İran’ın Kandil Operasyonun Perde Arkası
Politik Analiz / 26 Temmuz 2011 Salı Saat 14:07
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İran’ın Güney Kürdistan’ı işgal hareketi devam ederken bu operasyonun perde arkası da yavaş yavaş netleşmeye başlıyor.

İran’ın Güney Kürdistan’ı işgal hareketi devam ederken bu operasyonun perde arkası da yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. PKK ve PJAK gerilla güçlerine karşı yapılan operasyon İran, Irak, Türkiye ve ismini vermeyi şimdilik uygun bulmadığım bazı Kürt örgütlerin ittifakları sonucu ortaya çıkmış bir durumdur. Operasyonun esas koordinasyonunu boyutunu İran ve Türkiye üslenmiş. Aktif pratik boyutu ise her güç bulunduğu diplomatik, askeri ve siyasi konumuna göre aşama aşama dâhil olacak şekilde planlanmış. Şayet operasyon istendiği gibi giderse sonlara doğru tüm ittifak güçleri operasyona dâhil olmuş olacak. Operasyonun sonunda PJAK ve PKK gerilla güçleri tümden tasfiye edilecek şekilde planlanmıştır. Böylesi bir sonuç üzerinde derinlemesine düşünüldüğünde Ortadoğu ve uluslar arası dengeleri nasıl etkileyeceği ortadadır. Bu operasyonun amacı iyice irdelendiğinde altında bölgede ki statükoyu koruma olduğu görülecektir. Biliniyor statükonun esas özü ve nihaiyi hedefi Kürt inkâr ve imha politikasının büyük bir başarıyla tamamlanmasıdır.

İran ve Türkiye tekçi ulus devletini mevcut konumda kurtaracak tek planda böylesi bir operasyonla mümkündür. Gün geçtikçe etrafında ki çemberi daralan İran devleti için neredeyse tek çıkış yolu böylesi bir operasyon gibi görünüyor. Zaten bu kadar gözü kara bir biçimde operasyona katılmasının temelinde de bu neden yatmaktadır. İran devleti için varlık yokluk nedeni olmuştur. Kimileri on ya da on beş bin PKK ve PJAK gerilla güçleri bölge ve uluslar arası dengeleri nasıl olurda bu kadar etkileyebiliyor diye düşünebilirler. Geçmişten beri Irak, Türkiye, İran ve Suriye devletlerinin her ne kadar ciddi çelişkileri olsa da Kürt sorunu noktasında uzlaştıkları bilinen bir gerçektir. Çünkü hepsinin ortak noktası ve yumuşak karınları Kürt sorunudur. Mevcut konumda Türkiye ABD, İngiltere ya da İsrail ile birlikte bölgenin dizaynında rol almak istiyorsa bu konuda İran ve Suriye ile yol ayrımına girmiş ise Kürt sorununu inkâr ve imha etme politikasının iflasından kaynaklanmaktadır. Türkiye bölgede bir daha asla Kürt sorununu inkâr edilemez olduğunu mutlaka ama mutlaka bir çözümün bulunması gerektiğini gördüğü için bu devletlerle yollarını ayırdı. Şunu da belirtmek gerekir ki Türkiye Kürt inkâr ve imha politikasında gözü arkada kalmış bir durumdadır. Yani bir yerden umut görürse tekrardan geriye dönüşe hazır bir durumdadır. Çünkü Türkiye devleti kendi isteğiyle bu noktaya gelmedi. Kürt özgürlük hareketi Türkiye devletinin kafasına vura vura bu noktaya getirdi. İran devleti bu konuda daha farklı bir kulvardadır. İran hala Kürt inkâr ve imha politikasını devam ettirebileceğini inandığı gibi şayet bu politikada ısrar ede bilirse Türkiye’yi de Amerika ve İsrail çizgisinde değil kendi yanına çekebileceğine inanıyor. Dolaysıyla İran için tek çıkış yolu Kürt inkâr ve imha politikası gibi görünüyor. Son dönemde İran’ın bazı Kürt şahsiyetleri ve Türk diplomatlarını Tahran’da ağırlaması bu planın bir parçasıydı.

