Genç Siviller Kime Hizmet Ediyor?
Serbest Yazılar / 10 Temmuz 2012 Salı Saat 07:30
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Benim için ölme öldürme” safsatasıyla George Soros vakfı tarafından finanse edilerek öne çıkartılan ‘Genç Siviller’ savaş karşıtı görünümü altında

“Benim için ölme öldürme” safsatasıyla George Soros vakfı tarafından finanse edilerek öne çıkartılan ‘Genç Siviller’  savaş karşıtı görünümü altında uluslararası destekli savaş yürütücülerinin sözcülüğünü mü yapıyor?

Doğanın en büyük gerçekliğidir ölüm. Her canlı doğar, büyür ve ölür. Kimisi bu yaşam maratonunu 6 saat’te, kimisi 100 yılda yapar, ama sonunda ölür. Mesele; ölümü ne zaman ve nasıl bir yaşamın sonunda geldiğidir. “Doğru zamanda öl” der Nietzsche. O doğru zaman ya da ölüm gerçekliğinin güzelliği anlamlı bir yaşamın gerçekliğinde saklıdır. İşte bu ölümle sonlandırdığımız yaşamın idame edebilmesi için de üç temel şey lazımdır. Beslenme, üreme ve en önemlisi korunma yani savunmadır. Doğadaki her canlının kendine has bir savunma mekanizması vardır ve bu yaşamda başat rol oynamak zorundadır. Yoksa savunmasını yapmayıp beslenen veya üreyen bir ceylan sadece aslan’a daha fazla et hazırlamaktadır. Bir ceylan’ın koşması gibi bir köpeğin tehlikeye karşı havlayıp ısırması da kendisini savunmasıdır ve bu onun en doğal hakkıdır. Bu yüzden de meşrudur. İnsanda bütün canlılardan farklı değildir. Doğup, büyüyüp, ölen bir canlı olarak yaşamı için beslenmeye, üremeye ve savunmaya ihtiyacı vardır. Yine her canlı gibi önceliği savunmasıdır.

Her insan sosyal, siyasal, kültürel ve ahlaki bazı değerlerle yaşamını sürdürür. Saydığımız bu değerlerin yasaklanması, suç, hatta ölümüne neden olması insanın bu saldırılar karşısında kendini savunma güdüsünü ortaya koymasını gerektirir. Bu savunma siyasal, hukuksal mücadele tarzında olabileceği gibi bunların yetmeyeceği yerlerde silahlı mücadele tarzında da olabilir ve bu da meşrudur. Her türlü soykırım, asimilasyon, inkâr ve imha yönelimleri karşısında susmanın o toplumun kökten ortadan kalkması demektir. Asıl şunu sormak gerekir. Bir toplum kendi özünü, kültürünü ve kendi dili ile yaşayamıyorsa o toplum yaşıyor sayılır mı? Geçmişten günümüze uzanan bir Kürt sorunu var. Yıllarca köyleri yakılmış, her türlü taciz ve tecavüze uğramış, failleri belli cinayetlere kurban edilmiş ve hala siyasi ve askeri soykırım operasyonlarıyla ortadan kaldırılmak için üzerine bin bir türlü plan yapılan bir halk ve o halk için mücadele başlatan bir hareketten bahsediyoruz. Bütün bunlara “Derin Devlet ve Ergenekon’la” cevap vermek insan olduğunu iddia edenlerin vicdanlarını sorgulamalarını gerektirir. Sadece günümüz penceresinden bakmak bizi yanlış sonuç ve isteklere götürür. Neyi neden istediğimizi ve nasıl mücadele ettiğimiz konusunda objektif olmak gerekir. Yıllardır büyük bedeller ile halkların özgürlüğü için savaşan bir harekete sanki her şeyin sorumlusu gibi yaklaşmak büyük bir gaflettir.

“Benim için ölme öldürme” internet sitesinde yer alan bir yazıda PKK’nin sivil saldırılarla Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik bir ortamda çözülmesine en büyük engeli teşkil ettiğini iddia etmiş  “Bu saldırılar ve silah sesleri arasında ne Osman Baydemir’in ne Selahattin Demirtaş’ın ne de BDP’nin barış sesi ve çabası hiçbir zaman duyulmaz.’’ demiş.  Bu yorumları yapan kişilere sormak gerekir. 2008 yılının Newroz kutlamalarında, polislerin coplarıyla vurduğu Kürt kadınlarını, yine Wan’da onlarca polis tarafından komalık edilinceye kadar dövülen 15 yaşındaki çocuğu neden görmediler. Yine 2005 yılında Diyarbakır Koşuyolu Parkında TİT(Türk İntikam Tugayı)’in parkın yanına bıraktığı bombanın patlaması sonucu 7’si çocuk 10 kişi yaşamını yitirdiği olayda bu genç siviller nereydi acaba? Hakkâri’de kolu polis tarafından kırıldıktan sonra 36 yıla mahkûm edilen Cüneyt Ertuş’u ve çok geçmişe de gitmeyelim daha dün iki bidon mazot için gittikleri sınır hattında ABD’nin verdiği bilgiler doğrultusunda hiç hesap kitap yapılmadan 34 gencecik insanın savaş jetleriyle bombalanmasını görmemesi insanı şaşırtıyor. Siirt’teki kadınların ölümü üzerine ortaya çıkan bu grup yine aynı yerde içinde emniyet mensubu, askeriye ve zengin çocuklarının da bulunduğu yüzlerce kişi tarafından tecavüz edilen kız çocuklarının sesini duymuyorlar. Tabi saydığımız bu olaylar yıllardır çekilen acıların çok az bir kısmıdır. Eğer sivil ölümlerini görmek istiyorlarsa o uzaktan baktıkları Kürt ve Kürdistan gerçekliğini bir bütün olarak daha iyi tanımaları gerekir.

