ABD İşi “Ergenekon”
Serbest Yazılar / 28 Ağustos 2012 Salı Saat 07:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
En az kendisi kadar soru işaretleri bırakan; olaylara/olgulara dair en çarpıcı açıklamalar son bir yıl içerisinde ABD’den geliyor!

Şimdi trend bu; gündemin en önemli haberlerine ya da açıklanması gereken, en az kendisi kadar soru işaretleri bırakan; olaylara/olgulara dair en çarpıcı açıklamalar son bir yıl içerisinde ABD’den geliyor! 

ABD’nin neden Türkiye’nin, iç meselelerine ilişkin bu kadar yoğun ilgi duyduğu ve birebir dahil olmaya çalıştığı belki farklı bir tartışmanın konusu olabilir! 

Ama son bir yıl dediğimiz bu sürede ABD’nin bu kadar yoğun hareketli olması ve daha önceki örneklerinde olduğu gibi hükümetle papaz olacak açıklamalarda bulunması hayli ilginç olmakta… Elbette ABD’nin kendi beklentilerine ilişkin yapılan bu okyanus ötesi salvolar; siyasi iktidara bir uyarı niteliğinde… 

Biraz hatırlamaya çalıştığımızda; 

En belirgin olarak aklımıza ilk elden Roboski katliamı geliyor! Konuya dair kamuoyunda oluşan beklentilere ve ortada duran soru işaretlerine siyasi iktidar bir türlü cevap veremiyordu! Hatta bırakın cevap vermeyi gün geçtikçe artan bir agresifliği her tarafından belli oluyordu.
Açıklama ile suçlama arasında gidip-gelmeler ve her zaman olduğu gibi basına “zılgıt” çekmeler o günlerde yoğunca yaşanıyordu.
Daha sonra nasıl olduysa; ABD’de prestij sahibi bir gazete Roboski konusunda, siyasi iktidarın bam teline dokunacak açıklamalarda bulundu.
Hatta istihbaratı bizzat ABD’nin verdiğini yazdı.

İçte oluşan kamuoyu baskısının üstüne bir de ABD’deki bir gazetenin bu şekilde haber yapması üzerine, Tayyip Erdoğan esti gürledi. Gazeteyi zan altında bırakacak açıklamalarda bulunurken, kendi basını gibi “zılgıt” çekmenin yeteceğini sandı. Fakat gazete Tayyip’in bu gürlemelerine pabuç bırakmayarak, haberin kaynağını Pentagon olarak gösterdi. Asparagas olmadığı konusunda bir yazıyı kaleme alırken, Tayyip’in bu çıkışına da nükteli göndermelerde bulundu. 

Nihayetinde Tayyip ve İdris Naim, Roboski hakkında ve katliam üzerine akıllara ziyan açıklamalarda bulundu! Birisi ölmeselerdi tutuklayacaktık derken, bir diğeri de “potansiyel terörist” demeye gelen açıklamalarda bulundu.
Konu hakkında açıklama bekleyen Kürt siyasetine yönelik ise kendi terbiye sınırlarının içinde bir değerlendirme de bulunarak, bütün tepkileri üzerine çekmişti Tayyip!

Yaşanan bu dönemin ardından CHP, resmen siyasi iktidara yönelik can suyu gibi görevi üstlendi. Bütün partiler bir araya gelelim; “terör sorununu” çözelim dedi. Bir hamle başlatıyormuş gibi iç kamuoyunu beklentiye sürükledi. Tabi ardından da ciddi anlamda bir şey gelişmedi. Yani CHP’nin de sorunun çözümüne yönelik herhangi bir hazırlığının, en azından koltuğunun altında bir dosyasının olmadığı açığa çıktı.
Bundan yaklaşık dört ay önce yaşanan bu tartışmalar, her zaman olduğu gibi gündem erozyonu altında kalmaktan kurtulamadı. Roboskililer acısını tutmaya devam ederken, sorunun çözümsüzlüğünde ısrarından dolayı, gün geçtikçe eylemler çoğalmaya ve şiddet daha yüksek bir sesle kendisini duyurmaya başladı.

Nihayeti ise Antep’te yaşanan patlamaya kadar! 

Daha patlamanın ilk anlarında hem siyasi iktidar, hem de şakşakçı basın faturayı PKK’ye kesmeye çalıştı. İşin içine alengirli soruşturmalar ve mobese kayıtları gibisinden Agatha Christie romanlarına benzer gündemlerle, ulusal şovenizmler son sürat bir şekilde giriverdi. Konuya dair PKK’nin yaptığı açıklamalar tatminkar bulunmadı ve A. Gül tarafından “Antep ruhu” olarak adlandırılan şovenizm dalgasının iyi olduğu yönünde beyanatlar verildi.
Yine Roboski meselesinde olduğu gibi CHP benzeri açıklamalarda bulundu; “avluda bir araya geliyoruz, neden mecliste bir araya gelmiyoruz” diye!
Sorunun cevabını hem CHP, hem MHP ve hem de AKP çok iyi biliyor! 

Her yerden cümbür cemaat koro halinde devam eden bu söylemlerin arasına yine ABD’den ilginç bir “bilgilendirici” not geldi!
Hem Lübnan’daki mezhep çatışmaları, hem de Antep’teki saldırı daha 2 ay önce yani Haziran ayında, ABD’nin önde gelen birkaç düşünce kuruluşunda (yani Tink/Tank’larda) masaya yatırılan senaryonun içeriğinde yer alıyormuş! 

Buyurun buradan yakalım!

ABD’nin ve bu kuruluşların “ermiş” olduğuna inanamayız. Yani daha iki ay öncesinden hem bölgede, hem de Antep’te yaşanabilecekleri bu kadar yüksek isabetli bir öngörüyle senaryonun içine almış olmalarına şaşırmak mı gerekiyor? Yoksa;  yerli malı “Ergenekon avukatlarını/savcılarını” olaya el atmaları için uyarmak mı? 

Israrla PKK yaptı diyenler ise işin çabası… Malum “Antep Ruhu”; konunun daha da budaklandığını görünce, duyunca ya da bilince ne yapacak? O ruha buradan seslenmek gerekiyor; bu yönüyle sahne sizin! 

Ortada ciddi bir sorun ve en az onun kadar ciddi bir soru var; 

ABD’nin düşünce kuruluşlarında bu kadar gerçekçi bir senaryonun günümüzde ortaya çıkardığı tabloyu nasıl okumak gerekiyor? ABD Ergenekonu hakkındaki malumatlarınız nelerdir?

Bu sefer, tek bir seferlik olsa dahi sahnedeki hakkınızı verin…

Jan Ararat

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.