AKP’nin Kalekolları Çöküyor!
Serbest Yazılar / 24 Ağustos 2012 Cuma Saat 15:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gerilla’nın yeni taktik hamlesi R.Tayip Erdoğan’ın özel ordusunu ve KALEKOL’la sıfır asker ölümü politikasını boşa çıkarmıştır.

Yenilenmek doğanın gereği, özgürleşme bilinci ve yaşam koşuludur. Bu yüzden İktidardan uzak, çıkara değil, insana hizmet etmeli ve köle değil özgürleştirmelidir. Ortak yaşamayı esas almalıdır. Bu çerçevede yenilenen her sistem kalıcı olur, ancak kendini bu şekilde yaşatır. Bunu esas almadıkça sürekli bir kaos aralığına girer. Var olma savaşını verir ve beraberinde inkâr ve imhayı getirir. Kendini dayatan farklılıkları kabul etmeyen bir yaklaşım içerisinde olur. Kendini dayatan farklılıkları kabullenmeyen sistem yine bir kaos aralığına girmiştir. Bu kaos aralığında kim daha iyi örgütlenir ve daha iyi mücadele ederse kendini yaşatır. Bu iyi- kötünün savaşı, insanlık savaşıdır. Kapitalist modernite ile demokratik modernitenin savaşıdır. İktidarcı sistem ile toplumsal sistemin savaşımıdır. 

Kapitalist modernitenin temsilcileri olan ABD, İngiltere, İran, Rusya, Çin, Katar, Suudi Arabistan… Ve taşeron AKP devletidir. Kendi aralarında bir iktidar kavgası içerisinde olan bu devletler sistemi reform etme niyeti ve çabası içerisindedirler. Tarihte hep olduğu gibi sömürgecilere ve iktidar zihniyetine karşı hep bir mücadele içerisinde olunmuştur. Bu mücadelenin yürütücüleri 21. yy’da Demokratik Modernite’nin temsilcisi de olan Kürt Özgürlük Hareketi PKK’dir. Yıllardır büyük bir şekilde bunun mücadelesini veren PKK, kapitalist Moderniteyi kaos aralığına sürüklemiş ve bunda başarılı olmuştur. Başarılı olmasını örgütlü, örgütleyici ve insani olmasından almaktadır. Çizgisinden taviz vermeden, değerlerine bağlı ve Ortadoğu’nun tarihini iyi okumuştur. Bu tutumu da sistemi büyük bir kaos içerisine sürüklemiştir. Birbirine düşman olmalarına rağmen PKK’ye karşı bir olmalarının sebebi bunun savunmasıdır. 

Ortadoğu’da bu kadar net iki çizginin mücadelesi sürmektedir.  Kapitalist Modernite’nin sözcülüğünü yapan AKP devleti her zaman olduğu gibi Kürt inkârını devam ettirmektedir. Her hangi bir oluşuma izin vermeyecekleri konusunda bütün yöntemleri ahlaksızca denemekte, her türlü girişimde bulunmaktadır. PKK’yi bastırma noktasında yardım etmeyen her kesimi (ülkelerde) dâhil susturmaya çalışmakta ve tehdit etmektedir. PKK ile hiçbir bağlantısı olmayan hatta PKK’ye karşı olan devletleri bile PKK ile ilişkilendirmektedir. Bu noktada akıl almaz senaryolar çevirmekte, ilkesiz ilişkiler kurmakta ve adeta sistemin sözcülüğünü sürdürmek için her türlü ahlaksız yola başvurmaktadır. Sıkça çamur at izi kalsın politikasını uygulayan AKP devleti başı her sıkıştığında ve nefes alamayıp, daraldığı anlarda uşaklık edercesine SU’yu hep ABD’den istemektedir.

Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’dan PKK’ye karşı birlikte mücadele sözü aldığını söyleyen AKP’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na sormak gerekir. Bu aldığınız kaçıncı sözdür ve daha söz almayı düşünüyor musunuz ya da aldığınız her söze karşılık kaç devletin daha içişlerine karışmayı düşünüyorsunuz? Yemen, Tunus, Mısır, Lübnan yetmedi mi?
Belki Ortadoğu’da yaşanan “Arap Baharı”nı kendi lehine çevirmek isteyebilirler. Bunu hile yoluyla halkları birbirine düşürerek yapmak istiyorlar. Mezhep farklılıklarından yararlanıp, halkların inançlarını kullandılar. Kapitalist sistemin dini olan parayla insanların saf ve temiz duygularını hiçe saydılar. İnsanları para için sattılar. Sistem sıkıştıkça, bunaldıkça en ilkesiz yöntemlere başvurmaktadır. Bunu da insanların örgütsüzlüğü, bilinçsizliği kolaylaştırmıştır. 