Yine aynı sitede “Kürt halkı artık ahlaklı bir tercih yapmalı” denilmiş. Kürtler uzun yıllardır tüm tehditlere, zulümlere, katliamlara rağmen seçtiği ahlaklı tercihten vazgeçmediler. Bu yüzden Kürtlere ahlak konusunda öneride bulunan kişiler kendilerinin ne kadar ahlaklı tercihte bulunduklarını sorgulamalılar. Kendi halkının gerçekliğinden uzak, acılarını görmek istemeyen, üstünü kapatmaya çalışan, ne olduğunu bugünlere nasıl gelindiğini bilmeyen ya da bilmek istemeyenlerin bu kadar derin ve büyük acılar çeken bir halka akıl vermek gibi bir haddi de olamaz. Bu yüzden insanın yaşam içerisinde bazen gerekli yer ve zamanda haddini bilmesi gerekir. Buna ilişkin güzel bir söz vardır “Eğer konuşmayı bilmiyorsan sus ki sükûnet olsun.” İnsanların; yaşamı kısa vadeli düşünmemeleri ve içine düştükleri her şeyin gelecekte kendilerini ne aşamaya getireceğini, vicdani olarak ne kadar hesabını verebileceklerini düşünmeleri gerekir.

PKK; vahşi kapitalist sistemin, baskıcı ulus devlet anlayışının özelde Kürt ve Kürdistan halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halkı üzerinde yürütülen imha ve inkâr politikasına karşı özünü doğadan alan meşru savunmayla “ölmemek silah kullananların”, “yaşamı uğrunda ölecek kadar sevenlerin” partisi olarak ortaya çıkmıştır.

Şimdilerde CIA’nin eliyle hazırlanmış ve ABD’nin kirli işlerini yürüten SOROS Vakfının finansını yaptığı, Cemaatin ve AKP iktidarının açık bir şekilde desteklediği GENÇSİVİLLER’den bazı Kürtler PKK’ye karşı  “Benim için ölme öldürme” inisiyatifi oluşturmuşlardır. Savaşın en kirlisini yürüten, kendi çıkarları için diğer halklara saldıran ABD ve CIA’ye; din adı altında asimilasyon politikaları yürüten, bireyi kendi gerçekliğinden uzaklaştıran, devlete kul-köle eden Cemaate;      kadın-erkek, çocuk-yaşlı demeden kendi zihniyeti dışında hiç kimseyi kabul etmeyip imha ve inkâr politikasıyla cezaevine koyan, şiddet uygulayan ve öldüren AKP’ye değil de PKK’ye karşı “Ölme-öldürme” demeleri nasıl bir zihniyete hizmet ettiklerini göstermektedir.

‘Özgürlük’ vaadiyle Ortadoğu’ya saldırıp masum insanları öldürmesiyle ortalığı kaosa çeviren, hangi taşı kaldırsan altından çıkan ABD’yi, iktidara geldiğinden bu yana Kürtler için kan ve gözyaşı olan AKP devletini, hayatın en güzel çağında umut dolu hayallerle yaşayan küçük Ceylanları, yaşından büyük kurşunlarla öldürülen Uğurları, Enesleri ve aynı zamanda kendileri gibi üniversite öğrencisi olan Aydın, Mahsun, Şerzan ve daha binlerce çocuk ve genci katlederken sesini çıkarmayan, liberalizmi doruklarda yaşayan bu sözüm ona toplumun dinamiği gençler ne olduklarını ortaya koymuşlardır.

PKK’ye ölme öldürmenin yanında bir komedi misali “benim için” diyen bu gençlere deriz ki herkes anlamlar yüklediği yaşam uğruna ölüyor. PKK güzel yaşam yaratmak için şehitler verirken bu gençlerin hala dünyaya gelmemiş olduklarını özellikle belirtmek gerekmektedir.  TV ekranlarına çıkıp ajitasyonla “amcam belediye başkanı… Kürdüm… PKK… Kürt”  kelimelerini kullanmasını yine PKK’nin yıllarca verdiği emeklere borçlu olduğunu bugün artık Türkçü faşist kesimler bile bilmekte ve kabul etmektedir. Tamamen insani değerlerle yürüyen PKK’ye; kirli politikaların kirli bir maşası olan, aslından uzaklaşmış liberal gençlerin “benim için ölme öldürme” demeleri anlamsızdır.

M.Ö. 500’lü yıllarda Atina’da Delphoi Tapınağının üzerinde günümüze kadar değerini hep korumuş o büyük söz yazıyordu: “ KENDİNİ BİL..”

Jînda ROJ-Argeş Avesta/

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info    
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.