Siyasi Soykırım Operasyonların Arttırılması, Kara Harekâtının Habercisidir
Makaleler / 22 Eylül 2011 Perşembe Saat 14:44
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk devleti bir taraftan askeri operasyon hazırlığı yaparken, diğer taraftan siyasi soykırım operasyonlarını durdurmadan sürdürüyor.

Türk devleti bir taraftan askeri operasyon hazırlığı yaparken, diğer taraftan siyasi soykırım operasyonlarını durdurmadan sürdürüyor. Herhalde klasik savaş mantığı içinde savaşa giderken arkamı sağlam tutayım diyor. Diğer taraftan bu tutuklamalarla Kürt halkının demokratik siyasi gücünü zayıflatmayı hedefliyor. AKP hükümeti bu operasyonlarla Kürtlerin siyasi gücünü kırıp kendi tasfiye politikasını kabul ettirmeyi düşünüyor.

AKP'nin yumuşak güç denilen ekonomik, sosyal ve kültürel imkânlar yanında asker ve polisi de kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek istediği netleşmiştir. Zaten yumuşak gücün en önemli imkânlarından olan basını ve propagandayı görülmedik düzeyde kullanmaktadır. Bu yönüyle AKP tam bir özel savaş hükümeti haline gelmiştir. Zaten eski içişleri bakanı entegre ve çok boyutlu bir savaş yürütüyoruz diyerek topyekûn bir saldırı içinde olduklarını itiraf etmiştir.

Türk devleti iç ve dış siyasetini tamamıyla Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme üzerine kurmuştur. Bu açıdan 1990’llı yılların Çiller, Güreş, Ağar ve Süleyman Demirel yönetimi politikasını güncelleştirerek uygulamaktadır. Bilindiği gibi Demirel “Kürt realitesini tanıyoruz” demişti. Tansu Çiller ise daha ileri giderek “BASK modeli”nden söz etmiştir. Ancak dış güçler Kürt sorununun çözümünü istemediği için Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmede her türlü desteği verince siyasi çözüm yerine bastırmaya yönelmişlerdir. AKP hükümeti bırakalım BASK ve benzeri modellerden söz etmeyi “özerkliği hiçbir biçimde tartışmayız” diyerek nasıl bir ideolojik ve siyasi yaklaşım içinde olduklarını göstermiştir.

AKP hükümeti de 1990’lı yılların hükümetleri gibi dış güçlerin desteğine güvenerek tasfiye politikasını esas almıştır. ABD'nin bölge politikasının işbirlikçisi ve ajanı olunca dış desteği alıp PKK'yi tasfiye edeceğini düşünmektedir. Bu nedenle tasfiye politikasını daha boyutlu hale getirmiştir. AKP hükümetinin ve yandaşlarının “PKK tasfiye edilecek” derken bu dış desteğe güvendikleri anlaşılmaktadır. İç sorunu çözüp bünyesini güçlendirmeyi değil de dış destekle tasfiyeyi tercih etmektedirler. Bunu yapabilirler mi, yapamazlar mı ayrı bir konudur; ancak bu hesap içinde oldukları anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda tasfiye politikasına Güney Kürdistanlı siyasi güçleri de katmak istedikleri görülmektedir. Ancak bu konuda Türkiye basınına yansıyanlar abartılıdır; gerçeği yansıtmamaktadır. Güneyli siyasi güçler istese de böyle bir savaşın içine sürüklenemez. Çünkü Kürtler arası birlik resmi olmasa da toplumsal tabanda gerçekleşmiştir. Bu nedenle Kürtler arası bir savaşı sağlatmak zordur. Kürt haini Hüseyin Çelik ya da başka birileri istedi diye böyle bir savaş gerçekleşmez. Kaldı ki Güney Kürdistanlı siyasi güçler de defalarca Kürtler arası savaş olmayacağına söz vermişlerdir. Hatta böyle bir şey bize haram olsun demişlerdir. Toplumsal ve siyasal gerçek buysa Türkiye ve İran’ın Kürtler arası bir savaş çıkarma çabalarının sonuç alamayacağı açıktır.

Güney Kürdistanlı siyasi güçlerin “Kürt sorunu siyasi yoldan çözülsün” demeleri kadar doğal bir şey olamaz. Bunu söylemeleri anlaşılır bir durumdur. Kaldı ki Kürt Özgürlük Hareketi bunu 1988’deki Kürt Halk Önderiyle Mehmet Ali Birand’ın yaptığı röportajdan bu güne söylemektedir. Özellikle de 1988 yılından bu yana demokratik siyasi çözüm için her türlü fedakârlığı gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi demokratik çözüm yolunu fazlasıyla zorlamıştır. Ancak AKP tasfiye politikasında ısrar ettiği için bu yönlü adım ve girişimlerden sonuç alınamamıştır.

