Türk Yargısının Meşruiyeti Kalmamıştır
Makaleler / 11 Eylül 2012 Salı Saat 06:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk başbakanı yargı önümüze fezlekeleri getirecek, biz de gereğini yapacağız. En son BDP’liler için “yargıya emir verdim, gereğini yapacaklar”

Türkiye'de Kürtler üzerinde nasıl bir politika izlendiği Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki konuşmalarıyla iyice açığa çıkmıştır. En son BDP’liler için “yargıya emir verdim, gereğini yapacaklar” demesi, tüm söylenenler ve yapılanlar üzerine tuz biber ekmiştir. Avrupa’da herhangi bir başbakan yargı için böyle bir söz kullansaydı birkaç gün içinde istifa ettirilirdi. Ama söylenen Kürtler olunca bu sözler görmezlikten gelindi. Dostlar bizi alışverişte görsün diye birkaç eleştiri ile geçiştirildi. 

Demokrasi denilince Avrupa örnek veriliyor. Türkiye de “biz bu ölçülere göre demokratik, meşru hükümetleri olan bir ülkeyiz” diyor. Biz Avrupa demokrasisini yetersiz ve üst toplum demokrasisi olarak görüyoruz. Tabii ki halkların mücadelesi ve verdiği bedellerle belirli demokratik değerler de oluşmuştur. 

Avrupa’da demokrasi denilirken iki temel ilkeden söz edilir. Bunlar yoksa seçimlerin var olması da bir anlam ifade etmez. Bunlardan birisi biçimsel de olsa yargı bağımsızlığı, ikincisi ise basın özgürlüğüdür. Şimdi Türkiye'de yargı da basın da tam faşist diktatörlüklerdeki gibi çalışıyor. Yargıya yürütme talimat veriyor; yargıyı kendi kontrolünde tüm muhalifleri için çalıştırıyor. Özellikle Kürtler üzerinde faşist bir yargı terörü estiriliyor. Başta Kürt gazeteciler olmak üzere her gün gazeteler ve gazetecileri tehdit ediyor. Böyle bir ülkeye faşizmden başka bir sıfat ve tanımlama yapılamaz. 

Türk başbakanı yargı önümüze fezlekeleri getirecek, biz de gereğini yapacağız demiştir. Zaten başbakanın normal konuşmalarını talimat olarak gören ve derhal harekete geçen yargı ve polis bu açık talimattan sonra BDP’lilerin terörizme yardım ettiğine dair fezleke hazırlayıp meclise gönderecektir. Türkiye'de Kürtler için 90 yıldır çalışan yargı işte budur. Şeyh Sait ve arkadaşlarıyla Seyit Rıza ve arkadaşları da böyle bir yargı sonucu idam edildiler. Yani siyaset, yürütme, hükümet yetkilileri emir verdi, mahkemeler de gerekeni yerine getirdiler. 

Şu anda on bine yakın Kürt siyasetçi de hükümetin emriyle zindanlara atılmıştır. Üzerlerinde tek bir çakı bile bulunmayan bu insanlar hükümetin kararıyla “terörist” muamelesi görüyorlar. Onlarca belediye başkanı, yüzlerce seçilmiş, binlerce BDP yöneticisi ve üyesi hükümetin emriyle hiçbir gerekçe yokken zindanlara atılıyor. Tek suçları bilinçli Kürt olmak ve Kürtlerin taleplerini demokratik siyasi yollardan dile getirmektir. Binlerce siyasetçinin hangi mantıkla zindana atıldığı BDP milletvekillerine yaklaşımla belli olmuştur. Milletvekillerine bunu reva görenler diğerlerine neler yapmaz ki! Nitekim yaşanan budur. 

Yargı, Roboski katillerinin yakasına yapışmıyor. Şerzan Kurt’un katilini bırakıyor. Aydın Erdem’in katilini yakalamıyor. Uğur Kaymaz ve babasının katilleri ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor. Mitinglerde polis kurşunu ve gaz bombalarıyla öldürülenlerin katilleri yargılanmıyor. Aksine terörle mücadelede polisin ve askerin cesareti kırılmasın denilerek bu katillere dokunulmuyor. Kürdistan'da işlenen tüm suçlar cezasız kalıyor. Ama sadece demokratik siyaset yapan Kürt siyasetçilerine ve milletvekillerine yargı dokunuyor. İşte Türkiye ve Kürt gerçeği! Bu tablo bir şey anlatmıyorsa başka hiçbir şey bir şey anlatamaz. Anlamayana davul zurna az derler.

