TC’nin Özgür Kürt İradesine Karşı BAAS Partisi ve AŞBETAL (Tasfiye) Taktiği -1-
Dizi Yazı / 09 Ocak 2010 Cumartesi Saat 17:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gelinen aşama itibariyle Güneyli güçlere bazı sorular sormak gerekiyor. Sorulara ne kadar net cevap verilirse, Kürt birliğine ve özgürlüğüne o kadar daha yakın olunacaktır.

Ey Kürt halkı!

Değerli kardeşlerim!

Zulüm ve baskı gören halkım!

Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Allah aşkına artık birbirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin, zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın. Kürt halkının düşmanları çoktur, zorba ve acımasızdırlar. Her halkın, ulusun başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan, uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz kalır, ezilir. Kürtlerin, yeryüzünde yaşayan öteki halklardan eksik bir yanı yoktur. Hatta siz yiğitliğinizle, fedakârlığınızla, baskıdan kurtulan halklardan daha ileridesiniz. Düşman, işinin gerektiği kadarıyla sizi ister ve işi bittikten sonra size hiç acımaz, sizi hiç affetmez. Düşmanlarının baskısından kurtulan halklar da sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için birliklerini sağlamışlardı. Yeryüzündeki tüm halklar gibi artık siz de ezilmeyin. Birlik olursanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz.

 

Kardeşlerim, artık düşmanlarınıza aldanmayın. Kürtlerin düşmanları hangi ulustan ve gruptan olurlarsa olsunlar, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para-pulla sizi karşı karşıya getirirler.

 

Onların Kuran'a el basarak verdikleri söze inanmayın. Size nasihat ediyorum ki yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar; ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız, malınız onlara helaldir…

 QAZÎ MUHAMMED

(Mahabad Kürt Devleti Cumhurbaşkanı)


Giriş

Gelinen aşama itibariyle Güneyli güçlere bazı sorular sormak gerekiyor. Sorulara ne kadar net cevap verilirse, Kürt birliğine ve özgürlüğüne o kadar daha yakın olunacaktır. Sorular ağır da gelse amacımız kesinlikle Güney’in yükünü ağırlaştırmak değildir. Aksine destek olmak ve Kürt kamuoyunda var olan bazı kuşkuları gidermektir. Böylece geleceği ortak paydalar etrafında Ortadoğu’da inşa etmektir.

 

Nedendir bilinmez, Kürtler birbirlerine sordukları sorulara çoğunlukla net cevaplar vermezler. Birbirlerine güvenmediklerinden mi? Yoksa başka amaçları mı var? Ya da hala kendilerini zayıf gördüklerinden midir acaba? Bu tür sorular çoğaltılabilir ama giriş için bunlar yeterlidir.

 

Kürt halkı için netleşme hava ve su kadar önemlidir. Küçük Kürt örgütleri, büyüyen Kürt örgütlerinin yenilmesini, dağıtılmasını umut etmemelidir. Varsa farklı talepleri bunları sömürgeci-iktidar güçlerine yapmalıdır. Hangisi olursa olsun sömürgeci-iktidar güçlerine karşı büyüyen Kürt partilerine saygıyı elden bırakmamak gerekir. Taleplerini uygun kulvarda birbirlerini zayıflatmayacak şekilde yapmaları daha doğru olmaz mı?

 

Kürt Özgürlük Hareketi Her Şeye Hazırlıklı Olmalı

Kürtlerin ve özelikle Kürt Özgürlük Hareketinin önümüzdeki süreçte  her türlü soruya hazırlıklı olması,  buna göre yeni taktikler ve politik stratejileri  açık ya da gizli organize etmesi önemli olacaktır. Türk derin devletini temsil eden Türk ordusu, Kürt Özgürlük Hareketine karşı zafer ilan etmek için kendisinin doğurduğu gayrı meşru çocuğu  olan  AKP hükümetinin göstermelik şamarlarını bile “mazlum” rolüne bürünerek kabul eder görünmekte ve dünya kamuoyunu aldatmaktadır. “İşte görün, ben siyasete hakim değilim, siyaset artık bana hakim, yatak odama bile giriliyor. Onun için bizim hükümet sizlerden ne isterse verin, özelikle Kürt Özgürlük Hareketine yönelik bütün taleplerini kabul edin.” demeye getirmektedir.

