Din İstismarcılığı ve AKP Çizgisi-1
Dizi Yazı / 29 Nisan 2011 Cuma Saat 08:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bugün Türkiye’de oluşmuş bir özel savaş hükümetine karşı bir mücadele geliştiriyoruz. Bu, PKK’ye karşı özel savaşı yürütmekle yükümlü olan,

Bugün Türkiye’de oluşmuş bir özel savaş hükümetine karşı bir mücadele geliştiriyoruz. Bu, PKK’ye karşı özel savaşı yürütmekle yükümlü olan, bunun sorumluluğunu üslenmiş bir hükümettir. Bazı çevreler, Türk Genelkurmayı ile AKP arasındaki ilişkileri henüz anlamış değildir. Erdoğan’la Yaşar Büyükanıt’ın seçim öncesi Dolmabahçe Sarayı’nda yapmış oldukları anlaşmaların hangi temelde olduğunun yine İlker Başbuğ ile Erdoğan’ın uzlaştıkları temel noktaların ne olduğunun henüz bilincine varmış değillerdir. Hala Genelkurmay ile AKP’nin uzlaşmasını görmeyen, Genelkurmay’dan medet uman yaklaşımlar var. Bununla beraber tersinden bir yaklaşım da var. AKP ile Genelkurmay’ın uzlaştıklarını görmeyen, hala AKP’nin demokratikleşmeden yana, barıştan yana adım atacağı gibi ham düşünce ve hayallere kapılanlar var. Bunlar çevremizde de, Türkiye’de de var. Türkiye’de bizim çevremizde yer alan birçok kişide hala AKP’den demokratikleşme beklentisi var. Tayip Erdoğan bir açıklama yaptı, AKP yetkilileri de bunu dillendirdiler. ‘Biz İrlanda ve Bask modelini araştırıyoruz’ dedi. İrlanda ve Bask modelini Türk Hükümeti’nin araştırması Kürt sorununa çözüm getirme yönünde değildir. Bask modelini araştıracaksa, Bask dediği zaman Bask’ın varlığını kabul etmesi gerekir. İrlanda dediği zaman, İrlanda’nın varlığını kabul etmesi gerekir. Öyle ki Türk Devleti ‘Kürdistan’ diye bir şeyin varlığını kabul etmiyor. Bask modelini, İrlanda modelini uygulayacaksa bir ülke, bir halk gerçeğini kabul etmesi gerekir. Kürdistan’ın ülke ve halk gerçekliğini kabul etmeyen bir devletin İrlanda ve Bask modelini uygulaması, onu geliştirmesi düşünülemez. Bunlar neyi araştırıyorlar? İngiltere Hükümeti İRA’ya, İspanya Hükümeti ETA’ya kaşı nasıl mücadele etti, tasfiyeyi nasıl gerçekleştirmeye çalıştı, tüm bu konularda neleri yaşadılar, eksikleri neydi? gibi konuları araştırıyorlar ki PKK’ye karşı kullanacakları yol ve yöntemleri daha sonuç alıcı kılsınlar. Yani bu alanlarda kendilerini daha fazla güçlendirmek istiyorlar.
Türkiye’de özel savaş hükümeti olma gerçekliği, özel savaşın Türkiye’de süreklileşen bir savaş olması ve her hükümetin de buna hizmet edecek şekilde görev alması gerektiği görülmezse, biz karşımızda duran böylesi bir güce karşı gereken bir mücadeleyi de yükseltemeyiz. Biz özel savaşın böylesine süreklileştiği, oluşan hükümetlerin de bu savaşı yürütmekle yükümlü olduğu gerçekliğini bilerek özel savaşı ele almak durumundayız. Eğer böyle ele alırsak, buna göre bir mücadele gelişecektir.

Bizim sorunumuz AKP Hükümeti’ni yıkmak mıdır ya da yerine CHP’yi getirmek midir? Hayır! Onlar karşısında kendi alternatif sistemimizi oluşturmaktır. Demokratik komünal yaşamın, toplumda temel yaşam biçimi olarak örgütlendirilmesini sağlamaktır. Hükümeti yumuşatma gibi bir sorunumuz da yoktur. Özel savaş sistemi içinde yer alma gibi bir sorunumuz da yok. Aksine özel savaş hükümetine karşı mücadele sorunumuz var. Kendi mücadelemiz sonucunda, kendi yeni yaşam modelimizi pratikleştirme gibi bir sorunumuz var. Sorunu böyle ele almak, bizi özel savaşın günümüzde almış olduğu biçimin doğru kavranmasına ve bizi ona karşı daha güçlü mücadele yürütmeye götürecektir.

