Ortadoğu’da Yaşam Toprağa Dayalıdır
Makaleler / 29 Ağustos 2012 Çarşamba Saat 08:37
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Suriye de Kürtler siyasal ve politik yönden önemli kazanımlar elde ederken yaşamın diğer alanlarında da kazanımları geliştirmek gerekir.

Bir süredir bölgede halk serhildanları gelişiyor. Bu serhildanlar sadece sistemin siyasal iktidarına karşı bir kalkış değil. Siyasal ve politik nedenleri olduğu kadar yaşamsal faaliyetlerini de sistemin elinden kurtarmaya çalışıyor. Çünkü artık toplumda çok iyi biliyor ki bazen yeni gelen eskisini bile aratacak duruma düşüyor. Siyasal iktidarın el değiştirmesi ile sorunlarına çözüm olunamayacağını kendisi çok acı da olsa tecrübe etmiş. Şimdiye kadar toplumu kurtarma adına yola çıkanların birçoğu onlara daha derin acıları yaşatmış. O yüzden bir değişim olacaksa gerçekten köklü bir değişim olmasını bekliyor. Bunun için kanını da canını da evladını da vermeye hazır. Tek istemi kendi kimliğiyle kendi diliyle kendi topraklarında huzurlu ve refah içinde yaşamak. Ortadoğu halkı böyle yaşayabilmek için inanılmaz imkânlara da sahip. Dünyanın göbeğinde abı hayat misali insanlığı besleyen iki büyük ırmak bağrından geçiyor. O ırmaklar ki tarihin derinliklerinden günümüze kadar, insanlığı besledi, korudu ve büyüttü Fırat ve Dicle. Bugünde doğru içilirse eğer insanlığı daha binlerce yıl besleyecek suyu taşıyor bedeninde. 

Fırat ırmağının kıyısında yaşayan Rojava halkımız da bölgenin önemli çıkışlarından birini gerçekleştiriyor. Yaşanan gelişmeler demokratik kamuoyunda da sıcağı sıcağına takip ediliyor. Halk demokratik özerklik alanları ilan ediyor. Her gün yeni bir alanın demokratik özerk bölge olarak ilanı gerçekleşiyor. Tabi ortaya çıkan sonuçlar siyasal olarak ele alınabileceği gibi siyasal söylemlerin ardında mutlaka yaşamın önemli bir belirleyeni olan ekonomi de ile gelişmiyor. Yaşam bütünlüklü ilerliyor. Onun önemli parçalarından biri de ekonomi yani beslenme sorunlarıdır. Siyasetin iktidar araçlarının denetiminden çıkarırken aynı zamanda yaşamın tüm belirleyenlerini de iktidar araçlarından arındırmak gerek. 

Suriye de Kürtler siyasal ve politik yönden önemli kazanımlar elde ederken yaşamın diğer alanlarında da kazanımları geliştirmek gerekir. Özerk yönetimler ilan ediliyor. Fakat özerk yönetimler sadece öz savunma ve sisteme karşı siyasal eylemliliklerle uzun süreli bir ayakta kalamaz. Çünkü var oluşun üç önemli unsuru; savunma, beslenme ve üremedir, bunların tek bir tanesine yüklenmek sorunların bütünlüklü çözümü önünde engellerin ortaya çıkmasına götürür. Bir taraftan öz savunma güçleri örgütlenirken, nüfus artışı, kadın erkek ilişkilerinin özgürlüğe dayandırılması önem kazanıyor.

Ekonomi tarıma dayandırılmadan ve kapitalist moderniteye alternatif hale getirilmezse kaçınılmaz son olarak kapitalist yeni bir yönetim organizasyonu doğurmuş oluruz. Ya da Baas yönetiminin yaptığı gibi halkı karneye bağlar ve temel ihtiyaçların devletten karşılayan bir yapıya dönüştürmüş oluruz. Bu da devlete muhtaç bir halk gerçeği olmaya götürür. Peki, eskisinden ne farkımız kalır? Sanırım başa dönmüş oluruz. Ya eskisini aratacak bir hal ya da toplumun kendi kendisini yürüteceği bir ekonomik sistem. Tercih bize kalıyor.

Özellikle Rojava alanı demokratik özerkliğin bütünlüklü anlaşılması ve pratikleşmesi açısından önemli bir zemin. Her şeyden öte çok verimli topraklara sahip bir coğrafya böylesi bir coğrafyada açlık sorunun ortaya çıkması hele ki ekmek sorunun ortaya çıkması bizi suçlu konumuna getirecektir. Kürtlerin hiçbir dönem, ekmek sorunu yaşanmamıştır. Ne kadar baskı ve zulümle karşılaşırsa karşılaşsın asla ekmeksiz kalmamıştır. Mutlaka belli zorlanmalar yaşamıştır ama asla NAN’sız kalmamıştır. 