 

Kozmik Oda Aramaları, Devlet Suçlarını Örtme Politikasıdır

Sadece son bir yılı kapsayan bir aramanın hakim tarafından kozmik odalarda yapılmak istenmesi ve bunun Türk kamuoyunca büyütülmesi aslında Türk derin devletinin bir taktiğidir. Soruşturma derinleştirilmediği ve Kürdistan’da işlenen karanlık cinayetler açığa çıkartılmadığı sürece Kürtler nezdinde fazla anlamı olmayan “sanal bir operasyon” olarak kalmaya devam edecektir. Dünyanın değişime doğru gittiği, soğuk savaşa dair eski defterlerin açılmak suretiyle tümden kapatılmak istendiği -ki ABD aldığı en son bir kararla soğuk savaş dönemine ait eski arşivleri kamuoyuna açacağını açıklamıştır- bir süreçte bunun Türkiye gibi ülkelere yansımasının nasıl olacağını herkes merak etmektedir. Aslında Türkiye’nin “kozmik odalarını” tartışmaya açmasını, soğuk savaş döneminde işlediği uluslar arası suçları örtme ve şimdiden bunun önünü kesmeye dönük çok iyi hazırlanmış bir manevra olarak değerlendirmek gerekmektedir. Türkiye değişen dünya koşullarına göre kendisine son yedi yıldır bir rol biçmeye çalışıyor. Kendisine Batı tarafından bu rolün verilmesi için tehditlerde bile bulundu. “Eksen değiştireceğim” tartışmalarını bunun için yaydı. Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etme karşılığında “siyasal fahişe” gibi herkesle yatıp kalkmaya aday olduğunu gösterdi. Bu rolü de, gereğini en iyi yapan AKP ve Erdoğan hükümetine verdi ve yaptırdı. Türk derin devletini temsil eden ordu, bu yeni değişen dünya durumunu önce kabul etmek istemediyse de politik şartların bunu zorunlu kıldığını görünce kabul etti. Onun için tümden karşı çıkmak yerine değişimi lehine dönüştürmek için “tanrılara kurbanlar vermeyi” kabul etti. Kurbanları kabul eden tanrılar bir ağa gibi AKP’yi onun emrine verdiler. Türk ordusu emrinde bulunan böyle bir ağayı dünya ve özelikle Avrupa kamuoyunu kandırmak için çok iyi kullanmaktadır. Zorunlu olarak değişime uğrayan Türk sistemi, yeni siyasal ve askeri ilişkilerin düzeltilmesi sürecinde Türkiye’deki bazı sözde liberal-demokratların “demokrasiye giriş-gidiş” propagandası olarak sürekli işlenmeye başlandı.

 

Oysa Türkiye’nin ne kadar demokratik ve özgür olduğu, Kürtlerin Türkiye’de ne kadar demokratik ve özgür yaşadığı ile ölçülür. Türkiye’nin demokrasi ölçüsü Kürt halkının durumudur! Onun için Kürtler ne kadar demokratik ve özgür ise Türkiye de o kadar demokratik ve özgürdür. Türkiye’de bir aydının, gazetecinin, sanatçının, hakimin, savcının, siyasetçinin, bürokratın, başbakanın ve genelkurmay başkanının ne kadar demokrat olduğu, ne kadar insan haklarını savunduğu, ne kadar hukuk ve adaleti istediği, Kürdistan ve Kürt Özgürlük Hareketine gerçekçi ve doğru bakışıyla ölçülür. Kürtler bunu böyle görmektedir. Dünya kamuoyu da artık bunu böyle değerlendirmeye doğru gitmektedir. Bütün Türk aydınlarının ve Ortadoğu kamuoyunun bunu bilmesi gerekir. Kürtler sadece Türkiye’nin değil, artık Ortadoğu’nun da demokrasi ve özgürlük ölçüsüdür. Onun için Ortadoğu’nun ne kadar demokratik ve özgür olduğunu anlamak için Kürtlerin özgürlük derecesine bakmak yeterli olacaktır.