Siyasal çözüm isteyen bir güç binlerce demokratik siyasetçiyi tutuklamazdı. Hala da bu tutuklamalar devam ediyor. Gerçekten de tam bir siyasi soykırım yapılmaktadır. Binlerce demokratik siyasetçinin tutuklu olduğu bir yerde siyasal çözüm ortamından söz etmek, Kürtlerin gözünün içine baka baka yalan söylemektir. Kürt halkını anlamaz ve bilmez yerine koymaktır.

2009 yerel seçimlerinden sonra herkes demokratik çözüm doğrultusunda adım atılmasını beklerken, AKP hükümeti binlerce siyasetçiyi tutuklamıştır. Açılım politikası sokakta estirilen polis terörü, mahkemelerdeki hukuk terörü ve zindan faşizmi olarak tarihe geçmiştir. Şu anda milletvekili, belediye başkanları, yüzlerce BDP yöneticisi ve binlerce demokratik siyasetçi (daha önce tutuklanmış ve ceza almış siyasi tutukluların ise bunun birkaç katıdır) iki buçuk yıldır tutukludur. Bu tür tutuklamaların olduğu bir ülkenin rejimine demokratik denilemez. Böyle bir ülkeye demokratik değil, faşist derler. Böyle bir ülkede demokrasi içinde çözümden söz etmek gülünç olur. Demokrasi, iktidarların hoşuna gidecek şeylerin söylendiği ve yapıldığı rejimler değildir. Bir yerde muhalifler susturulmak isteniyorsa orada faşizm vardır. Bırakalım zindanlara atmayı, BDP üzerinde yürütülen psikolojik savaş bile Türkiye'nin baskıcı karakterinin nasıl derinleşmiş ve kapsamlılaşmış olduğunu gösterir.

Kürt Halk Önderine yaklaşım zaten AKP hükümetinin nasıl bir tasfiye politikası içinde olduğunu kanıtlıyor. İmralı’daki tecrit tüm Kürtlere yönelik tecrittir. Kürtlerin duygularıyla oynamadır. Kürtleri rencide etme yaklaşımıdır. Kürtlerin Önder dediği bir insana böyle yaklaşılması, Kürtlerin duygu ve düşüncelerinin dikkate alınmadığının kanıtıdır. Bu yaklaşım, bırakalım çözüm için bir niyeti ya da zemin hazırlamayı, aksine kopuşu ve çatışmayı derinleştirmeyi ifade etmektedir.

Bu tecritle Kürtlere meydan okunmaktadır. Bu meydan okumanın da derinleşen savaş anlamına geldiği açıktır. Çözüm için her şeyden önce Kürt Halk Önderine yaklaşımın değişmesi gerekir. Bu yaklaşım değişmeden Kürt sorununda siyasi çözüm dönemi başlatmak mümkün değildir. Kimse muhatapsız böyle bir sorunu çözemeyeceğine göre, İmralı’ya doğru yaklaşım çok önemli hale gelmiştir. Artık sadece görüşmelerin yaptırılması da yetmez. İmralı’nın kapılarının açılması şarttır. Bu kapılar açılmadan artık ne PKK'nin ne BDP’nin yapacağı bir şey olur.

Bu nedenle şimdi asıl tartışılması gereken Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğüdür. Bunun dışında hiçbir şey bir yenilik getirmez, siyasi çözüm konusunda bir gelişim sağlamaz. Çünkü ancak bu durumda devletin Kürtleri muhatap aldığı ve çözüm niyeti olduğu anlaşılır. Açıkça belirtelim: hiç kimse İmralı dışında ne görüşme yapabilir ne de proje sunabilir. Çünkü Kürt liderine doğru bir yaklaşım olmadan hiç kimse devletin ve hükümetin samimiyetine inanmaz.

Türkiye bu sorunu çözmek istiyorsa ABD'ye, İran’a ya da başka bir yere dayanmaktan vazgeçecek, çözümü içeride arayacaktır. Sorunun kaynağı da çözümü de içeridedir. Bir gün Avrupa bunları besliyor, bir gün İsrail’le ilişkilidirler, bir gün ordu içinde birileri PKK'yi yönlendiriyor denilerek sorunun kaynağını saptırmak çözümden kaçmaktır. Çözümden kaçanlar doğal olarak sorunun kaynağını saptırırlar.

