Zemzem Suyuna İşemek!
Makaleler / 31 Ekim 2012 Çarşamba Saat 07:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de toplum Kürt sorununun çözümünü istiyor, ama devlet, hükümet ve siyasi oligarşi Kürt sorununun çözümünü istemiyor.

Şu açıktır ki Türkiye'de toplum Kürt sorununun çözümünü istiyor, ama devlet, hükümet ve siyasi oligarşi Kürt sorununun çözümünü istemiyor. Hatta Kürt sorununun çözümünü isteyenler saf dışı ediliyor ya da geri plana itiliyor. Bu nedenle de siyasi alanda Kürt sorununun çözümünü istemeyenler öne çıkıyor. Çünkü devlet böyle istiyor. Türkiye'de hala devlet ve derin devlet Kürt sorununun çözümünü istemiyor. Dün devlet içinde beyaz ya da kara Türkçüler hakimdi; onlar bu sorunun çözümünü istemiyordu; şimdi de devlet içinde etkili olan yeşil Türkçüler bu sorunun çözümünü istemiyor. Çünkü her renkten Türkçü faşistler Kürtleri Türkleştirip Kürdistan'ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmekten vazgeçmemişlerdir.  

Kürt sorununa yaklaşımın ne olduğunu anlamak için Kürt Halk Önderine yaklaşıma bakmak gerekir. Taraflı tarafsız her kes Kürt sorununun çözümünde birincil aktör olarak Kürt Halk Önderini gösteriyor. Kürtlerin sözüne itibar ettiği en önemli şahsiyet de bu önderliktir. Zaten milyonlarca insan siyasi irademdir demiş. Halk meydanlarda Bıji Serok Apo diyor. Önderliksiz yaşam olmaz diyor. Önderlik için kendini feda edecek bir gençlik ve kadın kuşağı var. 

Kürt sorununda en makul çözüm önerilerini de sunan bu önderlik. Halkları birleştirecek önderlik de bu önderlik. Ama bu önderlik devlet politikalarına teslim olmuyor, adil demokratik çözüm istiyor diye Kürt sorununun çözümünü istemeyenlerin en büyük düşmanı haline gelmiştir. Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan da bunlardan biri. AKP'nin MHP’ye yakın kanadı gibi konuşuyor. Anlaşılıyor ki son zamanlarda AKP ile MHP’yi yakınlaştırma aklının sahibi de bu adam. 

Bu adam, Kürt Halk Önderine hakaret etmiş. Sanki zemzem suyuna işeyen Arap gibi bu hakaretle kendisinin büyüyeceğini sanıyor. Ağzı salyalı bir şovenist gibi Kürt Halk Önderine yönelik bilinçli bir küfür ve tahrik içine girmiş. Kürt sorununun çözümünde en temel aktör hakkında böyle tahrik edici küfürler yapmak, bir anlık ağızdan kaçmış sözler değildir. Bilinçli bir biçimde bu hakaretler yağdırılmıştır. Kuşkusuz Kürt sorununun çözümündeki temel aktöre yönelik bu saldırı çözümsüzlüğü bilinçli bir biçimde derinleştirmek anlamına geliyor. Eğer çözüm için ufacık bir yumuşak zemin varsa onu da tahrip ediyor. Oslo görüşmelerinden neden sonuç alınmamış, savaş neden bu kadar şiddetlenmiş şimdi daha iyi anlaşılıyor. Böyle bir danışmanının olduğu yerde sonucun bundan başka olması zaten sürpriz olurmuş. 

Yalçın Akdoğan’ın kafası hile, oyun ve dolap çevirme kafası. Bu kafa çözüm doğrultusunda değil, Kürtleri nasıl kandırırım konusunda çalışır. Nitekim tüm yazıları bir psikolojik harekatçı kafasından çıkmış gibidir. Böyle bir kafanın siyasette etkili olduğu yerde çözümsüzlükten başka bir şey çıkmaz. Zaten kendini akıllı, herkesi aptal sanmakta; böylece düşündüğü devekuşu politikalarının gerçekleşeceğini hesaplamaktadır. 

