AKP Operasyonları ve 27 Mayıs Cuntasının Sivas Kampı Örneği
Serbest Yazılar / 18 Ocak 2012 Çarşamba Saat 13:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP ve Fetullahçıların Kürdistan’da “KCK” adıyla süren operasyonları, darbe dönemlerindeki baskı ve işkenceleri misliyle aştı.

AKP ve Fetullahçıların Kürdistan’da “KCK” adıyla süren operasyonları, darbe dönemlerindeki baskı ve işkenceleri misliyle aştı. Bu yüzden Kürtler haklı olarak bunlara soykırım operasyonları diyorlar. TC tarihinde, darbe olsa da olmasa da Kürt halkı ve Kürdistan üzerinde sürekli olarak darbe dönemlerine özgü olağanüstü hal ve sıkıyönetim koşulları hep devrede tutuldu. Kuşkusuz buna ilişkin Kürdistan’da sayısız trajik örnek verilebilir. Fakat 27 Mayıs 1960 darbesi cuntacılarının Kürdistan’da geliştirdikleri terör uygulamaları ve Kürtleri doldurdukları Sivas kampı örneği, birçok açıdan günümüz operasyonları ile benzerliği açısından dikkat çekicidir.

O dönemde Kürtler üzerindeki tutuklama ve işkence terörü henüz darbeden önce 1959 yılının Aralık ayında başlıyor. Polis tıpkı şimdi olduğu elinde listelerle her tarafta aydın, siyasetçi, gazeteci kısacası yurtsever Kürtler adına kim varsa sürek avına çıkıyor. Neticede 50 kişi tutuklanıyor.  Bunlardan biri zindanda yaşamını yitirince dava, kalan 49 kişinin adını alıyor. Yani tarihi “49’lar davası” buradan geliyor. Dönemin iktidarı da, şimdiki AKP’lilerin sahiplendiği ve öncüleri olarak gördükleri Demokrat partidir. Fakat tutuklamalarda CHP ve dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar da etkilidir.

27 Mayıs 1960 tarihinde içerisinde Alpaslan Türkeş’in de olduğu ve kendilerine Milli Birlik Komitesi (MBK) adını veren bir grup asker, Demokrat partiyi devirerek yönetime el koydular. Fakat olan yine Kürtlere oldu. Askerler Kürdistan’ın her tarafını basarak içerisinde şeyh, ağa, aydın, avukat, memur ve toplumun her kesiminden yaklaşık olarak 500 kişiyi toplayıp Sivas – Kabakyazı’da bulunan 5. Er Eğitim Tugayındaki kampa aldılar. Toplama kampına alınanlar arasında tıpkı AKP operasyonlarında olduğu gibi çocuklar ve oldukça yaşlı insanlar da vardı. Suçlama da şimdi olduğu gibi kısaca “Kürtçülük” idi. Yanı sıra “ağalık, şeyhlik ve Demokrat parti taraftarlığı” gibi suçlamalar da yöneltiliyordu.

Sözünü ettiğimiz dönemde Güney Kürdistan’da Mustafa Barzani öncülüğünde Kürtler Irak rejimine karşı savaşıyor ve bu mücadele tüm Kürtler arasında etkili oluyordu. TC’nin esas korkusu ve operasyonlarının temel nedeni de buydu. Amaç, cumhuriyetin ilk döneminde defalarca isyana kalkmış fakat bastırılmış olan Kürtlerin tekrardan uyanışını engellemekti. Şimdi bu durum daha ileri bir aşamada yaşanıyor. Kürdistan’ın dört parçası büyük bir uyanışı gerçekleştirmiş bir halde siyasal, toplumsal ve manevi olarak git gide daha da yakınlaşıyor. Güney’de bir “federe” durumu yaşanıyor. Kuzey ve Batı Kürdistan parçaları büyük bir ayağa kalkışı gerçekleştiriyor. Doğu parçası bunları takip ediyor. Üstelik Kürtler tüm parçalarda da en demokratik ve barışçıl çözüme hazır olduklarını da ısrarla vurguluyorlar. İşte TC ve AKP’nin tüm telaşı ve darbe dönemlerini kat be kat aşan faşizminin nedeni de burada yatıyor. Kürtlerin ve Kürdistan’ın birbirine yakınlaşıp özgürleşmesi onları adeta çıldırtıyor. Oysa Fetullahçılar Pantürkist ve ırkçı icraatlarını dünyanın dört bir tarafına taşıyorlar. Kaldı ki Kürtlerin böylesi “pan”cı emelleri de yok. Sadece en doğal ve insani haklarının mücadelesini veriyorlar.

1960’a geri dönersek, o dönemde de basın yayın organları tıpkı şimdi olduğu gibi devlet terörüne büyük bir hazla eşlik ediyorlar. Özellikle Akşam, Öncü ve Cumhuriyet gazeteleri yaptıkları yalan ve kirli yayınlarla o dönemin Kürt şahsiyetlerini teşhir, karalama ve aşağılamada sınır tanımıyorlar. Tıpkı şimdinin Fetullahçı ve AKP’ci gazeteleri gibi. En başta da Zaman, Yeni Şafak, Türkiye, Bugün, Star, Akit ve diğer sözde gazeteler… Bunlar yayınlarıyla gazetecilik değil resmen “tetikçilik” yapıyorlar. 1990’larda Hizbul-Kontralar gündüz ortası insanları enselerinden kurşunluyorlardı. Şimdi bu görevi bu “gazeteler” devralmış görünüyor. Zaten aynı kökten geliyorlar. Yalan, dolan, karalama, iftira, hakaret, küfür, provokasyon ve nice ahlaksızlık, salya sümük akıyor bunlardan…

Bir de unutmadan, o dönemde bir adet İç işleri bakanı var! Adı, Muharrem İhsan Kızıloğlu. Bu bakan 27 Mayıs 1960 darbesinden birkaç gün sonra tutuklanan birkaç Kürdün karşısına geçerek aynen şöyle diyor: “Babam Şark’ın celladıydı, ben de sizin celladınız olacağım.” Tam da bu noktada zamane İç işleri bakanı İdris Naim Şahin’in babası aklıma düşüyor. Acaba o da oğluna böyle vasiyette bulundu mu diye… Bunu şu an bilemem ama İdris Naim’in (Kürt gençlerinin “henüz evrim sorunları olan bir canlı” olarak nitelediği bakandan söz ediyorum) tıpkı Muharrem İhsan gibi cellatlığa soyunduğu net olarak görülüyor!     

Devletin Sivas kampına topladığı Kürt şahsiyetlerin bazılarının bugün oğulları, torunları veyahut yakınlarından günümüzde tanıdık gelen kimler var dersiniz? Birkaç isim sıralayalım: Dengir Mir Mehmet Fırat, Galip Ensarioğlu, Sedat Bucak, İzzetin Doğan… Devletin Sivas kampı tecrübesi uzun yıllar sonra bu zatlar şahsında tutmuş gibi görünüyor.

Ama AKP ve cemaat, 27 Mayıs darbecilerine (ya da 12 Eylül veyahut diğer darbeci ve faşistlere) özenerek, bu soykırım uygulamalarından sonuç alacaklarını sanıyorlarsa büyük yanılıyorlar. Çünkü AKP ve cemaatin faşist zihniyeti, 1960 darbecilerinden daha beter olsa da Kürtler kesinlikle 1960’ın Kürtleri değildir.  Erdoğan, Gülen ve diğerleri bunu fark ettiğinde ne yazık ki geç olmuş olacak.

Akif Roj

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.