Kürt sorunu gibi sorunlar dünyada nasıl çözülmüşse öyle çözülecektir. Kuşkusuz kendi çözümünün farklılıkları olacaktır. Kaldı ki Kürt Halk Önderi Demokratik Ulus (tek millet değil), Ortak Vatan (tek vatan değil) ve Demokratik Özerklikle (tek devlet denilerek farklı kimliklerin kendi kendisini yönetmesini reddetmek değil) çözüleceğini vurgulamıştır. Eğer bunlar olmaz, Kürtler bir toplum olarak kabul edilip muhatap alınmaz ve kendi kendini yönetmesini kabul etmeyiz denilirse tabii ki çözüm olmaz. Kürtleri de bu taleplerinden hiçbir baskı ve zulüm vazgeçiremez.

Türkiye buna hazır değil demek de Kürtler üzerindeki eski politikaya onay vermek olur. Dünyada Kürtler kadar uzun süre mücadele eden başka bir halk yoktur. Hiçbir savaş bu kadar uzun sürmemiştir. Bizzat bir kısım Türk aydınları “Türkiye toplumu yoruldu” demektedirler. Kaldı ki 20.yüzyılda değil, 21.yüzyıldayız. Türkiye de bu sorunla yaşayamayacak duruma gelmiştir. Hemen çözülmesini beklemeyin demek, Kürtleri değil, Türk devletini dikkate almaktır. Haksızlığa uğrayan ise Türk devleti değil, Kürtlerdir. Kültürel soykırım altında olan Kürtlerdir. Ulusal varlığı tehlikede olan Kürtlerdir. Bu nedenle Türkiye sizin çözümünüze hazır değil, AKP'nin lütuflarını kabul edin demek, Kürtler üzerinde yeni koşullarda sürdürülmek istenen kültürel soykırım ve siyasi egemenlik politikasına onay vermek olur.

Bu yaklaşımın bir türevi de “silah bırakılsın ondan sonra çözüm gelir” anlayışıdır. Bu da aslında Türk ordusunun 30 yıldır söylediği sözlerden ve askeri yöntemlerden beklediği sonuçlardan farklı değildir. Hiç kimse kendini kandırmasın. Türk devletinin karakteri değişmemiştir. Kürtler direnişi bıraktığında çözüm değil, kültürel soykırım dörtnala koşturulacaktır. Şu andaki asimilasyon ve kültürel soykırım derinleştirilecektir. Başbakan meclise gelen CHP’ye söylediklerini, bu durumda devlet bir bütün olarak Kürtlere söyleyecektir. Türkiye'nin birlik ve tek millet politikası kazandı denilip demokratik siyasal çözüm değil, soykırım politikası derinleştirilecektir. Bunlar ne güvensizlik ne de kuşkuculukla yapılmış değerlendirmelerdir. Kültürel soykırımı hisseden ve yaşayan Kürtlerin her gün karşılaştıkları politika ve uygulamalardır.

Hiç kimsenin BDP'ye ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne söyleyeceği sözü kalmamıştır. Hele hele binlerce demokratik siyasetçi zindandayken ve bu politika sürdürülürken BDP ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne şu adımları atın demek, en hafif deyimle pişkinliktir. Vicdanlı ve demokratik olanlar ilk önce derhal üç bin tutuklunun serbest bırakılmasını isterler. BDP ve Kürt Özgürlük Hareketi’nden değil devletten adım beklerler. Baskılarını ve çağrılarını AKP'ye yöneltirler. Kürt Özgürlük Hareketi yapacağı her şeyi yapmıştır. Ama tek taraflı irade ve adımlar sonuç vermemiştir.

Şimdi AKP'den adım atması istenmelidir. Eğer düğüm çözülmek isteniyorsa İmralı’nın kapıları açılmalıdır. İmralı’nın kapıları açılmadan PKK'nin de BDP'nin de yapacağı bir şey yoktur.

Bunu anlamayanlar ve gereğini yapmayanlar savaşta ve tasfiyede ısrar edenlerdir.

Kara harekâtından medet umanlar da hayal kırıklığına uğrayacaktır. Bilmem kara harekâtı yapılacakmış, PKK'nin eli zayıflatılacakmış, böylece AKP kendi politikasını kabul ettirecekmiş, söylemleri olsa olsa bir şehir hikâyesi olabilir. Kara harekâtı tasfiyenin değil, başarısız kalan tasfiye politikasının sembolü olabilir. Kara harekâtı, çözümsüzlüğün yenilmesi ve çözümün önünün açılmasını sağlar. Kürt Özgürlük Hareketi kara harekâtına böyle bakmaktadır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info    
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.