Kürdün Özgür İradesine Yönelik Tasfiye Denemeleri ve Türleri
Araştırmalar / 14 Aralık 2009 Pazartesi Saat 19:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt halkı bunun artık PKK için mümkün olmadığını düşünüyor olsa da yine de üzerinde durmak ve deşifre etmek gerekiyor.

Kürt Özgürlük Hareketine yönelik üç tür tasfiyeden bahsedilebilir. Gerçi Kürt halkı bunun artık PKK için mümkün olmadığını düşünüyor olsa da yine de üzerinde durmak ve deşifre etmek gerekiyor. Bunları şöyle belirtmek mümkündür:  1. Sri Lanka Tamil Kaplanları yöntemi, 2. İşbirlikçi yöntem, 3. Bu iki yöntemin sentezi.

 

Bu her üç yöntem içinde Türkiye’nin plan ve projelerinden bahsetmek gerekir. Ortadoğu’da İslamcı hiçbir hükümet veya iktidar Kürt sorununu çözemez. Çünkü onların kitabında Kürt diye bir şey yoktur. Sadece “Müslümanlık” argümanını kullanmaktadırlar. “Şeriat”ın hangi maddesinde özerklik ya da bağımsızlık veya demokratik çözüm tanımlamaları vardır? Olmadığına göre Kürdistan sorunu da yoktur! Başkaları üzerinde kullanmak ve onları kandırmak için sadece kullanılır. “Liberal İslam” denilecekse de bu, Yahudi Siyonizmi tarafından desteklenen ve İslami düşünceden limon gibi sıkılmış yeni bir yalan fabrikasıdır. AKP bunun bölgedeki temsilcisi olmuştur. Fakat biraz aşırıya gittiğini İsrailli yetkililer Mısır’da yaptıkları açıklamalarıyla dile getirmişlerdir. AKP ve Erdoğan’ı beğendiklerini fakat gemiyi nereye demirleyeceği konusunda şüpheleri olduğunu ima etmişlerdir. Bunun için Obama’nın, Erdoğan’ın kulağını çekmesini istemektedirler.

 

Fetullahçıların ordu karşısındaki “cesareti”nin nedeni PKK’nin başarısıdır

AKP ise TC ordusunun PKK karşısında aldığı yenilgilerden sonra genelkurmaya karşı cesaret kazanmış ve meydan okurcasına tutum takınmıştır. O halde sormak gerekir:  Eğer Türk ordusu PKK karşısında son 30 yılda zafer kazanmış olsaydı; AKP ile İslamcı yazarlar, liberaller ve “Taraf”çılar genelkurmaya karşı tek bir söz, yazı veya bugünkü “cesur” tutum sahibi olup karşı çıkabilirler miydi? Yoksa bu liberaller,  faşist yüzlerini bununla kapayıp, “niye PKK’yi bitirmedin, bunun için seni eleştiriyoruz” demeye mi getiriyorlar. CHP ve MHP’den daha çok inkârcı olduklarını, sözde demokrasi maskesi taktıkları yüzleriyle böyle mi saklıyorlar?  Bugün orduyu eleştirenler, cuntacılıktan ve darbelerden bahsedenlere hemen hatırlatmak gerekir. PKK 30 yıldır bu cuntacılarla ve darbecilerle savaşıyor. Onların gerçek yüzlerini deşifre etti ve yerden yere vurdu. Şimdi sizler yere düşmüş leşe üşüşerek yeni mi cesaret aldınız, yeni mi ordunuzun karanlık yapısı aklınıza geldi? Daha önce neredeydiniz, bu ülkede yaşamıyor muydunuz? Bülent Arınç bile PKK’nin mücadelesi sayesinde bugün orduya karşı ses çıkarabiliyor. O zaman biraz insaf ve vicdan sahibiyseniz ve dürüstseniz gerçekleri ve PKK sayesinde kazanmış olduğunuz cesaretinizi itiraf eder ve PKK’yi takdir edersiniz. Fetullahçıların medyasının bir an önce bu gerçeği itiraf etmesi gerekmiyor mu? Ama itirafta bulunmazlar çünkü bugün onlara verilen roller böyledir. Yani şimdi, “orduyu bizlerin hizmetine verin yani AKP’nin hizmetine verin, teslim edin, o zaman PKK’yi nasıl bitireceğiz göreceksiniz” demeye getirmektedirler. İslamcılar ve sözde liberal demokratlar bugün AKP’nin şakşakçılığını objektif ya da sübjektif biçimde böyle yapıyor.

 

Kürt siyasetinin merkezi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dır

Ortadoğu’da Kürt siyasetinin merkezi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dır. Bunu son 30 yılda görmeyen gözü kör ilan etmek gerekir. PKK ilk ortaya çıktığı zaman böyle bir tespit yaptı ve bu tespiti bugün en yalın gerçekliği ile ortaya çıkmıştır. Türkiyesiz bir çözüm başka hiçbir Kürdistan parçasında görülmüyor, yapılmıyor ve engelleniyor. Onun için Türkiye’de Kürdistan çözümü olmadığı sürece Güney Kürdistan’da da bir çözümden bahsetmek mümkün olamaz. Olsa da Kürtleri tümden tasfiye etmek için kullanılacağını başta Güneyli yetkililerin anlaması ve akrebin kendi sonunu hazırlaması gibi bir taktikle yok edileceklerini hesaplamaları gerektiğini bütün Kürt kamuoyunun da bilmesinde yarar vardır. Artık Kürdistan sorunu eski anılar ve “Kürtçülük” çalımlarıyla yürümüyor.

