Psikolojik Savaş-1
Dizi Yazı / 01 Eylül 2012 Cumartesi Saat 06:32
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk Devleti, bütün ideolojik aygıtlarını da kullanarak harekete geçmiş ve Kürt halkına karşı, stratejik psikolojik savaş yürütmektedir.

Özel savaşın, üçüncü saç ayağı da ‘Psikolojik Savaş’tır. Birçok arkadaş özel savaşı, psikolojik savaş diye adlandırıyor. Ama öyle değildir. Eğer özel savaşı psikolojik savaş diye algılarsak anlattığımız kontrgerilla ve darbeler boşa ele alınmış olur. Oysa onlar, özel savaşın olmazsa olmaz anlamında öneme sahip olan iki temel ayağını oluşturur. Bunların hepsi birlikte yürür. Bir yerde birisi öne çıkar, ama her zaman birbirlerinin hazırlayıcısı ve tamamlayıcısı olarak rollerini oynarlar. Özellikle psikolojik savaş dediğimiz olgu, hem darbelerin hem de özel harekâtların hazırlayıcı ve tamamlayıcısıdır. Diğerleri için de bu geçerlidir. Özel harekât geliştirildiğinde psikolojik savaş da geliştirilir. Darbeler gerçekleştirildiğinde psikolojik savaş da yürütülür. Yani özel savaşın bu üç saç ayağı hem birbirinin hazırlayıcısı hem de birbirinin tamamlayıcısı olarak rollerini oynar. Birbirlerine karşı ya da biri diğerinin yerine geçen veya biri diğerinin alternatifi değildir. Hem hazırlayıcıları hem de tamamlayıcılarıdır. Psikolojik savaş için bu çok daha fazla geçerlidir.

Dünya üzerindeki çıkar çatışmalarının tarihi çok eskilere kadar gider. Başlangıçta kabile savaşları, sonra bölgesel savaşlara dönüşen mücadeleler, 1900’lü yıllardan sonra bir “dünya savaşı” haline dönüşmüştür. Rekabet ve çıkar çatışmalarının sebep olduğu bu savaşlar, büyük maddi ve manevi kayıplara neden olarak, ülke ekonomilerine büyük zararlar vermiştir. Kayıplar göz önüne alındığında galip ve mağlup diye bir değerlendirme yapmak objektif ölçüler içerisinde mümkün görünmemektedir.

1950’li yıllardan sonra büyük çaplı sıcak savaşlara rastlanılmakla birlikte ideolojiler arası savaş çağı olarak tarihe geçen 20. yüzyılda, sıcak savaşların olumsuz sonuçları devletleri barış içinde savaş denilebilecek bir mücadele tarzı olan psikolojik harekat faaliyetlerine yöneltmiştir.
Kitle iletişim teknolojilerinin baş döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, psikolojik harekat faaliyetleri profesyonel uzmanlar vasıtasıyla geliştirilerek etkili ve yaygın bir silah olarak kullanılmaktadır. Psikolojik savaş için yapılan bir tanım vardır. Toplumun, hedef kitlenin ya da hasımın bilincine akarak onun duygusuna, düşüncesine, eylemine yön verebilme mücadelesidir. Eğer onun duygusuna, düşüncesine akabiliyorsa, kimi hasım ve hedef olarak belirliyor ve onun eylemini yönlendirebiliyorsa orada psikolojik savaş da amacına ulaşmış demektir.

Bu konuda psikolojik savaşı en kapsamlı yürüten ve en tecrübeli olan Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bir tanım bulunmaktadır. Orada yapılan tanımda psikolojik sava için; “Planlanmış psikolojik operasyon; yabancı hükümetlere, organizasyonlara, gruplara ve kişilere yönelik olarak yapılan ve onların hislerini, güdülerini, objektif muhakeme yeteneklerini, davranışlarını etkilemek için seçilmiş bilgi ve delillerin söz konusu objelere taşınması (verilmesi, sindirilmesi, kabul ettirilmesi) için düzenlenmiş operasyonlardır.”denilmektedir.

