İsrail Türkiye İttifakının Yürütülüş Biçimi
Makaleler / 13 Eylül 2012 Perşembe Saat 06:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP'nin iktidar olduğu dönem 20 yıllık savaştan sonra toplumun biraz rahatlamak istediği dönemdi.

AKP İslami ve demokratik söylemlerle iktidara geldi. AKP'nin iktidar olduğu dönem 20 yıllık savaştan sonra toplumun biraz rahatlamak istediği dönemdi. 1980 yılından beri toplum büyük bir baskı altındaydı. Bu nedenle toplumun demokrasi özlemleri artmıştı. Diğer yandan 20 yıllık savaş ekonomisi ve 2001 ekonomik krizi toplumu yoksullaştırmıştı. Daha doğrusu toplumsal tabaklar arasındaki gelir uçurumunu arttırmıştı. Toplum hem demokratik açılım istiyor hem de ekonomik olarak durumunun iyileşmesini bekliyordu. O süreçteki tüm partiler savaş döneminin partileriydi ve yıpranmışlardı. Ekonomik kriz zaten hükümet partilerini tüketmişti. Savaşın durduğu ve ekonomik çöküntünün diğer partiler üzerine yıkıldığı bir süreçte AKP kendine demokrat kendine Müslüman söylemiyle tek başına iktidara geldi. Irak'a müdahale etmek isteyen ABD de AKP'nin iktidar olmasına onay vermişti. Çünkü Irak'a müdahale sürecinde “işbirlikçi İslamcı” bir parti ABD'nin çok işine yarayacaktı. Aslında o günkü ortam bir sosyal demokrat partinin iktidar olmasına çok elverişliydi. Ancak o süreçte toplumun beklentilerine sınırlı da olsa karşılık verecek bir sol parti yoktu. İsmail Cem ve Kemal Derviş’in içinde olduğu bir sol parti ciddi bir alternatif olmuştu. Ancak bir müdahaleyle –ABD'nin müdahalesi olabilir- bu birlik dağıtılarak AKP'nin tek başına iktidar olmasının önü açıldı.

AKP'nin kendine demokrat olduğu son on yılda çok iyi anlaşıldı. Halkın demokratikleşme özlemlerini kendisine demokrat karakteriyle boşa çıkardığı ve demokratikleşme birikimini tükettiği netleşti. Kürt sorunundaki çözüm beklentilerini de kimi psikolojik savaş adımlarıyla (TRT 6 vb.) boşa çıkardı. Toplumdaki çözüm eğilimini de böyle tüketti. Zaten bugün artık Kürt sorunu kalmamıştır; açılım maçılım da yok diyerek gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Zaten Kürt sorununda hiçbir zaman açılım olmadı. Son konuşmasında artık açılım yok, milli birlik ve beraberlik projesi var diyerek eski iktidarlarla aynı kulvarda koştuğunu kanıtladı. 12 Eylülcüler de, Ergenekoncular da, Çiller de tüm Kürt düşmanı iktidarlar da, siyasi partiler de milli birlik ve beraberlik demişlerdir; başka bir şey dememişlerdir. Milli birlik ve beraberlik söylemi tüm inkârcı, asimilasyoncu ve kültürel soykırımcı zihniyetlerin ortak dilidir. 

Biz AKP'nin artık deşifre olmuş sahte demokrasi söylemini değerlendirmeyeceğiz. Bugün ne kadar Müslüman olduğunu, daha doğrusu kendine Müslüman karakterini irdeleyeceğiz. 

Artık AKP'ye Kürt Halk Önderinin vurguladığı gibi karşıt İslam demek daha doğrudur. İşbirlikçi ve ılımlı İslam demek bile AKP'ye bazı değerler bahşetmek olur. 

AKP 200 yıldır kapitalist modernitenin Ortadoğu'yu teslim almak istemesinde yeni bir aşamayı ifade ediyor. AKP bugün kapitalist modernitenin Ortadoğu'daki Truva Atıdır. Kapitalist modernitenin elinde koçbaşıdır. Ortadoğu'nun binlerce yıla dayalı kültür direnişini kırmada kullanılan ajan bir güçtür. Yalnız binlerce yıllık kökü olan kadim Ortadoğu kültür değil, 1500 yıllık kültürel İslam da hedefleniyor. Zaten kültürel İslam binlerce yıllık kültürün yeni değerlerle ifadesi olmaktadır. 

Ortadoğu tüm inançların ve tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı coğrafyadır. Tüm dinlerin de toplumsal karakterinin ağır bastığı hak, adalet ve eşitlik değerlerini taşıdığı açıktır. Toplumculuğun, toplumcu kültür ve değerlerin en güçlü olduğu coğrafyadır. Bu nedenle bireyciliğe dayalı kapitalist modernite Ortadoğu'yu fethetmekte, teslim almakta zorlanmaktadır. 

