Baskılar Konusunda Kendi Kendisiyle Yarışan Ülke
Makaleler / 26 Ekim 2012 Cuma Saat 08:03
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Basın üzerindeki baskı o kadar sistemleşmiş ve artmış ki, hiçbir ülke bu konuda Türkiye'ye yaklaşamıyor.

Uluslararası basın komitesi Türkiye'nin basın üzerindeki baskı konusunda kendisiyle yarışan bir ülke olduğu tespitini yapmış. Basın üzerindeki baskı o kadar sistemleşmiş ve artmış ki, hiçbir ülke bu konuda Türkiye'ye yaklaşamıyor. Bu komitenin Türkiye'ye özel bir husumeti olmadığına göre, Türkiye'nin gerçeği bu. Kaldı ki birçok yerden bu yönlü eleştiriler gelmiştir. Türkiye de her defasında bu gerçeğin üstünü örmek için “onlar gazeteci olduklarından dolayı tutuklanmamıştır” cevabı vermiştir. Çünkü terörle mücadele yasası herkesi terör örgütü üyesi yapabilmektedir. Öyle ki, Türkiye'de terörle mücadelenin başkomutanı olan İlker Başbuğ da terör örgütü üyesi olarak yargılanmaktadır. Bunu derken İlker Başbuğ’un darbecilerle ilişkisi yoktur demek istemiyoruz. Sadece terörle mücadele yasasının içine her şeyin sıkıştırılabileceğini vurgulamak istedik. 

Tutuklu gazetecilerin hepsi muhalif gazetecilerdir. Çoğunluğu da Kürt gazetecilerdir. Kuşkusuz düşünceleri farklıdır. Düşünceleri şu ya da bu örgütün düşüncelerine de yakın olabilir. Gazeteciler, Kürtlerin özerkliğini isteyebilir; sosyalist toplumdan yana olabilir. Terörle mücadele yasası bunları hemen bir örgütle ilişkilendiriyor. Terör örgütünün propagandacısı yapıyor. Terör örgütünün üyesi olmasa bile tutumu ve duruşuyla ona hizmet etmektedir diyebiliyor. İşte gazeteciler bu ucube yasa nedeniyle tutukludurlar. Geçmişin 144-142. Maddeleri bile bu kadar keyfi ve sübjektif maddeler değildi. Aslında terörle mücadele yasası tam da dediği dedik ve ferman olan despot kral ve padişah yasasıdır. Despot, kimi suçlu ilan ederse o suçludur.

Zaten bu tür yasalar faşist ülkelerde bulunur. Şimdi Türkiye böyle bir ülke haline gelmiştir.

Günümüzde demokrasinin ölçütü basın özgürlüğüdür. Muhalefetin engelsiz muhalefet yapma özgürlüğüdür. Eğer Türkiye basına baskı konusunda kendisiyle yarışan ülkeyse, bu bir yönüyle de dünyanın en baskıcı ülkesi olduğu anlamına gelmektedir. Ki öyledir. Kürtler üzerinde uygulanan baskılar dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen baskılardır. Dünyanın en baskıcı ve otoriter ülkesinde bile Kürtlere uygulanan baskılara rastlanmaz. Nitekim iç savaş yaşayan ülkeler dışında hiçbir ülkede Kürtler üzerinde uygulanan zulmün onda biri, hatta yüzde biri bile görülmez. 

Aslında Türkiye'de her zaman basın üzerindeki baskı bu düzeyde olmuştur. Kürtlerle ilgili basın her zaman suçlu görülmüştür. Kürt sorununun olmadığı, Kürt sorununun gündeme getirilmediği dönemlerde basın üzerindeki baskı biraz gevşer. Zaten basın Kürt sorunu konusunda devlet politikalarını izlemek zorundadır. Bu, Türk devletinin gizli basın yasasıdır. AKP döneminde ise bu açık bir yasa haline getirilmiştir. 

Türkiye'de ne zaman Kürtlerin mücadelesi gelişse ve bazı yazarlar biraz bu sorundan söz etse, o basın ya da gazeteciler hedeflenir. Kürt sorununda devlet politikalarının çizgisi dışına çıkan basın ve gazeteciler uyarılır. Tek tek gazeteciler uyarılmasa da yöneticiler uyarılır. Hatta şimdi Erdoğan’ın yaptığı gibi “böyle gazetecileri nasıl çalıştırıyorsunuz” diyerek tehdit edilir. Tutuklama dışındaki baskılar da o kadar ağır ve caydırıcıdır ki, Tayyip Erdoğan’ın bu sözlerine basın ciddi bir tepki vermemiştir. Zaten Türk basını o saatten sonra da amiyane deyimle intihar etmiş ve kendi kendini bitirmiştir. 

