Kürtler Kendilerini İlgilendirecek Sorunları Çözecek Güçtedir
Makaleler / 23 Nisan 2012 Pazartesi Saat 14:32
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Herkes iyi biliyor ki, yıllardır bu konferansın toplanmasını isteyen Kürt Halk Önderi ve PKK’dir.

Türk basını günlerce “Mesut Barzani gelecek, PKK'ye silah bıraktırma konuşulacak, toplanacak Kürt Konferansında PKK'nin silah bırakması sağlanacak; PKK silah bırakmazsa kuşatılacak, yalnızlaştırılacak, askeri ve siyasi operasyonlarla bitirilecek” biçiminde vaazlarda bulunmuştur. Barzani ile yapılacak görüşmenin gündemindeki konuları da çok önceden Türk basını belirlemiştir. Tüm bu yazılanlar çizilenler Türk devletinin arzusunu ifade etmektedir. Tabii en fazla da AKP Mesut Barzani’ye böylesi bir rol yüklemek istemektedir. 

Yapılacak Kürt Konferansında PKK'ye silah bıraktırılacağına o kadar inanılmış ki, Taraf gazetesi birinci sayfasında “Kürt Konferansına bir iki” başlıklı bir habere yer vermişti. Bir tane aklı başında adam çıkıp da “Siz ne konuşuyorsunuz? Kürt Konferansı AKP'nin isteklerini karşılamak için toplanacak bir konferans değildir” diyemedi. Herkes iyi biliyor ki, yıllardır bu konferansın toplanmasını isteyen Kürt Halk Önderi ve PKK’dir. PKK sürekli gündemde tuttuğu bu konferansın yapılmasını herhalde kendisine teslim ol dayatmasında bulunsun diye istemiyordu. Sadece bunu düşünen bir insan bile konferansın böyle bir gündeminin olmayacağını, böyle bir karar çıkarmanın bu kongrenin görevleri arasında yer alamayacağını bilir. Kürt Konferansı herhalde Türk devletinin dayatmalarını kararlaştırmak için toplanmayacaktır. Bir kere Türk devleti ve bu konferanstan bu tür sonuçlar bekleyen herkes bunu iyi bilmelidir.

Barzani’yle yapılan görüşmede PKK mutlaka konuşulmuştur. Çünkü Türkiye kendi diplomasisinin esasını Kürt Özgürlük Hareketi'ni kuşatma ve tasfiye etme üzerine kurmuştur. İttifaklarını, eğilimlerini ve tercihlerini hep bu eksende kullanmaktadır. Dün Kürt Özgürlük Hareketi'ni İran, Suriye ve Irak ittifakına dayanarak tasfiye etmeyi hesaplıyordu. Bunun olmadığını görünce ve ancak Ortadoğu'da taşeronluğunu yaptığında ABD’nin PKK konusunda kendisine destek vereceğini hissedince, AKP bu defa düne kadar dost ve kardeş dediklerine sırt çevirmiştir. Yoksa iddia edildiği gibi AKP insani ve vicdani nedenlerden dolayı İran, Irak ve Suriye ile sıfır sorundan en yüksek düzeye çıkan sorunlar noktasına gelmedi. Bir hafta öncesinde “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen Türkiye, bir hafta sonra insani ve vicdani nedenlerle NATO’nun üssü haline gelmedi. Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme konusunda alacağı destek bu şarta bağlandığı için bir gecede çark etti. Erdoğan işte bu kadar oynak bir politikacıdır, öyle siyasi irade olan bir güç değildir. AKP'yi iktidara getiren de, ayakta tutan da esas olarak dış güçlerdir. Eğer Türkiye'de darbe olmadıysa, bunu engelleyen AKP değil, orduya darbe için onay vermeyen ABD’dir. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarısız kalan ordu ABD'den de yüz görmeyince dizüstü çökmüştür.

