Bu Sessizlik Niye?
Basından Seçmeler / 13 Aralık 2011 Salı Saat 13:51
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Abdullah Öcalan 139 gündür avukatları ile görüştürülmüyor.

Abdullah Öcalan 139 gündür avukatları ile görüştürülmüyor. Avukatların başvuruları ve Kürtlerin eylemlerine rağmen başta CPT ve AİHM olmak üzere, uluslararası kurumların tecrit karşısındaki sessizliği dikkat çekiyor.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilişinin 63 yılında Türkiye’nin insan haklarındaki kara tablosu dile getirilirken, İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ndeki ağır tecrit ise 12 yıldır sürüyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 27 Temmuz’dan bu yana avukatları ile 139 gündür görüştürülmüyor, iletişim ve haberleşme gibi tüm hakları engelleniyor, avukatları tutuklanıyor, görüşmeleri yasadışı bir şekilde kayıt altına alınıyor, televizyon ve gazete hakkı kısıtlanmaya devam ediyor. İnsan hakları örgütlerinin tecride ilişkin sessizliği dikkat çekiyor.
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’ de kabul edilişinin yıldönümü olan 10 Aralık ile başlayan hafta 63 yıldır ‘Dünya İnsan Hakları Haftası” olarak anılıyor. İnsan hakları örgütlerinin kara listesinde yer alan Türkiye haftayı bozuk sicili ve karnesindeki kırık notlarla karşıladı. Yoğunlaştırılmış tecrit ve izolasyon koşullarının hakim olduğu F Tipi Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele ile karşı karşıya kalan binlerce tutuklu bulunurken, en büyük insan hakkı ihlallerinden birisi olduğu insan hakları örgütlerince de onaylanan İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ndeki koşullar ise sessizlik içinde izleniyor. Anayasa ve yasaya aykırı olarak tüm yetkilerin Adalet Bakanlığı’ndan alınarak Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’ne bırakılan İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 139 gündür avukat görüşü yok.

CPT ve AİHM raporları belgeledi

12 yıllık süre içinde, her kritik dönemde ailesi ve avukatları ile görüştürülmeyen Öcalan’a defalarca “hücre” cezaları verildi, telefon ve 3 kişi ile görüşme hakkı verilmedi, gazeteler kesilerek verildi. Adada inceleme yapan İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) raporları dikkate alınmazken, yasalara rağmen avukat görüşleri kayıt altına alındı, ailesi ile Kürtçe konuşması yasaklandı. Avukatlarının yaptıkları başvurular sonuçsuz kaldı; son ‘KCK operasyonları’nda ise 36 avukatı İmralı’da kendisi ile yaptığı görüşmeler gerekçe yapılarak tutuklandı. Tüm bu tecrit ve baskı politikalarına rağmen İnsan Hakları Haftası’nda başta CPT ve Öcalan’ın Türk devleti aleyhine açtığı davalara bakan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olmak üzere, uluslararası hukuk kurumlarına yapılan başvurulara henüz bir yanıt gelmezken, yine uluslararası insan hakları örgütlerinin tecride ilişkin sessizliği dikkat çekiyor.

Kişiye özel hukuk 1999’da başladı

Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesiyle yeni bir güvenlik sistemine çevrilen İmralı Cezaevi’nde tüm yetkiler Anayasa ve yasaya aykırı olarak Adalet Bakanlığı’ndan alınarak Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi adına Mudanya İskelesi Kriz İrtibat Bürosu’na bırakıldı. İmralı Adası’na gidiş gelişler Mudanya İskelesi’nde bulunan Kriz İrtibat Bürosu tarafından organize edildi ve bu büro yetkileri Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği’ne dayandırılarak İmralı Cezaevi’nin yönetimi Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’ne verildi. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği’nde yer alan esaslı konular Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği’ne görev olarak devredildi. Böylece MGK Genel Sekreterliği Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin yönetim/koordine görevini üstlendi. Kişiye özel hukuk uygulamalarının başlatıldığı bu tarihlerde Öcalan, hücresinde kamera sistemiyle gözetim altında tutuldu, mazgal kapısından saat başı kontrol edildi, bütün tutuklu ve hükümlülere tanınan 10 dakikalık telefonla konuşma hakkı kullandırılmadı, gazete ve dergiler kısıtlı bir şekilde verildi. İmralı’da uygulanan tecrit politikaları bununla da sınırlı kalmadı. 2009 yılında Öcalan’ın bulunduğu binanın yanına ek bina yapıldı. Binaların etrafına güvenlik koridoru oluşturuldu. İki binayı içine alacak şekilde yaklaşık 7-8 metre yüksekliğine duvarlarla binalar çevrilirken duvarların hemen arkasına dikenli tel örgüler çekildi.

