Düğün Değil Bayram Değil!
Basından Seçmeler / 11 Ağustos 2011 Perşembe Saat 13:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Burkay, “Ben, AKP politikalarının bir parçası olarak gelmedim” dese de, zamanlaması, AKP Hükümeti’nin karşılama biçimi

Kemal Burkay, “Ben, AKP politikalarının bir parçası olarak gelmedim” dese de, zamanlaması, AKP Hükümeti’nin karşılama biçimi ve tam bir psikolojik hareket merkezi gibi çalışan basının yaklaşımı, bu gelişin öyle masumane olmadığını göstermektedir. Yıllardır yaratmaya çalıştıkları iyi Kürt-kötü Kürt politikasında yeni bir deneme yapacakları anlaşılmaktadır.

Kemal Burkay Türkiye’ye döndü. Son yıllarda örgütünden ayrılmıştı. Örgütlü siyaset yapmayı bırakmıştı. Zaman zaman siyasi görüşlerini Türkiye basını ya da siteler üzerinden ortaya koyuyordu. Özellikle AKP’nin sert güç yanında yumuşak güçleri de kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme konseptinden sonra Türk basını görüşlerine daha fazla yer vermeye başlamıştı.

AKP’nin seçimden sonra bir tasfiye politikası izleyeceğini daha önce defalarca belirtmiştik. Bu sert güce yönelmelerinin nedeni, yumuşak güç dedikleri politikaların yetersiz kalmasıdır. PKK’nin zaman kazanma ve bazı politik manevralarla tasfiye edilemeyeceği anlaşılmıştır. Hatta daha da geliştiğini görmüşlerdir. Bu nedenle sert güçle yumuşak gücü birlikte kullanma kararı almışlardır. ABD’nin bölge politikalarının uzantısı olmaları da bu politikanın gereği olarak görülmelidir. PKK’ye karşı bu komplo ve saldırı içinde herkes kendi çıkarına göre yer almaktadır.

İyi Kürt - kötü Kürt!

Kemal Burkan, “Ben AKP politikalarının bir parçası olarak gelmedim” dese de, zamanlaması ve AKP Hükümeti’nin karşılama biçimi ve tam bir psikolojik hareket merkezi gibi çalışan basının yaklaşımı bu çağrıların ve gelişin öyle masumane olmadığını ortaya koymaktadır. Yıllardır yaratmaya çalıştıkları iyi Kürt-kötü Kürt politikasında yeni bir deneme yapacakları anlaşılmaktadır.

Kemal Burkay’ı da bu amaç doğrultusunda değerlendirmeyi düşünüyorlar.

Zaten şiddete başvurmayan, barışçıl bir lider gibi tanıtmalarının nedeni de budur. Kemal Burkay’ın gelmesi nedeniyle gündeme konulan tartışmaların bir kısmına değinmek gerekmektedir.

PKK’nin kuruluşu 1978 olsa da Apocuların ilk şekillendiği tarih 1973 baharıdır. Apocu’lar hiçbir grubun yapmadığı kadar bir ideolojik mücadele ve örgütsel çalışmayla kısa sürede Kürdistan’da etkili bir grup haline gelmişlerdir. Bu grubun güçlenişinden devlet de Kürt ağaları da ve bir kısım Kürt grupları da rahatsız olmuşlardır.

Şu anda sık sık PKK zorla Kürt örgütlerini tasfiye etmiş ve kendisi tek örgüt haline gelmiş biçiminde bir propaganda yapılıyor. Bir şehir hikâyesi gibi herkes buna inandırılmaya çalışılıyor. Kemal Burkay’ın grubunun ideolojik öncülüğünü yaptığı UDK adlı üç örgütün güçbirliği PKK’den onlarca kadro ve sempatizanı katletmiştir. Bu çatışmalarda PKK’nin kaybı bu örgütlerin kaybından birkaç kat fazla olmuştur. Bu saldırıyla PKK Kürdistan’dan sökülüp atılmak istenmiştir. Öyle ki bazı yerlerde PKK kadro ve sempatizanları dolaşamaz hale getirilmiştir.