AKP ABD'den destek alamazsa PKK karşısında da savaşamaz. Dış destekten yoksun Türkiye, Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında Kürt sorununda demokratik çözümü kabul etmek zorunda kalır. Çözüm politikaları olmayınca kendisini dış güçlere bağlamıştır. Kürt sorunu konusunda dış güçlere muhtaç olduğu kadar KDP’ye de muhtaç durumdadır. AKP politikalarının KDP tarafından desteklenmesi bile çok önemli görülmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında o kadar çaresiz kalmıştır ki, bir mucize bekler gibi KDP’nin PKK ile savaşmasına bel bağlanmıştır. Bu nedenle KDP’yi bu konuda zorlamaya çalışmaktadır. Muhtaç olanın muhtaç olduğuna yapacağı zorlamanın ne kadar sonuç alacağı kuşkuludur.
Kuşkusuz Ankara’da PKK de, konferans da konuşulmuştur. “PKK'nin silah bırakması için ikna, baskı ve konferans yöntemlerini kullanacağız” denilmesi, bu konuda neler konuşulduğunu ortaya koymaktadır. 

Ancak en önemli gündem maddesinin Suriye olduğu söylenebilir. Herhalde Suriye’de PYD etkisinin sınırlanması için Türkiye KDP’den yardım istemiştir. Bu konuda tartışmalar ve pazarlıklar da yapılmış olabilir. Ancak Kürtlerin statü kazanmasını istemeyen bir Türkiye ile KDP’nin anlaşması nasıl olacağını anlamak mümkün değildir. Barzani’nin “Suriye’de Kürtlerin hakları tanınmalıdır” demesi, bu gündem üzerinde PYD’ye karşı ortak tutum alınmasının sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Kaldı ki, hem demokratikleşmeden söz etmek. Hem de Güneybatı Kürdistan'daki en büyük Kürt demokratik gücünün saf dışı edilmesi konusunda anlaşmak da başlı başına bir zorluk nedenidir. Bu nedenle Ankara’da ne konuşulursa konuşulsun. Güneybatı Kürdistan'da olması gereken, KDP etkisindeki partiler dâhil, başta PYD olmak üzere tüm Kürt partilerinin ortak bir tutumla siyasi statülerini ortaya koymaları olacaktır. Bu da en başta da Kürtlerin statü kazanmasını istemeyen Türkiye'ye tutum almakla olur. 

Güneybatı Kürdistan'da Kürtlerin yüzde 75’inin PYD etkisinde olduğunu herkes kabul ediyor. Böyle bir demokratik siyasi güç demokratikleşecek bir Suriye’de nasıl dışlanabilir? Bu ancak zorla gerçekleştirilebilir. KDP herhalde PYD’nin zor kullanılarak bastırılacağı bir süreç içinde yer alamaz. Hiçbir Kürt siyasi gücü, bir dış güç istedi diye başka bir Kürt siyasi hareketiyle savaşacak düzeyde karşı karşıya gelemez. Ankara’da ne konuşulursa konuşulsun, Türkiye ne tür isteklerde bulunursa bulunsun, bunun yaşamda ve siyasette bir karşılığı yoktur. Beklenen şey, Suriye’deki tüm Kürt partilerinin bir araya gelerek, buradaki tüm siyasi güçlerin kabul edebilecekleri bir Kürt siyasi statüsünü ortaya koymalarıdır. Bu gerçek dikkate alındığında, Ankara’da en fazla konuşulan bu konunun Türkiye'nin düşündüğü gibi pratikleşmeyeceği anlaşılacaktır. 

Irak’ın sorunları da mutlaka tartışılmıştır. Kürtler elbette Irak’ta hakları olan konularda ısrarlı olacaklar, Irak anayasanın tanıdığı hakların kabul edilmesini isteyeceklerdir. Ancak Türkiye'nin istediği bir mezhep çatışması ve cepheleşmesi içinde yer almayacaklardır. Nitekim Barzani Kürtlerin alacağı pozisyonu ortaya koymak zorunda kalmıştır. Kürtler bir mezhep cepheleşmesi ve çatışmasının içinde yer alamazlar. Demokratik hak ve talepleri ekseninde siyasi tutumlarını belirlerler. Mezhep eksenli bir çatışmanın ön saflarındaki güç olmak Kürtler için aptallık olur. Kürtler de bu aptallığı yapmazlar. Kaldı ki, Kürtler tüm etnik ve dinsel topluluklara yaklaşımlarıyla Ortadoğu'da örnek halk olma yolundadır. Şimdiden Kürtlerin bu konudaki zihniyetleri ve tutumu taraflı tarafsız herkes tarafından takdir edilmektedir. Bu konuda özellikle Kürt Halk Önderi ve PKK'nin zihniyeti ve tutumu çok etkili olmuştur. Etnik ve dinsel çatışmaların yaşandığı Ortadoğu açısından Kürt Halk Önderi ve PKK'nin bu tutumu kutsallık düzeyinde değerlidir.