Bu planın ilk aşaması İran devleti kandil bölgesine(Dolakokê, Şehit Ayhan, Zele, Şehit Harun, Dola Eyşê ) geniş kapsamlı bir operasyon yaparak burada gerilla güçlerini çıkartmayı düşünüyordu. Bu plan her ne kadar ilk bir iki girişimde geri püskürtüldüyse de hala geçerli ve İran ciddi bir askeri yığınağını sürdürmektedir. Şayet gerilla güçleri bu alanda darbe yerse bu kirli ittifaka dâhil olmuş Kürt gücü hareket geçerek bu mıntıkaların savunulması onlara teslim edilecekti. İran burada ki güçlerin bir kesimini Xınere ve Xakurke alanlarına kaydırarak burada Türkiye ile birlikte ortak operasyon yapacaklardı. Şuanda bile Türkiye Şemzinan ve Gever bölgesine çok ciddi bir askeri güç yığmış durumdadır. Bu ortak operasyon ile PKK ve PJAK gerilla güçleri buradan da söküldükten sonra esas son darbeyi yine Türkiye devleti vurmayı düşünmektedir. Oda Haftanin, Garê, Metina ve Zap bölgelerine havadan, karadan bir operasyon ile gerilla güçleri tamamıyla tasfiye etmeyi planlamaktadırlar. Böylelikle bölgede ki Kürt sorunu iradesi kırılmış ve teslim olunmuş olacaktı. Bundan sonrası sömürgeci güçler tarafından bölgenin yeni koşullarına göre Kürt sorununa biçim verme olacaktı. Böylesi bir durum tabi ki bölgede ki tüm dengeleri etkileyecektir.

Girişim açısında operasyonun askeri komuta gücünün darbe alması İran askeri gücü içinde ciddi bir panik havası yaratmıştır. Yine İran’da ki bazı korucu kesimlerin operasyonlara katılmaması bu konuda İran’ı epeyce zorlamıştır. İran askeri gücü içindeki bazı Kürt ve Azeri askerlerin firar etmesi operasyonu riske atmıştır. Bazı yerel kaynaklardan adlımız bilgilere göre İran darbe yemiş askeri gücünü son iki üç gün içinde hızla operasyon alanından geri çekerek yerine yeni güçler getirmektedir. Yine yeni gelen güçler içinde Azeri ve Kürt askerlerin olmamasına özen gösterdiği söylenmektedir.

Operasyonun diğer önemli Kürt işbirlikçi ayağı da operasyon başlamadan önce deşifre olmuş. Güney Kürdistan medyası ve bazı siyasetçiler tarafından gündem yapılarak Kürt kamuoyu tarafında baskı kurulmuştur. Bu baskılar sonucu söz konusu olan örgüt kendi pilot büro üyelerini toplayarak basına böylesi bir planın içinde olmadıklarının açıklamasını yapmışlardır. Her ne kadar bu açıklama yapılmış olsa bile bunların operasyona dâhil olup olmaması gerilla güçlerinin direnişine bağlıdır. Yine burada önemli bir rolde Güney Kürdistan’da operasyon için ikna edilememiş ve bu operasyonu kendi çıkarlarına ters bulan örgütlerin duruşu belirleyecektir. Mevcut konumda bu örgütler resmi bir biçimde açıklama yapmaktan kaçınsalar da Altan alta halkı ve sivil kurumları harekete geçirerek kamuoyu toplamaya çalışacaklar. Bu oldukça önemsenmesi gereken bir adımdır. Mevcut konumda bu operasyonun iki önemli ayağı darbe almış durumdadır.

Üçüncü ve sonuç alıcı olan ayak ise Türkiye ve İran’ın Xinere ve Xakurke alanlarına ortak operasyonu ise birinci ve ikinci aşamaya bağlıydı. Bu iki aşama başarılmadan Türkiye böylesi kritik bir operasyonu göze almayacaktır. Çünkü bu operasyona Türkiye’nin dâhil olması demek tekrardan statükodan ısrar eden güçlerin cephesinde yer alarak Amerika ve İsrail’in bölgeyi dizayn etme girişimlerine karşı durmak olacaktır. 

Aldığımız bilgilere göre mevcut konumda bu plana bir aylık ömür biçilmiş. Bu sürede şayet plan başarılırsa bölgede ki statüko korunmuş olacak İran çevresinde daraltılmış çemberi yarmış olacaktır. Yok, eğer başarılamazsa Türkiye tarafında İran’a verilmiş olan şans sona ermiş olacak ve İran ciddi bir krizin içine itilmiş olacaktır. Her şeyden önce PKK ve PJAK gerilla güçleri bölgede ciddi bir itibar kazanacak bulundukları bölgede hiçbir gücün onları orada çıkaramayacağı kesinlik kazanmış olacaktır. Yine Kürdistan’ın dört parçasında PKK gerilla güçleri Kürtlerin koruyucu gücü olarak görülecektir. Bunun yanı sıra Kürtler arası ulusal konferans hızla devreye girecek hiçbir Kürt gücü buna itiraz edecek gücü kendisinde bulamayacaktır. Kürtler arası ittifak doğalında gelişmiş olacağı gibi Kürtler içinde ki ihanet büyük bir darbe almış olacaktır. Bu savaşın Kürtler acısında riski büyük olduğu gibi kazanımları da oldukça fazladır. Bunun için bu süreçte kimin elinde ne geliyorsa esirgememelidir.   

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.