Bu tarifte esas olarak beyinlere yönelik olarak yapılan bir operasyon söz konusudur. Buna “beyinleri teslim alma sanatı” denilir. Politik açıdan beyinler teslim alındı mı, toplumsal ruh teslim alınmış demektir. Bir toplumun fertleri toplumsal ruhlarını kaybettiler mi iş bitmiş demektir. İşte, tarih içinde birçok nedenden dolayı her şeylerini kaybetmiş olan Kürt halkının unutmaması ve iyice anlaması gereken noktalardan biri budur. Bu ulusal demokratik ruhun muhafazası, demokratik ulus ve özgürlük için mücadele veren Kürt toplumu için hayati önemdedir. Türk Devleti bunu bildiğinden dolayı, tarih boyunca tüm yönleriyle bu zayıf noktaya, direnişin kaynağına yükleniyor. 

Türk Devleti, bütün ideolojik aygıtlarını da kullanarak harekete geçmiş ve Kürt halkına karşı, stratejik psikolojik savaş yürütmektedir. Stratejik psikolojik savaşın diğer iki (taktik ve güçlendirici) psikolojik savaş türünden farkı, hedef kitlenin dolaysız olarak tümden düşman görülmesidir. Taktik psikolojik savaşta doğrudan doğruya düşman ilan edilen örgütlü güçler ve onun askeri birlikleri, yani gerilla hedeftedir. Bunların ruhları çökertilmeye çalışılır. Güçlendirici psikolojik savaşta ise Türk Devleti kendi öz kitlesinin moralini yükseltmenin yollarını arar. Mesela, herhangi bir spor takımının ya da sporcunun başarısı, uluslararası alanda sanat etkinliklerinde biraz başarı, enflasyonun düşme eğilimi, Ankara’ya ya da birçok ülkeye yapılan önemli iç-dış ziyaretler ve yapılan antlaşmalar, Türkiye’yi övücü beyanatlar, eğitim-sağlık ve ekonomik açıdan ortaya çıkan gelişme vb bunların tümü psikolojik savaş malzemesidir ve Türk kitlesinin moralini yükseltmek için kullanılır.

Psikolojik savaşta hedefler çok geniştir. Sadece bir hedefe yönelik değildir. Psikolojik savaşla belirlenen hedefler bir yandan hasım ilan edilen güçler olurken, diğer yandan da tarafsız güçlerdir. Öbür tarafta da kendileri için dost gördükleri güçlerdir. O nedenle psikolojik savaş, toplumun hepsine karşı yürütülür. Toplumun içindeki bireylere varıncaya kadar da kapsamlı bir şekilde ele alınır. Bütün toplumsal sınıf ve tabakalara karşı yürütülür; kültürel, dinsel, inançsal, ulusal topluluklara karşı da yürütülür. Bu anlamda psikolojik savaşın hedefleri çok geniştir. Her zaman hedeflerine uygun yönelim içerisinde olur. 

