El Cezire: Türkiye... Osmanlı Kılığında Yumuşak Emperyalizm
Dış Basından / 16 Aralık 2009 Çarşamba Saat 19:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AK Parti Genel Kurulu önünde yaptığı konuşma -Başbakan: "İsrail alelade bir ülkenin lideri olmadığımı biliyor, bizler Osmanlı'nın torunlarıyız." demişti

Katar'dan yayın yapan el Cezire televizyonunun 30 Kasım 2009 tarihli internet sayfasında, Gazi Dahman imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan analizin çevirisi şöyledir:

Öyle görünüyor ki Türkiye'nin yönelimlerini birbirine yaklaştırmak, özellikle de resmî ve akademik Arap çevrelerinin, Türkiye'nin rolüne destek verilmesi ve bundan kuşku duyulmaması gerektiği yönündeki çağrıları, üzerinde çok fazla iddia bulunan bir konu. Ancak siyasi meseleleri bilimsel açıdan ele alırken, soğuk kanlı olmak, akılcı yaklaşmak ve başkalarının görüşlerini kabul etmek gerekiyor; özellikle de ele alınan konuyla ilgili ortada kesin veriler ve deliller varsa. Buradaki mesele ise Osmanlı kılığındaki Türk emperyalizmi.

Başbakan Erdoğan'ın bu yılın ilk ayında yaptığı açıklamalar ve AK Parti Genel Kurulu önünde yaptığı konuşma -Başbakan: "İsrail alelade bir ülkenin lideri olmadığımı biliyor, bizler Osmanlı'nın torunlarıyız." demişti-, Arap ve Batı literatürüne "yeni Osmanlıcılık" adıyla yeni bir olgu kazandırdı. Uzmanlar ve analistler, bu nitelemeyi, Arap dünyasında Osmanlı devleti algısının gözden geçirilmiş baskısına hazırlık şeklinde değerlendirdi. Bunlara göre bu baskı, İslami köklerden yola çıkması bakımından Osmanlı hilafetiyle benzerlik taşıyor, ancak içinde Osmanlı'nın o eski hırslarını barındırmıyor veya bölgesel egemenlik ve bölgedeki esas oyuncuların yerini almak gibi bir amaç taşımıyor. Analistlerin çoğu bunu bazı verilere dayanarak söylüyor. Bu verilerin bazıları şöyle sıralanabilir:

-Türkiye'nin Arap dünyasına yönelimi.

-Türk-İsrail ilişkilerinde meydana gelen değişim. Türkiye'nin yeni rolünün ve yönelimlerinin gerçeği ne ve bunları nasıl okumalı?

-Türkiye'nin Adımlarının Jeostratejisi--

 

1. ABD'nin Irak'ta başarısızlığa uğraması, buna paralel olarak da İsrail'i ehlileştirmede ve ihlallerini durdurmada başarısız olması, Türkiye'ye, ABD'nin destek çemberinden çıkma cesareti ve Orta Doğu'dan Balkanlar'a kadar uzanan bu geniş bölgede, bağımsız ve güçlü bir oyuncu olarak yerini kanıtlama gücü verdi.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında stratejik değer açısından kayba uğramıştı. Ancak Irak'ın işgalinden sonra bölgede meydana gelen boşluk ve İran'ın bölgesel ve ulusal hırslarının genişlemesi, İran'ın bu hırslarını dengeleyecek yeni bir gücün gelmesini gerekli kıldı. Bunun için de jeostratejik çıkarları Arapların çıkarlarıyla kesişen Türkiye'den daha iyisi bulunamazdı. Dolayısıyla Türkiye'nin Arap bölgesine girişi, esasında çıkarlarına uygun düşüyordu.

 

2. Türkiye'nin bu yeni adımlarının felsefesi bir dizi gerçeğe ve veriye dayanıyor:

- Türkiye'nin geleceğinin Avrupa'da değil Asya ve Orta Doğu'da görülmesi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Stratejik Derinlik" isimli kitabında dikkat çektiği nokta ve AK Partinin şimdiye kadar benimsediği fikir de buydu.

- Uluslararası siyasette meydana gelen yenilikler bağlamında Türkiye'nin kendi önemini ve konumunu idrak etmiş olması.

- Türkiye'nin, jeostratejik konumunu daha faal hâle getirmek için daha iyi yollar araması.

Bu verilerden yola çıkarak, Türkiye'nin Kafkasya'dan Balkanlar'a, oradan da Orta Doğu'ya uzanan bölgesel bir teşekkül kurmak istediğini söylemek mümkün. Amaç ise Davutoğlu'nun dediği gibi ulusal çıkarların korunması ve dış güçlerin bu teşekküle üye devletlerin politikalarını tekellerine almalarının engellenmesi.

