DTP’ye Yargı Darbesi ya da Tasfiye Politikasının Arka Planı -1
Dizi Yazı / 05 Şubat 2010 Cuma Saat 13:03
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” sözü ardından herkesi iyimser bir hava sardı.

Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” sözü ardından herkesi iyimser bir hava sardı. Bu söz Kürt halkı kadar Türkiye kamuoyu ve farklı birçok çevrede umut yarattı. Umut yaratması doğaldı, zira Türkiye’nin son 30 yılını saran, esir alan acılı süreç toplumsal tüm dokularda büyük tahribatlar yaratmıştı. Türk devleti ve Kürt halkının örgütlü gücü PKK arasında süren bu savaşta zarar görmeyen yok gibiydi ve ilgili herkes bir an önce Kürt sorununun barışçıl-demokratik yollardan çözülmesini sabırsızlıkla bekliyordu.

Toplumsal Travmanın Sorumlusu Türk Devleti ve Onun Asimilasyoncu Sistemidir

Hiç kuşkusuz ki yaşanan tahribatların, çekilen acıların ve akan kanın sorumlusu Türk devleti ve onun inkarcı-imhacı zihniyetinin kurumlaşmış ifadesi olan asimilasyoncu sistemiydi. Mevcut sistem içerisinde siyasal yollarda varlığı kabul edilmeyen Kürt halkı haklı ve doğal olarak kendini savunmak için silahlı direnişe başvurdu. Bu yönteme başvurması bir tercih değildi, -çünkü tercihler daha farklı seçenekler içerisinden beğeni ölçüsüne göre yapılır- zorunluluktandı. Yani kendi insani doğal haklarına kavuşmak için silahlı direnişe geçmesi dışında önünde bir yol yoktu.

Bu gerçeklik anlaşıldıkça Kürt sorununa demokratik çözüm sesleri yükselmeye başladı. İlgili her çevre Kürtlere haksızlık yapıldığını, en insani hak olarak anadilini bile konuşma yasağına maruz kaldığını, Kürt halkı üzerinde sürdürülen devlet terörünün son bulması gerektiğini ve bu temelde artık Kürt sorununun barışçıl-demokratik yollardan çözülmesi gerektiğini dillendirmeye başlaması umutları daha fazla artırdı.

 

Yerel Seçimler İrade Beyanına Dönüştü

Bu beklenti ve umutların yeşerdiği bir zamanda 29 Mart 2009 tarihinde yerel seçimlere gidildi. Yerel seçimlerde ortaya çıkan sonuç başta Türk devleti ve AKP olmak üzere birçok çevreye adeta şok etkisi yaptı. Çünkü Kürtler DTP ile büyük bir zafere imza atarak seçimleri irade beyanına dönüştürdü. Tabi bu durum Türk devleti ve sahaya sürdüğü piyonu AKP’nin gerçek niyetini netleştirdi. Artık sorunu sağa-sola çekiştirip, “Kürt sorununu çözmek istiyorum, ama ordu engel” türünden safsatalarla boğma şansını kaybetmişti. Tutumunu netleştirmesi gerekiyordu, nitekim kısa bir süre sonra netleştirdi.

 

AKP, 12 Eylül Cuntasının Siyasi Devamıdır

Ne yazık ki Abdullah Gül başta olmak üzere Türk devleti ve AKP’nin sorunu çözme konusunda samimi olmadığı 14 Nisan 2009’da “KCK operasyonu” adı altında DTP’ye yönelik kapsamlı operasyonlarla gösterdi. Bu durum tüm beklentileri boşa çıkararak, olgunlaşan barış ortamını bir anda bozdu. Daha sonra adına “Kürt açılımı” dediği oyalama politikasını da uzun süreye yayma yeteneğini gösteremedi ve oynamak istediği oyun kısa sürede anlaşıldı. Bu operasyonlar dalgalar halinde hala sürüyor.

İşin can alıcı noktası “KCK operasyonu” adı altında DTP’ye yönelik yaptığı ve DTP’nin kapatılması ardından BDP’ye karşı devam eden operasyonlarla ne amaçlandığıdır.

Kürt legal siyasi kurumlarına yapılan operasyonların yanında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı geliştirilen uygulamalar, halka karşı polis terörü ve askeri operasyonlara ağırlık verilmesi gelinen aşamada çözümsüzlüğü daha fazla derinleştirmiştir.

Bu konuda en önemli ve sürekli tartışmalara mevzu olan husus Kürt legal-demokratik kurumlarına yönelik gerçekleşen operasyonların ne kadar siyasi, ne kadar hukuki olduğudur. İçinde seçilmiş belediye başkanlarının da olduğu tutuklamaların hukuki olmadığı bizzat başbakan Tayyip Erdoğan ve sözde “Kürt açılımı” koordinatörü olan iç işleri bakanı Beşir Atalay’ın çeşitli zamanlarda yaptıkları konuşmalardan anlamak mümkündür. Çünkü niyetlerinin Kürt sorununu muhataplarıyla çözmek olmadığını her fırsatta dile getirmişlerdir. PKK’nin tasfiye edilmesi için her yolu deneyeceklerini, bunun için her fırsatı değerlendireceklerini sürekli ifade etmişlerdir.

Tabi Türk devleti ve uygulayıcısı AKP’nin sorun tahlili bu eksende olunca doğal olarak bunun gereklerini yerine getirmek için girişimlerde bulunulacaktı.

O açıdan dalgalar halinde binlere varan tutuklamaların hukuki hiçbir değeri yoktur. Yargı, oluşturulan tasfiye konsepti ekseninde kendisine verilen görevi yerine getirmiştir.

Kimileri DTP ve BDP üzerinde geliştirilen tutuklama furyasını AKP darbesi, kimisi AKP’yi aşan derin devlet müdahalesi, kimisi de Ergenekon operasyonuna karşı denge kurma girişimi olarak değerlendirmiştir. Kuşkusuz ki hepsinde haklılık payı var ama temel amaç hepsini aşan ya da tüm bu görüşleri üst bir potada toplayan tasfiye konseptine işlerlik kazandırmadır.

 

Şahan Dicle

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.