İşte yıllardır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın büyük sabır ve emeğiyle örgütlediği belli bir bilince kavuşan Kürdistan halkı bu süreçte özellikle Rojava’da müthiş bir mücadele içerisindedir. Verilen mücadele varlık - yokluk mücadelesidir. Rojava’daki halkların öncülüğünü sürdürme çabası ve Ortadoğu halklarını özgürleştirme mücadelesidir. Kapitalist sistemi yıkma, Demokratik uygarlığını inşa etme mücadelesidir. Neolitiğin ilkelerini yaşatma süreci ve Neolitiğin ilkeleri, beraber yaşamadır. Toplumsallaşmadır. İktidarcılara karşı yoğun savaş halinde olma durumu, ilkelerinden taviz vermemedir. Başta Rojava’da ki Kürt halkının yaptığı beraber yaşatma ilkesini sürdürme ve yaşatma mücadelesidir. Bu da sistemin nefes borularını sıkıştırmakta, nefes almasını engellemektedir. Yoğun çabalar içinde olmasının nedeni budur. Nitekim bu yüzden Kürtleri birbirine kırdırtmaya çalışmakta ve Kürt oluşumlarını boşa çıkarma niyetindedir. Yardım etmeyenleri tehdit etmektedir. 

26.06.2012 tarihinde basında yayınlayan T.C Dışişleri Bakanlığı imzalı, Türkiye’nin Hewler konsolosluğuna gönderilen resmi belgede “Suriye’de ki Kürt oluşumunu federal Kürdistan bölgesi üzerinden denetim altına almak, Suriye’de ki savaştan kaçmış Kürt gençlerini PKK’ye karşı eğitip kullanma, muhalifleri de PKK’ye karşı kışkırtma” yöntemleri sıralanıyordu. Bu yolla Kürtleri Kürtlerle tasfiye etmeye çalışıyordu. Bu olmazsa PYD’yi muhalaliflere açık hedef haline getirmeye yani mezhep savaşına çekilmesi planlanıyordu. Nitekim bu plan hala devam etmektedir. Ulusal bilince ulaşmış Kürtler, Hewlêr’de yaptıkları anlaşma ile 5’i PYD’li olmak üzere 10 kişiden oluşan Yüksek Kürt Konseyini kuruldu. Bu heyetin oluşturulması AKP devletinin hem PYD’yi tasfiye planını hem de Kürtleri birbirine kırdırma politikalarını boşa çıkardı. Diğeri ise muhalifleri PYD’ye karşı kışkırtma idi. Türkiye’nin muhaliflere askeri destekte bulunduğu aşikârdır. Bunu Katar ve Suudi Arabistan’dan aldığı maddi destek karşılığında yapmaktadır. Bu kadar ekonomik krizden teğet geçmesinin nedeni bu değil midir? 

Kısa bir süre önce Derîk, Efrin ve Kobanî’nin yönetimlerine ve resmi kurumlarına Kürtler el koydu. Yönetimi devraldılar “Biz kendi kendimizi yöneteceğiz” dediler. Olması gerekende budur. Ancak hiçbir kurumun talan edilmemesi Kürt halkının ulaştığı örgütlülük ve bilincin en açık kanıtıdır. Sömürgecilere insanlık dersi verdi. Gerçek niyetlerini ortaya koydu. 

İktidarların kendi aralarındaki savaşlarından bahsetmiştik. Bu savaşlar iktidar savaşı, Kapitalist moderniteyi temsil etme yarışıdır. Bu politikada her zaman olduğu gibi başarısız olan AKP devleti, PYD’yi yıllardır Kürt inkârını sürdüren Baas Rejimi temsilcisi Esad ile ilişkilendirmektedir. Esad 2004 yılında Qamışlo’da onlarca Kürt insanını katlederek yüzlercesini yaralmıştır. 10 ay öncesine kadar Beşar Esad’ı ‘kardeşim Esad’ diyerek bağrına basan, önüne kırmızı halılar seren Tayip Erdoğan değil miydi? Kürtler katillerini unutmaz. PYD’yi Esad ile ilişkilendirmek alçaklıktır, kendini bilmemektir. Bununla yetinmeyen Türkiye Başbakanı Tayip Erdoğan fırsat kollarcasına bir Kürt oluşumu olması dâhilinde Suriye’ye “Bunu size misli ile ödetiriz” demiştir. Şimdi sormak gerekir kardeşliğinize ne oldu?

