Seyid Rıza: Onurlu Bir Direnişin Öyküsü
Kürdistan Tarihi ve Dili / 19 Kasım 2011 Cumartesi Saat 07:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Seyid Rıza (1863’de’de Dersim’in Lirtik köyünde doğdu. Ancak doğum tarihi kesin bilinmiyor.

Seyid Rıza (1863’de’de Dersim’in Lirtik köyünde doğdu. Ancak doğum tarihi kesin bilinmiyor. 1937’de idam edildiğinde, 75 yaşından küçük olmadığı 80’in üzerinde olduğu söylenir. İlerlemiş yaşı, yasalara göre idamına engeldir. Yaşı küçültülür ve öyle idam edilir. Seyid Rıza’nın bu yaş küçültme davasında şöyle bir olay yaşanır: Muhundulu Seyid Uşen (Hüseyin Doğan), S. Rıza’nın yaşını belirleme davasında tanık olur. Tanık Seyid Rıza’nın yaşının (yaşının idamı sağlayan yaştan) küçük olduğunu söyler. Dava yargıcı, yaşı küçültülen Seyid Rıza’ya, tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorunca, Seyid Rıza, işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir:

-Tanık, benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve yasa da bunu kabul ediyorsa, benim itirazım olmaz.
Seyid Rıza Dersim’in ileri gelenlerinden Seyid İbrahim’in oğludur. Seyid İbrahim eğitimini Nuri Dersimi’nin atalarından Mehmet Ali Efendi’den gördü. Seyid Rıza, Seyid İbrahim’in dört erkek çocuğunun en küçüğü idi. Babası onun, yetenek ve cesareti yanında bilgeliğini sezmiş olmalı ki aşiret yönetimini ona bırakır.

Seyid Rıza Şex Hesenan aşiretinin yukarı Abbasan koluna mensuptu. Şex Hesenan aşiretinin atası Şex Hesen olduğu için aşireti de aynı isimle anılmıştır. Şex Hesen’in türbesi Malatya’nın Arapgir ilçesinin Gîkeyîk köyündedir.

Şex Hesen’in soy şeceresi eskiden Güney Kürdistan’da yerleşik bulunan Baxsi Xan namında bir Kürt’e ulaşır. 13.yy.’da Güney Kürdistan’ın Moğol saldırılarına uğraması nedeniyle Şex Hesen’de birçok Kürt aşireti gibi Güney Kürdistan’dan göç ederek Kuzey Kürdistan’ın Dêrsim bölgesine gelip yerleşmiş.

Şex Hesen Dêrsim’e vardığında Kalmemo Sîr’ın dergâhına gelmiştir. Kalmemo Sîr’ın dergâhında hizmetçilik yapan Şex Hesen gösterdiği zekilik ve güzel ahlaklılığı ile Kalmemo Sîr’ın beğenisini sağlamış ve Kalmemo Sîr’ın Kince Sûr adındaki kızıyla evlenmiştir. Kalmam’da ailece çok büyüyen Şex Hesenan aşireti Kalmam’dan Lertîk mıntıkasına yerleşmişler.

Kürt’ler Seyid Rıza’ya Rizo, Rayber ve babasının oğlu anlamına gelen Lace Baboyi ünvanlarıyla seslenirlerdi. Babası Seyid İbrahim’in ölümünden sonra Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşti.

Yumuşak tavrı, bilge sözleri, olayları soğukkanlılıkla halledişi onun “Reyber” (yol gösteren) ve “Bava” (hikmet sahibi) rolünü yüceltir. Bu nedenle halk arasında; “Rıza Reyber” veya “Lace Bavi” gibi değişik isimlerle anılır. Kısa sürede, acılı yaşamın bu diyarında mistik umarın aranan simgesi olur. Ünlü aşiret reisi Diyab Ağa’nın kızı ile evlenmesi, güvenirliği yanında ününü daha da pekiştirir.

Koçgiri Hareketi”nin kaçan iki lideri Alişêr ve Nurî Dersimi, Seyid Rıza’ya sığınır. Seyid Rıza, Dersim aşiret geleneğini sürdürür. Merkezi otorite ile politik bağları olan kimi güçlü aşiret liderlerine uymaz ve onları teslim etmez, bu iki lideri sonuna dek, kellesi pahasına korur. Onu, Dersim aşiretleri lideri durumuna getiren bu dürüstlüğü, mertliği, güvenirliliğidir. Bu iki liderle aynı ideali sürdürdüğünün kanıtı onları koruması ve düşüncelerine katılmasıdır. Seyid Rıza’nın bu iki liderin etkisi altında kaldığı kesin. Nurî Dersimi, Seyid Rıza’dan “saygın bir yurtsever” diye söz eder ve onun ideoloğu olduğunu belirtir.

Nuri Dersimi ;“... Öncelikle memnuniyete değer bir şey varsa, o da Seyid Rıza’nın bütün kuvvet ve kudretiyle ve hakiki bir imamla beni sevmesi ve takdir etmesi ve her türlü hareket arzularımı kayıtsız ve şartsız kabul edilmesi idi.