 

3. Türkiye-ABD ve buna bağlı olarak Türkiye-Batı ilişkilerinin, Türkiye'nin attığı adımlardan etkilenmediği gözlendi. Hatta ABD Başkanı Obama, göreve yeni geldiğinde Müslüman bir ülkeye yapacağı ilk ziyaret için Türkiye'yi seçti. Bu durumun ise stratejik gerekçeleri var:

- Türkiye'nin faaliyetleri NATO ile Batı'nın çatısı altında kalır, tıpkı ABD'lilerin ve Avrupalıların Araplarla ilişkilerini düzeltebilmeleri gibi.

- Türkiye'nin, ABD'nin Orta Asya, Balkanlar ve Orta Doğu'dan oluşan çıkar üçgeninin merkezinde bulunması ve bölgede bulunan siyasi ve etnik oluşumlara hitap edebilmesi ki bu da onu ABD'nin çıkarlarına dâhil ediyor.

- İçinde bulunduğu stratejik ortamda, ancak Türkiye Amerikalıların bölgeden çıkmalarının ardından Tahran'ı Bağdat'a bağlayan "Şii bir eksen" kurulmasını önleyebilir.

- Nabucco doğal gaz hattı projesi yoluyla Avrupa, kendini Rusya'nın faaliyetlerinden uzak tutabilir. Bu durum ise Türkiye'nin, Avrupa'nın da kurmak istediği enerji iskeleti olma hayalini gerçekleştirecektir.

- Amerika'da ise Obama yönetiminin içi rahat, zira Türkiye'nin, bağımsızlık yöneliminde daha fazla ileri gitmeyeceğinden emin çünkü, birincisi tamamen ABD silahlanmasına dayalı olduğu için Washington ile ittifaka mahkûm. İkincisi ABD, Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor. Üçüncüsü ise kesintiye uğrayan jeostratejik hırslarını kaldığı yerden sürdürmek istemesi durumunda, ABD'nin Rus ayısına karşı kendisi için daima bir güvence olarak kalacak olması.

-Türkiye'nin Adımlarının Çemberi--

 

Türk dış politikasındaki değişimler, bazı Arap ülkelerinde, Türkiye'nin rolüne kutsama derecesine varan bir saygıyı da beraberinde getiren en önemli unsurlardan biri oldu.

Türkiye'nin, başta Araplar olmak üzere bölgedeki komşularıyla ilişkilerinin ilerlemesi, kendisine geniş bir bölgesel ittifak kurma fırsatı veriyor ki böyle bir oluşum, Ankara'ya uluslararası açıdan daha fazla ağırlık ve daha iyi bir konum sağlıyor.

 

Suriye ile ilişkiler: Türkiye, ilişkileri ve konumu bakımından Suriye'nin oldukça önemli bir Orta Doğu oyuncusu olduğunun farkında. Türkiye, Suriye kapısı olmadan Orta Doğu'da önemli ve herkes tarafından tanınan bir rol oynayamaz. Bu durum, ABD ve AB için Türkiye'nin rolünü öne çıkarır.

Brookings Araştırma Enstitüsü de bu konuya dikkat çekiyor. Enstitü, "Suriye ve Türkiye İkili İlişkileri Derinleştiriyor" başlıklı araştırmada, Suriye geçidinin, Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılan esas kapısı olacağının altı çiziliyor. Bu durum ise Türkiye'nin ekonomik gücünü artıracak ve Ankara'ya, İsrail'den vazgeçmek gibi kendisini zor durumda bırakabilecek olası bir tercihte alternatif bir kapı açacaktır.

Pratikte Suriye, Arap-İsrail kavgası hususunda Türkiye'nin ara buluculuk çabalarını baltalayabilir. Ayrıca Suriye'nin Irak dosyasıyla ilgili olarak da güçlü bağlantıları mevcut; İran ile ilişkileri aracılığıyla Irak'taki bazı meselelere hükmedebilir. Bu nedenle Irak, Lübnan ve Filistin dosyalarıyla bağlantıları bulunan Batılı devletler, Suriye ile ilişkileri bağlamında Türkiye'ye büyük önem veriyor. Yine bu nedenden dolayı Suriye ile ilişkiler, Türkiye için Batılı ülkelerdeki güçlü konumunun anahtarlarından biri olarak çıkıyor karşımıza.

Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkiler: Ekonomik gerekçeler, Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılmasının esas nedenlerinden birini oluşturuyor. Türkiye, büyüyen bir ekonomi ve bu durum, artan üretim için yakın pazarlar bulunmasını ve bu üretimin devam etmesi için gereken enerjinin sağlanmasını gerekli kılıyor.

Türkiye, Avrupa deneyimi dolayısıyla, ulusal çıkarların sağlam bir istikrara ve büyük bölgesel pazarlara bağlı olduğunun farkında. Bu durum onu, büyüme için uygun alt yapıyı hazırlayacak bir dış politikayı benimsemeye itti ve Türkiye'nin ekonomik ilişkileri büyük bir sıçramaya tanık oldu. Ekonomik istatistiklere göre Türk dış ticaretinin yüzde 16'sı Arap ülkeleriyle yapılıyor.

