Türkiye Boğazına Kadar Savaşın İçindedir
Makaleler / 08 Ekim 2012 Pazartesi Saat 08:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye hasta adam konumundan çıkmadı; bugün de çıkmış değildir. Kürt sorununu çözmediği müddetçe hasta adam olarak kalacak.

Türk devleti içeride de dışarıda da çakal politikası izliyor. Fırsatlardan yararlanıp hamle yaparak kendini güç yapmak istiyor. AKP ve Başbakan Erdoğan’ın politikası tamamen buna dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu güçten düşüp hasta adam haline geldikten sonra izlenen politika genel olarak böyledir. Cumhuriyet tarihi boyunca da bu politika değişmedi. Cumhuriyet tarihi boyunca da Türkiye hasta adam konumundan çıkmadı; bugün de çıkmış değildir. Kürt sorununu çözmediği müddetçe hasta adam olarak kalacak. Politikası da güçler arası çekişmeden yararlanmak; bu olmadığı zaman da bir gücün yemek artıklarından yararlanmak istiyor.

Türkiye ABD'nin “Arap Baharı” denilen halk hareketlerine müdahale etme sürecine bir taşeron olarak dahil oldu. ABD'nin taşeronu olarak sürece dahil olursam bana da bir şeyler düşer dedi. Öyle ki Libya müdahalesiyle birlikte kraldan çok kralcı oldu. Suriye’de hızını alamayarak efendisi ABD’den daha fazla Suriye savaşının içine girdi. Böyle yaparsam Suriye’deki parsadan büyük payı ben alırım dedi. Suriye’deki savaşın içine balıklama daldı. Şimdi Akçakale’ye top mermisi düşünce “Türkiye-Suriye savaşı mı olacak” deniyor. Bu bir saptırma; çünkü Suriye’deki savaşın içinde; hem de boğazına kadar. Bugün Suriye'de Türkiye savaşın en aktif taraflarından biridir. Hatta Türkiye bu savaşın içinde olmasaydı şu anda Suriye içinde ciddi bir savaştan bile söz edilemezdi. Savaş esas olarak Türkiye'ye yakın yerlerde ve Türkiye'nin destek verdiği güçler tarafından yürütülüyor. Aslında Türkiye Suriye’de rejimden rahatsızlık duyarak ayağa kalkan Suriye halkının mücadelesini de provoke etmiş, bunun sonucu demokratik eğilimlerin boğulduğu ya da boğulmak istendiği bir kaos durumu çıkmıştır. 

Türkiye şu anda Suriye'de aktif savaş içindedir ve başka güçleri de savaş içine çekmek istemektedir. Ancak bunda başarılı olamadığı görülüyor.  Çünkü Türkiye'nin yürüttüğü savaşla ABD ve Avrupa’nın yürüttüğü savaş tam örtüşmüyor. Hatta ABD ve Avrupa son zamanlarda Türkiye'yi ilişkilendiği güçler konusunda uyarıyor. Türkiye bu nedenle Suriye politikasında çıkmaza girmiş bulunmaktadır. Akçakale saldırılarından sonra NATO’nun Suriye'ye yaptığı uyarıysa Türkiye'yi yaşadığı sıkıntı ortamında rahatlatmak ve dengelemek içindir. Yoksa Türkiye'nin yürüttüğü gibi bir savaşa NATO’nun da gireceğini beklemek yanlıştır. Türkiye Suriye’de yürüttüğü savaşta NATO’yu rahatsız eden bazı güçlerle de ilişki içindedir.
ABD ve NATO şu anda Suriye'de savaşın tüm taraflarını yıpratıp yorgun düşürerek kendi politikalarına teslim olmalarını sağlama stratejisi izliyor. Bu yorgun düşürmek istenenler içinde Türkiye de var. ABD ve NATO taşeronu durumundaki Türkiye'yi Suriye politikasında daha fazla kendisine bağlı kılmak istiyor. Türkiye Suriye'de acele hamle yaparak daha inisiyatifli olmak isterken bugün yaşadığı sıkıntıdan ABD ve NATO’ya daha fazla yaslanarak çıkmak istiyor.