 

Kürtlere Zorla AKP Gömleği Giydirilmeye Çalışılıyor

Türk devleti değişen yeni dünyanın ekonomik dengelerine göre değişmek zorundadır. Eski kapalı tarzlarda yürütülen politikalar, bugünkü teknik gelişmeler sayesinde artık açık yapılmak zorundadır. Kendilerini kapalı sistemler ve gizli-kirli ilişkiler üzerine inşa etmiş Türkiye gibi devletler ise hala geçmişin kirli ilişkilerinin hayali ile düşüp kalkmaktadırlar. Kirli ilişkilerle düzenlenmiş ve örgütlendirilmiş 80 yıllık cumhuriyet tarihinin gömleğini Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi yırtıp atmıştır. 80 yıllık cumhuriyet ve derin devleti olan ordusu geçmişte olduğu gibi “dinci” yanı ağır basan AKP ve Erdoğan hükümetini, ABD’nin desteği ile sahneye sürmüştür. Kürtlere zorla AKP gömleği giydirilmek istenmektedir. Türk derin devleti ve ağababaları böylece 80 yıl daha Türkiye devletinin ömrünü uzatmak istemektedir. Türkiye’yi demokratik tarzda değiştirmek yerine, AKP aracılığı ile restore etmeye çalışıyorlar.

 

Kürtler, Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliği sayesinde bütün bu oyunları görüp deşifre ettiğinden dolayı hedef tahtasına konulmak istenmektedir. Saldırılar yapılmaktadır. Kürtler kurbanlık koyun olmadıklarını, 15 yaşında kandırılacak bir kız çocuğu olmadıklarını bilinçli, hak ve taleplerinde netleşmiş ve bunun sonucunu çok iyi bilen bir halk olduklarını dünya aleme beyan etmişlerdir. Kim olursa olsun, artık kim Kürtlerin haklarını kabul ederse, özgür Kürt iradesini muhatap alırsa gerçekten Kürt halkının ulusal demokratik haklarının arkasında olduğunu pratiği ile gösterirse Kürt halkı onu destekleyecek ve ilişkilenecektir. Aksi taktirde “işte ben diğerleri gibi değilim, beni destekleyin, sonra sizin için bir şeyler düşünürüz” diyen Gülen Ergenekonu ve temsilcisi AKP’yi desteklemek zorunda değildir. Kimse Kürtlerden, ille de bir tarafı tutmasını istememelidir. Hangi taraf çıkıp, biz pratikte Kürt halkını resmen kabul edip  ulusal demokratik ve özgürlük haklarını tanıyacağız ve bunu pratiğimizle ortaya koyacağız derse, Kürtler o tarafı tutacaktır.

 

Kürtler çok daha önceleri, onurlu barış ve demokrasi için gerekirse şeytanla da görüşürüz demişti. 80 yıllık Türk cumhuriyeti, Kürtleri sürekli bir tarafa mecbur ederek tasfiye etmiştir. 1920’lerde ulusal kurtuluş savaşı taraftarı, ardından  İslamcı Kazım Karabekir ve laik Atatürk arasında sıkıştırılmışlardır. Eğilim olarak Kazım Karabekir tarafına kayan Kürtlere 1925’ten 40’lara kadar tasfiye dayatılmış, kızıl katliam yöntemiyle tasfiye edilmişlerdir. Ardından Kürtler kendi taraflarına çekilmeye zorlanmıştır. En bariz örneği o günün AKP’si olan Adnan Menderes ve Demokrat Parti dönemidir. Menderes ve Demokrat Parti Kürtleri tanıyacak ve haklarını verecek denilmişti. Tıpkı bugünkü Erdoğan ve AKP’ye bazı Kürtlerin beslediği umut gibi!

