Yeni Oyalama Gündemi
Makaleler / 13 Mayıs 2012 Pazar Saat 17:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP'nin on yıllık pratiği toplumu aldatma ve oyalamayla geçmiştir. Özellikle demokrasi, özgürlük ve Kürt sorunu konusunda böyledir.

AKP'nin on yıllık pratiği toplumu aldatma ve oyalamayla geçmiştir. Özellikle demokrasi, özgürlük ve Kürt sorunu konusunda böyledir. Kürt sorununda 1990’lı yılların başındaki konsept devreye konmuştur. Tek farkı, öldürmediklerini zindana koymalarıdır. Türkiye tarihi 12 Eylül döneminde görülmedik düzeyde hukuk faşizmini uygulamaktadır. 12 Eylül’de bile tutuklanmayacak olan binlerce insan bugün tutukludur. Bu bile Kürt halkı üzerinde faşist terör uygulandığının kanıtıdır.

Binlerce siyasetçinin tutuklandığı, toplumu sindirmek için tutuklamaların aralıksız sürdüğü, askeri operasyonların şiddetle ezme amaçlı sürdürüldüğü, Kürt halkının temel ulusal demokratik taleplerinin reddedildiği, devlet tarafından katledilen Roboskili çocukların katillerinin bulunmadığı bir ortamda AKP hükümeti anayasa yapmaktan söz ediyor. Hatta anayasa yazım çalışmalarına başlandığı söyleniyor. 

Kuşkusuz Türkiye'deki temel sorunlar12 Eylül anayasasından kaynaklanıyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğü de bu anayasadan kaynaklıdır. Bu anayasadaki zihniyet çok köklü değişmediği sürece Kürt sorununun çözülmesi mümkün değildir. 12 Eylül anayasası defalarca değiştirilmiştir, ama Kürt sorununu ilgilendiren maddelere dokunulmadığı için anayasanın karakterinde bir değişiklik yaşanmamıştır. Kürt sorunu bir demokratik anayasayla çözülebilir. Bu yönüyle bir anayasa sorunudur. Ancak AKP'nin demokratik bir anayasa yapma niyeti yoktur. Niyetin ne olduğu politika ve uygulamalarda belli olur. Politika ve uygulamalar da ortadadır. Politika ve uygulamalar Kürtleri ezme ve tanımama üzerinedir. Ama buna rağmen AKP'nin demokratik anayasa yapacağını sanmak kendini kandırmaktır. Kürtler ve demokrasi güçleri kendi taleplerini ortaya koymalıdırlar, ama AKP gerçeğinin de bu olduğunu görmelidirler.

Kürt Halk Önderi daha iki yıl önce yazdığı savunmalarının 5. Kitabının TC’de Hegemonik İktidar Kayması Bölümünde “… AKP'yi 12 Eylül rejiminin ideolojik, politik ve kültürel kurumlaşması olarak değerlendirmek daha gerçekçidir. Birinci cumhuriyetin CHP’si neyse 12 Eylül’ün ikinci cumhuriyetin AKP’si de odur. AKP hegemonik iktidarını kendi anayasasıyla (aslında 12 Eylül anayasasının liberal versiyonudur) taçlandırmak istemektedir. 2011 seçimlerinin temel hedefi budur.”demektedir. Kuşkusuz bu değerlendirmeyi iki yıl önceki politika ve uygulamalarından dolayı söylemektedir. Şimdi iki yıl öncekinden daha acımasız bir faşist düzen ve uygulamaları söz konusudur. 

