Utanılası Sessizliğin Şifreleri
Makaleler / 25 Ekim 2012 Perşembe Saat 08:17
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bu tür eylemlerde kırkıncı günden sonra vücut büyük hasarlar alır. Ölüm her an gerçekleşebilir. Kuşkusuz eylemciler amaçları için ölümü göze almışlardır.

Cezaevlerinde yüzlerce tutsak ölüm sınırında. Bu tür eylemlerde kırkıncı günden sonra vücut büyük hasarlar alır. Ölüm her an gerçekleşebilir. Kuşkusuz eylemciler amaçları için ölümü göze almışlardır. Çünkü amaçları, uğruna ölünebilecek özgür bir yaşam içindir. Ortaya koydukları talepler Kürt halkının da talepleridir. Dolayısıyla eylemleri halkın özgürlüğüyle ilgilidir. Zindanlardan çok, dışarıdakilerin destek vermesi gereken bir eylemdir.
Kuşkusuz Kürt halkı bu direnişe duyarlıdır. Kendi talepler için yaşamlarını ortaya koyan çocuklarına Kürt halkı sahip çıkmaktadırlar. Daha da sahip çıkacaklardır. BDP zaten sahip çıktığını tutum ve eylemleriyle ortaya koymuştur. Ancak Türkiye kamuoyunun, aydınların, yazarların, sanatçıların ölüm sınırında olan bu eylemcilere gerekli duyarlılığı gösterdikleri söylenemez. Bunu belirtirken zindanlarda açlık grevine katılan eylemcilere destek veren Türkiye solundan devrimcileri ve duyarlı olan demokrat ve devrimcileri ayrı tutuyoruz. Bunlar dışında kendine demokratım diyen çevreler sessizler. Bu sessizliği eleştiren yazarlar var. Eylemciler PKK’lidir diye sessiz kalınmasını eleştiren aydınlar var. Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da bu eyleme sessiz kalırsak insanlıktan çıkarız, demektedir. Bu değerlendirme tek başına bu eyleme sessiz kalanlara yönelik ciddi bir eleştiri olmaktadır. 

Türk devleti Kürt sorunu söz konusu olduğunda Kürtlerin hakları için mücadele edenlere yönelik bir önyargı yaratmıştır. Daha doğrusu Kürtlerin haklarını savunanları her zaman büyük suçlu ve lanetli ilan etmiş, bunlara sahip çıkanları da aforoz etmiştir. Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini verenlere sahip çıkanlar, hatta bu mücadeleyi verenlere karşı tutum almayanlar hedef alınmıştır. Bunun birçok örneği bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye'deki Kürtlerin mücadelesine hak vermek bile büyük bir cesaret gerektirmektedir. 90 yıldır durum budur. 

1925’te Şeyh Sait’tir. 1930’da İhsan Nuri Paşa. 1938’de Seyit Rıza’dır. Şimdi de Abdullah Öcalan ve PKK’dir. Bunlara karşı çıkmayan hain ilan edilir. Hatta bunlara karşı verilen mücadeleye destek vermeyenler saf dışı edilir. Son zamanlarda işlerinden olan gazetecilerin  tümü AKP'nin Kürt politikasına kıyısından köşesinden eleştiri getirenlerdir. Türkiye'de Kürtlere karşı verilen mücadelede herkes devletle birlik olmak zorundadır. Düzen partileri bile zaman zaman PKK'ye karşı mücadelede ortak davranmadığı için suçlanıyorsa siz bu politikaya eleştiri getirenlerin durumunu düşünün! Aforoz edilmeyi göze almadan Türk devletinin -şimdi AKP hükümetinin- Kürt politikasını eleştiremezsiniz. Çünkü her eleştiri teröre karşı mücadeleyi zayıflatma olarak değerlendirilir. Bu nedenle bir ceza ve yaptırımı gerektirir. 

