Yeni Kürt işbirlikçiliğinin karakteri
Makaleler / 22 Aralık 2012 Cumartesi Saat 10:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Son günlerde AKP içindeki Kürt işbirlikçilerinin durumu tartışılıyor. Şu açığa çıkmıştır ki, buradaki işbirlikçilerin beli kemiksizdir.

Son günlerde AKP içindeki Kürt işbirlikçilerinin durumu tartışılıyor. Şu açığa çıkmıştır ki, buradaki işbirlikçilerin beli kemiksizdir. Her şekilden şekle girebildikleri görülüyor. Tek yapamadıkları Kürt yurtseverliğidir. AKP içindekilere ne kadar işbirlikçi denir o da ayrı bir tartışma ve değerlendirme konusudur. Eğer bunları Kürt’ten sayacaksak bunlara olsa olsa uşak Kürt demek daha doğru geliyor bana. Çünkü işbirlikçilikte yine de işbirliği yapanın hakim efendisi yanında bir kullanım değeri vardır.

Kürt işbirlikçiliğinin tarihsel kökü vardır. “Med Konfederasyonunun yıkılışından beri bu tabakanın oluşum tarzında bir çarpıklık söz konudur. Heredot Tarihi’nde çöküşle ilgili şöyle bir öykü anlatılır: Medlerin son kralı Astiyag kendisine ihanet eden Harpagos’a şöyle der: ‘Ey alçak, bana ihanet ettin, krallığımın yıkılışını gerçekleştirdin. Bari kendin yerime geçseydin. Madem bunu yapamadın, hiç olmazsa krallığı Medler’de bıraksaydın. Neden alçakça götürüp Persli uşağımız Kyros’a teslim ettin?’ Öykünün gerçek olup olmadığını bilmiyoruz, ama bu öykü Kürt işbirlikçi üst tabakasının oluşumunu gayet iyi dile getirmektedir. Üst tabaka unsurları daima basit şahsi veya ailevi çıkarları uğruna iktidar erkini kendi halkları üzerinde egemenlik kuranlara peşkeş çekmişlerdir. İstisnaları olmakla birlikte, bu zihniyet ve tavır günümüze kadar etkili olmuştur.” (A.Öcalan)

Bu işbirlikçilik daha sonra güçsüzleşen Kürt aşiret reisi ve beylerinin işbirlikçiliği bir gelenek haline getirilmesiyle sürer. Bu işbirlikçilik Arap istilalarından sonra kendi kimliğini reddedip egemen ulus kimliği ve kültürüyle yaşayıp ailesel ve aşiretsel çıkar elde etme derekesine düşürülür. Bir yönüyle de güçsüzlük Kürt egemenlerini egemen güçlerle işbirlikçilik içinde yaşama geleneği haline getir. Kendi aralarında birlik olamamaları da bu güçsüzlüklerini, dolayısıyla işbirlikçilik biçiminde bir tercih yapmalarını sağlar. Bu nedenle özgürlüğünü esas alan Kürtler daha çok dağlık alanlarda varlığını sürdürür.

Osmanlı döneminde işbirlikçilik yine de Kürt egemenlerinin belli düzeyde kendi güçlerini korumasını sağlar. Osmanlılar Kürt aşiret bey ve reislerinin kendi alanlarında otorite olmalarını kabul eder. Ancak 19.Yüzyılda Kürt egemenlerinin bu otorite alanlarına yönelindi. Bunun sonucunda 19. Yüzyılda birçok Kürt isyanı gelişir. Tüm bu isyanlar bastırılır. Bunun sonucunda Kürt egemenleri de, Kürt toplumu da güçsüz düşer.

İnsanlık için utanç belgesi: Şark Islahat Planı

Osmanlı sonrası “Yeni Türkiye” Kürtlerle birlikte kurulur. Ancak cumhuriyetle birlikte Kürtlere yönelik politikalar değişir. Buna karşı Kürtlerin hoşnutsuzluğu doğar. Bu hoşnutsuzluğun kendilerini rahatsız etmesinin önüne geçmek için Türk devleti bir provokasyonla Şeyh Sait önderliğindeki Kürt direnişini erken doğuma zorlar. Zaten Lozan’la birlikte Musul-Kerkük karşılığında Türk devletinin diğer etnik unsurları ortadan kaldırarak ulus-devlet kurmasına onay verilir. Musul-Kerkük karşılığında Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Çünkü İngiltere “ya cumhuriyetten vazgeçeceksin ya da Musul-Kerkük’ten” der. Türk elidi Kürtlerin yok edilip ulus-devletin inşa edilmesi karşılığında Musul-Kerkük’ten vazgeçerler. Kürtler üzerinde 20.Yüzyıldaki kültürel soykırım bu anlaşmanın sonucu gelişir. İnsanlık için utanç belgesi olan; şimdi başlı başına uluslararası ceza mahkemesinin yargılama konusu olacak Şark Islahat Planı Batı güçlerinin onayı ve gözleri önünde pratikleştirilir.