 

Erdoğan ve AKP, Menderes ve DP’nin Günümüze Uyarlanmış Halidir

Söz konusu süreçte karşılıksız bir-iki güzel söz ve hareket karşılığında bütün Kürt umudu Menderes’e kanalize edilmişti. Çünkü Menderes askere karşı gibi görünüyordu. O dönemde CHP’nin sert muhalefetine rağmen 6 Haziran 1950’de “darbe planladıkları gerekçesiyle” başta genelkurmay başkanı Nafiz Gürman olmak üzere, bütün üst  komuta kademesi dahil 15 general ve 150 albayı resmen emekliye sevk etmişti. Yine Türkçe okunan ezanın Arapça okunmasına izin verdiler. Said-i Kurdi’yi (Nursi) ziyaret etmesi ayrıca onu halk arasında popüler kılmıştı. Cumhuriyet tarihinde birçok ilke imza atan Menderes’ti. Bugünkü AKP, Menderes’in mirasını göz ardı ederek kendisinin Türkiye’de birçok ilke imza attığı illüzyonlarını sahnelemektedir.

 

Unutulmaması gereken bir nokta da o dönemin Irak ve Afganistan’ı olan Kore savaşına Türk tugayı gönderip, bunun sonucunda Türkiye’yi NATO’ya üye yapmasıdır. Bugün AKP ve Erdoğan hükümetinin yargı ve hakimler eliyle yeniden restore etmek için girdiği Özel Harp Dairesi ya da Seferberlik Tetkik Kurulunun kozmik odalarını daha o süreçlerde Adnan Menderes ve partisi Demokrat Parti yapmıştı. Kıbrıs’ta Rumlara, Irak ve Kuzey Kürdistan’da Kürtlere karşı gizli karanlık kontrgerilla yöntemlerini uyguladı. Kamuoyu tarafından bilinen bu merkezin gizli olan diğer merkezlerini ve kozmik odalarını nedense AKP hükümeti ve Erdoğan, dillerinin ucuna bile getirmemektedirler! Çünkü AKP sadece kendisine dokunan bölümleri açmak istiyor. Daha derine girerse “Fethullah Gülen tarikatı ile Veli Küçük Ergenekonu kardeşliğine” dokunmuş olacak. Ne gariptir ki o dönem Özel Harp Dairesinin (o dönemki adıyla Seferberlik Tetkik Kurulu) Türkiye’de kurulmasına muhalefet eden CHP, bugün bu merkezlerin kozmik odalarının aramasına karşı çıkmaktadır! Roller yeni versiyonlarla çok iyi planlanmıştır.

 

Kabak yeniden Kürtlerin başında patlatılmak isteniyor. O dönem “49’lar olayı” ile gündeme gelen bazı hümanist Kürt aydınlarının gösterdiği tutum, az daha idamlarıyla sonuçlanıyordu. Oysa Türk derin devleti ve dış bağlantıları, Türkiye’ye giydirmek istedikleri gömleği yeniden dikmiş ve üzerine geçirmekle uğraşıyorlardı. Bu gömleği sabaha karşı saat 4’te 1960 darbesinin bildirisini radyoda okuyan, CIA tarafından eğitilen ve görevlendirilen kurmay albay Alparslan Türkeş, Menderes’e 17 Eylül 1961’de idam sehpasında giydirdi. O dönem ABD’nin gözdesi Alparslan Türkeş’tir. Türkeş ABD’ye götürülüp orada eğitilir. Sonra Ortadoğu, Asya ve Sovyetler’e bağlı Türkî cumhuriyetlerde ona gizli rol verilir. İstihbarat toplar, silahlı provokasyonlar ve komplolar gerçekleştirir. Türkiye içinde ve dışında efendilerinin her türlü ihtiyacını karşılar. Öldüğünde ise İsviçre bankalarında kaynağı belli olmayan milyonlarca doların Alparslan Türkeş hesabına yatırıldığı, miras kavgasıyla gün yüzüne çıktı!