Türkiye'de Kürt sorunu hala böyle bir tabu konusudur. Demokrasi mi? Kürtsüz olmalıdır. Özgürlük mü? Kürtsüz olmalıdır. İnsan hakları mı? Kürtsüz olmalıdır. Kürtleri ilgilendirmeyen demokratik hakları, özgürlük konularını, insan haklarını tartışıp savunabilirsiniz. Bunlar kabul edilebilir, hoş görülebilir konulardır. Ama Kürtlükle ilgili olduğunda orada duracaksın. Devletin ve hükümetin politikaları ne kadar izin veriyorsa o kadar yapabilirsin. Ötesine geçtiğinde dur derler. Durmazsan haddini bildirirler. 

Kırkıncı gününde zindanlarda ölüme yaklaşırken hala Türkiye'de ciddi bir ses çıkmaması, bu açlık grevlerinin Kürt sorunu ve bugün Kürt sorununda temel aktör olan PKK ile ilgili olması nedeniyledir. Çünkü açlık grevindekileri PKK’li ve KCK’li görüyorlar. Zaten çoğunluğu KCK davalarından tutuklu olanlardır. En insani konu olan tutsakların yaşam konusunda bile devletin gizli, daha doğrusu gerçek anayasası ve kanunlarını aşamayanlar tabii ki Kürt sorunu konusunda doğru bir tutum takınamazlar ve çözüm mücadelesi verenlerin saflarında yer alamazlar. 

Cezaevleri konusunda insani tutum göstermeyenler Kürt sorununda tamı tamına devlet savunucusu olmaktadırlar. Liberali de, demokrat olduğunu söyleyeni de hala böyledir. Birçok panel yapılır, söyleşi yapılır. bu söyleşiyi yapanlar karşılarında bir BDP’li ya da radikal demokrat gördüklerinde Kürt sorunu konusunda tam bir devlet savunucusu haline gelirler. Devletin tezlerini savunmayı kendi görevleri olarak bilirler. Türkiye'nin demokrat, aydın, yazar gerçeği işte böyledir. Kürt sorunu çözümlüyorsa esas nedeni devlet ve hükümetler değil; hala devlet ve hükümetlerin çizdiği sınırları aşamayan bu aydın, yazar ve demokrat olduğunu söyleyenlerdir. 

Dün kadın bir sunucu –tabii kendini demokrat görüyor- karşısında BDP’li İdris Baluken’i almış sorguluyor. “herkes sizden cesaretli olmanızı, adım atmanızı bekliyor” diyor. Tabii adım atma dediği de ya PKK'ye karşı çıkılması ya da Kürtlerin temel taleplerinden geri adım atılması ve devletin kabul ettiği çizgiye gelinmesidir. Gerçekten bu kadın sunucunun ruh halini görünce Kürt sorununun neden çözümsüz kaldığını bir daha anlamış olduk.
BDP’li Hasip Kaplan Başbakan ne zaman BDP'ye saldırıyorsa gidip İmralı ya da başka yerle görüşüyordur, diyor. Böyle bir denklem kurmanın ne kadar tehlikeli ve yanılgılı olduğunun farkında değil. İmralı ile görüşme pozitif olduğuna göre BDP'ye her saldırı ve binlerce tutuklama o kadar önemli değildir. Çünkü iyi şeyler oluyordur. Bir kere BDP'ye bu kadar saldıran İmralı ve genel olarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne doğru yaklaşamaz. BDP'ye saldırı aynı zamanda İmralı’ya saldırıdır. Bunu anlamamak bir BDP’li milletvekili için en hafif deyimle safdilliktir. 

Zindan direnişçileri İmralı’nın özgürlüğünü istiyor. İmralı konusunda olumlu yaklaşım içinde olan ilk önce bu zindan direnişçilerinin talepleri konusunda olumlu bir adım atar. Kürt halk Önderi sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarım sağlanana kadar ben geri çekiliyorum, demiştir. KCK yetkilileri de Kürt Halk Önderiyle görüşmeler olacaksa bu İmralı dışında, özgürlük koşullarında olmalıdır, diyerek tutumunu ortaya koymuştur. 

Hükümetin oyalama ve aldatma politikalarına alet olunmamalıdır. Hükümetten İmralı ve Kürt sorununun çözümü konusunda net adım atması istenmelidir. İlk önce tutsakların taleplerine kulak vermesi sağlanmalıdır.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.