PKK'ye silah bıraktırılması konusu da gerçekten trajikomik bir hal almıştır. PKK hakkında kim böyle bir karar alabilir? Hakkında alınan bu tür kararların geçerliliği olsaydı, PKK yüz defa tasfiye olurdu. Bu nedenle Türk basını ve siyasetçilerinin “Barzani PKK'ye silah bıraktıracak, PKK silah bırakmazsa tutum alacak, PKK'ye şöyle haddini bildirecek” söylemlerinin hiçbir değeri yoktur. Böyle değerlendirmeler yapmak, böyle senaryolar çizmek en başta da KDP ve Barzani’yi küçük düşürmektir. Günlerdir “Barzani gelecek, PKK konuşulacak ve PKK'nin silah bırakması sağlanacak” haberleri açıkça bunu ifade etmektedir. Herhalde Barzani Ankara’ya Türkiye'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme politikasına destek vermek için gitmedi. Zaten böyle bir gidiş görüşme değil, başka bir şey anlamına gelir. Barzani de bilir ki, bu tür görüşmelerde PKK hakkında alınan kararlar ya da yapılan tartışmaların pratik bir değeri olmaz. 

O zaman Barzani neden kendisini küçük düşürsün? Türkiye “PKK aramızdaki zehirdir” diyor diye Barzani niye AKP'nin istediği PKK'nin silah bırakması dayatmasını kabul etsin? Mantıklı düşünüldüğünde Barzani’nin bu tür isteklerden rahatsız olduğunu düşünmek daha akla yatkındır. Yoksa Türk basınının söylediklerine ve Barzani’nin söylediklerinin Türk basını tarafından yorumlanmasına bakılırsa, Barzani PKK'ye dayatma yapacak, kabul edilmezse savaşa giden yolun kapısı açılacak. Her ne kadar Barzani’nin “PKK beni dinlesin, yoksa sonuçlarına katlanır” demesi böyle yorumlandıysa da, bu yorumun da pratik değeri olamaz. Bu yorumun pratik değeri olduğuna inanmak, Kürtleri tarihlerinden ders çıkarmamış ve akıllarını kaybetmiş olarak görmek anlamına gelir ki, Ortadoğu ortamında zorlu bir mücadele içinde olan Kürtlerin herhangi bir siyasi gücünün böyle bir duruma düşeceğine ihtimal vermek istemiyoruz. 

Şu açıktır ki, günlerdir Barzani Türkiye'ye gelecek ve PKK'nin silah bırakması konuşulacak haberlerinden tüm Kürtler rahatsız olmuştur. Ankara’da konuşulmaması gereken konuların basın-yayında bu kadar yer alması, Türk devletinin Kürtlere ve siyasi güçlerine bakışını ortaya koymaktadır. Türk devleti ne istiyorsa Kürtler de onu yapmak zorundadır! Türk devletine göre Kürtlerin iradesi yoktur. Kendisi her gün birlik ve beraberlikten söz eder, sıra Kürtlere geldiğinde çatışmayı dayatır. Hangi onurlu Kürt bunu kabul edebilir? 

Barzani de bilir ki Kürtlerin sorunlarının konuşulacağı yer Ankara değildir. Hele hele PKK’nin silah bırakmasının PKK'ye karşı tasfiye harekâtı verilen bir yerde konuşulmasını hiçbir Kürt hoş karşılamaz. Dolayısıyla bırakalım Türkiye'nin isteklerine olumlu cevap verilmesi, bu tür konuların Ankara’da konuşulması bile söz konusu olamaz. Bir Kürt siyasetçisi ve sorumlu mevkideki bir yönetici olarak Barzani’nin de böyle bir sorumluluk ve hassasiyet göstereceğini düşünmek gerekir. Zaten duymaması bir eksiklik olur. Eğer Türkiye bir demokratik çözüm projesi ortaya koyar ve kalıcı barış için gerekli adım atma niyeti gösterirse, tabii ki Barzani böyle bir çözüm için çaba da gösterir, arabulucu da olur. Kürt halkı bunu bekler. PKK de Barzani’nin böyle bir sorumluluk almasını ister. Kaldı ki, Kürt Halk Önderi de, PKK de bu yönlü birçok açıklamada bulunmuştur. 