 

Türkeş’in Görevi Fethullah Gülen’e Verildi

Alparslan Türkeş’e verilen görevi bugün Fethullah Gülen devralmıştır. ABD’ye giden Fethullah Gülen eski düzenin yeni bir versiyonu gibi bu defa dincilik, istihbarat okulları ve medya gücüyle aynı görevi daha “profesyonelce” yapmaktadır. Kürtler, onların zehre bandırılmış tatlı dillerine inanıp peşlerinde savrulup gidecekler mi, yoksa bedeli ne olursa olsun iradeli, gerçekçi, bağımsız ve özgürlükçü çizgide devam mı edecekler? Yoksa Fethullah Gülen tarikatı ve siyasi temsilcisi AKP-Erdoğan hükümetinin  Mir Dengir Fırat, Beşir Atalay, Hüseyin Çelik, Abdulkadir Aksu eliyle boyunlarına geçirmek istenilen beyaza bürünmüş idam ipine mi başlarını uzatacaklar? Biliyorlar, Kürtlere idamı kabul ettiremeseler onlar idam sehpasına gideceklerdir! Görevleri budur. Kürtleri önce silahsızlandırıp sonra topyekûn soykırıma uğratacaklardır. Onun için varsa yoksa PKK’nin silahsızlandırılmalıdır. Kürt halkının taleplerine bakan kimse yok. Aslında dıştan başka sebepler olsa da Türkiye’de bütün darbeler  Kürtlere karşı yapılmıştır. Beyaz Türklerin ve devşirilen - memurlaştırılan Kürtlerin korkusu daima özgür Kürtler  olmuştur.

 

27 Mayıs 1960 darbecilerinin darbe günü verdikleri demeçler biliniyor. Bir subay 27 Mayıs sabahı ilk iş olarak Silvan’ın en yüksek yerine çıkıp büyük bir Türk bayrağı çekmişti. Eğer darbe olmasaydı belki de şimdi bu Türk bayrağı yerine Kürt devletinin bayrağı sallanıyor olacaktı.

 

1940’tan 1984’e, Hayalet Ülke Kürdistan

Türk devleti ve egemenleri Kürtlere yönelik tarihsel korkularını ifade ederek toplumda sürekli bölünme ve Kürt karşıtı psikolojiyi körüklemişlerdir. Kürtler 1940’tan 1984 yılına kadar Türkiye’ye fırsat vermişlerdir. 40 yıl Türkiye’ye karşı silahı hiç eline almamışlardır. Cılız bazı çıkışlarla birlikte sadece ekonomik olarak bölgelerinin kalkınmasını beklediler. Ama Türk devleti bu süre içinde iç ve diş sorunları bahane ederek Kürtlerin özgürlük, demokrasi ve doğal insani haklarını bile görmezden geldi. Aksine bu süreçte Kürtleri, ‘nasıl daha iyi asimile ederim’ diyerek beyaz katliamlardan geçirdi. Kısmen başarılı olduğu da, bugün PKK’ye “silah bırakın” diyen Kürtlerden anlaşılıyor. O günkü durumlarını bugünle kıyaslamaktan bile aciz olan bazı “Kürt aydınları” ise geçmişten gereken dersi çıkarmamış olsa gerek Kürtlerin silah bırakmasını birinci talep olarak öne sürmektedir! Bunu talep edeceğine, varsa PKK’den daha farklı hedefleri çıkıp Türk devletinden onları istesin! Örneğin “ben bağımsız Kürt devletini istiyorum” desinler, bunun yol ve projelerini sunsunlar. PKK ve HPG’ye karşı durmak yerine, onlardan daha iyi ve doğru yolda olduğunu Kürt halkına kanıtlasınlar. Bahanelere oynamak Kürt aydınlarına, örgütlerine yakışmaz. İnançlı ve çağdaş bir duruşla ölümü göze alarak sömürgecilere karşı durmak gerek! Yoksa gerisi fasa fisodur.