Başbakanın bu açıklamasından sonra hangi Kürt ve demokrat AKP hükümetinden bir şey bekleyebilir? Bu hükümete tavır almayan Kürt, kültürel soykırıma uğramış Kürt’tür. Bu hükümete tavır almayan aydın, yazar, demokrat bu hükümete ruhunu satmıştır. Bu hükümetin ne olduğuna karar vermek için yargıya emir vermesine, gazeteleri her gün tehdit etmesine bakmak yeter. Türkiye'de böyle bir hükümete tavır alınamıyorsa, zaten orada faşizmin yarattığı bir suskunluk vardır demektir. Devlet Türkiye'de Roma Barışını (güçlünün yarattığı suskunluk) sağlamıştır. Şimdi böyle bir barışı (yani suskunluğu) Kürdistan'da da sağlamak istemektedir. 

Türkiye'de yargıçlar artık hükümetin basit memurlarıdır; gazeteciler de kapıkulları! Bu yargının meşruiyeti; basının da inandırıcılığı kalmamıştır.
BDP eşbaşkanı bu nedenle bu yargının kendilerini yargılayamayacağını, kendilerini siyaseten sadece kendilerine oy verenlerin yargılayacağını vurgulamıştır. Çünkü artık bir çocuk bile yargının tarafsız olduğuna inanmaz. Hiçbir demokrat bu yargının verdiği kararı meşru göremez. Tayyip Erdoğan istifa etmediği müddetçe Türkiye'de hiçbir yargı kararının meşruiyeti kalmamıştır. 

Başbakanın yargı için söylediklerinin tartışılmaması, Türkiye'de zaten demokrasi kültürü ve zihniyetinin olmadığının kanıtıdır. Türkiye'de demokrasi de, demokratlık da Kürtsüzdür. Başbakanın sözlerine kıyametin koparılmaması “Kürtsüz demokrasi” kavramının ne kadar doğru olduğunu kanıtlamıştır. 1990’lı yıllarda hukuki olarak yapılamayanlar başka yollardan yapılıyordu. Şimdi hukukun kendisi hukuk dışı olmuştur. Bu hukukla yapılamayacak hiçbir zulüm kalmamıştır. Nitekim yapılıyor. 1990’lı yıllarda savcıların, hakimlerin tutuklanmayacağı, tutuklama gerekçesi bulamayacağı kişiler sokak ortasında öldürülüyordu. Şimdi ise herhangi bir suç işlediği ileri sürülerek içeri atılıyor. Çünkü şu anda 1990’lı yıllarda bile suç olmayan yeni suçlar icat edilmiştir. Bugünkü terörle mücadele yasası Türkiye tarihinin en faşist yasasıdır. Tek farkı, Türkiye'de artık idamın olmamasıdır. 

Hukuk tamamen Tayyip Erdoğan hukuku olmuştur. Şimdi gazetecilere de ya bizdensiniz ya da düşmandansınız diyor. Bu tehditler altında gazete ve gazetecilerin çoğu da Tayyip Erdoğan basını ve gazetecisi olmuştur. İşte Tayyip Erdoğan’ın ileri demokrasisi böyle bir ileri faşizmdir. 

Tayyip Erdoğan BDP’lilere her türlü küfrü ve hakareti yapıyor. Kendisi kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız diyerek nasıl bir onursuzluk içinde olduğunu göstermiştir. Yargıya emir vererek onur çıtasının ne kadar düşük olduğunu ortaya koymuştur. Roboski’de 34 çocuğu ve genci öldürenleri kutlayarak onur mertebesini ortaya koymuştur. 

Selahattin Demirtaş “sana alçak dersem çukurun hatırı kalır” demiştir. Biz daha ne diyelim.

Hüseyin Ali

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.