Anayasanın içeriği yapım süreciyle belirlenir. Yapım sürecinde Kürtler üzerinde bu kadar baskı uygulanıyor, Amed’te taleplerin dillendirilmesi yasaklanıyor, anayasa yapımında düşüncelerini ortaya koyacak tüm kesimler baskı altında tutuluyorsa anayasa yapım süreci baştan sakatlanmış demektir. Kürtler içinde büyük bir saygınlığı ve etkinliği olan bir Önder üzerinde on aydır insanlık dışı tecrit uygulanması bile demokratik bir anayasa yapılmak istenmediğinin kanıtıdır. Kurumlar baskı altında tutuluyor, politik her Kürt hedef alınıp tutuklanıyor, Kürtler adına düşüncesini ilk söylemesi gereken kişilik söz söylemesin diye tecrit altında tehdit ve şantaja uğruyor. Bu ortamda kim Kürt halkının iradesi ve talepleri yansıyor diyebilir?
Kürtler 30 milletvekilinden ibaret değildir. Kaldı ki bu insanların milletvekili olmasını sağlayan esas figürlerin tümü zindanlara atılmıştır. Dolayısıyla bu düzeyde tutuklama aynı zamanda milletvekillerinin iradesini kırmaya yöneliktir. Bu nedenle milletvekilleri var, uzlaşma komisyonunda eşit pozisyonda yer alıyor denilerek anayasa yapım sürecinin sağlıklı ve demokratik olduğu söylenemez. Kaldı ki öyle bir psikolojik savaş yürütülüyor ki Kürtler demokratik özerklik, yani bir siyasi statü istediğinde hemen maksimum talepler ileri sürülüyor, bölücülük yapılıyor denilerek susturuluyor. Öyle ki Kürtler taleplerinden geri adım atsın isteniyor. Nitekim Kürtler şöyle demek istemedik, böyle demek istedik biçiminde izahat yapmaya zorlanıyor. Bu yaklaşım bile egemenlikçi “benim gibi düşüneceksin ve benim lütuf ettiğimi kabul edeceksin” zihniyetini ifade ediyor. 

Yapılacak anayasa Kürtlerin varlığını güvenceye alacak ve özgürlüğünü tanıyacak bir karakterde olacaksa yeni ve demokratik olabilir. Eğer Kürtlerin varlığını güvenceye alacak bir anayasa olmayacaksa, daha doğrusu varlığını tanımayacaksa nasıl yazılırsa yazılsın demokratik ve yeni olmayacaktır. Şimdi iyi niyetle söylenmiş kimliklere nötr olalım söylemi bile kendine göre yorumlanıp inkârcılığın yeni biçimde sürdürülmesinin bir aracı haline getirilmek isteniyor. Bu nedenle Kürt kimliğinin ve doğal haklarının kabul edildiğini açıkça ortaya koyan bir anayasa olmalıdır. Bu anayasa, anadilde eğitimi kamusal alanda kullanma özgürlüğünü mutlaka güvenceye almalıdır. Kimliğinin tanınmasının doğal sonucu olarak demokratik özerklik kabul edilmelidir. Bütün Türkiye için bölgelerin demokratik özerkliği tanınarak da bu sağlanabilir. Demokratik özerklikten söz ederken siyasi iradeyi ve özyönetimi tanıma akla gelir. Bunun somut ifadesi de Meclisler ve Meclisler içinden çıkan özyönetimleri tanımakla olur. Yoksa yerel yönetimlerin hizmet alanının genişletilmesi demokratik özerklik anlamına gelmez. 

Eğer Kürtlerin inkâr edilmesinden ve kültürel soykırıma tabii tutulmasından vazgeçiliyorsa anayasada Kürt kimliğini ve diğer kimliklerin varlığını güvenceye alan bir ya da birkaç maddenin konulmasının ne sakıncası olabilir? Kaldı ki Türkiye'de etnik kimlik Kürtler ve inanç olarak Alevilerin varlığı kabul edildiğinde tüm etnik ve dinsel toplulukların varlığını reddeden zihniyet de doğrudan ortadan kalkmış olacaktır. 

Amed’te demokratik özerklik çalıştayı yapıldı. Demokratik özerkliliğin bir toplumun ya da toplulukların demokrasi gereği örgütlenme, demokratik toplum olma ve kendi kendini yönetmesi olarak ele alınması gerekir. Bu sade ve öz tanımlamayı, toplumların demokratik yönetim hakkını, paralel devlet olarak yorumlama tamamen bir bilinçli saptırmadır. Kürtler ya da başka toplulukların kendi kendini yönetmesini engellemek, daha doğrusu reddetmek için böyle uydurma gerekçeler ileri sürmektedirler. 