Seyid Rıza’nın bana bu derecede itimadı, Türkiye hükümet makamlarının zararı dikkatini celbetmiş bulunduğundan, her ne suretle olursa olsun Dersim’den çıkarılmam veya yok edilmem konusunda gizli yöntemlere başvurulduğu da anlaşılmıştı. Malum olduğu üzere Garbi Dersim’de Seyid Rıza umum Şêx Hesanan’ın aşiretleri rehberi ve manevi reisi ve hem de baş evladı bulunuyordu. Pederim Mılla İbrahim’den hususi tahsil görmüştü. Mütefekkir, Milliyetperver ve fıtri zekâsı dolayısıyla Türkiye hükümeti Seyid Rıza’yı umum Dersim’in yüksek bir reisi ve bu suretle beni de Seyid Rıza’nın kati surette ideoloğu tanımakta idi.”

Seyid Rıza’nın 3 oğlu; 1.Şeyusen, 2. Şex Hasan, 3.Bava (Baba)’dır.

Başından itibaren otoritesini kuramadığı Dersim'i ezmek, politik ilhak sürecinde Kemalist burjuvazinin stratejik hedefini oluşturuyordu. Bölge bölge bütün isyan ocakları söndürülerek, Kürdistan istila edilerek Dersim etrafındaki çember daraltıldı. TC, bütün güçlerini Dersim'i imha etmeye seferber etti. 1936'da M. Kemal meclisin açılış konuşmasında "Dâhili işlerimizden en mühim bir safra varsa o da Dersim meselesidir" diyerek, “ezilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” diyordu. 2 Ocak 1936'da yürürlüğe giren Tunceli Kanunu’yla Dersim'in adi Tunceli olarak değiştirildi. General Abdullah Alpdogan Dersim'e vali ve kumandan 3. Umum Müfettişi olarak atandı. Alpdogan'ın Dersim üzerinde her türlü tasarrufa yetkisi vardı. Alpdogan, sıkıyönetim ilan ederek, terör ve idamlara başlayarak Dersim'e asker yığdı. Bu katil elebaşının saldırıları karşısında Dersimliler direniş baglarını güçlendirdiler. Dersimliler Seyid Rıza önderliginde 1937 yılı başında M. Kemal'e bir uyarı bildirisi sunarak "Bütün jandarma ve ordu mensuplarının bölgeden çekilmesini, her türlü imar (askeri amaçli) çalışmalarının (köprü, demiryolu vb.) durdurulmasını isteyip silahlarını koruma hakkı ve vergilerin hafifletilmesi" taleplerinde bulundular. Türk devleti kuvvetleri 1937 ilkbaharından tanklarla toplarla, uçaklarla saldırıya geçtiler. Türk ordu birlikleri, insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmeyi başardılar. Kendi saflarında yer alıp, Seyid Rıza güçlerine karşı çarpışan aşiretleri bile katliama uğratmaları yapılan soykırımın düzeyinin ifadesidir. Savaşta yenemeyeceğini anlayan Türk birlikleri, hileye başvurarak görüşmek için Erzincan'a çağırdıkları Seyid Rıza'yı 15 Eylül 1937'de tutukladılar. 1938 yılında tekil ayaklanmalarla devam eden direniş tam bir katliamla sonuçlandı/yenildi. 60 bin Dersimli katledildi, on binlercesi sürgün edildi. Yüzlerce genç kız, kadın, namusunu teslim etmemek için kendilerini kayalıklardan, Munzur'un suyuna attılar. Kürdün sırtındaki ihanet hançeri bu direnişte de ortaya çıktı. Seyid Rıza'nın yeğeni Rayber, General Alpdoğan'ın talimatıyla, Koçgiri ve Dersim ayaklanmasının kahraman önderi Alişer ve eşi Zarife'yi alçakça bir oyunla öldürüp, başlarını keserek bir çuval içerisinde General Alpdoğan'a teslim etti.

Seyid Rıza, 1937’de kendini savaş içinde bulur. Başına toplar yağar. Beklemediği tepkilerle karşılaşır. Çok güvendiği dostu Alişêr ve eşi Zarife’nin haince katledilmelerine dayanmaz. Uzun ve yoğun süren bir çatışmadan sonra, barış görüşmelerini yapmak için çağrıldığı Erzincan’da 5 Eylül 1937’de tutuklanır. Elazığ’a getirilerek yargılanır. Bu yargılama sonucunu ve Seyid Rıza, darağacına giderken bile, ölümü hiçe sayan biri olduğunu, idamı için Ankara’dan gönderiler İhsanSabri Çağlayangil’in anılarından öğreniyoruz.

