Kışı Geride Bırakıp Bahara Girerken
Politik Analiz / 01 Mart 2012 Perşembe Saat 15:06
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bölgemiz ve ülkemizdeki siyasi gelişmeler günden güne daha da ivme kazanmakta ve tarihi gelişmelere yol açmaktadır.

Bölgemiz ve ülkemizdeki siyasi gelişmeler günden güne daha da ivme kazanmakta ve tarihi gelişmelere yol açmaktadır. Geçen yüzyılda emperyal güçler ve onların dizayn ettiği zorba yönetimler, bölge halkları üzerinde tam bir baskı ve katliam cenderesi oluşturmuştu. 21. Yüzyılın ilk 10 yılının geride bırakıldığı bir süreçte söz konusu diktatörlüklere karşı büyük bir başkaldırı hamlesi başladı. Ortadoğu coğrafyasında ve özellikle Arap ülkelerinde domino etkisi yapan bu uyanışta kuşkusuz, halkların ulaştığı bilinç ve iradi düzey belirleyici oldu. Fakat tarihte hep olduğu gibi şimdi de uluslararası güçler bu bilinç ve iradeyi kendi lehlerine saptırarak egemenliklerini tazelemek ve daha da güçlendirmek amacını gütmektedirler. İçerisinden geçtiğimiz çağın koşulları, halkların bilinçlenmesi açısından önemli avantajlar sunarken, bu bilinç ve iradenin doğru temsilini yapabilecek öncülüklerin çıkmaması ya da oluşturulamaması ise önemli bir handikap durumundadır.
Bu bağlamda Libya’dan sonra gözlerin döndüğü Suriye’deki Esad rejimi üzerindeki daraltma harekâtı her geçen gün daha da yoğunlaşmaktadır. Esad rejiminin İran için bir ileri kale olarak vazife gördüğü bilinmektedir. Bu nedenle İran, Suriye rejimini ayakta tutmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.  Onun için de bölgeye müdahale eden güçler ile statükoyu korumak isteyenler karşılıklı olarak hamlelerini yapmaktadırlar. Uluslararası güçler bölgedeki müttefikleriyle İran’a yönelik ekonomik ambargo ile askeri müdahale tehditlerini sürdürerek teslim almaya çalışırken, İran da buna karşı bölgedeki kendisine yakın direnç odaklarını harekete geçirerek karşı duruş sergilemektedir. Son dönemde BM’nin Lübnan’daki Hizbullah örgütünün silahlı olmasını “kabul edilemez” olarak değerlendirmesi, AB’nin İran ile petrol anlaşmalarını durdurması ve Suudi Arabistan’a yoğun silah ve askeri mühimmat satılmasını bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.  Öte yandan her iki gücün yoğun mücadele içerisinde olduğu en önemli alanlardan biri olan Irak sahası da son dönemlerde sıcak gelişmelere sahne olmaktadır.

Tam da bu noktada Kürt halkı tüm bölge halklarına oranla oldukça güçlü ve şanslı bir konumdadır. Çünkü yaklaşık 35 yıldır tarihi gelişmeler yaratan bir Özgürlük Hareketi ve bunun sayesinde yaratılan bir toplumsal güç sahibidir. Kuşkusuz bu tüm bölge halkları için de bir şanstır. Kürt halkı ve Kürdistan şahsında ulaşılacak başarı düzeyi tüm bölge toplumları için de tarihi yararlar getirecektir.