Hastalıklar çeşitlenerek devam etti

2007 yılında olduğu gibi zehirlenme tehlikesinin bulunması nedeniyle Öcalan’ın sürece tekrar dâhil olması için koşullarının iyileştirilmesi hayati öneme sahipken, tecrit daha da derinleştirildi. İmralı’daki tecrit, izolasyon ve rutubetli iklim koşulları, insan sağlığı üzerinde büyük tahribatlara olanak vermesi nedeniyle Öcalan’ın rahatsızlıklarına günden güne bir yenisi eklendi. Bulunduğu odanın mimarisinin çok kötü olduğunu ve karbondioksitin oranının yüzde 75 olduğunu belirten Öcalan, avukatlarına Başbakanlık, Tabipler Odası, CPT ve AİHM’e gerekli başvurular yaparak zehirlenme riskine karşı inceleme yapmaları için girişimde bulunmaları gerektiğini söyledi. 7 Mart 2007 tarihinde avukatları ile gerçekleştirdiği görüşmede sağlık durumu ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Öcalan, İmralı Adası’na aralarında birisi profesör iki doktorun gelip açıklamalarda bulunduğunu söyledi. Heyetin kan, idrar ve saç örneği aldığını açıklayan Öcalan, tutulduğu odanın bir yıl önce boyandığını ve zehirlenmenin duvar boyalarından kaynaklanmış olabileceğine işaret etti. Bu gelişmelerin hemen ardından ise Öcalan’a 2007 Nisan ayı içerisinde 20 günlük hücre cezası verildi. Öcalan bir yandan giderek çeşitlenen sağlık sorunları ile boğuşurken, diğer yandan ise bu sağlık koşulları içerisinde 20 gün tecrit içerisinde tecride maruz kaldı. Öcalan’a yapılan uygulamalar bununla da sınırlı kalmadı. Öcalan’a 2008 yılının Temmuz ayında bu kez de fiziki yönelimde bulunuldu. Saçları kendi istediği dışında kazıtılarak fiziksel işkence uygulanan Öcalan, Ekim 2008 tarihinde ‘tabutluk’ olarak nitelendirdiği hücresinde arama yapılmak bahanesiyle yere yatırıldı ve hücresi arandı. Avukatlarıyla yaptığı görüşmeler dayanak yapılarak, Öcalan hakkında disiplin soruşturmaları da yürütülerek hücre cezası uygulaması yoğunlaştırıldı. Özelikle 2008 yılı içerisinde 120 günü bulan sürelerle hücre cezası uygulandı ve bu süre zarfında ailesi ile görüştürülmedi.

Tecritten diğer tutuklular da etkilendi

Ada’daki ağır tecrit politikalarından İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne konulan Şehmuz Poyraz, Cumali Karsu, Hakkı Alkan, Hasbi Aydemir ve Bayram Kaymaz adlı tutuklular da nasibini aldı. 27 Nisan 2011 tarihinden itibaren 5 tutuklunun avukatları ve aileleri ile yaptıkları görüşmeler de kayıt altına alınmaya başlandı. Uygulamayı protesto eden 5 tutuklu, avukat görüşmelerine çıkmama kararı aldı. Hem ses kaydını yapan cezaevi görevlisi hem de ses kayıt işlemi kararını veren infaz hâkimliği hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran 5 tutuklu, Adalet Bakanlığı’na yazdıkları dilekçede ise infaz kanununun böylesi bir uygulamayı düzenlemediği için yasadışı bir uygulama olduğunu belirtti.

Avukatları da nasibini aldıTürk Başbakan Erdoğan’ın “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. Bu avukatlar İmralı’dan talimat alıyorlar” açıklamalarının hemen ardından ise ‘KCK operasyonları’nın hedefi bu kez Öcalan’ın avukatları oldu. 139 gündür müvekkileriyle görüştürülmeyen Asrın Hukuk Bürosu’na bağlı 36 avukat tutuklandı. Aslında Asrın Hukuk Bürosu avukatları 2004 yılından bu yana da yargı kıskacı altında. Avukatların basına verdiği demeçler dahi dava konusu yapıldı. 1999 yılından 2005 yılına kadar açılan davalarda verilen “avukatlıktan men” cezaları 2005’ten sonra Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklikle hapis cezalarına dönüştürüldü.

