Yaşam Toprağa Dayanmazsa Devlete ve İktidara Dayanır
Serbest Yazılar / 13 Eylül 2012 Perşembe Saat 07:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tarihsel toplumsal gelişmelere baktığımızda kendi mecrasında akan devrimlerden en önemlisi köy tarım devrimi olmuştur.

Gelişen birçok toplumsal değişim istemlerin ve devrimlerin birçoğu bir süre ayakta kalmış olsalar da kısa bir süre sonra özgürlükçü olmayan ve baskıcı olan sistemlere dönüşmekten kurtulamamışlardır. Bunun temel nedeni devletin ve iktidarın oluşturmuş olduğu yaşam biçimlerinden, yöntemlerinden yollarından kendilerini sıyıramamışlardır. Esas neden bu olmakla birlikte yaşamın, özgürlüğün, refahın kaynağını sanayi ve endüstrileşmede görmeleri de etkilidir. Tarihsel toplumsal gelişmelere baktığımızda kendi mecrasında akan devrimlerden en önemlisi köy tarım devrimi olmuştur. Çünkü bu devrim ardından yaşam daha zengin, çeşitli hale dönüşmüş ve insan zihninde önemli değişikliklere neden olmuştur. Hatta egemenlerin lehine evrilmeyen devrim olarak da tanımlanabilir. Tarım köy devriminin gelişim seyri toplumun sürekli olarak kendisini beslemesi ve nüfus büyümesine neden olduğu gibi o nüfusun kendisini yaşatabilmesini de sağlamıştır. Tarım köy devriminin gelişimin uzun bir süreyi aldığı gibi iç içe değişimlere ve evrimlere de tanıklık etmiştir. Köy ve tarım insan yaşamında çok belirleyici olmakla birlikte sadece fiziksel bir gelişime neden olmaz. Tarımla yaşamını sürdüren insanın doğaya yakınlığı onun düşüncesinde, duygularında çok daha derin olmasını sağladığı gibi inceden inceye felsefik bir yaşamında gelişiminde müthiş bir etkiye sahiptir. 

Bir buğdayın topraktan sofraya kadar geçirdiği evreleri çok canlı takip eden, hatta takip etmekle kalmayan onunla birlikte yaşayan bir kişiyi düşünelim. Böylesi bir toplumsallıkta yetişen çocukları düşünelim. Emeği sen binler kelimeyi yan yana getirerek anlatmaya çalışırsın bir çocuğa belki çok sınırlı anlayabilir. Fakat yazın gittiği köyde büyüttüğü küçücük bir meyvenin olgunlaşma evrelerini görünce emek onun için belirginleşir ve anlam kazanır. Yaşamın içinde var olan her şeye karşı daha duyarlı hale gelir. Tohumun toprağa düştüğü an bir yaşama açılan bir pencere gibidir. Toprağa düşen tohumun kuşlara yemek olmadan yeşillenmesi için mutlaka koşup kovacaktır. O tohum bizim soframıza katık olursa size de pay düşer diyecek belki kuşlara. Tohum filiz verecek, sulanacak, ürüne duracak ve biçin zamanı gelecek. Biçme işi bittikten sonra sıra tohumun işlenmesinde bu işlere de katılacak çocuk. Sofraya gelinceye kadar buğdayın başına gelenlerden çocuk da sorumlu olacak. Gerçeğin bir parçası olacak. O zaman bir lokma ekmeği ziyan etmeyi bırakalım bir kenara emin olalım ki kırıntıların bile bir şeye yaraması için uğraşacaktır çocuk. Evet, tarımla ilgilenen bir toplumun çocuğu en kıssadan hisse böyle büyür. Emeğin tadına vardığı gibi alnından dökülen her damlanın neye hizmet ettiğini bilir, anlamına ulaşır emeğin. Bu tat onda mutlaka felsefi sonuçlara da götürür. Emeği özgürlük olarak hisseder. Emeğin içinde olan çocuk anlam gücünün de doruklarına ulaşmıştır. Bundan sonrası sürekli üretim faaliyetleri içinde olmaktır onun için.