Güney Kürdistan'da siyasi bir sorun olur; Irak, İran ve Suriye ile bir siyasi sorun olur, Türkiye ile bir siyasi sorun olur, PKK, KDP, YNK, Goran ya da başka bir siyasi güç oturup bunları konuşurlar. Olması gereken de budur. Konferans da Kürtlerin ortak politika oluşturması için toplanır. Bir parti ya da partiler başka partilere kendi düşündüklerini dayatsın diye konferans toplanmaz. Konferans Kürt sorununun çözümü ve Ortadoğu'da barış hedefli toplanır. Bu konuda bölge ülkelerinin ve uluslararası güçlerin de yapıcı rol oynaması istenir. Bu tür roller tartışılabilir. Pozitif rol oynamaları için Türkiye, İran, Irak, Suriye, ABD, AB, Rusya ve Çin ile bu tür görüşmeler yapılır. Ancak doğrudan Kürtleri ilgilendirecek konular Kürt partileri arasında konuşulur. 

Bu nedenle biz Ankara ya da başka bir yerde neler konuşulacağının, Kürtlerin kendi aralarında hangi konuları konuşacaklarının titizlikle ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle herhangi bir güç Kürtleri ilgilendiren bir konuda dayatma yaptığında, “Bunlar burada konuşulacak konular değildir” denilmesi daha anlamlı olur. 

Türk devleti şöyle istedi diye KDP ya da YNK PKK ile çatışacak, kavga edecek söylemlerinin pratik değerinin olmadığını biliyoruz. Bu tür konularda aslında PKK'nin de, KDP’nin de, YNK’nin de başka bir siyasi gücün de istediği gibi davranma ve hareket etme hakkı ve şansı yoktur. Artık bir Kürt kamuoyu vardır, bir demokratik Kürt toplum gerçeği vardır. Ne PKK ne başka bir güç bu kamuoyunu karşısına alarak bir şey yapabilir. 

Ancak yine de hiçbir Kürt partisi, sorumlu yönetici ve şahsiyet, son görüşmede olduğu gibi Kürt toplumunu rahatsız eden durumların ortaya çıkmasına fırsat vermemelidir. İster Suriye, Irak ve İran’da, ister Türkiye'de olsun, Kürtleri ilgilendiren konular Kürt partileri arasında görüşülmeli, bu tür sorunlara böyle çözüm yolu bulunmalıdır. Kürtlerin talepleri ve kararları karşısında pozitif rol oynamaları için diğer güçlerle diplomasi yapılmalıdır. Diğer güçlerle yapacağımız diplomasi ve ilişkilerin böyle bir politik doğrultusu ve çerçevesi olmalıdır.

Ankara’daki görüşmelerin dışarıya yansıma biçiminden sadede Kuzey Kürdistan halkı değil, başta Güney Kürdistan olmak üzere bütün Kürdistan halkı rahatsız olmuştur. BDP ile yapılan görüşmelerin Türk basını tarafından yansıtılma biçimi Kürt halkını rahatsız ettiği için BDP açıklama yapmak zorunda kalmıştır. 

Sayın Mesut Barzani tabii ki diplomatik ilişkilerde diplomatik nezaket içinde hareket edecektir. Bunu herkes anlar. Ama yapılan görüşmeler Ankara’yı ilgilendirmeyecek ve Kürt halkını rahatsız edecek bir hal almışsa, bunu da ifade etmek yanlış olmayacaktır. Kuşkusuz Türk basını ve Türk siyasetinin yaptığı kışkırtma ve çarpıtmalarından Barzani ya da başka siyasi şahsiyetler sorumlu görülemez. Ancak ortaya çıkan durum tüm Kürtler açısından önemli dersler çıkarılacak boyutlar içermektedir.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.