O nedenle özel savaşın süreklileşmiş halini tartışırken siyasal, ideolojik değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir. Çünkü o bizi bir çözümlemeye götürecektir. Türk Devleti savaşı tırmandıracaktır. Ona göre hazırlıklarını yapmıştır. Bu hazırlıklarını sadece askeri boyutta mı sürdürüyor? Hayır! Diplomatik, propaganda, ekonomik boyutuyla ve arkasına almaya çalıştığı halk desteğiyle bunu sürdürmeye çalışıyor. Yani özel savaş, bir sistem olarak bir hükümet olarak, topyekûn olarak karşımıza geliyor. Buna karşı mücadele etmek gerekiyor.

Buna karşı mücadele nasıl yürütülür? Mesela kontrgerilla karşısında gerilla mücadele edebilir. Ama gerilla, her yönüyle üzerine gelen bir savaş karşısında tek başına sonuca ulaşamaz. Bununla beraber halk serhıldanlarının gelişmesi gerekecek. Halk serhıldanları gelişirken, halkın, devlet dışında kendi yaşamını örgütleyebileceği yeni mekanizmalar yaratması gerekecek. Halk devletten, sömürgeci sistemden uzak, kendi yaşamını örgütler hale gelecek. Bir yandan onun örgütlenmesi, diğer yandan serhıldanlar, öbür tarafta gerilla birbirini tamamlayacak. Bunların tamamlayanı ise, propaganda ve ajitasyon çalışmaları olacak. Çünkü özel savaş, içerisine girilen süreçte daha çok kendini psikolojik savaş temelinde var ediyor. Bu temelde toplumu yeniden şekillendirmeye ve siyaseti yönlendirmeye çalışıyor. Basın-yayın organlarına, kültür kurumlarına ve toplumun direkt duygusuna, düşüncesine hitap edecek olan ve böylece toplumun davranışını, eylemini kontrol altına alacak olan kurumlarına stratejik düzeyde bir rol biçiyor. Bu geçeklik her alanda özel savaşın topyekûn saldırısının boşa çıkartılmasını gerekli hale getiriyor. Bu da özel savaşın yeni almış olduğu biçimi, onun süreklileşen sistemsel ve hükümetsel karakterini doğru çözümlemeyi gerektiriyor.

Bu, doğru çözümlenmezse ne olur? Meşru savunma savaşı daralır ve devlet topyekûn özel savaşı tırmandırarak hasmını boğar.  Yok edemese bile marjinalize eder. O nedenle biz burada özel savaşı AKP boyutuyla, AKP Hükümeti boyutuyla, AKP-Genelkurmay uzlaşmasının ortaya koyduğu sistemsel, rejimsel boyutuyla değerlendirmek durumundayız. Yani AKP’yi, AKP- Genelkurmay uzlaşmasını bu şekilde ele almamız gerekmektedir.      
Kısaca toparlarsak; özel savaş bugün itibariyle bir rejimdir. Tüm devletler bir savaş rejimidir. Kapitalizm ciddi anlamda sistem olarak bir kaos süreci yaşamaktadır. Geçmişte daha çok özel ve dönemsel bir uygulama olarak ortaya çıkan özel savaş, bugün bunun ötesine geçmiştir. Bugün devletlerin, hükümetlerin kendisi bir özel savaş rejimi, özel savaşın temel uygulama alanı haline gelmiştir. Çünkü kapitalist modernite, bunların dışında artık kendisini yaşatamaz durumdadır. Yapısal krizi ciddi olarak devam etmektedir. Aslında, kaos süreci denilen budur. Kapitalist sistemin yarattığı tahribatlar tüm çıplaklığıyla gözler önündedir ve tüm toplum kesimlerinde, dünyanın birçok yerinde ciddi rahatsızlıklar yaratmaktadır. Bu rahatsızlık askeri, siyasi, sosyal, ekonomik özgürlüklerden tutalım, doğal çevre tahribatına, sağlık alanından beslenme ve konut alanına, kültür-sanat alanından yaşam alanına kadar hepsine yansımaktadır. Yani bir bütün olarak bu sistemin geldiği kriz aşaması, günlük olarak özel savaş yöntemlerinin toplumun her alanında yürütülmesini zorunlu kılıyor. Eğer bu yapılamazsa, sistem kendisini idame ettiremiyor, toplumu yönlendiremiyor. Toplumsal sorunlar kesinlikle patlak veriyor. Toplum, ayaklanmalara ve isyanlara sürükleniyor. O yüzden özel savaş daimi bir rejim olarak ayakta tutulmaya çalışılmış oluyor.

Bio iktidar diye tanımlanan yönetim şekli vardır. Bugün Önderlik özellikle AKP Hükümeti’yle birlikte bio iktidar tanımlamasını daha çok kullanıyor. Mikro kredilerle satın almadan bahsediyor, bio iktidarla Türkiye toplumunun ve Kürtlerin yönetilmeye çalışılmasından bahsediyor.

