İt Ürür, Kervan Yürür
Serbest Yazılar / 21 Ağustos 2012 Salı Saat 08:43
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mevsim normallerinin çok üzerinde olan iç siyasette; devlet cenahında herkes sinir küpü! Herkesin ağzından salyalarla karışık; birlik-bütünlük mesajları veriliyor…

Mevsim normallerinin çok üzerinde olan iç siyasette; devlet cenahında herkes sinir küpü! Herkesin ağzından salyalarla karışık; birlik-bütünlük mesajları veriliyor… 

Hem metronun açılışında bu mesajlar veriliyor hem de bayram’a dair açıklamalarda… 

Herhalde bu konuda nasırı en çok acıyan ve hiddetli bağıran; Tayyip oluyor… 

Basını tehdit ediyor, patronları uyarıyor! Nihayetinde defterinin ardından, tavrının devam edeceğini ve bu anlamda da basın konusunda daha farklı yaptırımlara gideceğini beyan ediyor. 

Safları netleştirmeye çalışırken, birlik ve bütünlükten dem vurarak kendi akıl sınırlarını da çok keskin bir şekilde ortaya koymaktan geri kalmıyor… 

Tayyip’in bu açıklamasının öncesinde bir gazetede; yine bazı yazarların benzeri şekilde hedef olarak gösterilmesi ise konunun önemini ve önümüzdeki dönemde, ne gibi tavırların geliştirileceği konusunda biraz da olsa ipucu veriyor. 

Devlet cenahında ve özelde AKP’de yaşanan bu öfkenin ve hiddetin nedenlerini anlamak, pek de güç değildir… 

Malum son zamanlarda artan saldırılar ve neredeyse bölgenin her yerinde “kimlik kontrol”lerinin yapılması… 

Devletin bekasının ve rüştünün ortadan bu şekilde kaldırılması ve yaşanan saldırılarda her yerde yaşanan ağır kayıplar; AKP’nin bittiğini ve sanıldığı kadar güçlü olmadığını gösterdiğinden dolayı bu kimya bozukluğu yaşanıyor… 

Tıpkı; 2008 yılında dönemin genelkurmay başkanının söylediği gibi “kimyası bozuldu” devletin… 

Önce CHP milletvekilinin, ardından da BDP’li heyetin gerilla ile buluşması, bu kesimlerin kimyasını bozduğu gibi ciddi anlamda bir hazımsızlığı da ortaya çıkardı. 

En azından buradan bakıldığında; bu net görülmektedir… 

Önemli olan bu öfke selinin ve köpürmelerin varacağı yer nedir? Gerçekten de AKP’nin bundan sonra yapabilecekleri kaldı mı? Ya da bundan daha ötesinde gerçekleştirebileceği faşist uygulama ve saldırılar var mı? 

Hem siyasi ve hem de askeri anlamda yoğun bir mücadele vermeye çalışan AKP ve Tayyip’in bundan sonra ne yapabileceğini ya da yürütmeye çalıştığı bu mücadele de çıtayı daha da yükselteceğini sanmak güç…

Uluslararası alanda hiçbir hükümetin görmediği desteği aldığı halde yine iç siyasette en güçlü yapılanmaya ve en fazla güce sahip olduğu halde; bunları yapabiliyorsa, bundan sonra yapabileceği çok fazla bir şeyin olmadığını anlamak gerekiyor…
Bundan sonra yapması gereken; şapkayı önüne koyup düşünmek olmalı… 

Ama öyle olmayacağı belli oluyor. En azından söylemlerinden ve eylemlerinden anlaşıldığı kadarıyla biraz daha yüklenmeye ve soruna yaklaşımında mevcut pozisyonunda ısrar edeceğe benziyor… 

2009’daki gibi birçok çevreye yönelik iyimser mesajlar veremeyeceği aşikâr… Legal siyasette bundan ötesinde yapabileceği tek şey; basını ve legal siyaseti bir bütünüyle ortadan kaldırmak ya da lağvetmek olacak! Günümüz dünyasında bunun gerçekleşmesi ise pek de mümkün görünmüyor… Bir ihtimal BDP’yi kapatabilir! 

Fakat bu da yeni olmayacağı ve uluslararası siyasette ciddi bir prestij kaybının dışında bir şey sunmayacağı için çok da akıl karı olmayacak bir girişim olur… 

Basına ayar verme girişimleri ise bazı noktalarda, başarılı gibi görünse de kel’in daha belirgin olmasında etkili olmaktadır… Yani buradan da bir kan kaybının olduğu son dönemde daha çok görülmektedir… 

“Muhalif” kesimleri konuşturmanın ya da onlar üzerinden Kürtleri parçalamaya çalışmanın da herhangi bir getirisi olmadığı da malumun ilanı oldu. Yani bu kanal üzerinden de sonuç alınamadı…

Oluşturulan paralı askerlerin ve sivil şehit yasalarının da; bu mücadele de AKP’nin elini güçlendiren bir kart olmadığı kesinleşti. Vatan için savaşamayanların, para için savaşacağını sanmak zaten yanlışın ilk adımı olmuştu… 

Bölge ülkeleriyle bloklaşma girişimlerinin günümüzde boğazlaşmaya dönüşmesi de yanlış bir taktiğin, en basit ifadesi olmakta AKP ve Tayyip adına! 

İşte tüm bunları alt altta ya da yan yana koyduğumuzda; Tayyip’in neden önüne gelen her mikrofonda bu kadar celallendiğini anlamakta güçlük çekmemekteyiz… 

Ve bu hiddetin, öfkenin bu atıp-tutmaların Kürtlerin nezdinde ise herhangi bir karşılığının olmadığını da görebilmekteyiz… 

Yaşanan bu öfkenin ve hiddetin karşılığında Kürtlerin duruşu-mücadelesi insanın aklına eski bir deyişi getiriyor; it ürür, Kervan yürür!... 

Toprak Cemgil

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.