Burkay’ın PSK’si gerillalığı beceremediği için yapmadı

PSK’nin (Kemal Burkay’ın örgütü) hiç gerillalık yapmak istemediği ve eline hiç silah almadığı konusu bir çarpıtmadır. İlk önce belirtelim 1970’li yıllarda Kürt örgütlerinin hiçbirisi ilkesel olarak silahlı mücadeleye karşıyız dememişlerdir. Kemal Burkay’ın örgütü 12 Eylül’den sonra Lübnan alanına gitmiştir. İlk önceleri Lübnan’da ve Doğu Kürdistan’da gerilla savaşı hazırlıkları yapmak istemişlerdir. Bu konuda kimi hazırlık ve çabaları da olmuştur. Ama yürütemeyerek bu çabaları bırakmışlardır.

En son 1994 yılında YNK Süleymaniye yakınlarında Dukan’da PSK’ya bir gerilla kamp yeri vermiştir. Bu dönemde PKK ile ilişkiler iyi olduğu için PKK’nin bu konudaki tecrübe ve imkanlarından faydalanmak istemişlerdir. Kürt Halk Önderi yardımcı olunmasını ve destek verilmesini PKK yönetimi ve gerilla komutanlarından istemiştir. Ancak bu son girişimden de sonuç alamamışlardır. Daha doğrusu örgüt yapılarının bunu yürütemeyeceğini görerek bundan vazgeçmişlerdir.

Kemal Burkay’ın başında olduğu örgüt eğer yapabilseydi gerilla mücadelesi yürütmek isterdi. Ne var ki kendi yapamadıkları gerillacılığı PKK yaptığı için eleştirmişlerdir. 1980 sonrası Doğu Kürdistan’da gerilla mücadelesi veren Kürt örgütlerini desteklediklerini biliyoruz. Özcesi Kemal Burkay’ın söylemi ve yaklaşımı kedinin uzanamadığı ciğere murdar demesine benzemektedir.

Ancak şimdi öyle bir dil kullanıyorlar ki, bütün silahlı direnişler kötüymüş! Böyle bir şey ne gerçekçidir ne de doğrudur. Halkların silahlı direniş dâhil meşru savaşlarını reddetmek egemenlere gönüllü mahkumiyeti ve köleliği kabul etmektir.

Savaşları en fazla mahkum eden ve bunu teorik olarak ortaya koyan Kürt Halk Önderliğidir. Zorunlu olmadıkça, Meşru Savunma karakteri taşımadıkça savaşların da, silahlı yöntemin de yanlış olduğuna inanmaktadır. İsteyenler PKK’nin ideolojik ve teorik tezleri olarak kabul ettiği Kürt Halk Önderi’nin savunmalarını okuyabilirler.

Ancak Kürtlerin yaşadığı coğrafya dünyanın en eski devletlerin ve despot geleneği olan siyasi güçlerin coğrafyasıdır. Egemen güçler ve devletler muhaliflerini zorla ezme zihniyetine sahiptir. Ortadoğu’da son çeyrek yüzyıldaki gelişmeler bile hatırlansa bu gerçek açıkça görülür.
Türkiye söz konusu olduğunda militarizm ve zorla ezme tam bir gelenek haline gelmiştir. Lozan Antlaşması’ndan sonra Türk devletinin Kürtler üzerinde hangi politika izlediği açıktır. “Şark Islahat Planı” tam bir soykırım planıdır. Bu zihniyete ve uygulamaya karşı her türlü direniş meşrudur.
Böyle bir ülkede direnişin kutsal karakterde olacağı açıktır.

12 Eylül’ü basitleştirerek Kürt tarih bilincini çarpıtıyor

Kemal Burkay’ın, “Bu direniş olmasaydı bugün daha fazla şey elde edilirdi” demesi ise tamamen temelsiz, anlamsız ve gerçek dışı bir değerlendirmedir. Bu söylem 12 Eylül politikasının amacı konusunda gerçeğe gözleri kapatmaktır. Türk devletinin ve 12 Eylül’ün politikası ve amacı bir tarafa bırakılarak yapılan değerlendirmeler tam bir aldatma ve insan aklıyla alay etmektir. Türk devletinin politikası ve onun 12 Eylül rejimi kadar zalim bir örnek dünya tarihinde bile yok gibidir. Kemal Burkay’ın, “PKK silahlı direniş yapmasaydı bugün daha iyi durumda olunurdu” demesi 12 Eylül’ü basitleştirme ve Kürtlerin tarih bilincini çarpıtmaya yöneliktir. 12 Eylülcüler bile 12 Eylül’ü ne yapsalar böyle basite indirgeyemezlerdi. 12 Eylül’ü yaşayanlar ve yaşı çok genç olmayanlar bu rejimin ne olduğunu iyi bilirler. Kemal Burkay’ın değerlendirmeleri Polyanacılık bile değildir.
Bugün Türkiye solu hala 12 Eylül’ün darbesinden kurtulmuş değildir. Kürt halkına ve Kürt hareketlerine yapılanlar ve öngörülenler çok daha ağırdır. Kürdistan’da uygulanan tamamıyla kök kazıma ve bitirme amaçlıydı. 1970 ve 1980 sonrası gelişen direnişler olmasaydı bugün tüm Kürdistan Türkleştirme cenderesi altında çırpınıyor olacaktı.