300 dava açıldı 43 yıl hapis cezası

Haklarında 300’e yakın dava açılan Asrın Hukuk Bürosu avukatları bugüne kadar toplam 43 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Avukatlara verilen cezalara, “PKK içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmadan örgüte yardım etmek” iddiası gerekçe yapıldı. 2004 yılında Öcalan’ın avukatları arasında yer alan Aysel Tuğluk, Mahmut Şakar, İrfan Dündar, Doğan Erbaş, Bekir Kaya, Muzaffer Akad, Ayla Ata Akad, Okan Yıldız, Fırat Aydınkaya, Aydın Oruç, Devrim Barış Baran, Mahmut Vefa, Ahmet Avşar, Aydın Oruç, Hatice Korkut ve Türkan Aslan olmak üzere 16 avukat hakkında dava açıldı. 16 avukata da 1 yıl 6 ay süreyle “Öcalan’ın avukatlığından men” cezası verildi. 2004 yılında başlayan men cezaları 2005 yılında da olduğu gibi devam ederek, tam 12 avukata görüş yasağı getirildi. 2007 yılında ise avukatlar İbrahim Bilmez, Osman Aktaş, Süleyman Kaya 5237 sayılı TCK’nin 314/ 2. Maddesi kapsamında bir yıl yasaklama kararı alırken, 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da Aysel Tuğluk’a 1 yıl süreyle İmralı Adası’na gitmeme cezası verildi. Aynı yıl içerisinde açılan ikinci davada, Tuğluk’la birlikte İrfan Dündar ve Fırat Aydınkaya’ya birer yıl Öcalan’la görüş yapmama cezası verildi. 2008 yılında da cezalardan nasibini alan avukatlar Ebru Günay, Baran Pamuk ve Hatice Korkut’a birer yıl görüş yasağı getirildi. Karşılaştıkları yargı kıskacından 2010 yılında da kurtulamayan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Çiçek, Ömer Güneş, Muharrem Şahin, Fuat Çoşacak, İbrahim Bilmez, Asiye Ülker, Servet Demir ve Muhdi Öztüzün hakkında davalar açıldı.

Zihniyet ‘havayı-gemiyi’ bozdu

Avukatlarıyla haftada bir görüşme hakkı bulunan Öcalan’ın görüşmelerinin engellenmesi, hiç bir zaman siyasi gelişmelerden bağımsız olarak gelişmedi. Öcalan sadece son üç yılda avukatlarıyla 66 kez görüştürülmedi. Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi, 2008 yılında 21, 2009’da 11, 2010’da 17 kez kimi zaman “hava muhalefeti”, kimi zaman “koster arızası” ve kimi zaman ise hiçbir gerekçe gösterilmeden engellendi. Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmelerin engellendiği tarihlerin ise Türkiye’de Kürt sorununda önemli gelişmeler ve krizlerin yaşandığı dönemlere denk gelmesi dikkat çekti. 2008 yılında, sınır ötesi operasyonla Kürt sorununda tasfiye politikası devreye konuldu. 2009 yılında, 29 Mart yerel seçimlerinden sonra Kürt siyasetçilerine dönük “KCK” adıyla operasyon başlatıldı ve bugüne kadar da sürdürülüyor. 2010 yılında, tek taraflı eylemsizliklere yanıt verilmedi ve askeri operasyonlar ile çatışmalar tekrar tırmandırıldı. 27 Temmuz’da avukatları ile yaptığı görüşmede “Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum” uyarısında bulunan Öcalan 139 gündür ağırlaştırılmış tecrit altında.

CPT’den 4 rapor yüzlerce tavsiye

İmralı’da uygulanan kişiye özel hukuksuzluk, tecrit ve izolasyon politikaları kimi zaman Avrupa Konseyi (AK) İşkenceyi İzleme Örgütü’nün de (CPT) İmralı Adası’nı ziyaret etmesine sebep oldu. CPT, İmralı Cezaevi’ne ilk ziyareti 1999 yılında gerçekleştirdi. 27 Şubat- 3 Mart 1999 tarihleri arasında CPT heyeti tarafından yapılan ziyaretin ardından açıklanan ve 49 maddeden oluşan raporda, Öcalan’ın gözaltı sürecinde yaşananlar dâhil, birçok konuda yaşadıklarına ilişkin dönemin hükümetine tavsiyelerde bulunuldu. Raporda öne çıkan tavsiyelerden birisi, “Öcalan’ın yüksek güvenlikli rejim altında, ıssız bir mekânda ve tek başına tutulmasının zihin sağlığı üzerindeki potansiyel olumsuz etkiler yaratacağı, bu olumsuzlukların giderilmesi için ek tedbirlerin alınması gerektiği” oldu.11 Eylül 2001’de ABD’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra başlangıçta Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle haftada iki kez yaptığı görüşmeler haftada bir güne, ardında da iki saatlik görüşmeler bir saate indirildi. Ardından ise “Kosterin bozuk” veya “Hava muhalefeti” gerekçe gösterilerek haftalarca görüşmeler engellendi. Bu gerekçeler ile Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmeler iki-üç ayda bir yapılır oldu.