Şimdi bu Ortadoğu AKP ve benzeri partilerin kapitalizme abdest aldırarak teslim almaya yöneldiği coğrafyadır. Hiçbir burjuva kapitalist parti AKP kadar toplumculuğu dağıtıp kapitalizmin bireyciliğini yaygınlaştırıp toplumu bu kadar savunmasız bırakmamıştı. Hiçbir kapitalizmin temsilcisi ve ajanı Türkiye ve Ortadoğu'da kapitalizmin toplumu bu kadar dağıtmasında rol oynamamıştı. Bu açıdan kapitalist modernite AKP şahsında en önemli ajanını bulmuştur. Sadece toplumu dağıtmadı, İslam adına kültürel İslam’ın bitirilmesinde de en temel rolünü oynadı. Bugün İslamcı kesimin sömürü çarkında yer almak için birbirlerini ezme yarışı içinde olması, sosyal yaşamda klasik burjuva kesimlere taş çıkartması, bu rolü ne kadar benimsediklerinin ve pratikleştirdiklerinin kanıtıdır.

AKP sadece toplumsal alanda değil, siyasal alanda da kapitalist modernitenin has temsilcisi ve taşeronu konumundadır. ABD Türkiye'yi Ortadoğu ülkelerine benimsetmek ve bunun üzerinden Ortadoğu'daki siyasi hedeflerine ulaşmak için AKP'yi cilalama ve yeni bir imaj kazandırma çabası içinde olmuştur. Öyle ki AKP'yi Ortadoğu halklarının duygularının ve taleplerinin temsilcisi haline getirmeye çalışmışlardır. ABD Türkiye'nin İsrail’le kontrollü bir gerilim içine girmesini bu amacı için gerekli görmüştür. Daha doğrusu Türkiye ve İsrail’in derin devletleri danışıklı bir dövüş içine girmişlerdir. Ne Türkiye İsrail’i ne de İsrail Türkiye'yi bırakabilir. Yapışık ikizler gibiler. İkisinin varlığı birbirine bağlanmıştır. Türkiye İsrail’i bırakamaz, İsrail de Türkiye'yi. Hiçbir gerilim, sürtüşme ve sorun bu ilişkiyi ortadan kaldıramaz. Bu durum bilindiğinden Erdoğan Davos’ta “One Minute” demiş, İsrail de Türkiye'yi suçlamıştır. Bu Davos tiyatrosu AKP'nin büyük Ortadoğu projesine eş başkanlık rolü oynatılması için sahnelenmiştir.

Biz baştan beri bu Türkiye-İsrail gerilimine hep kuşkuyla baktık. İsrail’le Türkiye'nin bir madalyonun iki yüzü olduğunu iyi biliyorduk. Bu nedenle Davos tiyatrosunu daha uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak düşünüyorduk. Ortadoğu halklarını kolay kandırma ve teslim alma yolu olarak Davos’a kuşkuyla bakıyorduk. Nitekim Ortadoğu'da safların netleşmesinin zorunlu hale geldiği süreçte İsrail’in güvenliğinin Türkiye'den, Türkiye'nin varlığının da İsrail’den geçtiği bir daha görüldü. İsrail’le kavgalı olduğu düşünülen Türkiye füze savunma kalkanının Malatya’da kurulmasına izin verdi.
İsrail’le Türkiye'nin nasıl bir danışıklı dövüşle Ortadoğu'yu birlikte dizayn etmek istediklerini eski AKP’li bakan Abdullatif Şener bir somut olayla ortaya koydu. Hem hemşerim hem de Siyasal Bilgiler’den sınıf arkadaşım olan Abdullatif Şener de verdiği örnekle AKP'nin kapitalist moderninin nasıl bir ajanı olduğunu gözler önüne sermektedir. Zaten Abdullatif Şener “bunu açıkladıktan sonra basın günlerce bunu manşetlerden vermeli ve tartışmalı” diyerek konunun önemini belirtmiştir. 

İlk önce merakları gidermek için nasıl sınıf arkadaşı olduğumuzu anlatayım. Ben Siyasal Bilgilerde birinci sınıfta ikinci yılımdayken Abdullatif Şener abisi Abdullah’la birlikte Siyasal’a kayıt yaptırmışlardı. Hemşerilik ilişkisiyle kendilerini etkilemek ve sol saflara çekmek istedim. İkinci görüşmemizde Abdullatif Şener’in koruyucusu olan abi Abdullah “hemşerim kusura bakma artık biz görüşmelere gelmeyeceğiz” dedi. Kısa süre içinde İslamcı eğilimde olduklarını öğrendik. Okullarını bitirmek isteyen iki İslamcı öğrenciydiler. Siyasalda her zaman bu ölçülerde birçok İslamcı öğrenci olmuştur. Hatta o yıllarda İslamcıların devleti ele geçirmek için bilerek siyasala kayıt yaptırdıkları söylenirdi. 