12 Eylül’ün tüm planlarını ve hesaplarını PKK altüst etmiştir. Bugün 12 Eylül’ün hükmü kalmamışsa, 12 Eylül politikaları yerine farklı politikalar ikame ediliyorsa, bunu sağlatan Kürt Özgürlük Hareketidir. 12 Eylül başarısız kılındıysa tamamen Kürt halkının büyük bedeller ödeyerek yürüttüğü mücadeleyle olmuştur. Bu bile PKK’nin Türkiye açısından nasıl bir demokrasi gücü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu gerçeği görmeyerek inkarcılık yapmak, kim olursa olsun insanı lanetli duruma düşürür.

Türk devleti, onun özel savaş merkezleri Kürt halkının bu mücadelesini anlamsız kılmak için büyük çaba göstermektedir. Bu mücadeleyi değersiz kılarak Kürtlerin manevi değerlerini çökertmek ve teslim almak istemektedir. Hangi zalim, vicdansız ve duygusuz, Kürt halkının onlarca yıldır yarattığı bu özgürlük ve demokrasi mücadelesini anlamsız kılabilir.

Bir halkın böyle büyük mücadelesini inkar etmek, bir toplumun hafızasını siler gibi bu mücadelenin anlamı yoktur; şimdiye kadar boşuna mücadele vermişsiniz, demek bu halka yapılacak en büyük saldırıdır ve hakarettir. Zaten egemenler halkların tarihini kendileri yazarak neyin iyi, neyin kötü olduğunu kendileri belirleyerek halklar üzerinde egemenliklerini sürdürmektedir. Halklar ve toplumlar için en kötü şey tarih bilincini çarpıtmak ve yönlendirmektir. İster bilinçli ister bilinçsiz Kemal Burkay şimdi böyle kötü bir misyon yüklenmiş bulunuyor.

Sanki herkes savaştan yanaymış, tek bir Kemal Burkay barıştan yanaymış gibi bir hava yaratılması da, Türk devletinin psikolojik savaşıdır. 1999-2004 arası tam 5 yıl gerillalar sınırdışına çıkmıştır. Hem de 400 civarında kayıp verilerek. Bu yıllarda PKK ve Kürt halkının barış barış diyerek dilinde tüy bitti. Bir tür barış dilencisi oldu. Öyle ki halk bile, Kürt aydınları bile bu kadar barış denmesinden rahatsız oluyordu.

Barış mücadelesini en fazla Kürt hareketi verdi, veriyor

Kemal Burkay, “şimdi herkes barış diyor, savaşın bitmesini istiyor” diyor. Bu bilinci ve bu anlayışı yaratan PKK olmuştur. Barış anaları yıllardır ne için çalışıyorlar? Ancak PKK’nin düşündüğü barış adil bir barıştır; Pax Romana (güçlünün barışı) değildir.
2006’da yine ateşkes ilan edildi. AKP bunu da kendi hükümetini sürdürmek için kullandı. 2007 Mayıs’ında Dolmabahçe görüşmesinden sonra idare etme politikasından vazgeçip ordu ile PKK’yi tasfiye etme politikasında anlaştılar. AKP bu temelde yeniden hükümet; Gül cumhurbaşkanı oldu. Mezara kadar götürülen sır budur. Nitekim daha önce içeriyi hal ettik mi ki sınırötesi harekat yapalım diyen AKP’nin, seçimden sonra yaptığı ilk iş savaş tezkeresi çıkarma kararı oldu. Ağustos’ta Milli Güvenlik Kurulu’nda bu karar alındı. Sonra da mecliste onaylandı.
Zap direnişinden sonra askeri ve siyasi alanda zorlanınca aracılarla yine ateşkes istedi. Kürt Özgürlük Hareketi 2008 sonbaharında bunu da kabul etti. 2009 yerel seçimlerinden sonra bu ateşkese 13 Nisan’da süresiz uzattığını ilan etti. Ama buna da 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonuyla cevap verdiler. AKP’ye Kürt Özgürlük Hareketi o kadar çok şans verdi ki, AKP bunları bile Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve pozisyonunu güçlendirmek için kullandı.
Kemal Burkay devletin resmi görüşlerine göre değerlendirmeler yapıyor. Bunlardan biri de barış grupları konusundadır. Barış Grupları’nın Türkiye’ye girişi hükümetle anlaşmalı olmuştur. Barış Grupları’nı karşılayan bu halkı gördüklerinde “biz bu halka tasfiye politikasını kabul ettiremeyiz” diyerek saldırıya geçip bu atmosferi tersine çevirmek istemişlerdir. Kırılma noktası dedikleri, tasfiye politikalarını kabul ettirmeme kaygısıyla Kürt halkını ve demokrasi güçlerini zayıf düşürmek için yaptıkları saldırılardır.
Dünyada kendilerinin çağırdığı barış elçilerini tutuklayan başka bir ülke yoktur. Yarısı geri döndüler, yarısı ise hala içerdedir. Açılım ve çözüm zihniyeti olanlar böyle yapar mı? Cezaevinde olanların çoğunluğu da halktan insanlardır.