Örneğin: Herhangi bir gücü, kesimi ya da toplumu, hasım olarak ilan etmiştir. Hasım güçlere karşı psikolojik savaş hangi amaçla yürütülür? Hasmın iradesini teslim almaya yönelik bir amaçla yürütülür. Hasım güçler ezilir veya hasmın kafasında kuşkular yaratılarak inancı kırılır ya da hasmını geri çekilmek, teslim olmak zorunda bırakarak başarıya ulaşmak ister. Hasım teslim olduğu zaman onun bir parçası ya da yönlendirdiği bir güç haline gelecektir. Eğer hasım olarak gördüğü güç, bağımsız düşünce üretemez hale gelmişse; doğal olarak psikolojik savaş da amacına ulaşmış olacaktır. Yine hasmının kafasında bir kuşku yaratmışsa orada psikolojik savaş amacına ulaşmış demektir. Psikolojik savaşı yürütenler, daha çok cepheden yürütülen savaşla sonuç elde edemeyeceklerini anladıklarında bu yönteme başvururlar. Çünkü direkt saldırdıklarında veya üzerine direkt yöneldiklerinde, eğer ezemezlerse çok güçlü bir karşı koyuşun ve direncin gelişmesine neden olurlar. Bunu gördüklerinden, halk arasında denildiği gibi ”Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olurlar”. Bu noktada daha bilinçli bir yöntem olarak kullandıkları yöntem, hasımın kafasında kuşku yaratmaktır. Hasmın kendine olan güvenini sarsmak ve onun yanlış hareket etmesini sağlamaktır. Eğer karşı güç, üzerine saldırıyorsa ve belirli bir süre mücadele etmişse; o süre içerisinde istediği hedefe ulaşamamışsa; acaba doğru mu yapıyorum diye yoğunlaşmaya başlar. Bir kere ‘yaptıklarım, düşündüklerim doğru mu?’ diye düşünmeye başladığından itibaren o zamana kadarki savunduğu düşüncelerden uzaklaşma eğilimi içersinde olur ve o düşüncelerin yerini alacak başka düşünceleri bulma arayışı içerisine girer. Bu da o andan itibaren onun, kendi kendisine yabancılaşması sürecini başlatır. Özellikle uzun süren mücadelelerde ya da yoğun saldırılar karşısında gücün kırılmaya başladığı anlarda, bu tür durumlar çokça yaşanmıştır. Öyle ki kişilerin kafasında oluşmaya başlayan bu düşünce giderek örgütlerin ideolojik doğrultuları haline gelmiştir. Örgütlerin ideolojik doğrultuları haline geldiği andan itibaren o güne kadar düşmana karşı mücadele eden o örgütler, o sistemin içinde düşmanın yedeği durumuna düşmekten kurtulamamışlardır. Bu, tehlikeli bir durumdur. Hem kişiler düzeyinde hem de örgütler hareketler ve partiler düzeyinde bir tehlike yaratır. Bu anlamda düşüncede oluşturulacak olan şüphe ve kuşku, psikolojik savaş yürütücüleri açısından önemle ele alınan bir husus olarak ele alınmaktadır. 

Dikkat edilirse tanrıya karşı ilk başkaldırı, hangi soru sorularak başlamıştır? Sorula bu sorunun ne anlama geldiği düşünsel olarakta çoğu kez tartışma konusu olmuştur. “Tanrım neden?” sorusu sorulduğunda tanrıya ilk başkaldırı gerçekleşmiş olmaktadır. ‘Neden’ sorusunun sorulması aslında cinin şişeden çıkma halidir. Psikolojik savaşı yürütenler, hasmın kafasında kuşku yaratmaya başladıkları andan itibaren; hasım olarak gördüklerini, kendileri için tehlike olmaktan çıkarmaya başlamış olurlar. Yani cin artık şişeden çıkmıştır. Psikolojik savaşın, hasım karşısında amaçlarını gerçekleştirirken, yaptıklarının en önemli nedenlerinden bir tanesi budur. Psikolojik savaşta, hasım olarak belirlenenin iradesi teslim alınmaya çalışılırken; aynı zamanda onun kafasında kuşku, endişe, kaygı ve tasa yaratılmak hedeflenmektedir. Bunlar yaratıldığı zaman, hasma karşı yürütülen psikolojik savaş başarıya ulaşmış demektir. 