Kendi kafası içinde kurguladığı fantezilerin her türlü gerçeklikten üstün olduğunu sanan böyleleri her zaman olmuştur. Özellikle danışmanlarda böyle bir ruh hali vardır. Önemli bir keşfi bulmuştur; siyasi liderler bunu uygularlarsa sorunlar çözülür! Bunun sonucunda danışman köyün akıllısı haline gelir! Yalçın Akdoğan tam da bu psikoloji içinde olan bir kişiliktir. Kendine göre güzel akıllar satan fikir bezirganıdır. Böyleleri öyle bir ruh halindedirler ki, akıl verdiklerini uçurumdan aşağıya atana kadar bu “böyük” fikirlerinden, projelerinden vazgeçmezler. 

Yalçın Akdoğan da Kürt Özgürlük Hareketi'nin kendi öngördüğü yöntemlerle etkisizleşeceğine sanmaktadır. Onun yöntemleriyle Kürt halkı kandırılacak, PKK marjinalleşecek, sonra da yenilgiye uğratılacaktır. Gerçekten de bu akıl danesini kim Tayyip efendinin yanına vermiş, anlaşılır gibi değil. Sanki o danışmanlığa planlı bir biçimde hazırlanıp getirilmiş biridir. Ya da Tayyip’in analitik yönü zayıf sığ aklı böyle danışmanlara ihtiyaç duymuştur. Aslında şimdi Türkiye'de böyle uzmanlar çoğalmıştır. Her kanalı açtığında böyle yüksek akıl verenlere rastlarız. Zaten şimdi bir de strateji üreten kurumlar kurmuşlar. Bilge-Sam’ın bir başkanı var, insan onu dinlerken “vay bu Türk toplumunun haline” diyor. Yalçın Akdoğan’ı okuyan, dinleyen de “vay bu Tayyip’in haline” diyordur.  

Eğer Tayyip bu tür akıl danelerle PKK'den ve Kürtlerden kurtulacağını sanıyorsa, böyle düşünüyorsa televizyon ve gazetelere ilan versin PKK'yi tasfiye etme projeleri yarışması düzenlesin. Belki Yalçın Akdoğan’ınkilerinden de daha mantıklı PKK'yi tasfiye projeleri bulanlar çıkabilir. Zaten Türkiye'de şimdi PKK'yi tasfiye etme konusunda kafa yoranlar o kadar çoğalmış ki, neredeyse tüm toplum bununla uğraştırılacak. Eskiden kahvehanelerde sorunlara çözüm bulma uzmanları olurmuş. Hatta her kahvenin değil, her masanın bu yönlü uzmanı olurmuş. Beni 24 saat başbakan ve cumhurbaşkanı yapsınlar memleketi nasıl sütliman haline getiririm diyenler olurmuş. Şimdi bu kahvehane siyaset uzmanlarının yerini danışman ve uzmanlar almış. Kahvehane siyaset uzmanlarının güncelleşmiş hali bunlar oluyor. Gerçekten de bunlar dinlendiğinde akla geçmiş zaman kahvehaneleri geliyor. 

Sanırım toplumun çoğunluğu da artık bu uzmanlar ve danışmanlardan gına getirmiş. Bunları dinleyince eski kahvehanelerin siyaset uzmanlarını hatırlıyorlar. Tek farkları, kahvehanelerde yüksek siyaset çözüm önerileri getirenler gerçekten samimidirler. Hiçbir çıkarla düşünceleri sakatlanmamış; toplumların sorunlarının çözülmesin isteyen sade insanlardır. Danışman ya da uzmanlar ise mutlaka bir iç ya da dış çıkar odağının politikalarına gerekçe bulan ya da o doğrultuda konuşan bezirganlardır. 