 

Türk devleti Kürtleri savunmasız bıraktıktan sonra vampir gibi dişlerini geçirip kanının son damlasına kadar emmenin gizli ve açık politikalarını AKP ve Erdoğan eliyle yapmaya çalışmaktadır. Eğer Erdoğan, Kürtleri bu yönlü tasfiye eder ve Kürt Özgürlük Hareketini marjinalleştirirse mükâfat olarak ona cumhurbaşkanı veya Türkiye’nin ilk Başkanı olmanın yolunu açacaklardır. Türkiye 40 yıl boyunca silahsız olmalarından dolayı Kürtleri ve Kürdistan’ı inkâr ve imhaya tabi tuttu ve talan etti. Kürtler Kürtlüklerinden utanır hale getirildi! Artık kimse “ben Kürdüm” bile diyemiyordu. Kürt ve Kürdistan gerçeği Türkiye’de yok olmayla yüz yüze kaldı. PKK tarih sahnesine çıkana kadar, bu böyle devam etti.

 

PKK çıkmadan önce cılız da olsa elit bir tabakayla sınırlı ve sadece Kürtçe konuşmak isteyen kişilere karşı Türk devleti çok sert müdahalede bulundu. Onları tıpkı bugünkü KCK davası gibi yargıladı ve tutukladı. Hem de Türkiye’nin “en parlak” dönemlerinde, dönemin AKP’si olan Demokrat Parti ve Adnan Menderes zamanında bunu yaptı. O dönem üniversitede okuyan bazı Kürt öğrencileri ve aydınları, Güney Kürdistan’a destek mahiyetinde ve  cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Kürt karşıtı faşist düşüncelerini protesto etmek amacıyla demokratik yollardan tepkilerini dile getiren bir bildiri hazırlayarak başbakan, cumhurbaşkanı, TBMM başkanı, Diyarbakır baro başkanı ile ABD, İngiltere, İtalya ve Almanya gibi bazı devletlere telgraf şeklinde çekmişlerdi. Telgrafın altındaki “Türkiye Kürtleri” ibaresi nedeniyle adeta fırtınalar kopartıldı. Güney Kürdistan’da mücadele eden peşmerge lideri Mele Mustafa Barzani’nin başarıları karşısında şaşıran Türkiye, hıncını Türkiye’deki Kürtlerden almak istiyordu. Türk cumhurbaşkanı bunun üzerine Türkiye’deki Kürtlerden 1000 tanesinin idam edilmesini ister. İlkesel olarak buna karşı çıkmayan dönemin Tayyip Erdoğan’ı olan Adnan Menderes’i, dönemin Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu “zorunluluktan dolayı” vazgeçirdi. Fatin Rüştü Zorlu’nun “dışarıda Ermeni-Rum meselesinden dolayı itibarımız bozulmuş, buna Kürtleri de eklemeyelim” demesi üzerine daha yumuşak bir plan yürürlüğe konuldu. “Hukukun üstünlüğü ilkesi” ile yani yargı yoluyla Kürtleri idama götürme taktiği izlendi.

 