Hasma karşı bu biçimde yürütülen psikolojik savaş, sadece düşünsel alanda yapılan propagandalarla gerçekleştirilmez. Psikolojik savaş, eşittir propaganda savaşları dersek yanılırız. Çünkü propaganda psikolojik savaşın sadece bir boyutudur. Nelerin propagandası yapılır? Eylemin, örgütün, yaşamın propagandası yapılır. Çünkü bunlar somut olgulardır. Yani söylem dışında var olan olgulardır. O nedenle düşman, hasım güç olarak ilan ettiklerine karşı psikolojik savaşı yürütürken tüm bahsettiğimiz alanlarda da saldırıya geçer. Yapmış olduğu bir eylem maddi ve askeri anlamda somut bir hedef doğrultusunda gerçekleştirilebilir. O şekilde sonuç da elde edebilirler. Ama yapılan eylemin çok daha büyük etkisi psikolojik amaçlıdır. Türk devleti, gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla, havan toplarıyla vb. sadece bize karşı fiilen bir savaş mı yürütüyor? Kendisi şu şekilde belirtiyor: “Ben, bu saldırılarla onların alt yapı tesislerini bozmak ve hazırlık yapmalarını engellemek istiyorum.” Bunun anlamı, “ben bu saldırılarla bunlar üzerinde bir psikolojik savaş yürütüyorum.” Düşman saldırdıkça biz savunma pozisyonuna geçiyoruz. Bahara yönelik yapmamız gereken hazırlıkları yapmıyoruz. İçimizde inancını yitirmiş, kafasında kararsızlık ve kuşku duyanlar varsa, o saldırılarla o tip kişiliklerin saflarımızdan kaçmasına neden oluyor. 

Düşman, etkisi sadece fiziki, fiili anlamda bir askeri saldırıdan daha çok psikolojik anlamda bir savaş yürütüyor. Bu örgütlenme boyutuyla da böyledir. Eğer bir örgüt gelişiyor, başarılı oluyorsa bunun kadrolarda ve toplumda yaratacağı psikolojik etki güvendir, güç vermedir, izlemedir ve onun çok güçlü bir şekilde harekete geçmesini sağlamadır. Onu güçlendirip, düşmanı zayıflatmadır. Örgütün güçlülüğü, büyüklüğü ve tutarlılığı beraberinde toplum psikolojisi üzerinde bir güvenin gelişmesini sağlarken, daha büyük gelişmelerin de önünü açıyor. Yaşam boyutu açısından bakarsak da öyledir. Düzenli yaşam, disiplin ve tutarlılık toplumun psikolojisini büyük oranda etkiliyor. Çünkü yaşamda bozukluk, tutarsızlık ve sahte gündemler o hedefin sadece örgüt olmasını olumsuz açıdan etkilemekle kalmıyor ve onun psikolojisini de bozuyor. O ortamda git-gel psikolojisi oluşurken, davranışta tutarsızlıklar başlıyor. Bir şeyi, kimin niçin yaptığına dair belirsizlikler oluşuyor. Sahte gündemler, gücün ve enerjinin çok farklı şekilde kullanılmasına neden oluyor. Öylesi yaşamın ve disiplinin bozulduğu koşullarda bir bütün olarak toplumun da psikolojisi bozuluyor. 

Psikoloji nedir, neyi inceler? Davranış bilimidir ve davranışı inceler. Eğer toplumun davranışı üzerinde bir istikrarsızlık oluşmuşsa, orada psikolojik savaş amacına ulaşmış olur. O açıdan biz psikolojik savaşı sadece propaganda alanında yürütülen bir savaş olarak görmeyelim. Askeri, örgütsel, yaşamın her alanında sürdürülen mücadelenin sonuçları ya da bu alanlarda mücadele karşısında düşmanın yapmış olduğu saldırılarının sonuçları olarak görmemiz gerekiyor. Demek ki; psikolojik savaş, hasma karşı yöneltildiğinde bu şekilde hedefler içeriyor. 