Kürtler devlet, federasyon da talep edebilir; ancak Kürt Özgürlük Hareketi bunu bir çözüm olarak görmüyor. Gerçek özgürlük ve demokrasi demokratik topluma dayalı demokratik özerklikle sağlanabilir. Aslında demokratik özerklik devlet engellemediği takdirde toplumun demokratik temelde örgütlenerek kendi kendini yönetmesi olarak zaten gerçekleşecektir. KCK söylendiği gibi bir terör örgütü üst yapılanması değildir. Kürt halkının devletin çözmeyen sorunlarını kendi demokratik örgütlenmesi ve demokratik iradesiyle çözme projesidir. Bunu Kürt Halk Önderi Yol Haritası’nda detaylıca ortaya koymuştur. Ancak devlet Kürt sorununda kültürel soykırımı sürdürmek istediği için bu makul çözümü kabul etmemiştir. AKP'nin Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığı bu Yol Haritası eline geçtiğinde el koymasıyla anlaşılmıştır. Söylendiği gibi AKP'nin Kürt halkına ve Kürt demokratik hareketine saldırı kararı vermesi Barış Grupları sonrası olmamıştır. Yol Haritası eline geçtikten sonra saldırıyı arttırıp Kürt halkının iradesini kırma kararı almıştır. Çünkü Kürt Halk Önderinin AKP politikalarına boyun eğmeyeceği görülmüştür. Barış Grupları sonrası halkın milyonlarca yollara dökülmesi bu saldırı kararını daha da harlandırmış ve şiddetlendirmiştir. Böyle bir halka istediklerini kabul ettiremeyeceklerini anlamışlardır. Bu nedenle halka yönelik irade kırma saldırılarını daha da şiddetlendirmişlerdir.

Demokratik özerklik özünde demokratik toplum ve onun demokratik kurumlaşması demektir. Demokratik özerklik, anayasal ve yasal olarak tanındığında demokratik toplum ve onun kendi kurumlarıyla kendi kendini yönetmesi kabul edilmiş olacaktır. 

Demokrasi, özünde toplumun ve bireyin özerkliğinin tanınmasıdır. Demokrasi, toplulukların ve bireyin güç olmasına dayanır. Ne sadece bireyin ne de sadece toplulukların demokratik haklarını ve özgürlülüğünü tanımakla demokratik olunur. Her ikisini tanıyan siyasi sistemler demokratik olmayı hak eder. Hele birey haklarını tanıyoruz denilerek o bireyin içinden çıktığı toplumu tanımamak aslında bireyi de tanımamaktır. Türk toplumunun olmadığı bir birey olabilir mi? Türk toplumu Türkiye'de zaten hâkim olduğu için özel tanınması çok anlam ifade etmez, ama bastırılan ve yok edilmek istenen toplumların varlığının açıkça tanınması şarttır. 

Türkiye Kürtlerin kendi kimliğiyle örgütlenmesini, kendi kimliğiyle demokratik bir toplum olmasını ve bu topluma dayanarak kendi kendini yönetmesini kabul etmiyor. Bu toplum kendi kendini yönetme hakkını elde ederse tabii ki anadilde eğitimini yapar, kamusal alanda Kürtçeyi de kullanır. Buna Kürdistan'da iki dillilik de diyebiliriz. Anadil Kürtçe olursa doğal olarak kamu alanında en fazla Kürtçe kullanılır. Türkçe de Türkiye genelindeki resmi dil olur. Ama Türkçenin resmi dil kabul edilmesi diğer dillerin kamu alanında kullanılmayacağı anlamına gelmez.
Tüm sorunlar Türk devletinin tüm topluluklar üzerinde hegemon güç olarak herkesi yönetmek istemesi, Türk dilini ve kültürünü hâkim kılıp diğer kültürleri yok etmesinden kaynaklanıyor. Türk devleti her alanda hâkim kimlik olmak istiyor. Bunun baskın karakteri sürdüğü müddetçe anayasa şöyle yazılsa ne olur, böyle yazılsa ne olur.

Biz AKP'nin Kürtleri kültürel soykırıma uğratmaktan vazgeçtiğine inanmıyoruz. Bu nedenle inkâr ve imhanın son bulmasından söz edilemez. Eğer Türk devleti Kürtleri kültürel soykırıma uğratmaktan vazgeçerse sorunlar kısa sürede çözülür. Sorunların çözümü önünde Türk devletinin politikalarından başka bir engel kalmamıştır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.