Kastamonu Hattında Hafıza Kayıpları ve Türk Basını!
Serbest Yazılar / 07 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 16:24
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dünyadaki birçok ülkede insanların bilinç dinamiğine öncülük eden bir aydınlanma vardır.

Dünyadaki birçok ülkede insanların bilinç dinamiğine öncülük eden bir aydınlanma vardır. İrlanda, Malezya’da bile sistemlerin, diktaların diktiği elbiselere sığmayan onlarca yüzlerce aydın vardır. Sistemler deneyim silsilelerini bu aydınlar sayesinde engelleyememektedirler.

Ne var ki; Türkiye aydınlanmasına ve aydınlarına devletin diktiği elbiseler bol bile. Kürt halkının YSK karına karşı koyduğu direnişi en korkak olanın bile düşünecek duruma getirdiyse de durum bundan ibaret. Türk aydınlarının büyük bir bölümünün sorunlara yaklaşım biçimi hiç bir zaman süreklilik ve bilimsellik kazanmamıştır.

Kayıp hafıza; kayıp tarih tahribatının kimliğidir. 49’lar davasında cellâtların çıkardığı fermanla ‘’Bin Kürt Aydını Öldürülsün!’’ sendromu halen her keste var. Aslında kütüphane yakan, aydın öldüren devletler tarihte bin yıllarca cehalete sapmışlardır. Daha sonra Hizbullah ve JİTEM üzerinden bu kıyım mislisiyle yapıldığı için Türk devleti yasaları kana bulama yerine 20 bine yakın Kürdü yasaların arka bahçesinde katletmeyi seçmiştir.

Şaşırtıcı olan şudur: Biz Apê Mûsaların şahadetinden sonra bunun tanıklarının devlet korkusuna teslim olmalarını anladıkta; Türk aydınlarının ağırlıklı bir kısmının hafızası neden kayıp?

Her gün onlarca gerilla katlediliyor hiç duyan, yazan, çizen yok. HPG’nin Kastamonu eyleminden sonra HPG’lilerin öldürüldüğünün her kes tarafından yazılıp çizilmesi ‘aydın’ olmanın kaynağını ve sonucu oracıkta kendini ele vermektedir.

Taha Akyol ‘’Korkuyorum’’ başlığıyla yazdığı yazıda aslında hem bu eylemin hem de Kürt kimliği ve iradesine duyulan tarihsel korkuyu uzunca ifade etmiştir. Taha Akyol’un Kürtlerin ölürken değil öldürürken korkusunu anlamak ve baş sağlığı dilemek lazım!

Yine yazarların önemli bir kısım BDP’ye atfen ‘’bu şansı ve fırsatı değerlendirmesi gerektiği’’ yönünde telkinde bulunmaları BDP’ye yönelik şiddeti, siyasi kıyımı ‘fırsat’ olarak tanımlamaları ruh sağlıkları yönünde insanda kuşku uyandırıyor.

Tüm eğilimlerin en çirkini ise yine klasik deyişleriyle PKK ve devletin içinde ayrı ayrı odakların olduğunu bu eylemin ve sürecin bu iki savaş odaklarının yürüttüğünü söylemeleridir. Bu eğilim Taha Bey’in sadece ölümün kendilerine doğru olduğu ‘’korku yorumuna’’ benzer, sanki çözümü isteyen kesimler olarak görülüyorlar. Aksine bu kesim en alçağıdır. Madem ayrı odakları tespit etmişsiniz iki aydır devletin kendi ‘odağı’ katliam yaptığında nerdeydiniz?

Hatta Mehmet Metiner’in baş dostu ve program arkadaşı Nagehan Alçı daha da alçalarak ‘perdenin arkasını’ bilenlerle dayandırdığı yazısında Özgürlük Hareketi’nin bazı öncü kadrolarını MİT’le ilişkilendirmeye çalışması tam bir sapkınlıktır.

MİT’in devlete karşı böyle bir çalışması varsa gitsin MİT’e karşı mücadele versinler. Ama amaçları MİT üzerinden başka tarafları vurmaksa (ki MİT’inde buna bir itirazı olmadığına göre) kim MİT’in iti aynaya baksınlar, görürler.

Kim bu perde arkasını bilenler? Nagehan hanımcığın PDK kongresine gelirken kendilerine rehberlik yapan ‘perde arkasını bilenlerle’ aynı rehberlerdir. Bir zahmet kendi kaynaklarına sorsun perde arkasında ve önünde toplam kaç kişiyi kendi amaçlarına kazanmışlar. Kazanamazlar çünkü MİT üzerinden sürekli vurmaya çalıştıkları özgürlük hareketini karalama ve yıpratmaktan başka görev ve misyonları olmadığı gibi MİT’inde sanki kendileri gibi gereksiz ve misyonu boş olduğunu düşünüyorlar. MİT kendi ırkları gibi onlarca ırkı denetlemiş, bitirmiş, ulus olma bilinçlerini sökerek bir ülke kurmuş haberleri yok.

 Tüm ‘aydın’ eğilimlerin en önemli özelliği kan aktıkça ancak yazıp çizebilen özellikleridir. Bir yandan korkuya, imkâna sığınarak cellâtlara Kürdistan’da pusula olmaya çalışan Kürt kökenli ‘’caşlar’’ diğer yandan yüz yıldır katliam yazıp çizip planlayan zihniyetin Kürt katliamına karşı girdikleri kış uykusuyla Türk aydınları…

Gerçek şu ki ‘çözüm’ adına Kürdistan’ın gerillasını, çoluğunu çocuğunu kıpırdayan her canlısını öldüren bir zihniyetle çatışmasızlık ortamı olmaz. Zaten öz itibarıyla mücadele bu tür katliamların ve iradesizleştirmenin toplamına duyulan tepkinin kendisidir. Doğal olarak ta varsa bir çözüm süreci katliam ve iradesizleştirmenin her türlüsü durdurularak başlar.

 ‘’İradesizleştirme ve katliamlar devam etsin bu sorunu şiddetsiz çözelim’’ mantığı ‘’örgüt kımıldamasın devlet katletsin’’ çözümüdür. Gazetelerdeki köşe hırsızlarının her çizgide, renkte savundukları ve gündemleştirdikleri bu kımıldanmaya ilişkindir. Hangi kapta verdikleri önemli değildir. Kürtler hiç bir kapta ekşi ayranlarını içmeyecektir.

Ozan Erdem

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.