Cezaevlerindeki Direniş
Makaleler / 24 Ekim 2012 Çarşamba Saat 07:06
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
12 Eylül’de 400 tutsakla başlayan eylem son birkaç gündür bütün cezaevlerindeki tutsakların katılımıyla 42. gününü geride bıraktı.

Bir ayı aşkın bir süredir Kürdistan ve Türkiye cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı  siyasi tutsakların Kürt Halk Önderi sayın Abdullah ÖCALAN’ın üzerindeki tecridin kaldırılarak, Kürt sorununun çözümüne katkı sunabilmesi için özgürlük, sağlık ve güvenlik koşullarının sağlanması ile Ana Dil üzerindeki engellerin kaldırılması talepleriyle başlattıkları süresiz – dönüşümsüz açlık grevleri artarak devam ediyor. 12 Eylül’de 400 tutsakla başlayan eylem son birkaç gündür bütün cezaevlerindeki tutsakların katılımıyla 42. gününü geride bırakırken can kayıplarının yaşanabileceği risk sınırına da girmiş bulunmaktadır. Öyle görülüyor ki, bu aşamadan sonra talepler kabul edilene kadar da eylem devam edecek. 

Tabi bu öyle kendiliğinden ortaya çıkan bir durum değildir. Kürt sorununda yaşanan çözümsüzlüğün ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Ve sorumlusu kesinlikle Yeşil Sermayenin siyasi podyumdaki yüzü olan AKP’dir. AKP devletinin Kürt sorununun çözümü konusunda izlediği politikalardır. Daha doğrusu AKP döneminde daha da inceltilerek devam eden imha ve inkâr politikasının ortaya çıkardığı bir neticedir. 

“Kürt sorununu çözeceğim” deyip, toplumu kandırma politikasının bir sonucudur.

Kürt kültürü ve dili üzerindeki yasakçı politikalarını devam ettirmesinin sonucudur. 

Diğer bir nokta ise, Kürt Halk Önderinin bir yılı aşkın bir süredir avukatlarıyla görüştürülmemesidir. Temel nedeni ise, Oslo görüşmeleri sırasında AKP’nin görüşmelerden çekilerek bilinen savaş politikalarına karşı, Kürt Halk Önderinin ortaya koyduğu ahlaki tavırdır. “Ben bu oyunun bir parçası olmayacağım” deyip geri çekilmesidir. Yani AKP’nin tasfiye politikalarını boşa çıkarmasıdır. Bundan dolayı AKP, Kürt Halkının siyasi iradesine uyguladığı tecridi daha da ağırlaştırarak resmen intikam almaya çalışmaktadır. Tabi ki bu AKP’nin siyaseten ne kadar çözümsüz kaldığının göstergesi durumundadır. Fakat Kürt Halk Önderliğine yönelik uygulanan bu yaklaşımın kabul edilmeyeceği ve buna karşı ciddi bir refleks gösterileceği de açıktı. Zaten şu an cezaevlerinde yaşanan da bunun sonucudur. 

Bununla beraber Kürt politikacılarına yönelik KCK adı altında yapılan siyasi soykırım operasyonlarıyla Kürtleri ezdiğini ve örgütsüz bıraktığını sanan AKP’ye cezaevlerinden verilen bir mesajdır. Bu mesaj nettir. “Eğer gerçekten Kürt sorununu çözmek istiyorsan muhatap Kürt Halk Önderliğidir” mesajıdır. Bu mesaj cezaevlerine doldurulan fakat teslim alınamayan özgür tutsaklardan gelmektedir. Çünkü Kürt Halkının AKP ye sorununun çözümünde tanıdığı fırsatı, AKP Kürtleri oyalayarak kullandı. Bu şekilde Kürtleri hep bir dengede tutmaya çalıştı. 

Bu anlamıyla AKP devletinin duruma sessiz kalışı ve hükümet yanlısı medyanın ise görmezden gelişi çokta şaşırtıcı bir durum olmamaktadır. Çünkü artık AKP’nin söyleyecek sözü, verebileceği bir vaadi kalmadı. Ayrıca, söz konusu Kürtler ve Kürt Sorunu olduğunda Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süre gelen inkâr ve imha politikalarından dolayı, “Tunç Yasası” devreye girmektedir. Yazılı olmayan ama hiçbir zaman da unutulmayan bu yasa, sorun ve realite karşısında ülkedeki tüm güdümlü sistem güçlerinin, hatta yedi göbekten birbirine düşman olanların bile aynı dille imha ve inkârı desteklemesini öngörmektedir. Bu Cumhuriyetin ‘değişmez’ (!), anayasa üstü yasasıdır.   

 Kürt halkı cezaevlerine ve dolayısıyla da direnişlere yabancı olmayan bir halktır. 12 Eylül 1980’den günümüze kadar ciddi bir zindan direniş geleneğine sahiptir. Özellikle, Amed zindanın da başta Kürtler olmak üzere, ülkedeki tüm muhalif ve sistem karşıtı güçleri teslim alma ve ezme politikalarına karşı, PKK’nin önder kadrolarından Mazlum Doğan’la başlayıp Dörtlerle devam eden ve 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucuyla zirveleşen direniş geleneği akıllardan çıkmadığı gibi, Kürtler için her zaman bir mücadele mirası olarak kalmıştır. Bu direnişin bir sonucudur ki, 12 Eylül’ün faşist uygulamaları boşa çıkarılıp, özgürlük hareketi bugüne kadar halklaşıp, büyüyerek gelmiştir. 

Bu geleneğin bir devamı olan cezaevlerindeki bu direniş bir yandan AKP ye “ya Kürt sorununu Kürt Halk Önderini muhatap alarak çözeceksin ya da yok olup gideceksin” derken diğer yandan Kürtlere, Kürt Halk Önderliğine uygulanan bu tecrit içinde tecrit durumuna ve AKP’nin Kürt sorunu karşısındaki politikalarına karşı genel bir direniş çağrısıdır. Bu çağrı topluma duyarlılık ve sürece müdahale çağrısıdır. Bu anlamıyla tüm toplumsal sorunlarda olduğu gibi Kürt sorununda da kitlelerin ayağa kalkarak sürece müdahale etmesi bir zorunluluk olarak toplumun önünde durmaktadır. Yapılan çağrıda buna dönüktür. Çözüm de ancak bu şekilde gerçekleşir.  Bununla beraber tüm aydın, yazar ve vicdan sahibi herkesin bu sese kulak vermesi gerekiyor. Çünkü Kürt sorununun çözümü başta yoksul ve emekçi halk kesimleri olmak üzere bu ülkedeki herkesin yararınadır. Bu eylemlerin temel hedefi daha iyi bir yaşam içindir. Cezaevlerindeki bu insanlar bedenlerini ölüme yatırırken temel amaçları dökülen kanın durması ve demokratik bir yaşamın inşası içindir.  

Tüm bunlardan dolayı, eğer gerçekten yaşanan savaşın ve akan kanın durması, Kürt Halk Önderinin özgürlük, sağlık ve güvenlik koşullarının sağlanması ve Kürtlerin bir statü sahibi olması isteniyorsa, tamda bu dönemde cezaevlerinde başlatılan bu direniş daha güçlü bir şekilde sahiplenilerek, bunun genel bir eylemliliğe dönüştürülmesi gerekiyor. Özelliklede toplumun en dinamik kesimi olan gençlik ve kadının bu eylemliliklere öncülük yapma gibi tarihi bir sorumlulukları söz konusudur. Çünkü; son sözü her zaman direnenler söyler.

Fırat Esen

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info





Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.