CPT heyetinin ikinci İmralı ziyareti 16-17 Şubat 2003 tarihlerinde gerçekleşti. Öcalan’a uygulanan izolasyonun son bulmasının gündemleştirildiği raporda Öcalan’ın avukatları ve ailesi ile yapılan görüşmelerin çeşitli gerekçelerle engellenmesinin giderilmesi noktasında tavsiyeler yer aldı.
CPT’nin İmralı’ya yaptığı üçüncü ziyaret ise Öcalan’ın zehirlendiği iddialarının gündemleştiği döneme denk geldi.19-22 Mayıs 2007 tarihleri arasında yapılan ziyaretten bir yıl sonra yazılan ve ağır metaller ile zehirlenme iddialarına dair bulguları içeren raporun ileriki bir tarihte açıklanacağı kaydedildi. CPT Yürütücü Sekreter Vekili Fabrice Kellens ve Cenevre Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü ve uzman psikiyatrist Timothy Harding ile iki mütercim tarafından gerçekleştirilen ziyaretin ardından yayınlanan raporda, Öcalan’ın cezaevindeki maddi koşullarının CPT’nin 4 yıl önceki ziyaret zamanı ile karşılaştırıldığında, ya hiç bir şekilde değişmemiş ya da çok az değişmiş olduğuna vurgu yapıldı.

Son rapor geçen yıl açıklandı

CPT’nin İmralı Cezaevi ile ilgili hazırladığı son rapor ise 2010 yılında açıklandı. İnşa edilen yeni cezaevinde 5 tutuklu ile birlikte kalan ve Öcalan’ın “Tabutluk” diye nitelendirdiği cezaevinde Öcalan’ın hücresinde gün ışığına erişimin iyileştirilmesi için gerekli adımları atmasının tavsiye edildiği raporda, İmralı Cezaevi’ne nakledilen diğer tutukluların da daha önce kaldıkları F-Tipi cezaevlerinde hücre dışındaki egzersizde birbiriyle görüşmesine izin verildiğinden bu kişilere burada da izin verilmesi gerektiği belirtilmişti. Raporda ayrıca Öcalan’ın aile üyeleriyle telefon görüşmesi yapmasına izin verilmesi konusundaki tavsiye de bir kez daha yinelenmişti.

CPT ve AİHM 139 gündür sessiz

12 yıllık süre içinde, her kritik dönemde avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan, bu hakkı ise 138 gündür tamamen elinde alındı. Türk Başbakan Erdoğan ve ardından da danışmanı Yalçın Akdoğan’ın yaptığı “İmralı’da yeni düzenleme yapılacak” açıklaması ile tecridin siyasi kararla ağırlaştırıldığı yorumlarını bir kez daha doğruladı. Avukatlarının başvurularına ve Avrupa’daki Kürtlerin eylemlerine rağmen daha önce İmralı Adası’na ziyaretlerde bulunan CPT’nin bu kez sessizliği dikkat çekti. “Siyasi tecride” ilişkin harekete geçen Asrın Hukuk Bürosu avukatları Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’ne (CPT) inceleme talebiyle iki defa başvuru yaptı. 2011 yılı içerisinde Haziran, Temmuz ve Ağustos ayında gerçekleştiremedikleri 6 görüşmeyi hazırladıkları raporla CPT’ye sunan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, kurumdan İmralı’ya bir heyet göndermesini istedi. Avukatlar, Öcalan’la görüşmelerinin “koster bozuk” ve “hava muhalefeti” gibi gerekçelerle engellenmesinin bir devlet politikası olduğunu belirterek, yaptıkları başvurunun aynı zamanda kamuoyuna duyarlılık çağrısı olduğunu söylemişti.

Avukatlar Strasbourg’a gelmişti

CPT ile yaptıkları ikinci görüşmeleri ise tecridin 65. gününde yani 27 Eylül tarihinde Strasbourg’da gerçekleşti. Avukatlar, 65 gündür yapamadıkları görüşmeler için yaptıkları 17 başvuru reddedilmesi ve İmralı Adası’na çektikleri telgrafların ulaşıp ulaşmadığı konusunda ise, herhangi bir cevap verilmemesi üzerine Fransa’nın Strasburg ketinde bulunan CPT yetkilileri yüz yüze görüşüp, Öcalan üzerindeki tecridi yetkililere anlattı. Avukatlar görüşmelerinde CPT’nin kendi mekanizmalarını kullanarak, girişimlerde bulunması ve bir heyeti İmralı Cezaevi’nde incelemelerde bulunması amacıyla talep etti. CPT’ye başvuruda bulunan avukatlar 9 Eylül tarihinde gerçekleştirmedikleri görüşmenin ardından AİHM’e başvuracaklarını açıkladı. Tüm bu girişimlere ve heyet taleplerine rağmen 139 gündür derinleşen tecrit içerisinde avukatların yaptığı hiç bir başvuruya yanıt vermeyen uluslararası insan hakları örgütleri, izlemekle yetiniyor.-Yeni Özgür Politika

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.