakkari Milletvekili Adil Kurt, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve BDP Genel Başkan Yardımcısı avukat Meral Danış Beştaş cezaevi çıkışında ortak açıklamada bulundular. Kışanak, Açlık grevindeki tutsaklar 'Önderliğimizin söyledikleri bizim için esastır’ sözlerini aktarırken, bir gün sonra, açlık grevinin 68. Gününde tüm PKK ve PAJK’lı tutsaklar adına yapılan açıklamada açlık grevine son verildiği duyuruldu.

YENİDEN GÖRÜŞMELER BAŞLADI

Başbakan Erdoğan, TRT'de katıldığı programda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüşmelerin yapıldığını belirterek, “Hala görüşmeler var. Çünkü netice almamız lazım. Işık olduğu sürece devam ederiz” dedi. Ardından Öcalan ile görüşmeler Türkiye gündemine oturdu. Erdoğan’ın açıklamalarının ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yılın son günlerinde İmralı Adası’na giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştüğü ortaya çıktı.

TÜRK VE AKAT, ÖCALAN İLE GÖRÜŞTÜ

Öcalan ile MİT Müsteşarı Fidan arasında yapılan görüşmenin detayları merakla beklenirken, 3 Ocak günü sabah saat 08:00’da DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ile BDP Batman Milletvekili Ayla Akat, İmralı Adası’na giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştü. Bu aynı zamanda 14 yıllık İmralı sürecinde de bir ilk oldu. Milletvekilleri görüşme sonrasında açıklama yapmazken, BDP ise Diyarbakır’da toplanarak duruma değerlendirmesi yaptı. Hükümet ise bu süreçte, “PKK’nin silah bırakması üzerine görüşme yapılıyor” propagandasını yapmaya devam etti. DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, 4 Ocak günü Diyarbakır’da yaptığı açıklamada, görüşmeye ilişkin, “Başından beri söylediğimiz bu sürecin, barışa evrilmesi konusunda kim ne katkı sunarsa gerçekten memnun oluruz. Meseleyi çok büyütmemek gerek. Ama kanayan bir yara var, bu yarayı deşmek, kanatmaktan ziyade herkes merhem sürmeli. Aynı zamanda basına da söylüyorum hassas süreçlerden geçiyoruz. İnşallah olumlu bir noktaya varır" dedi. - Serhat Çayan / ANF


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.