Kuşkusuz Türkiye'nin tutumunun, siyasi, idari ve ekonomik kolaylıklar sağlamak konusunda olumlu etkileri olacaktır. Ayrıca Arapların Türkiye'nin sergilediği tavırları memnuniyetle karşılamaları, önemli ve büyük bir pazar olan Arap pazarlarındaki Türk ürünlerinin satışını artırabilir.

Türkiye'nin ihtilaflı meselelere yönelik tavrı: Türkiye İskenderun veya su konusunda Suriye ile sürtüşmede herhangi bir girişimde bulunmadı. Burada dikkat çeken konu, su meselesinde hem Irak'ın hem de Suriye'nin suskun kalmaları. Tuhaf olan ise her iki ülkenin de Fırat ve Dicle'yi kendi suyu kabul eden bir ülkeyle ticaret hacmini artırmaları ve stratejik anlaşmalar imzalamaları.

Türkiye'nin su konusundaki tutumunun ne denli tehlikeli olduğunu anlamak için Avrupa'nın suyla ilgili bu yılki raporunu okumakta yarar var. Rapora göre Türkiye'nin kurduğu barajlar nedeniyle 2040 yılına kadar Dicle ve Fırat'ın kuruyacağı tahmin ediliyor. İklim değişimini ve Türkiye'nin barajlarının etkisini inceleyen Japon bir bilim adamına göre de kadim "Bereketli Hilal" bu yüzyılda yok olabilir.

Bu çerçevede garip olan şey, Türkiye'nin İsrail'e üç milyar metreküp su sağlamaya hazır olduğunu belli etmesiydi, hem de bu miktar kendi stoklarını etkilemeyecekti. Ayrıca Anadolu'nun güneyinde Irak ve Suriye'yi suda kendisine düşen paydan mahrum bırakmak için barajlar kurarken, miktarı 14 milyar metreküpü bulan Seyhan ve Ceyhan nehirleri Akdeniz'e dökülüyor.

 

İsrail ile ilişkiler: Ekonomi ve güvenlik, yıkılan Türkiye-İsrail ilişkilerinin ardında yatan ve gizlenen nedeni oluşturuyor. Emekli Türk General Haldun Solmaztürk, Türkiye'deki laiklerin İsrail'den, İslamcılara kıyasla daha fazla rahatsız olduğunu söylüyor. Çünkü bu çevreler, Tel Aviv ile özellikle de askerî alandaki ticari ilişkilerin güvenilir olmadığını düşünüyor. Burada kastedilen, İsrail'in pilotsuz savaş uçaklarını teslim etmede gecikmesi. Bunun yanı sıra Ankara, İsrail'e karşı tutumu için ödediği siyasi bedelin, Arap ve Müslüman dünyadan elde ettiği maddi ve manevi kazançtan çok daha düşük olduğunun da farkında.

Güvenlikte ise Türkiye, İsrail'in Suriye'ye hava saldırısı düzenlediğinde kendi hava sahasını kullanmış olmasını hâlâ sindiremiyor. Türkiye, İsrail'in Kürt ve Ermeni dosyalarını kurcalamasından da oldukça rahatsız.

Avrupa ile ilişkiler: Türkiye'nin Orta Doğu yönelimini, AB'ye giriş vizesi olarak kullanmak gibi daha uzak hedefleri hayata geçirmek amacıyla kullandığı açık. Ayrıca Türkiye'nin Orta Doğu ile kurduğu ilişkiler, Avrupa ile var olan ilişkilerini de etkileyecektir. Avrupa hükûmetleri Türkiye'yi AB üyesi yapmak konusunda isteksizse bile Birliğin içinde çalışan firmalar ve şirketler, Türkiye ile artan çıkarlarından dolayı ondan vazgeçemeyecektir. Dolayısıyla Türkiye'nin Orta Doğu'daki adımları, Türkiye'nin Avrupa ile pazarlık gücünü artıracaktır, böylece bir taraftan Türkiye'yi Avrupa'nın Orta Doğu kapısı yapacak, diğer taraftan da Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunun lehine Avrupa'nın bölgedeki imtiyazlarını kaybetmesine neden olacaktır.

--Osmanlılaştırmak Değil--

Burada büyük düşünür Fehmi Huveydi ile aynı görüşleri paylaşıyoruz. Huveydi'ye göre Türkiye'nin attığı adımlar, üzerinde çalışılmış bir dizinin bir halkasını oluşturuyor ve hatları belirgin bir stratejik bakış açısından yola çıkıyor. Hedef ise Türkiye'yi sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü olmaktan çıkarıp daha iyi ve ileri bir konuma oturtmak. Böylece Orta Doğu'da etkin ve önde bir role sahip bir ülke hâline gelir ve sadece üzeriden geçip gidilen bir köprü olmaktan çıkıp başkalarını peşinden sürükleyen bir lokomotif olur.

Çeviren: Tsiatsan

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

 

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.