YEŞİL GLADİO’NUN OSMANLI OYUNLARI VE ÇIKAN MESAJLAR

İşte bu tarihi dönemeçte Kürdistan’ı işgallerinde tutan devletlerle ve en başta da TC ile zirveleşen bir mücadele gerçeği sürmektedir. Türk devleti de bunun farkında olarak tüm cephelerden bir saldırı içerisindedir. En başta da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük tehlikeli bir yönelim ve tecrit tutumu içerisindedir. Askeri operasyonlar ve siyasi soykırım operasyonlarını ise neredeyse günlük olarak yürütmektedir. “Gözü dönmüşlük” belki de bu tutumu ifade edebilecek en iyi tabir olacaktır. Öyle ki bu tutum TC iktidar sisteminde de bir kez daha çatırdamaya yol açmış ve rejim içerisindeki iktidar klikleri birbirlerine yönelmeye başlamışlardır. Bir yandan ABD’ye dayanan Fetullah cemaatinin öncülüğündeki Yeşil Gladio ile Neo İttihatçı-Kemalist Gladio arasındaki iç çekişme sürerken, son süreçte alttan alta gelişen AKP hükümeti ile Fetullah cemaati arasındaki gerilim de patlak verdi. Tüm aksi iddialarına rağmen keskin bir mücadele içerisinde oldukları böylece gizlenemez bir boyuta ulaşmış oldu. Kendisini TC’nin tek sahibi haline getirme peşindeki Fetullah cemaati ile aynı amaç peşindeki AKP ve Erdoğan’ın iktidar hırsları adeta kafa kafaya toslamış bulunuyor. Cemaat kendisine tümüyle biat edecek bir hükümet istiyor. Böylece Neo Osmanlı hayali için taşsız ve dikensiz bir yol döşemek istiyor. Fakat hükümetin başında bulunan başta Erdoğan olmak üzere diğer unsurların zamanında Erbakan’a sırtını döndükleri gibi bir gün kendilerine de tavır alacaklarından korktukları için fazla gecikmeden bunları etkisiz eleman konumuna getirmeyi hedeflemektedirler. Bölgesel siyasi koşullar onları geçici ve taktik uzlaşmalara itebilir ki gidişat onu gösteriyor. Ama her halükarda iki iktidar kliği arasındaki mücadele daha da derinleşeceğe benziyor. Deyim yerindeyse “bir ipte iki cambaz oynamaz”. İktidar hırsından bu derece gözleri kararmış iki kliğin birbirine düşeceği beklenmeliydi. Sonuçta Türkiye iyice bulaşık bir hal aldı. Ortalık çamur deryası! Torunlar atalarını aratmıyor. Osmanlı sarayının “maharetli” komploları güncel haliyle vizyonda! Bir tarafta Pensilvanyalı “Şeyhülislam”, karşı tarafta ise Kasımpaşalı Yeni Çeribaşı! İki sergerde çıktı meydane, ikisi de birbirinden namerdane!
Ama mesele Kürtler oldu mu ikisi de yekvücut oluyor. Dolayısıyla da Kürt Özgürlük Hareketine karşı daha da katliamcı ve tasfiyeci bir politikanın devreye konulmasının hedefleneceği beklenmelidir. Aslında son çıkan iktidar çekişmesinden Kürt halkına dönük olarak çıkan mesajı bu biçimde okumak gerekir. Yani Özgürlük Hareketi ile başlatılan ve sonradan kesilen diyalog zemininin tümüyle ortadan kaldırılacağı tehdidi yapılmaktadır. Beri taraftan da, çıkarılan  “MİT yasası” ile adeta, “devletin ipleri iyice elimizde, ya bizim istediğimiz koşullarda bir diyaloga gelirsiniz ya da topyekûn bir katliamı devreye koyarız” denilmektedir. 

BATI KÜRDİSTAN BAHARINA DOĞRU

Aynı tehlike durumu Batı Kürdistan için de geçerlidir. Suriye rejiminin günden güne meşruiyetini daha da yitirdiği ve uluslararası dayanaklarını iyice kaybetmeye başladığı aşikârdır. Devreye koyduğu sözde reformlar ve anayasa referandumu, vaziyetini kurtarmaya yetmeyecektir. Fakat uluslararası güçler Libya’da olduğu gibi kaba saba bir tarzda değil yağdan kıl çekercesine bir tarzı Suriye’de uygulamayı çıkarlarına daha uygun görmektedirler. Çünkü Suriye’nin Ortadoğu’daki konumu bir mayın tarlasını andırmaktadır. Dikkatli yaklaşılmazsa buradan yakılacak bir kıvılcım Lübnan, İsrail, Filistin, İran ve nihayetinde tüm bölgeyi bir yangın yerine dönüştürebilecektir. Bu yüzden Batılı güçler adeta yaranın iyice olgunlaşmasını beklemektedirler. Ne erken ne de geç, tam zamanında neşter atacak vakti kollamaktadırlar. Elbette bu ille de askeri bir müdahale tarzında olmayabilir. Bu yönlü başta içerideki bir kısım muhalefet olmak üzere çok farklı yöntemleri devreye koyabilirler. Aslında bu konuda Batılı ülkelerin yaşadığı bir sorun da kendilerini tatmin edecek yeterlilikte ve çıkarlarına uygun bir “muhalefet”in henüz ortaya çıkmayışıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Suriye’deki, rejimi esas almayan ama dışa bağımlı muhalefetin yanlış taktik ve stratejilerine de düşmeyen tutumu yerindedir. Özgürlükçü ve toplumsal temelde gelişen muhalefet çizgisi, daha etkin örgütlenmek zorundadır. Çünkü er ya da geç Suriye’de gelişecek bir yönetim değişikliği veya daha büyük bir kaos, en üst düzeyde bir güç ve örgütlülüğü gerektirecektir. Buna sahip olanlar kazanacak, olmayanlar kaybedecektir. Bunun tedbirlerini daha da fazla geliştirmek bu yüzden önemli olmaktadır.

