Dünün Şakisi, Bugünün Teröristi...
Basından Seçmeler / 20 Kasım 2011 Pazar Saat 12:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Seyit Rıza’nın idam edilişinin yıldönümündeyiz. İdamı tamı tamına bir toplumun linç törenidir.

Seyit Rıza’nın idam edilişinin yıldönümündeyiz. İdamı tamı tamına bir toplumun linç törenidir. Kendisinin, oğlunun ve on binlerce Dersimli’nin şahsında bir kıyımdır yaşanan. Bu yüzden büyük bir “ayıptı, zulümdü, günahtı”...

Bugünlerde CHP’liler tartışıyor. Mustafa Kemal ve CHP katliamdan sorumlu mu değil mi? Çok saçma bir tartışmanın tam ortasında kendimizi görüyoruz. Dersim’de olan tamı tamına bir devlet katliamıdır. Mustafa Kemal de, İsmet İnönü de, Kazım Karabekir de, o dönemin askeri, siyasi, bürokratik tüm yetkilileri de sorumludur. Çünkü katliam münferit, lokal bir olay değildir. Şeyh Sait İsyanı sırasında ve sonrasında Muş, Diyarbakır, Bingöl, Mardin, Adıyaman, Elazığ bölgesinde on binlerce insanın öldürülmesi, yüz binlercesinin tehciri, binlerce köyün yakılması nasıl münferit değilse; Ağrı İsyanı sırasında ve sonrasında on binlerce kişinin öldürülmesi, yüz binlercesinin tehciri, Zilan Deresi’nde cesetlerin “lebeleb dolması” nasıl münferit değilse...

Yüzleşmekten söz ediliyor. Tunçelliler Dersim’le yüzleşemezler, ataları katledilmişse bile... Çünkü onlar katliamı “onur” sayanları alkışlayacak kadar kimliksizleşmiş, insanlıktan çıkmışlar.

“Niye yüzleşmiyorsun?” diyerek, katliamı güncel polemik malzemesi haline getirmekten başka bir şey yapmayanlar da yüzleşemezler. Çünkü onlar, bugün olanlarla geçmiş arasında paralellik kuramayacak, kurmak istemeyecek, hatta geçmişi tekrarlayacak kadar gaddar bir politik duruşun sahipleridirler. Eğer böyle değilse, “Ben arşivlerle Dersim katliamını kimlerin yaptığını gösterdim” diyen Başbakan, “Evet, ben devletçiyim” dediği için “Özür diliyorum” da diyebilmeliydi. Demiyor, demeyecek de...

Bırakın özrü, eğer samimi olsalardı, 73 yıl önce 95 köylünün katledildiği Zini Gediği Katliamı ile ilgili skandal bir karara imza atılmazdı. Torunları katledilen dedelerinin mezarlarının açılması için Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Bir süre önce savcılık, mezarın açılması yönündeki talebi, “Dersim Katliamı’nın ‘asayiş sorununa ilişkin bir olay’ olduğu, soykırım denemeyeceği ve zaten zamanaşımına girdiği’ iddiasıyla reddetti.

Katliamcılar da “asayiş sorunu” diyorlardı, bugünküler de Kürt sorununa “güvenlik meselesi” diyorlar. Kelimeler değişti, başka da hiçbir şey değişmedi...

Radikal Gazetesi, dün çarpıcı bir fotoğraf yayınladı. Fotoğrafta Dersim’de katledilen bir “şaki”nin kellesini ellerine alarak poz veren askerler görünüyor. Dünkü “asayişçi”nin bu hali, bugününkü “güvenlikçi”nin resmiydi aslında.

İkinci bir fotoğrafa iyi bakın ve ne demek istediğim gayet iyi anlaşılır. İkinci fotoğraf 1990’lı yıllarda sık sık yaşanan bir manzaradan ibaret. Tıpkı Dersim’de sık sık yaşandığı gibi.

12 Eylül 2011’de Şemdinli’de çıkan çatışmanın ardından yaşamını yitiren 2 “terörist” (PKK’li) iplerle sürüklenerek, adeta bir kurban töreninde sunulurcasına “Vatan bir bütündür bölünemez” yazısı ve Mustafa Kemal’in büstünün önünde sergileniyor.


Hakkâri Valisi, Şemdinli’deki kurban töreni için şöyle demişti: “Halkın içinde sürüklemek gibi veyahut bir fiziksel davranış cesetlerin üstünde olmamıştır. Devletimizde zaten böyle şeyler yoktur.” Geçmişte Dersimlileri “şaki” görenler ile bugün Kürtleri “terörist” (hatta bazıları hâlâ “şaki” diyor) görenlerin devletinde bal gibi “böyle şeyler” oluyor.

Bugün Kürt sorunu, Ortadoğu’daki gelişmeler tartışılıyor. Anlaşılan o ki, hükümet meseleye konjonktürel yaklaşıyor, yani mevcut gelişmeler çerçevesinde Kürt sorununu “güvenlik” politikalarıyla ortadan kaldırabileceğinin hesabını yapıyor. Oysa deminden beri bahsettiğimiz konular, konjonktürel olmayan tarihsel bir sorunu yaşadığımızı gösteriyor. İşte Dersim Katliamı için CHP’ye “Yüzleş” çağrısı yapan hükümet de bu yüzden gerçeklerle yüzleşmiyor.

Ve bir not: İnsan olmanın niteliklerinin yitirildiği sürüleşmiş kalabalıklar üzerine bina edilen linç kültürsüzlüğünü, güncel politik gelişmeler çerçevesinde oldukça iyi bir dille “Habiba” adlı romanında işleyen M. Ender Öndeş, bugün TÜYAP Kitap Fuarı’nda Belge Yayınları standında kitabını imzalıyor. Linç kültürsüzlüğünü işleyen kitap Belge Yayınları’nın kurucusu Yazar Ragıp Zarakoğlu’nun tutuklanmasına dayanak yapılan bir kitap aynı zamanda.

Ayrıca Kürt sorununda son 11 yılda nelerin olup bittiğini en iyi işleyen kitaplardan birisi olan “Kürt sorunu ve PKK - Tasfiye mi, çözüm mü” kitabının yazarı Yüksel Genç de fuarda Aram Yayınları standında kitabını imzalayacak...-Özgür Gündem

Nuri Fırat

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   



Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.