Abdüllatif Şener gerçekten de günlerce basında işlenmesi gereken bir iddia ortaya attı. Bana göre çok inandırıcı bir iddiadır. İsrail ve Türkiye'nin ilişkilerini sürdürme karakterine uygundur. Çünkü Türk devleti her zaman biz toplumsal yapımız gereği sizi bazen eleştirebiliriz, bunları yanlış anlamayın yaklaşımı içindedir. İsrail de bunu normal görmüş ve anlayışla karşılamıştır. Türkiye'nin İsrail’le ilişkisini sürdürmek için bunun gerekli olduğu düşünülmüştür. 

Abdüllatif Şener Hamas lideri Halit Meşal’in Türkiye'ye gelmesinin İsrail’le anlaşmalı olduğunu ileri sürmektedir. Hamas lideri geldiğinde Türkiye'de bu liderin gelişine büyük tepkiler gösterilmişti. Türkiye'de bu ziyarete tepki gösterilirken İsrail’de, hatta Amerika’da bu ziyarete ciddi eleştiriler yöneltmişlerdi. Bu ziyaret vesilesiyle yapılan bakanlar kurulu toplantısında bu ziyarete bazı olumsuz yaklaşanlar görüldüğünden başbakan, Ahmet Davutoğlu’na bu ziyaretin nedenini anlat demiş, Ahmet Davutoğlu da biz bu görüşmeyi İsrail’in isteğiyle yapıyoruz, İsrail doğrudan Hamas’la görüşmüyor, bizi aracı yaptılar, bizim üzerimizden İsrail Hamas ilişkileri yürütülecek, cevabını vermiştir. Yani İsrail-Türkiye gerilimine yol açtığı söylenen Halit Meşal ziyaretinin İsrail ve Türkiye’nin birlikte planladığı bir olay olduğu anlaşılmıştır. 

Abdullatif Şener bu bilgiyi içerden almıştır. AKP'nin kurucu 4 önemli isminden biri olduğuna göre bu bilgiyi alması normaldir. Hükümet bu iddiaya hiçbir tepki vermemiştir. Geçiştirmeyi bir yöntem olarak uygun görmüştür. Çünkü gündeme girse hükümetin toplumu nasıl aldattığı anlaşılacaktır. Basın hükümetten o kadar korkmaktadır ki, sadece yandaş basın değil, diğer yayın organları da bu konuyu işleyememiştir. 

Abdullatif Şener CNN’de yaptığı röportajda sık sık basının özgür olmadığını  vurgulamıştır. Sunucunun da kendisini TV’ye çıkarmanın karşılığı olarak AKP savunuculuğu yaptığı ve durumu dengelediğini vurgulamıştır. Zaten sunucu da AKP’lilerin soracağı soruları sorup şeytanın avukatlığını yapıyorum diyerek konumunu ifade etmiştir. 

Şimdi bu iddia gerçekten de basit midir? AKP'nin en temel imaj yaratma olgusu olan İsrail karşıtlığının iç yüzünün ne olduğunun ortaya çıkmasının haber değeri yok mudur? İnsanın köpeği ısırmasından bin kat daha haber değeri olan bir konu değil midir? Haber değeri bu kadar fazlaysa neden verilmiyor? Cevabını biz verelim: bu bilgi, Türkiye'nin en stratejik ilişkisinin yürütülme biçimini deşifre ettiği için ulusal çıkarlara terstir. Hatta ulusal çıkarları en fazla tehdit eden bir bilgidir. Bu nedenle verilmesi en büyük sırrın, devlet sırrının deşifre edilmesidir ki, bu da en ağır suçtur. Türk basını da ulusal çıkarlar (!) söz konusu olduğunda ne gerekirse onu yaptığından şimdi de bunu yapmaktadır. 

AKP'nin İslamcı bir parti olmadığı hem ekonomik, hem sosyal, hem de diğer politikalarından çok iyi anlaşılmaktadır. Zaten hükümetin fetullahçı kanadı İslam Evangalizmidir. Sebataycılığın yeni bir biçimidir de denilebilir. AKP de uluslararası Yahudi sermayesinin bir parçası haline gelmiştir. Türkiye'yi ABD ve İsrail adına şimdi Erdoğan-Fetullah kliği yönetmektedir. Daha doğrusu Erdoğan kapitalist modernitenin Türkiye valisi olarak üzerine düşeni yapmaktadır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.