Rojava’da oluşmaya başlayan demokratik özerliğin başat sorunlarından biri olan ekonomi sorununu ortadan kaldırmak Önderliğimizin orada yaşadığı dönemde ortaya koyduğu yöntemlere bir göz atmak bile belki yeterli olacaktır. O verimli topraklarda tarımın yapılabilmesi için oldukça güçlü bir perspektife sahip bir halk gerçeğimiz var. Halkımız öz savunma güçlerini de oluşturmuş ve bu öz savunma güçleri de verimli toprakların işgalciler tarafından zapt edilmesine de izin vermeyecektir. Savaş koşullarında ya da devrim koşullarında kimsenin tarımla uğraşacak zamanı yoktur demeyelim. Bu devrim zaten esasta tarımdan koparılan, özünden kimliğinden koparılan halkın özüne dönüş devrimidir. Siyasal talepler kendini öz ekonomiye dayandırmazsa asla ve asla başarılı olmaz hatta tersinden sisteme hizmet araçlarına dönüşür. 

Birçok ülke kuruluş devrimlerini yaparken sadece pirinçle patatesle beslenmiş. Ama yaşadığımız topraklar tek ürüne mahkum topraklar değil. Tüm besin ihtiyaçlarını karşılayacak zenginliğe sahip. Kimsenin devrim gelişirken bahçede mi çalışacağım deme lüksü de yoktur. Yaşam toprakla büyüyor. Yaşanan devrim ekonomisiz, halklara ait kalmaz sistemin malı olur. Sisteme ait olmamak için kendi ekonomik sistemini oluşturmak durumundadır.
Kürdistan halkı şimdiye kadar gelişen tüm devrimlerin deneyimlerini görme avantajına sahip olduğu kadar, 35 yıllık özgürlük hareketi deneyimine de sahiptir. Yokluktan zengin yöntemlerle bulup, buluşturmayı öğrenmiştir. Topraklarını savunurken aynı zamanda topraklarından ürün elde etmeyi de bilecektir. Tabi her şeyden öte böylesi bir yoğunlaşma içine girmek önemlidir. Bildiğimiz gibi baas rejimi toplumu kendisine bağlayabilmek için karne ile temel ihtiyaçlarını karşılamış ama bu büyük bedellere mal olmuştur. Demokratik özerk Rojava bu yöntemi asla kendisine kabul etmeyecektir. En büyük zeytinliklere sahip olan kentler, buğday ambarı olan ilçeler yaşadığımız coğrafyalarda. Bu zenginlikleri daha da geliştirmek bizim önümüzde duran temel görevlerdendir. Ekonomisini sürekli dışarıdan bekleyen, emek sürecine dâhil olmayarak sadece siyasal ve savunma eylemleri ile yürüten bir demokratik özerklik mümkün değil ki uzun süre yaşayabilsin. Tek bir yönden dahi dışarıya bağımlı hale gelen sistemler tümden teslim olmak dışında bir yaşam alanı tanınmayacaktır. Bir yerde başlayan bu durum çorap söküğü misali devam edecek ta ki toplumun tümü teslim alınıncaya kadar. Bu nedenle devrimimizi tarımsal faaliyete dayandırmak zorundayız. Mevcut gerçeklik biraz da bunu gösteriyor. 

Rojava devrimi kapitalist modernitenin en çok zorlanacağı alandır. Tüm ihtiyaçlarını kendi kendisine karşılayacak bir coğrafyada kapitalist modernitenin hiçbir ürününün girişine izin verilmesin, fabrikalar endüstriyalist temelde değil, topluma hizmet ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzerinden çalıştırılsın bakalım sistem Ortadoğu da ne kadar zorlanacak. Hiç unutmayalım savaşların büyük bir bölümü varlığın üç oluşum koşulundan bağımsız değildir. Beslenme, savunma ve üreme üzerinden savaşlar geliştiriliyor. Eğer Rojava bu savaşların gelişimi önünde durabilirse ve bunları demokratik temelde geliştirirse çok ciddi bir model ortaya çıkacaktır. Beslenmeyi ekolojik temelde geliştirmek, endüstriyalizmin sonunu getirecektir. Rojava devriminin de başarıyla sonuçlanmasına neden olacaktır. Çocuklarımız emekle büyüyüp, hayallerini gerçekleştirmek için anlam arayışlarını güçlendirecektir. 

Esra Bilge

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.