Bugün de hala Şark Islahat Planı zihniyeti sürmektedir. Kesinlikle bu zihniyet değişmemiştir. Çünkü tüm uygulamalar bu plandaki amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Türkiye Cumhuriyeti Kürt aşiret reislerine, beylerine, ağalarına, hatta bir bütün olarak Kürtlere Türkleşirseniz, kendinizi Türkleşmeye yatırırsanız ancak yaşayabilirsiniz dayatmasında bulunmuştur. Özellikle direnişlerin de kırılmasından sonra Kürt egemen sınıflarında devletle bütünleşme, Kürtlüğünden kaçma ve giderek devletin sunacağı imkanlardan yararlanmak için Türklüğe meyletme gelişmiştir. Zaten devlet bu tür işbirlikçilerin eliyle Kürdistan ve Kürt toplumunu kontrol altında tutmayı kültürel soykırımcı sömürgeci politikalarının önemli bir ayağı yapmıştır.

Kürt ağaları, beyleri devletle ilişkilerini iyi sürdürerek, devletin akıllı-uslu işbirlikçileri olarak ekonomik ve sosyal alanda kendilerine kimi imkanlar sağlamışlardır. İlkokul diploması olmayanın hademe bile olamadığı Türkiye’de işyeri sahibi olmak, belli düzeyde zenginlikler elde etmek sadece ve sadece devlet işbirlikçiliğiyle olabilirdi. Devlet işbirlikçisi olmadan önemli zenginlikler elde etmek mümkün değildi. PKK’nin 1970’li yıllarda feodal komprador olarak tanımladığı bu kesimler, devletle iyi ilişkileri nedeniyle bu tür bir palazlanma imkanı buluyorlardı.

Uşak işbirlikçilik karakteri doğmuştur

Yakın zamana kadar Kürdistan’da zengin olmanın iki yolu vardı: birincisi, devlete işbirlikçilikti. İkincisi, devletin yasakladığı alanlarda yapılan ticaretle elde edilen zenginlikti. Sömürgeci politika nedeniyle devlet Kürtlere zengin olma imkanı bırakmadığından, sınır üzerinde yapılan çeşitli kaçıkçılıkla belirli zenginlik elde ediyorlardı. Yakın zamana kadar zengin olanların geçmişine bakılırsa ellerindeki zenginliklerin bu iki yoldan biriyle elde edildiği görülür. Zaten 1990’lı yıllardan sonra kaçakçılık yoluyla zengin olmak da Kürtlere kapatılmıştır. 1990’lı yıllarda devletle işbirliği yapmayan Kürt işadamlarının ve belli zenginliği olanların da hedeflendiği bilinmektedir. Tansu Çiller’in “elimde Kürt işadamlarının listesi var” sözü bilinmektedir. Bu, açıkça Kürt işadamlarına “ya bizim işbirlikçimiz olursunuz ya da ölürsünüz” mesajıdır. Bu mesajdan sonra bir kısım Kürt işadamının devletin kirli işlerini yapanlara haraç verdikleri de söylenmektedir.

Kürdistan’a da kapitalizmin girmesiyle ve kapitalizmin esas sömürü biçimi haline gelmesiyle birlikte işbirlikçilik eskiye göre karakter değiştirmiştir. Hiçbir dönemin işbirlikçiliği son on yılların işbirlikçiliği kadar kişiliksiz olmamıştır. Tam uşak diyebileceğimiz bir işbirlikçilik karakteri doğmuştur.Kapitalizm öyle bir işbirlikçilik yaratmıştır ki, devletle en ufak bir ayrıksılık yaşamak bitmekle eş anlamlıdır. Finans kapitalin ağırlığını hissettirdiği dönemde devletle uyumsuz olan her iş sahibi kısa sürede ya batırılır ya da teslim alınır. Günümüzün akçeli işlerinin kanunu budur. Bunun en somut örneği Aydın Doğan grubudur. Ekonomik kaynakları elinde bulunduran devlet-hükümet bir işadamını isterse rahatlıkla batırır. Kredi vermez batırır, vergi borcuyla batırır, iş yaptığı sahaları sıkboğaz ederek batırır; hatta rakiplerini güçlendirerek batırır. Günümüzde hiçbir işadamının hükümet karşısında iradeli bir duruş gösterme gücü yoktur.

Dünün Kürt işbirlikçileri bu düzeyde devletle göbek bağı içinde değildi. Örneğin feodal-komprador denen kesimler de gerektiğinde kıra dayalı ilişkilerini, oradaki imkanlarını kullanarak göreceli bir duruş gösterebilirdi. O zamanın ilişkileri buna belirli düzeyde imkan verirdi. Aşiret reisleri devlete bağlı olsalar da, devletle karşı karşıya gelmek istemeseler de devlete bugünkü gibi bağlanmadan ve tam uşaklık yapmadan da varlıklarını sürdürebilirlerdi. Ancak bugünkü işbirlikçiler göreceli de olsa biraz farkı davranma imkanına sahip değildir. Kapitalizm ve tüketim toplumu, yeni Kürt işbirlikçiliğini çok kötü biçimde devletle işbirlikçilik yapma konumuna getirmiştir. Buna tam uşaklık da diyebiliriz. Hatta devlet ve hükümet politikalarına tam uyum sağlamaları istendiğinden ve buna mecbur olduklarından konumları ihanetle açıklanabilir. Bu işbirlikçilik biçimi tamamıyla ihanet içinde olmayı ifade ediyor. Yeminli PKK ve Apo düşmanı müflis siyasetçilerin işbirlikçiliğini farklı bir kategoride değerlendirmek gerekir.