GÜNEY’DEKİ RİSKLER…

Öte yandan tüm Kürdistan ülkesinin yumuşak karnı mevcut durumda Güney Kürdistan olmaktadır. Bir taraftan kendisini “özgürlük” ile özdeşleştiren ama yanı sıra da en fazla uluslararası güçlerin adeta cirit attığı bir alan olan Güney Kürdistan alanı da son derece hassas olmaktadır. Toplumun fiziksel ve zihinsel üretimden koparıldığı ve günden güne yozlaşmanın başını alıp gittiği bu Kürdistan parçası, bir kısım çevrelerin iddia ettiğinin aksine önemli risklerle karşı karşıyadır. Başta ABD olmak üzere uluslararası sistem güçlerinin Kürt halkı için “model” olarak gösterdiği bu örneğin kapsamına tüm Kürt halkı hapsedilmek isteniyor. TC’nin dahi razı olduğu böyle bir örneğin Kürtler için yeni bir esaret statüsü olacağı kuşkusuzdur. Üstelik de “Federe Kürdistan” adıyla… Yani tüm Kürt halkının kaderi buradaki iktidara bağlanmak ve kurban edilmek istenmektedir. Şimdi aynı oyun Batı Kürdistan’a da taşırılmak isteniyor. Son olarak Hewlêr’de toplanan Batı Kürdistan konferansının perde arkasındaki güçlerden biri de TC’dir. Bu konferanstan hemen sonra Özgürlük Hareketine karşı hakarete varan sert üslup kullanan Güney Kürdistan iktidarının amacı, bu tutumundan çok şeffaf biçimde görünmektedir. Bu üsluba karşı başta Batı Kürdistan halkı olmak üzere her kesimden tepkilerin yükselmesi sonucu, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla an itibarıyla demokratik-özgürlükçü ulusal birlik çizgisi ağırlığını ortaya koymuştur. Ama dışa bağımlı çizgi ise karakteri gereği istikrarsızdır ve ne zaman nereye savrulacağı belli olmamaktadır. Nitekim aynı Güney iktidarı, Irak içi çelişkilerde TC’nin de teşvik etmesiyle Sünni egemenlerin yanında durmaktadır. Çünkü ABD, Şii İran egemenlerine cephe almıştır. TC hükümeti de ABD taşeronluğunun bir gereği olarak Sünni cepheyi geliştirmektedir. Bu yüzden Güney hükümeti de burada durmalıdır! Oysa Kürt halkı ne mezhepsel ne de iktidar mücadeleleri ile ilgili herhangi bir cepheleşmede yer almayacak kadar özgürlük peşindedir ve bu tür yapay dengelerle kaybedecek hiç zamanı yoktur. En başta Güney Kürdistan halkı bu cepheleşmeden korunmalıdır. Aksi halde yeni Halepçeler ve Enfaller, en güçlü ihtimal olarak yeniden yaşanacaktır.

VE DOĞU’NUN BAHARI…

Kürt Özgürlük Hareketinin Batı Kürdistan’da ortaya koyacağı pratik ve tecrübeler, Doğu Kürdistan için de öğretici ve yol gösterici olacaktır. Çünkü anlaşılan o ki İran’ı da benzer bir süreç beklemektedir. Dolayısıyla mevcut durumda Kuzey ve Batı Kürdistan’da ortaya konacak tarz ve tempoyla zaferi garanti altına almak ve bunu Doğu Kürdistan’a taşırmak, tarihin Kürt halkının önüne koyduğu olmazsa olmaz bir yükümlülüktür.  Öte yandan Mart başında İran’da yapılacak seçimler, tümüyle bir gölge oyunundan ibarettir. Perde arkası molla güçler “seçimler”ini çoktan yapmışlardır. Bu yüzden sözde seçimlerin Kürt halkı ve diğer İran halklarına getireceği bir yarar yoktur. Aksine belki de mevcut baskıyı daha da katmerleştirecek sonuçları beraberinde getirecektir. O halde Doğu Kürdistan’a da baharı getirecek olan halkın öz gücü ve öz iradesidir.
Sonuç olarak, kışı geride bırakıp bahara girerken Kürt halkı Newroz ruhuyla yeni bir hamleye ve serhildana hazırlanmaktadır. Batı Kürdistan renkli bir bahçeyi andırmaktadır. Kuzey’i cehenneme çevirmek isteyen TC’nin tüm çabaları boşa çıkmıştır ve Kuzey de büyük bahara hazırlanmaktadır. Doğu Kürdistan da büyük şahlanma için hazırlık yapmaktadır. Özcesi Kürdistan’da tarih yeniden yaratılıyor ve dayatılan kader tersine çevriliyor.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   




Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.