15 Nisan 1959 tarihli Akşam Gazetesi’nin manşetinden duyurulan bir haberle düğmeye basıldı. “102 üniversiteli Kürt, Kürtlük iddiasında bulundu” denilerek, çekilen telgrafın Türkiye’yi böleceği yazıldı. Gerekenin yapılması için hazırlıklara giriştikleri bir sırada, 31 ağustos 1959 günü Diyarbakır’da yayınlanan “İleri Yurt Gazetesi”nde büyük Kürt direnişçisi Musa Anter’in “Kımıl” adlı Kürtçe şiiri yayınlandı. Kürtler demokratik kanallardan kendilerine yer açmaya ve Türkiye devletine siyasi yollardan mesajlarını iletmenin yolunu seçmişti. Ama Türk devleti bunu affetmedi ve kabul etmedi. Türk basını aynen bugün olduğu gibi göbekten Türk MİT’ine bağlı ve Türk devletinin hizmetinde olan yayınlarıyla adeta Kürtler üzerinde kıyametler kopardı. 6 Eylül 1959 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, “Doğu illerimizden birinin merkezinde çıkan bir gazetede anlaşılmaz sebeplerle Kürtçe bir şiir neşrediliyor” diye yazdıktan sonra, “İnsaf edelim. Bu Doğu ili İstanbul değil ki, 20-30 gazete çıksın da insan meşgul bir gününde hepsine bakamasın. Sonra hadi kendisi bakamadı, o il merkezinin zabıtası yok mu, adliyesi yok mu?” diye açıkça ajanlık yaparken, 19 Eylül 1959 tarihli Ulus Gazetesi ise “Bir soru da benden: Bu gazeteye kim kâğıt veriyor” diye Kürtçe şiir basan gazetenin ekonomik olarak çökertilmesini talep etmekteydi. “Kürtçe şiir şerefimize dokunuyor” diyenlerin sayısı az değildi.

 

Durum Türk devletinin canını o kadar sıkmıştı ki Celal Bayar hemen Diyarbakır Valisi’ne telefon açıp, Musa Anter’in ‘kafasının ezilmesi’ni istedi. Hükümet, bu olaylardan sonra MİT’e emir vererek bir ‘Kürt raporu’ hazırlamasını istedi. Tutuklanması gereken kişiler için bahaneler bulunmasını, savcı ve polislerin bunun alt yapısını hazırlayarak idam edilecek Kürtlerin onayına şimdiden ‘evet’ demeleri kararlaştırıldı. Raporda, 1.000 ile 2.500 kişilik bir Kürt grubunun ‘tenkil’ edilmesi öneriliyordu. Celal Bayar’ın “bin kişiyi sallandıralım” şeklindeki meşhur sözünü bu öneri üzerine yaptığı anlaşılıyordu. “Kürtlerin idam edilmesi”ne prensip olarak karşı çıkmayan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun uyarısı ile 50 kişilik bir idam listesi ile yetinmeye karar verdi. Yani 1950’lerde izlediği CHP karşıtı politikalarla Kürt oylarını DP’de toplamayı başaran Bayar ve Menderes, uluslararası konjonktürün de etkisiyle, bir öğrenci protestosu karşısında devletin iliklerine kadar işlemiş olan Kürt düşmanlığının gereğini yapmaya başlamışlardı. Tıpkı bugünkü AKP politikaları ve  KCK operasyonu gibi! Türkiye’nin dört bir yanındaki tutuklamalar, 17 Aralık 1959 günü başladı. Savcının tutuklama listesinde isim yoktu! MİT kimi öneriyorsa, (şimdi ise Fethullah tarikatı ve Erdoğan kimi öneriyorsa) 50 kişilik listeye onun adı yazılıyor ve tutuklanıyordu. Polisin iddiasına göre Bitlis bağımsız milletvekili Ziya Şerefhanoğlu’nun evinde üzerinde el yazması Arap harfleriyle “Kürt İstiklal Partisi” yazan birkaç sayfalık bir tüzük taslağı bulunmuş, ayrıca bazı üniversite öğrencilerinin üzerinde ve ev aramalarında Mele Mustafa Barzani’nin resimlerine rastlanmıştı. Fakat o dönemler Türkiye’de aktif olarak çalışan bir Kürt örgütü ve silahlı militanları dağlarda yoktu.