Türkiye’de de sorunların geldiği aşama, egemenler tarafından toplumun başta Türkler ve Kürtler olmak üzere bir bütün olarak siyasal, sosyal, ekonomik alanda günlük özel savaş politikaları olmadan yürütülemeyeceğini göstermektedir. Onun için AKP Hükümeti, tam bir özel savaş rejimi olarak ortada duruyor. Geçmişin derin devleti, asker, devlet bürokrasisi, temel devlet kurumlarını çok daha aşan bir konumda aktif bir rol alıyor. Ve AKP bugün kendisini bu temelde kadrolaştırıyor. AKP bugün kendisini devletleştirmeye çalışıyor. Adeta geçmişin derin devleti tasfiye edilerek; yeniden bir kadrolaşma ile derin devlete el değiştirilmek isteniyor. Eski devlet yapısı, asker, CHP, Dış İşleri Müsteşarlığı, yargı, Merkez Bankası olmak üzere başka birçok kesim buna direniyor. Ama AKP de bunun karşısında ısrarından vazgeçmiyor.

AKP Cumhurbaşkanlığı’nı da ele geçirdi, önümüzdeki yılları da garantilemek istiyor. Bunu da kendisi için hayati bir düzeyde ele alıyor. AKP’nin bu ısrarlı yaklaşımı aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesiyle bağlantılı olarak gelişiyor. AKP’nin arkasında küresel sermaye var. Dünya Bankası’ndan IMF’ye, ABD’nin birçok finans kurumlarından tutalım, Avrupa sermaye gruplarına kadar birçok finansal güçten destek görüyor. Çünkü bu güçler, Ortadoğu’ya yeni bir siyasi şekil vermek için, yeni bir siyasi akımın yaratılmasını kendi çıkarlarına görüyorlar.

Siyasal İslam, geçmişte ABD’nin Ortadoğu’daki anti-emperyalist mücadelelerin karşısına çıkarılan ‘yeşil kuşak projesi’nden de yararlanarak başta Afganistan’da olmak üzere hem SSCB’ye hem İran’a karşı farklı bir renk olarak ortaya çıkartıldı. Bu durum koşullara uyarlanmış farklı bir dengelemeydi. Fakat bugün itibariyle ‘yeşil kuşak İslamı’ da engel konumuna geldi. Onun için yeni bir versiyonla, daha yumuşak, ılıman, liberal politikalara açık olan, liberalizmin temsilciliğini yapan ama İslami kimliği de elden bırakmayan, bu anlamda Ortadoğu’nun her tarafına açılım yapabilecek, kabul görebilecek bir siyasi yaklaşımla AKP gibi partiler ortaya çıkarılmaya başlandı.

O nedenledir ki, AKP projesini sadece Türkiye ile sınırlandırarak ele almak yetersizdir. Bugün, Cezayir’de de AKP var, hatta sembolü bile lambadır. İsmi de AKP’dir. Yine Kuzey Afrika’nın bazı ülkelerinde yine AKP adıyla kurulan partiler var ve siyasete daha aktif olarak girmeye çalışıyorlar. Bunların aniden mantar gibi ortaya çıkmış olmaları, uluslararası güçlerin bölgeye yönelik projesi ile ilgilidir. Onun için AKP’yi sadece Türkiye açısından değerlendirmek yetersizdir. Bugün Cezayir’de aynı parti niye çıkıyor, niye aynı sembolle çıkıyor? Başka yerde neden çıkıyor? Kuzey Afrika’da bir ülkede yine AKP var. Onun sembolü de lamba değil, gaz lambasıdır. Bu çerçevede AKP, geçmişin yeşil kuşak uygulamasından çıkarılan sonuçlar temelinde yenileştirilerek bugüne uyarlanmış yeni bir siyaset tarzı oluyor.

Bu anlamda Türkiye’ye baktığımızda daha yoğun değerlendirmek gerekiyor. Somutlaştırarak, özgün uygulamalarıyla açığa çıkararak değerlendirmek gerekiyor. Özel savaş, stratejik anlamda İkinci Dünya Savaşı sonrasında gündemleşti. Temel bir tartışma, askeri ve siyasi bir konu haline geldi. Derin devlet, o süreçle birlikte çok daha kullanılır bir hale geldi. Bugün itibariyle özel savaş rejimleri, daha çok tartışma konusu olmaktadır. Tabii özel savaşı temellendirip kökleriyle buluşturmaya çalıştığımızda, bunu devletin çıkışıyla ilişkilendirmeye kadar da götürebiliriz ve bu da yanlış olmaz. Çünkü şunu söyleyebiliriz: Sümer Rahip Devleti’nin ideolojik çarpıtması da özgür insan üzerine bir özel savaştır. Onu köleleştirmek için uyguladığı bir özel savaş yöntemidir, bilinç çarpıtmasıdır.

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.