Seyid Rıza’nın ailesinin çoğu 1938 Dersim isyanında öldürüldü. Seyid Rıza’ya Erzincan Valisi’nden isteklerinin kabul edileceği haberi ulaşır. İki arkadaşı ile birlikte Erzincan yoluna düşen Seyid Rıza Fırat nehri üzerindeki köprüden geçtikten sonra köprünün karşı tarafında kurulu olan asker çadırındaki askerler tarafından iki arkadaşıyla beraber 5 Eylül 1937’de tutuklanır. Daha sonra beraberinde tutuklanan Rizê Berti ve Sekina’nın çobanı, Seyid Rıza’nın yanındaki arkadaşlarını kurtarmak için onların köylerinin çobanları olduğunu söyler, arkadaşlarının da aynı doğrultuda ifade vermeleri yüzünden her ikisi de serbest bırakılırlar. Seyid Rıza ve 71 yurtsever Elazığ'da yargılandı. Mahkeme heyeti 11 kişi hakkında idam kararı verdi ama çok yaşlı oldukları gerekçesiyle 4'ünün cezası 30 yıla indirildi.

Seyid Rıza, Seyid Rıza'nın oğlu Resik Hüseyin, Şeyhan aşireti reisi Seyid Hüsen, Yusufan aşireti reisi Kamer'in oğlu Fındık, Demenan aşireti reisi Cebrail'in oğlu Hasan, Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan, Mirza Ali'nin oğlu Ali hakkında verilen idam kararları 15 Kasım'da apar topar infaz edildi.
Seyid Rıza ile isyanın önderi konumundaki 11 kişi 18 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda asıldılar.

Seyid Rıza’nın cesedi sonradan bir ziyaret yeri olmasını önlemek için yakılarak, külleride bilinmeyen bir yere gömüldü. Dönemin Emniyet Müdürü olan daha sonra da Adalet Partisi Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil Seyid Rıza'nın idamını anılarında şöyle anlatmaktadır;

"Meydan doluşmuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene'yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı." (Anılarım, Syf.51-52)
Fakat bazı iddialara göre Seyid Rıza son sözlerinde ayrıyeten "75 yaşındayım, şehit oluyorum, Kürdistan şehitlerine karışıyorum. Dersim mağlup oluyor, fakat Kürtlük ve Kürdistan yaşayacaktır, Kürt genci intikam alacaktır, kahrolsun zalimler! Kahrolsun kahpe ve yalancılar." demiştir ve Çağlayangil bunu bilinçli olarak yazmamıştır.

... Aradan aylar geçti, Seyid Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki (Pertek olması gerekir y.n) Murat suyu üzerinde yeni yeni yapılan Singeç Köprüsü’nü açmaya giderek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki; “Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyid Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkarmalarına meydan vermeyelim.” 1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra. Atatürk Pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler “asılacak asılsın” ve Atatürk’ün karşısına Beyaz Donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ Valisi Şükrü Bey, Savcı Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü Sezerli İbrahim Bey, savcı yardımcısı arkadaşıydı.
Şükrü Sökmensüer, “Sivillerden Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden istediklerini al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim Bey’e gittim. Savcı için, “kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil.” dedi.

Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bu konuda adalet Bakanlığından da bir şifre aldığını, ama mahkemelerin Cumartesi tatil olduğunu, tatilde ise sonuç almanın mümkün olmadığını bana bildirdi. Ve ekledi:

“Ben de mahkemeleri etkileyemem.”

Oysa biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyid Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.

Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana, “Sen valiye söyle bu savcı rapor alsın gitsin, ben senin istediğini yaparım.” Dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı, rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. Mahkeme hakimini evinde buldum. Gittiğinde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir, CHP devri. Herkes çekiniyor.

Hakim bana, “ Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak Pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günüde idam hükümlerini yerine getiririz,” dedi.

O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.

Abdullah Paşa, sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da, “ yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş, basmış boş kâğıda imzasını. Yukarıya. “ Abdullah Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi asılacak. Hakime dedik ki: “ Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki.” Hakim, “başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Bende kendilerine sordum:

“Sizin saat 17:00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?”

“Ooo çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz,” cevabını verdi.

“Eee, sondan beş saat ihlal ediyorsunuz da baştan beş saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani Pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü 00.24’ten başlıyor, dedim. Hakim: Elektrikler kesiliyor, dedi. Ona da çare bulduk. Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevi’ne lüksler koyarız. Hakim bu defa ; samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem, dedi. Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem , dedi.

Beni Asmaya mı Geldin?

Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıtırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hakim ilamda idam lafına kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpıtırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Tünne” diye bir vaveyle koptu. Biz Seyid Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyid Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

-Asacaksınız, dedi ve bana döndü:

-Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.

Son sözünü sorduk.

-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.

Bu sırda Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyid Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:

-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akibetine acımak zooor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;

-Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”

Seyid Rıza ile birlikte İdam Edilen Diğer Direnişçiler:

1.Seyid Rıza oğlu Resik Hüseyin

2.Şexanlı Aşiret Reisi Seyid Hüsen

3.Yusufun Aşiretinin Reisi Kamer’in oğlu Fındık

4.Demanan Aşiretinin Reisi Cebrail’in oğlu Hasan

5.Kureyşan Aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan

6. Mirza Ali’nin oğlu Ali

"Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun." (Seyid Rıza)

Seyid Rıza’nın 21 Eylül 1937 de İngiltere'ye Yazdığı Mektup:

Dışişleri Bakanlığına

Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.

Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı.

Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.

Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.

Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.

Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor.

Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor.

Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.

Seyid Rıza

Dersim Başkomutanı

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.