Psikolojik savaşın bir de tarafsız kitlelere karşı ya da tarafsız-ortada bulunan kesimlere karşı yönelimi vardır. İki temel karşıt gücün yer aldığı savaşlarda, ortada bulunanların sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Hatta bazı süreçlerde, bu ortada duranların tutumu savaşların kaderini belirler. Eğer savaşın tarafları, bu ortada bulunanları kendi saflarına çekmeyi başarabilirlerse savaşı kazanabilirler. Bizim bugün yaşadığımız en temel sorunlardan birisi de budur. PKK savaşan bir taraftır. Türk Devleti de savaşan bir taraftır. Türk Devleti savaşan bir taraf olarak kendini militanlaştırmıştır. PKK de militanlaşmıştır. Bunun dışında, savaşın içinde doğrudan olmamakla beraber kendisini devlete ya da bize karşı mesafeli tutan, zaman zaman PKK’ye ya da devlete karşı yakınlaşan kesimler de vardır. Bu kesimlerin tutumu önemlidir. Eğer PKK, bu kesimleri yanına alırsa Türk Devleti’ne yaptıramayacağımız bir şey kalmaz. Ama Türk Devleti bu kesimleri yanına alırsa, biz de hızla marjinalleşmeye doğru gideriz. Bunun için, ortada tarafsız olarak bulunan ve kim güçse ondan yana tavır koyabilecek duruma gelen bir kesim üzerinde mücadele yürütülür. Psikolojik savaşın bir amacı da budur. Yani psikolojik savaş bir yönüyle de bu tarafsız, ortada duran kesimleri etkileyerek kendi tarafına çekme mücadelesidir. Yani ortada bulunan bu kesimleri kendi taraftarı haline getirmektir. Bunu, karşıt gücün, ortada tarafsız kalanların da karşıtı olduğunu ve kendisinin ise ortada bulunanlarla veya tarafsız olanlarla ortak değerlerde ve noktalarda buluştuğunun propagandasını yaparak, örgütlenmesini ve ilişkisini geliştirerek yapıyor. Onu yaptığında da psikolojik savaşını gerçek amacına ulaştırmış oluyor. 

Devrimci partiler aynı zamanda bir propaganda partileridir. Biz propaganda ve örgütlenmelerimizi yaparken mutlaka bu gerçeği düşünmek zorundayız. Orta ve ara kesimleri karşına alırsan, kendini daha mücadelenin başında marjinalleştirmiş olursun. O açıdan bunlar, en hassas politikaların geliştirilmesi gereken bir kesimdir. Bu durum, gerçek psikolojik savaş yürütücülerini de buna göre bir yaklaşım içerisine girmeye yöneltiyor. Orta ve ara kesimleri yanına alarak etkilemek istiyor. Böylelikle onları da kendi özel savaşlarının bir parçası haline getirmek istiyor. 