AKP fırsatları kötüye kullandı

PKK bugüne kadar AKP’ye fırsat da tanımış şans da vermiştir. Hatta görüşmeler bile yapmıştır. Sadece İmralı’da değil, başka görüşmeler de olmuştur. Ancak AKP bunları çözüm için değerlendirmemiştir. AKP’ye fırsat verilmemiş söylemi de doğru değildir. PKK mücadele tarihinde hiçbir hükümete tanımadığı şansı AKP’ye tanımış, ancak AKP bunu çok kötü kullanmıştır. Bazılarının dediği gibi ne zaman iyi şeyler olursa PKK eylem yapıyor söylemi de demagojidir, toplumu aldatma söylemidir. Aksine AKP kendisine tanınan fırsatı ve ateşkesleri doğru kullanmamıştır. Kötüye kullanmıştır.


3000 siyasetçinin yargılandığı yerde o hükümetin çözüm niyeti ve iradesi olduğunu kim söyleyebilir? Kemal Burkay, bu kadar siyasetçi tutukluyken bana neden bu kadar değer veriliyor diye düşünmelidir. Avrupa’da bu kadar siyasi tutuklunun olduğu bir yerde demokrasiden söz edildiğini görmüş müdür? Kürt demokratik hareketini tırpanlayıp AKP’nin Kürdistan’daki siyasi gücünü sürdürmek istemek, daha doğrusu siyasi sömürgeciliği bu yöntemle korumak Kemal Burkay’ın hangi demokrasi ve yurtseverlik anlayışına sığmaktadır? Kürdistan’da her gösteriye saldırmak, neredeyse her gösteride bir çocuk ya da gencin öldürülmesi nasıl bir demokrasi oluyor? Azadiya Welat’ın iki yazıişleri müdürü 150’şer yıl ceza almıştır.

Bu kadar siyasetçi tutuklanacak, milletvekilleri keyfi olarak cezaevinde tutalacak, ama AKP iyi niyetli olacak! Buna Erdoğan’ın kendine Müslüman kendine demokrat tavrının başka bir versiyonu denir.

Dünyanın neresinde çözüm olmadan silah bırakılmış? Tek taraflı ateşkesle savaş durmaz. Çünkü, “terörist olursa, asker de operasyon yapar” deniliyor. Böyle çatışmalar durur mu? Parça parça her gün 5-10 gerilla öldürmekle bir yere varılır mı? 4 ay içinde öldürülen 50 Kürt’ün annesi yok mu? Sadece Türkiye’nin mi hassasiyetleri var? Kürt’ün ölümünün normal olduğunu kim söylemiş? Şimdiye kadar çift taraflı ateşkese yanaşmayan Türk devletidir. Tek taraflı ateşkesleri de kötüye kullanan Türk devletidir. Gerilla bu duruma açıkça “biz kurbanlık koyun muyuz” diyerek itiraz etmektedir.

TRT 6 için yasayı Ecevit yaptı AKP kültürel soykırımda ısrarlı

TRT 6 ve kurslar da Kürtlerin başına kakılacak şeyler değildir. Kürtler anadilde eğitim ve kendi kendini yönetme haklarını almadan özgür ve demokratik yaşama kavuşmazlar. Siyasi egemenlik ve kültürel soykırımdan kurtulmazlar. TRT 6 ve kurslar kaldı ki Ecevit dönemindeki anayasa değişikliğiyle gündeme geldi.