Komşularıyla “Sıfır sorun” ilişkisini Kürtler üzerinde kuran AKP devleti bununla yetinmeyerek BM güvenlik toplantısında destekte bulunduğu İran’a yönelikte ciddi eleştirilerde bulundu. Son olarak İran eski Genelkurmay Başkanı, “Türkiye Ortadoğu’da izlediği siyasetle komşularını zorluyor” demişti. İran, Suriye’de ki olaylardan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı sorumlu tutmuştu. Suriye şuan İran’ın Ortadoğu’da ki gerçek anlamda tek ittifakıdır ve bunun mücadelesi içerisindedir. 2011 yılında NATO tarafından Malatya Kürecik İlçesine kurulan füze kalkanı İran Türkiye arasındaki gerginliğe neden olmuştur. Türkiye kurulan füze kalkanını PKK’ye karşı ABD’den yardım almak şartıyla kurulmasına izin vermiştir. Ancak bunun NATO’nun İran’a karşı yerleştirdiği gerçeğini herkes bilmektedir. Kürdistan topraklarına koyması ise tam bir soykırım politikasıdır. Esas gerginlik İran’ın Türkiye’nin özel savaş politikasına tam anlamıyla destek vermeyişidir. Nitekim Tayip Erdoğan bu yüzden Türkiye’yi Suriye’nin içişlerine karışmakla suçlayan İran’ı “Kendinizi hizaya çekin” söyleminde bulunmuştu. Bu sözler birçok Kürdü idam eden İran’ı PKK’ye yardım etmekle suçlayan Erdoğan’ın bunalmış bir ruh halinde olduğunu göstermektedir. Bunun 2011 yılında PJAK’ın, İran’a karşı verdiği mücadelenin etkisi büyüktür. Türkiye’nin komşularıyla sıfır sorun politikasını bu durum deşifre etmiştir. Bu savaşta İran yüzlerce kayıp vermiştir. Bununla yetinmeyen Türkiye 20 günden bu yana süren gerillanın Şemzînan ve Çelê kuşatmasını İran’a mal etmeye çalışmaktadır. Bülent Arınç “Teröristler İran sınırından Şemdinli’ye girdiler” dedi. Sormak lazım farz edelim ki İran’dan giriş yaptılar senin özel ordun kara hareketi yapamıyor, karakola hapsolmuş durumunda, ancak Amed ve Malatya’dan kalkan F16 bombardıman yapabilmektedir. KCK Yürütme Konsey Başkanı Murat Karayılan; “Askerin giremeyeceği yere uçaklar gider” demiştir. Bu sözün yerinde olduğunu söylemek en doğrusudur. PKK yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan ise “Kuşatmanın başarısı gerillanın yeni taktik hamlesidir. Asıl başarı buradan gelmektedir” .  Bu beraberinde Şemdinli’de ne oluyor sorusunu getirdi.

Şemdinli kuşatması şunları net bir şekilde ortaya koymuştur. 

1- Türkiye ve diğer bölge ülkeleri Kürtler üzerinden Ortadoğu’ya yönelik iktidar mücadelesi içerisindedirler. 

2-Gerilla’nın yeni taktik hamlesi R.Tayip Erdoğan’ın özel ordusunu ve KALEKOL’la sıfır asker ölümü politikasını boşa çıkarmıştır. Kendi basınını tehdit ederek susturmaya çalışmasının nedeni de budur. 

3-Gerilla kendini örgütleyerek eylem yapabilme gücünü ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki bir yılı aşkın süredir devam eden tecrit politikasını boşa çıkarmıştır. 

Kürt halkı hem Şemzinan hem de Rojava atılımından sistemin beynindeki Karakolları yıkmıştır. Bu nedenle buna yeni bir 15 Ağustos atılımı diyebiliriz. Zaman ve mekâna uygun yenilenme her zaman başarıyı getirecektir.

Munzur Botan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.