Psikolojik savaşın üçüncü bir hedefi ise kendine dost gördüklerini sürekli yanında tutma eğilimidir. Kendisinin yanında tutma hedefiyle hareket eder. Yine geliştirdiği saldırılar, politikalar ve herhangi bir yönelim içine girmişse, dost olarak gördüklerini yanında görmek ister. Burada psikolojik olarak yürüttüğü savaş, dost olarak gördüklerini hep bu konumda tutma mücadelesidir. Bu daha çok uluslar arası alanda sürdürülür. Örneğin, Türkiye’nin dostu İsrail ya da Amerika ise, Türkiye bu iki devleti hep yanında görmek ister. Yine İsrail ve Amerika’nın PKK’yi düşman görmesini ve ona karşı mücadele etmesini ister. Türkiye bir saldırıda bulunduğu zaman, Türkiye’ye hak vermesini ister. Hep bu konumda ve uluslararası alanda dost olarak gördüklerini kendi yanına çeken, açık tavır almaya zorlayan bir propaganda ve savaş biçimi de psikolojik savaşın üçüncü hedefini oluşturuyor.
Bunların hepsi psikolojik savaşı anlatmaya yetmiyor. Çünkü psikolojik savaşın hem savaşan güçleri hem de bir bütün olarak toplumu bu savaşa hazırlaması vardır. Toplumu bu savaşı yürütülebilir hale getirmesi vardır. Psikolojik savaşın, savaşan güçleri ve toplumu hazırlama gibi bir görevi vardır. Sadece hasım ya da hedefteki güçlere karşı değil aynı zamanda savaşan güçleri de buna hazırlama görevi vardır. O amaçla da psikolojik savaş yürütülür. Kendi savaşan güçlerini psikolojik olarak savaşa hazırlayabilmesi için ilk önce onda üstünlük duygusunu yaratmayı hedefler. Bu üstünlük duygusu nedir? Kime karşı mücadele ediyorsa onun zayıf ve küçük olduğunu “bir sinek gibi ezilebileceğini” kafasında düşünce olarak şekillendirir. Artık ona kendisini inandırır, ama bunu yaparken de kendisini çok güçlü, büyük idealleri ve amaçları olduğunu sanacak hale getirir. Bu anlamda abartılı, kof bir büyümeyi sağlayan bir şekilleniş yaratır. Bunu yaratırken de kendisini motive edecek ideolojik tasarımları da kullanır. Milliyetçilik daha çok bunların başvurdukları ideoloji haline gelir. Buradaki milliyetçilik de, aslında yaratılmaya çalışılan üstün ve güçlü olma yaklaşımının bir parçasıdır. Çünkü milliyetçi olduğu zaman, kendisini diğer milletlerden, topluluklardan üstün ve güçlü görür. Böylece kendisini güçlü, kuvvetli, kudretli ve her şeye gücü yeten olarak varsayar. Bunu güçlendirmek için tarihi, toplum yaşamını hep buna uyarlayacak şekilde yoruma tabi tutar. Tarihte büyük kahramanlıklar yaptıklarını söyler. Tarihteki büyük gelişmeleri kendilerinin sağladıklarını anlatırlar. Kendi gibileri olmazsa, toplumun bir hiç olduğunu varsayarlar. Onun psikolojik olarak şekillendirilmesi bunu emreder. Psikolojik olarak bu şekilleniş sağlanırken de ona uygun şekilde yaşam koşulları hazırlanır. Onu güçlü, heybetli gösterecek yaşam koşulları hazırlanarak, ona göre giyim kuşam ve araçla donatılır. Normal olan kırmızı elbise giyiniyorsa, o mavi elbise giyer. Normal olan dipçikli silah kullanıyorsa, dipçiksiz silah kullanır. Yani giyimiyle, kuşamıyla, silahıyla, yaşamıyla kısaca her şeyiyle kendisini değerlerinden farklı görebilecek bir ortam içerisinde şekillendirilir. Ona uygun şekilde savaşa sürülürler. 

Toplumun psikolojik anlamda özel savaşa hazırlanması ise, artık toplumun her şeyiyle bir sürü haline getirilmesini anlatır. Sürü psikolojisi denilen olgu budur. İstenildiği yere sürüklenen, istenildiği gibi harekete geçirilen bir toplum yaratma gerçekliğidir. Bunu, yürütülen savaştan sorumlu olanlar, özel savaşı yürüten güçler değil de, özel savaşın karşısında yer alan güçlermiş gibi topluma göstererek gerçekleştirir. Yani sorumlu özel savaş değil, özel savaşın saldırdıklarıdır biçiminde toplumda bir yanılsamaya götürür. Bu yanılsama toplumda bir kanıksamaya dönüştüğünde, artık toplum nezdinde suçlu olan, özel savaşa karşı olanlardır. Özel savaşa karşı olanlar olmazsa, sanki özel savaş olmayacakmış gibi bir yaklaşım ortaya çıkar. Bu da beraberinde özel savaş rejiminin, özel savaş yürüten güçlerin desteklenmesini getirir. Bu giderek bir amaçla bütünleştirilir. 

Nedir bu amaç? Ülke anarşi ve teröre maruz bırakılıyor. Anarşi ve terör ortamına sürükleniyor. Öyleyse buna karşı olmak için özel savaş yürütenleri desteklemek gerekir. Anarşi ve terörü yaratanlar dış mihrakların desteğini alıyor, amaçları ülkeyi bölmektir. Öyleyse dış güçlere karşı olmak için, ülkenin bütünlüğünü sağlamak için özel savaş rejimini desteklemek gerekir. Böylesi amaçlar ortaya koyuyor ve bu amaçlar da ideolojilerle tamamlanıyor. Bunlar kimi zaman milliyetçilik ideolojisi, kimi zaman da dincilik oluyor. Ülkenin birliği ve bütünlüğü için, milliyetçilik ve vatanseverlik duygusunun yanında, eğer ülkede dinsel bir kümelenme varsa, dini anlamda yani Hıristiyanlık, Müslümanlık ya da Yahudilik içinde farklı mezhepten bir bölüm ya da farklı bir topluluk varsa, onun adıyla anılan bir ideolojik söylem oluşturulur. Bunlar birleştirildiği zaman toplum en çirkin, en kanlı savaşlara ortak edilmiş oluyor. Böylece bu kirli savaşlar, sürüleştirilmiş kitlelere dayandırılarak yürütülür hale getirilmiş olur. 