Devlet ve AKP Hükümeti bunları kültürel soykırımı durdurmayacak araçlar olarak gördüğü için pratikleştirdi. Çözümün ilk adımları değil, aksine siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikasını sürdürmenin örtüsü ve tasfiyesinin argümanları olarak kullanılmaktadır. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi ve dünya karşısında zorlandıkları için bunları gündeme getirip siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikalarını rahat sürdürmeyi düşünmüşlerdir. Bazılarının bunları önemli ve Türk devletinin zihniyet ve amacında değişiklik olarak ele alması, amacına kısmi ulaştığını da göstermektedir.

Hükümet, Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşlarımın sorunu var, diyor. Yani toplumsal hak yok deniyor. Düşündüğü anayasayı da bu çerçevede yapmak istiyor. Kürtlerin siyasi iradesi, meclisleri ve kendi kendini yönetmesine olmaz deniyor. Anadilde eğitim ve çok dillilik içinse ayrı milletler yaratılır denilerek itiraz ediliyor. AKP’nin politikasının özü de yapacakları da bu zihniyet çerçevesindedir.

Artık ortada bir süreç de yoktur. Kürtler az mücadele vermedi. Kürtler artık özgür ve demokratik yaşam istiyor. Zaten Türkiye de artık mevcut duruma son vermek istiyor. Anayasa ile süreci bitirecek ve tasfiye saldırısını buna dayanarak yürütecektir. Yeni anayasayı nihai amaçlarına ulaşmanın hukuku ve meşruiyeti olarak görüyorlar. Kürtlere statü vermeyi değil, statüsüz bırakmayı düşünüyorlar. Artık ortada işleyecek bir süreç değil, tamamlanmak üzere olan bir süreç bulunmaktadır.

Demokratik Özerklik’le bu sürece müdahale edilmiştir. Devletin yanaşmadığını gören Kürt halkı bunu inşa edecektir. Bazılarının dediği gibi devlet ilan edilir, özerklik ilan edilmez anlayışı devletçi zihniyet ve paradigmanın düşünüş biçimidir. Bu, devlet yıkarsan hak elde edersin yoksa senin iraden yoktur, ancak devlet verir anlayışının ifadesidir.

Kemal Burkay’a akıl vermek gibi bir niyetimiz yok. Bildiğini yapacaktır. Ancak artık Apo ve PKK komplekslerini bırakmalıdır. Komplekslerim yok diyor, ama var. Bu komplekslerini bırakıp her adımda Kürtlerin çıkarını düşünmeli. Artık Kürtlerin parçalı hareket etme hakkı da lüksü de yoktur. Özel savaş kalemşorlarının dediği gibi çok seslilik parçalı olmak, aykırı ses çıkarmak demek değildir. Ulusal sorunların olduğu her yerde farklı görüşler birlikte davranarak sonuca gitmişlerdir. Kürdistan’da da bu konuda olumlu gelişmeler vardır. Tutumuyla buna zarar vermeyi değil, güçlendirmeyi esas almalıdır.

Kürtler birlik olmalı!

Sonuç olarak belirtelim ki Türk devleti Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar ediyorsa bunun bir nedeni de Kürtlerin birlik olmamasındandır. Kürtler arası sorunları her zaman çözümsüzlüğe ve tasfiye politikasına dayanak yapmıştır. Dikkat edilirse sürekli dillendirilen bir konu da “PKK ve BDP Kürtleri temsil etmiyor” tezidir. Kemal Burkay da bu politikanın zemini güçlendirilmek için kullanılmak isteniyor. Çok az politik bilinci olan Kürtler bile bunu görüyor. Devletin kendisine yaklaşımı da bunun içindir. Siyasi görüşü ve örgütsel gücünden dolayı böyle yaklaşmadıkları kesindir.

Gerçekler böyleyken AKP’nin silah bıraktırma ve tasfiye etme politikalarına destek vermek, halkımızın mücadelesiyle yakınlaştırdığı çözüm sürecini sabote eder. Çözümün gelişmemesi ve savaşın uzaması, hala tasfiye umutları olmasındandır. Kendisini Kürt halkına karşı sorumlu görenler bu tür sonuçlara yol açan tutumlara girmemelidirler. Eğer Kemal Burkay dikkat etmezse barışa ve demokratik çözüme değil, Türk devletinin çözümsüzlükte ısrar etmesine güç verir.-Yeni Özgür Politika

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.