Dünya geneline baktığımız zaman tarımdan koparılma çokça yaşandığı gibi bu kopuşun önüne geçip, yeniden tarıma bir geri dönüş var. İnsanların birçoğu beslenirken organik ürünlere dikkat edip, beslenmelerini de daha çok organik ürünlerle yapmaya çalışıyorlar. Zengin kentlerden köylere doğru çok ciddi bir akış var. Kentlerin insanları kirlettiği, sağlık sorunlarına neden olduğu tartışmaları çokça yürütülüyor. Tabi bu tartışmalar belki Ortadoğu’nun biraz da uzağına düşüyor. Çünkü bölge halkı egemenlerin tüm ısrarlı çabalarına karşılık hiçbir şeyi yoksa kapısının önünde mutlaka bir bahçe ekiyor. Bunu bir sisteme dönüştüremediği gibi işsizlik sorununa çözüm olamıyor. 

Dünyanın büyük bir bölümünde tarımdan kopuş sorunları tartışılmaya devam ediyor. İnsanlar tarımdan ve köylerden koparıldıkça işsizlik oranları artıyor, açlık seviyeleri yükseliyor. Milyonları besleyecek topraklar köreltilip verimsiz kılınıyor. Kapitalist modernite toplumu topraktan koparıp, endüstriyalizme bağımlı kılıyor. Bu bağımlı kılışla birlikte toplumun aslında öz değerlerini hafızasını da elinden alıyor. Toplum hafızasız kılındıkça sistemi yürütmek daha da kolaylaşıyor. Şimdi özellikle toprağa geri dönüş hareketleri, ekolojik hareketler, kültürel hareketler başta ABD olmak üzere sistemi oldukça rahatsız etmeye başlamış durumda bu konuda özellikle özgürlük hareketi önemli bir sorun olarak ele alınmaya başladı. Çünkü özgürlük hareketinin paradigmasının temelinde eko ekonomi temel gündemlerden birisi. Başta Kürdistan’ın dört parçası olmak üzere Ortadoğu’nun büyük bir bölümü toplumsallığını halen tarıma dayandırıyor. Bölgede petrolde önemli bir ürün fakat bölge kendisini sadece petrole dayandırıp ekonomisini bununla yürütmüyor. Neredeyse her evin kendi bahçesi var. Ve günlük yiyeceklerini bu bahçelerden, tarlalardan sağlıyor. Dolayısıyla sadece petrole bağımlı değil. Özgürlük hareketi ise toplumun yürüttüğü günlük tarım faaliyetini toplumsal örgütlenme ile birlikte sisteme kavuşturmaya çalışıyor. Bunun için kooperatifler, komünler örgütlemeye çalışıyor. 

Rojava devrimi açısından ele aldığımızda, bölgede birçok kentin yönetimi halkın demokratik yönetimlerinin eline geçti. Biliyoruz ki insan ömrü sadece yönetim faaliyetleri ile yürümüyor. Bu insanların beslenme sorunu da var. Birde insanlığın yaşadığı savaşların büyük bir bölümü beslenme savaşlarıdır. İnsan aç kalmaz aç kaldığı anda doğal bir refleks olarak besin bulmaya çalışır. Nasıl bulabileceğini savaşın ortasında yaşayan Halep halkı çok yakından ve sıcağı sıcağına hissediyor. Ekmek kuyruklarında saldırılarla karşı karşıya kalıyor ama yine de o kuyruktan çıkmıyor. Korkunç olan o dur ki nansız kalmayan Ortadoğu halkı nan almak için sokaklarda ölüyor. Bu ölümlerin, ekmeğe bağlı savaşların, ekmek için insanların bir birine minnet ettiği bir yaşam döngüsünden kurtulabilmek için demokratik özerklik devriminin mutlaka tarıma dayalı kooperatif ve komünleri oluşturması gerekir. Yoksa Ortadoğu gibi bir toplumsallığın kara lekesi olarak kalma riski ile karşı karşıyayız. Ortadoğu halkı hiçbir dönem NAN’sız kalmadı bundan sonrada kalmamak için mücadele yürütüp, kendisini örgütlemeyi mutlaka bilecektir. 

Dorşîn Akif

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.