Psikolojik savaşın bu anlamda hem kendi savaşan güçlerini, hem de toplumu buna hazırladığını unutmamamız gerekir. Bunu yaparken hem bireyi, hem toplumu ona göre şekillendiriyor. Aslında psikolojik savaş, özel savaşın her koşulda sürdürülmesini vaat ediyor. Eğer birey ve toplum özel savaşa hazır hale getirilmezse, özel savaş sürdürülebilir mi? O nedenle bireyin, toplumun özel savaşı, özel savaşın bir dişlisi haline gelerek yürütebilmesi için psikolojik anlamda fethedilmesi gerekiyor. Düşünsel anlamda topluma özel savaş ideolojisi verildiğinde, yani özel savaş toplumu ve bireyi yönlendirmeye başladığında, artık orada psikolojik savaş amacına ulaşmış oluyor.

Yine psikolojik savaşı günümüzle sınırlayarak açımlamak yeterli olmaz. Tarihten günümüze kadar yürütülen savaşların, toplum üzerinde etkili olma yanı vardır. Onları da psikolojik harekât kapsamında yürütülen mücadele olarak değerlendirebiliriz. O açıdan köklerini, tarihin derinliklerinden alıyor. O nedenle özel savaş ABD tarafından icat edilmemiştir. Önceki süreçlerde yaşanan egemenlikli ilişkilerin, egemenliği sürdürmek için geliştirilen savaşların, iktidar ilişkilerinin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra değişen dünya koşullarına göre ABD tarafından uyarlanmasını ifade ediyor. Mesela ABD’nin geliştirdiği psikolojik savaş var. Bunu ABD bulup ortaya çıkarmıyor, ondan önce Almanya’da Hitler döneminde stratejik bir düzeyde ele alınıyor. Hitler’in propaganda bakanı var, Göbels. Çok gelişkin bir şekilde psikolojik savaş yürütüyor. Alman halkını, Yahudilere karşı düşman haline getiriyor ve Alman halkının bir ordu halinde savaşa girmesini sağlıyor. Bundan daha büyük bir psikolojik harekât olabilir mi? Türkiye’de, Osmanlı döneminde gelişen yeraltı örgütleri var( öncesine dayanan örnekler de var). Osmanlıda gelişen Teşkilat-ı Mahsusa adında özel bir örgütlenme vardır. Teşkilat-ı Mahsusa toplum içinde gizli faaliyet yürüten ama devletin çıkarları için devlet tarafından oluşturulan bir örgütlenmedir. Teşkilat-ı Mahsusa adam kaçırıyor, hapishane kaçkınlarından ordu oluşturuyor. Dünyanın her tarafında, Türklerin bulundukları yerlerde örgütlenmelere giderek geniş faaliyet sürdürüyor. 

Devlet içinde ‘derin devlet’ dediğimiz, ordu içinde ‘Derin NATO’ dediğimiz ‘Gladyo’lar da bunları yapıyor. İşte ABD tüm bunları alıyor, sentezliyor ve kapitalizmin jandarmalığını üstlendiği koşullarda bunun geliştirici-yürütücü rolünü oynuyor

Psikolojik savaşa ilişkin bu belirtiklerimizle birlikte nüans farkı varmış gibi görülen psikolojik harekatla arasında olan ince farka da burada kısaca değinmekte yarar var. 

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.