 

Tarih Bilinci Dermandır

Bugün Kürtlere “silahlarınızı bırakın gelin Türk adaletine sığının” diyenlere o günleri tekrar hatırlatmak gerekir. Belki “dönemler ayrıdır” diyeceklerdir. O zaman sormak gerek: Kürtlere ve gerillalarına silahları bırakma karşılığında hangi ulusal-demokratik hak garantilerini verebilirsiniz? Varsa böyle garantileriniz açıklayın, Kürt halkı görsün. Kürtlerin kendi mücadele ve direniş emekleriyle elde etmiş oldukları kazanımları, onlara bahşediyormuş gibi yapmakla çocukları bile kandıramazsınız! Türkiye’de Kürtçe bir şiirin yayınlanması hala namlunun ucundadır! Kürtler hala muhatap alınmadığına göre Kürtler inkâr ediliyor demektir. Bu Kürt iradesini kabul etmemektir ve inkârcı zihniyetin devam ettiğinin bir göstergesidir. Tutuklananlar hep TCK’nın “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı devletin hâkimiyeti altına koymaya veya devletin birliğini bozmaya veya devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır” diyen 125. maddeye göre yargılandılar. Bu madde Erdoğan ve AKP hükümeti döneminde ölüm cezası yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak varlığını sürdürüyor. Değişen ne o zaman? Kürtlere idam yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası mı?

 

Kürt tutuklular beş ay hücrelerinde mahkemeye çıkarılmayı beklediler. 27 Mayıs darbesi oldu. Başta Adnan Menderes ve Celal Bayar olmak üzere önde gelen DP’liler Yassıada’ya gönderildi. Kürt tutuklular “demokratikleşme” vaadiyle iktidara gelen darbecilerin kendilerini salıvereceğini ummuştu ama yanıldıklarını kısa sürede anladılar. Çünkü darbeciler 26 Ekim 1960’ta çıkardıkları genel aftan Kürtlerin yararlanmasına izin vermediler.

 

8 yıl süren davaların neticesinde tutuklanan birçok kişi Kürtlüğünden pişman olmuş, çoğu umudunu ABD’ye, Avrupa’ya ya da İsrail’e bağlamış, bazıları da devletin kolları arasına özelikle Süleyman Demirel’in eteklerine sığınmıştı. Kürt halkıyla kader birliği yapmış çok az kişi ise bu gruplardan onurlu direnişini günümüzle harmanlayarak getirebilmişti. Ama onların idam edilmemesinin altında yatan diğer bir gerçek ise sürekli gözlerden kaçtı. Bu da Güney Kürdistan’da aynı yıllarda süren peşmerge mücadelesi ve silahlı direniş olmuştur. Kürtler kendi taraflarını seçmediklerinden ve oluşturmadıklarından dolayı sürekli başkalarının tarafına esir oldular. Dış güçler hangi tarafı işaret etti ise o tarafa geçtiler. Peki, dış güçleri kendi taraflarına mecbur edecek bilgi, yetenek ve demokratik ulusal birlik cesareti neden oluşturulamadı? Niye şimdi yapılamasın? Güney Kürdistan yönetimi bu sorumluluğun ne kadar bilincindedir?

 

Kürtler 1970’lerde aynı tarzda demokratik ulusal sorunlarının halledilmesini Türkiye’den beklediler. Devlet ise sadece ‘kültürel bağımsızlık’ talepleriyle ortaya çıkan DDKO gibi Kürt örgütlerinin taleplerini bile yerine getirmedi, muhatap almadı. Aksine Kürtleri birbirine karşı çatıştırmak için her türlü yol ve yöntemi kullanarak onların kendi kendilerini tasfiye etmesinin yolunu açtı. Tıpkı bugün Güney yönetimine ve partilerine dayattıkları “PKK ve HPG’ye karşı silahlı ve siyasal savaşa girin” dayatması gibi!

 

Türk solu ise Kürtlere, “Bize yardım edin, Türkiye’yi değiştirelim, sonra sizleri düşünürüz” diyordu. Tıpkı bugünkü Fethullah Gülen tarikatının siyasi uzantısı AKP ve başbakanı Erdoğan’ın, “Orduyu hadımlaştırayım, yedeğime alayım, sonra sizleri düşünürüz. Bugün söylediklerimi o zaman yaparım” dediği gibi!

               

Mehmet Botan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.