Şimdi bu gizli ve açık yasaya Türk basını genelde uyuyor. Ama on yılların mücadelesi sonucu ortaya çıkan Kürt basını uymuyor. İşte o zaman Türkiye tutuklu gazetecilerin en fazla olduğu ülke haline geliyor. Gazeteci tutuklamasında kendi kendisiyle yarışıyor. Kuşkusuz sadece bu konuda Türkiye kendi kendisiyle yarışmıyor. Demokratik siyasetçileri tutuklama, kadın siyasetçileri tutuklama ve avukat tutuklamada da kendi kendisiyle yarışıyor. Ama bu konuda Avrupa devletleri ve ilgili kuruluşlar siyasi çıkar gereği göz yumuyor. Avukatlar, uluslararası alanda örgütlü olmadığı için bu konu gündeme girmiyor. Dünyada uluslararası alanda basın örgütlü bir grup olduğu için bu durum gündeme girmiştir. 

Kürt basını üzerinde o kadar baskı var ki, bu baskı 1990’lı yıllarınkiyle kıyaslanabilir. O zaman öldürüyorlardı, şimdi tutukluyorlar. O zaman demokratik siyasetçiler öldürülüyorlardı, şimdi tutuklanıyorlar. O zaman avukatlar öldürülüyorlardı, şimdi tutuklanıyorlar. Zaten keklik soylu Mehdi Eker “biz öldürmüyoruz, sadece tutukluyoruz” diyerek bu gerçeği itiraf etmiştir. Aslında Kürtlerin mücadelesi gelişmiş olmasaydı, dünya koşulları değişmeseydi buna da başvururlardı. Ancak o politikalar sonuç almamış, hatta ters tepmiştir. Zaten sonuç alsalardı o dönemin yöneticileri kahraman olur; bugünkü özel savaşçılara ve psikolojik savaşçılara ihtiyaç duyulmazdı. 

Kürtler açısından Kürt sorunuyla ilgili ne düşünce, ne örgütlenme, ne de basın özgürlüğü vardır. Bu yönüyle Kürtler üzerinde dört dörtlük faşizm uygulanmaktadır. Sadece PKK'den kurtulmak için PKK karşıtı bazı Kürtlere şimdilik tahammül ediliyor; gazete ve televizyonlara çıkarılıyor. 

Türkiye, siz Kürtleri bırakın diğer konularda bize bakın; bunun dışında basın özgürlüğü de vardır, örgütlenme özgürlüğü de vardır, diyor. Türkiye'de Kürt sorunu dışında kısmi demokratik olanaklar vardır. Aslında Kürt sorunu olmasa zaten birçok antidemokratik yasaya ihtiyaç duymazlar. Ancak Türkiye'nin en temel demokratikleşme sorunu Kürt sorunuysa, demokratikleşmenin düzeni bu alandaki özgürlükler ve demokratik haklarla belli olacaksa Türkiye'de tam bir faşizm vardır. 

Uluslararası Basın Komitesinin raporu açıkça “Türkiye faşist bir ülkedir; demokratik olmayan bir ülkedir” diyor.  Çünkü bunun başka türlü yorumu olamaz. Ama Türkiye Kürt sorunu ile ilgili olmayan konularda herkes konuşuyor, en fazla bizde tartışma oluyor diyerek bu gerçeğin üstünü örtmeye çalışıyor. Zaten Kürtlerin temel demokratik hakları nasıl verilmez tartışmaları da buna örnek gösterilmektedir. Hala Kürdistan kavramının tabu olması bile Kürt sorunun nasıl yaklaşıldığını ortaya koyuyor. 

İşte Türk devletinin özel savaş devleti olma gerçeği budur. Cumhuriyetten beri böyledir. Kürtler üzerindeki baskı, kültürel soykırım diğer alanlar gösterilerek hep gizlenmeye çalışılıyor. Ancak mücadele artık gizlenmesine izin vermiyor; maskesini düşürüyor. Böylece Türkiye basın, demokratik siyasetçiler ve avukatlar üzerindeki baskı konusunda kendisiyle yarışan bir ülke konumunu yaşıyor.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.