Şimdiye kadar bu AKP hükümeti ya da çevresinde çözüm istemeyenler var; bu nedenle hiçbir iyi niyetli çözüm yaklaşımları sonuç almıyor diye değerlendiriyorduk. Hatta hükümet içinde ya da AKP çevresinde bazı kişiler aklımıza geliyordu. Ancak şimdi anlaşılıyor ki bu konularda yanılıyormuşuz. Çünkü Tayyip’in baş danışmanı böyleyse çözümsüzlüğün ya da iyi niyetli çabaların sabote edilmesini başka yerlerde aramak yanlıştır. Kuşkusuz Kürt sorununun çözümünü istemeyen çevreler var. Devlet içinde var, siyasi oligarşi içinde var, iş çevreleri içinde var, asker ve sivil bürokrasi içinde var, dinsel cemaatler içinde var. Ancak şu kesindir ki Yalçın Akdoğan şahsında bu çevreler çözümsüz politikalarının temsilcisini bulmuşlardır. Yalçın Akdoğan kafasının olduğu yerde Kürt sorununun çözümü için hiçbir adım ortaya çıkmaz. Orada sadece savaş ve siyaset oyunları devrede olur. Nitekim olan da budur. 

Kürt sorununun çözümünde samimi olanların yapacağı ilk iş, Kürt Halk Önderine saygılı olmaktır. Bu önderliğe saygılı olunmuyorsa orada Kürt sorununun çözümü konusunda bir şeyler beklemek kendini kandırmak olur. Tayyip’in baş danışmanı bu hakaretleri yapıyorsa, bunu aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın hakaretleri ve üslubu olarak kabul etmek lazım. Herhalde Tayyip kendi yapamadığı küfürleri bu köyün akıllısına söyletmektedir.  Ben olsam asardım diyen bir adamdan da bu beklenir. 

Kürt Halk Önderine bu hakaretin yapıldığı bir yerde AKP hükümetinden bir şeyler beklemek kafayı kuma gömmektir. Zaten şu anda AKP ile MHP arasında bir fark kalmamıştır. MHP şu anda AKP'nin şahin kanadı konumundadır. Zaten giderek MHP gereksiz hale gelecektir. Çünkü MHP’nin yerini AKP doldurmaktadır. Zaten AKP de kendisinin böyle algılanmasını istemektedir. 

Yalçın Akdoğan AKP hükümetinin politikalarının ne olacağını ortaya koymuştur. AKP'nin politikaları konusunda başka bir kanıt armaya gerek yoktur. Kürt Halk Önderine saldırmak,  Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve Kürt halkına savaş açmaktır. Türk devletinin savaş politikasından vazgeçip vazgeçmeyeceği, Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yürüttüğü savaşın sonucu belirleyecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin iradesini kırarsa zaten Türkiye'nin yeni kurtuluşçusu ve kahramanları olarak tarihe geçecekler. Ya da bu politikaları yenilgiye uğrayarak Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önü açılacaktır. 

Yalçın Akdoğan savaşın şiddetleneceğini ilan etmiştir. Kürtler de bu gerçeği görerek ona göre pozisyon almalıdır. Bu köyün akıllısı Kürtlerin gözüne baka baka alay etmektedir. Hem tüm Kürt siyasetçilerini zindanlara attırıyor hem de neden ölüm orucu yapılıyor, demokratik siyaset yapsınlar diyerek dalga geçiyor. Demokratik siyaset bu adama göre, herhalde her türlü zulmü kabul etmek, zindanları kader olarak görüp bir iki milletvekilinin konuşmasıyla zaman geçirmektir. İşte demokratik siyaset anlayışı bu! Milletvekilleri kendileri gibi konuşur, AKP politikalarının kuyruğunda olursa demokratik siyaset yapılmış olunur, yoksa zindanlara atılması gereken terörist ya da terörist yandaşları olurlar. 

Kürt halkı da, demokrasi güçleri de Kürt sorununun neden çözülmediğini Yalçın Akdoğan gibi danışmanlara bakarak görmelidir. Başbakan’ın kılavuz işte böyleleridir. Ya da başbakan kendi söyleyemediklerini bu adama söyletmektedir. Her iki durumda da Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin önünde tek yol vardır, o da her yeri direniş alanı haline getirmektir. 

Dünya Basın  Komitesi Türkiye'yi basın üzerindeki baskı konusunda kendi kendisiyle yarışan bir ülke ilan etmiş. Türkiye, siyasi baskılar konusunda da kendi kendisiyle yarışan bir ülkedir. Böyle bir ülkede siyasetin dili de bu zulme karşı her alanda mücadele olmalıdır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.