 

Hangi parti iktidarda ise Kürt işbirlikçi oradadır

Bugün zengin olan Kürtlerin büyük çoğunluğu devletle ilişki içinde ve devlete uşaklık yaparak mevcut zenginlikleri elde etmişlerdir. Bu zenginliklerin arkasında devletle kirli ilişki tarihi vardır. Çok azı dışında kapitalizm koşullarında zengin olanların durumu böyledir. Bu nedenle bunlardan yurtsever tutum beklenemez. Kürtlüklerini de sadece Kürtleri kandırmak için kullanırlar. Kürtleri kandırma kapasitesini pazarlamak için Kürtlükten söz ederler. Yoksa esas karakterleri Türk devletinin Kürtleri eritip Türkleştirme politikalarına uyum sağlama yönündedir.

Kapitalizm ilişkilerinin nasıl bir karakter yarattığını herkes görmelidir. Bir küçük memur ve esnafın bile bu tüketim toplumunda yaşamak için nasıl didindiğini biliriz. Tüketim toplumunun yarattığı kişiliği iyi irdelemek gerekir. Kapitalizmi ayakta tutan tüketim toplumunun yarattığı ilişki ve kişilikleri analiz etmeden birey ve çevrelerin tutumları izah edilemez. Sıradan bir birey bile bu tüketim malzemelerine ulaşmak için kırk takla atmaktadır. Öyle ki insanlar tüketim malzemelerine ulaşmak için her türlü ahlaki toplumsal değerleri bir tarafa bırakmaktadırlar. Bunları izah etmenin yeri burası değil. Zaten insanlar yaşayarak kapitalizm ve tüketim toplum gerçeğini öğreniyorlar. Bu toplumun bunalım toplumu haline geldiğini görüyorlar.

AKP içindeki Kürt işbirlikçilerinden ne beklenir? Zaten çoğunluğu hükümet nimetlerinden yararlanmak için AKP içindedirler. Yarın başka bir parti hükümet olsa bunların çoğunluğu o partinin yanında yer alır. 1990’lı yıllarda hangi hükümet iktidardaysa Kürt işbirlikçileri de o partiden yana olmuştur. Bugün AKP’ye en iyi uşaklığı yapmak için çırpınan Ensarioğlu o zaman Çiller’in partisindeydi.

 

Ters düşene uyarı ve ayar veriliyor

AKP’li Ensarioğlu AKP’yi karşısına alamaz. AKP’yi bıraktığı gün tüm işleri büyük bir sıkıntıya girer. Devlet ve hükümetle uyumsuz olursa başına ne geleceğini bilir. Bugün devlet her türlü ekonomik imkanı tekeline almıştır. Özel teşebbüs denilenler de bu devlete muhtaçtır. Hele hele Kürdistan’dakiler tam muhtaçtır. Öyle eskisi gibi kıra dayanacak ve kendini ayakta tutacak konumları da kalmamıştır.

Ensarioğlu’nun zaman zaman Kürt sorunundan söz etmesi de devlet ve hükümetin verdiği izin doğrultusundadır. Kürtlerin bir kısmını kandırmak için bazı Kürtlerin böyle konuşması hükümet politikalarının gereğiydi. Ama hükümetin politikalarına ters düşüldüğünde bugün olduğu gibi uyarılır ve ayar verilir. Nitekim şimdi farklı görüşleri olabilir, ama sonuçta hükümet politikaları esas alınır diyerek hizaya geçmişlerdir. Ne Ensarioğlu ne de başkası devletin tanıdığı imkanlardan vazgeçmeden AKP’nin politikalarına tavır alabilirler. Herkesin bu gerçeği bilmesi iyi görmesi gerekir.

AKP’ye oy veren Kürtler AKP’ye tavır alırlar. Zaten almaktadırlar. Tabandan BDP’ye yönelik önemli bir kayma vardır. Yine bazı Kürt partilerinin kurulması da AKP tabanındaki bu kaymayla açıklanabilir. Ancak AKP işbirlikçiliğinden nemalananların bu tavrı almaları zordur. Kuşkusuz tavır almaları istenir. KCK bu konuda çağrı da yapmıştır. Çünkü yaşam sadece maddi değerler değildir. Maneviyatsız yaşam en kötü yaşamdır, ölü yaşamdır. Bu nedenle yurtseverlik, halkı ve yurdu için tavır almak her şeye değer. Eğer içlerinde biraz Kürtlük, yurt sevgisi, halk sevgisi kalmışsa AKP’ye tutum da alırlar. Ancak bunun daha çok tabanda ve yereldeki yöneticilerde olacağını beklemek daha gerçekçidir.

 MUSTAFA KARASU

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.