Siz bakmayın Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin Türkiye ve AKP övgüsüne. Arap dünyasının, diplomasisinin ve derin güçlerinin yaklaşımı kesinlikle farklıdır. Araplar 1517 Ridaniye savaşından sonra, yani Suriye kapılarının açılmasından sonra tüm Arap dünyasının Osmanlı egemenliği altına girdiğini unutmuş değildir. Arapların da bir tarih bilinci var. Türkiye'nin Suriye'de egemen olma arzusu, tüm Araplar üzerinde egemenlik kurma arzusudur. Bunu Arapların görmediğini ve anlamadığını düşünmek Arapları aptal yerine koymak olur. Davutoğlu’nun bölgede diplomasi yürütürken kullandığı şöyle kardeşiz, şöyle dostuz, şöyle tarihi ve kültürel bağımız var dilini Araplar ve Farslar da kullanmayı çok iyi biliyorlar. Bu açıdan Mursi’nin kongre konuşması gerçeği yansıtmıyor. En azından Türkiye'nin Suriye’de etkili olmasını istemeyecekleri açıktır. 

Lübnan’da ise şu anda tam bir Türkiye karşıtı siyasi durum var. Şu anda Lübnan Suriye rejiminin en fazla nefes aldığı yerdir. Türkiye'nin ve Türkiye'nin desteklediği siyasi güçlerin yarattığı korku, Lübnan’ı tamamen Türkiye karşıtı bir konuma getirmiş bulunmaktadır. 

Türkiye Suriye Kürtlerini ise tamamen karşısına almış durumdadır. Suriye'deki Kürt halk devrimi Türkiye'nin hesaplarını altüst etmiştir. Türkiye Suriye'ye erken müdahale ederek Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçmek istemişse de tersi olmuştur. Kürtler çok akıllı bir politika izleyerek kendilerini ezdirmemişler ve ortaya çıkan fırsatı çok iyi değerlendirmişlerdir. Şu anda Halep’te tam bir insanlık dramı yaşanıyor. Suriye'nin en zengini şehri olan Halep, bugün harabeye dönmüş durumdadır. Bu durum dikkate alındığında Kürtlerin savaşın içine girmeden kendi bölgelerini kontrol altına almaları tarihin en önemli politik başarılarından biri olarak görülmelidir. 

Kürtler erkenden bir savaşa girselerdi bu sadece Arap milliyetçiliğini güçlendirirdi. Hatta Baas rejimi de vatanı bölünmekten kurtarıyoruz diyerek tüm milliyetçileri etrafında toplayıp halkların demokrasi ve özgürlük özlemini yaratacağı milliyetçi dalga ortamında boğardı. Buna fırsat verilmediği gibi, şu anda Batı Kürdistan'da yaşanan demokratik devrimle Suriye'yi demokratikleşmeye zorlamaktadırlar. Şu anda Batı Kürdistan Suriye demokratikleşmesinin ve demokratik devriminin temeli durumundadır. Artık kim iktidara gelirse gelsin Kürtlerin statüsünü tanıyıp demokratikleşmek zorundadır. 

Türkiye'nin şu andaki pozisyonu Suriye'nin demokratikleşmesinden yana değildir. Türkiye Suriye’deki otoriter ve baskıcı rejimin karakteri fazla değişmeden, kendisinin Türkiye'de yaptığı gibi sadece bir iktidar değişimi ve kaymasını sağlamaktan yanadır. Bu nedenle demokrasi güçlerinin yanında değildir. Hatta demokrasi güçlerinin ezilmesini istiyor. 

Türkiye'nin Suriye politikası tüm otoriter ve baskıcı güçlerin yüzünün teşhir olmasını sağlamıştır. Çünkü mevcut baskıcı ve otoriter rejime karşı başka bir baskıcı ve otoriter zihniyeti ve gücü desteklemiştir. Böylece bir baskıcı rejimin alternatifinin başka bir baskıcı rejimin olmayacağı görülmüştür. Türk devletinin Suriye'deki kirli savaşın bir parçası olmasının belki böyle hayırlı bir sonucu olmuştur. 

Yeni Suriye, Türkiye'nin desteklediği ve ilişki içinde olduğu güçler dışındaki toplumsal güçlerin, etnik ve dinsel toplulukların yer aldığı ve etkin olduğu bir Suriye olacaktır. Bu Suriye içinde Kürtler Suriye'nin demokratikleşmesinin ve demokratik kalmasının temeli ve güvencesi olacaktır.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.