 

İran’ı da ancak Kürtler ve PKK değiştirebilir

Öte yandan ABD ve İsrail, İran rejiminin değiştirilmesinde ciddiyseler, kesinlikle yeni formüller aramak zorundadırlar. Türkiyeli formüllerin hiçbiri, İran’ın çözülmesinde ve rejiminin değiştirilmesinde rol oynamaz.  Zorlaştırabilir o kadar. Çünkü İran dış müdahalelere karşı dirençlidir. Hiçbir İranlı dıştan gelecek “değişim havariliği”ni kabul etmez. Ama İran içten zayıftır. Fakat “molla yönetimi” bunun için de yeni yöntemler bulmuştur. Besic milislerinin görevi İran içindeki muhalif güçleri tespit etmek, onlarla birlikte hareket etmek ve sonunda tasfiye etmektir. Hatta Besic milisleri İran’daki büyük gösterilere halkla birlikte katılmaktadır. Çünkü aldıkları maaş ve eğitim, bu yolla rejimi yıkmaya çalışanları yakalatmak ve yok etmek içindir. İran molla rejimi iktidara nasıl geldiyse öyle de ancak yıkılabileceğini hesaplayarak yeni yöntemler bulmuştur. Fakat son yıllarda Doğu Kürdistan’da PJAK gerillalarının yürütmüş olduğu barış için savaş mücadelesi, İran içindeki Beluci, Azeri ve MHP’nin örgütlemeye çalıştığı Türk Acemlerini de etkilemiştir. Büyük bir sempati ile İran’daki Kürt direnişine bakmaktadırlar. Umut, ABD ve İsrail’in İran’a karşı olası saldırılarıyla rejimde değişiklik olabilir hissinden ziyade Kürt gerillalarının mücadelesine bağlanmıştır. Zaten baskı altında bulunan diğer azınlıklar bunun için “haydi Kürt aslanları” diyerek Kürt mücadelesine sempatilerini dile getirmektedirler. Irak’ı “bazı kimyasal silahlar var”  diye vuranlar bugün mahkemelik olmuşlardır. Ama insan haklarını ihlal, zor, şiddet ve idam var diye bir rejim yıkılırsa mahkemelerin kurulmasına gerek kalmaz. Bunun için de bu kavramları kullanan güçlerin demokratik olmaları ve demokrasiyi gerçekten istemeleri gerekiyor. O halde İran’ı insan hakları ve sömürgecilik argümanları yerine atom ve nükleer silahlar için vurmak isteyenler demokrat değiller. Çünkü İran’da bunca vahşet varken ne diye başka sebepler aranıyor! ABD ve İsrail bu gerçekleri görmek istemiyor olabilirler. Ama er ya da geç bu gerçek yüzlerine vurulacaktır. Ortadoğu’da İran’ı değiştirmenin yolu PKK ile diyalogdan geçer. Başka hiçbir güç İran’ı değiştiremez. Türkiye’nin bugünkü değişimi bunu kanıtlamışa benzemiyor mu? İran’ın değişimi de Ortadoğu’da Kürdistan sorununun çözümünden geçmektedir. Bu belki abartılı sayılacaktır. Ama 30 yıl önce, “diğer Kürdistan parçaları için de çözümün merkezi Kuzey Kürdistan’dır, Türkiye’de Kürt sorunu çözülmediği takdirde başka hiçbir parçada çözüm olmayacaktır” diyen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu değerlendirmesi de zamanında abartılı sayılmıştı! Ama şimdiki gerçekler her şeyi ortaya çıkarmıştır. Ortadoğu’da Kürdistan sorununun çözülmesi demek İran’ın değişmesi demektir. Bu da Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Irak’tan sonra İran’daki büyük çıkarlarının batışı demek olacaktır. Ama ne yazık ki İsrail Siyonist milliyetçi gözlükleri ve ABD’nin Türkleşmiş danışmanlarının aracılığı ile bu gerçeklerin görülmesi erteleniyor. Bu erteleme Ortadoğu’da ABD’nin sonunu getirebilir. İsrail, Türkiye’nin şemsiyesi altında Abdülhamit gerçeği ile yüz yüze kaldığında ne yapacaktır?  İnsanın kendi kazdığı çukura kendisinin düşmesi kadar kötü bir şey olamaz. Ekonominin de çaresiz kaldığı irade ve inanç mücadelesi Ortadoğu’da temel ve tarihi bir realitedir. Kürt Özgürlük mücadelesi bunun en son örneğidir. Musa, İsa ve Muhammet gerçekliğinin sentezlendiği doğruluk ve gerçeklikleri içinde taşımaktadır. Bu yüzden herkes için en doğru yoldur.

 

Barışa gelmeyen şeytanları taşlamak!

Türkiye’de ise AKP yaptığı son bir açıklamayla anayasada yapılacak bazı değişikliklerden bahsetti. Bazıları bunun bir işaret olduğunu söylüyor. Ama çoğu kimse AKP’nin gerçek niyetini habersiz. AKP Türkiye’de “ilk başkan” veya Tayip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması için anayasada değişiklik yapmak istiyor. Yoksa Kürtlerin haklarını anayasaya koymak ve garantilemek için bunu yapmıyor. YÖK ve katsayı konularında Danıştay’a karşı ayağa kalkan AKP nedense Kürt Halk Önderi ve barış için aynı duyarlılığı göstermiyor. Kürt çocukları da “barışa gelmeyen şeytanları taşlamak” misali hac mevsiminde durmadan taşlıyorlar! Kürt ihtiyarları da yarın ya da öbür gün acının sardığı boz bıyık ve sakallarıyla barışa gelmeyen AKP şeytanlarını taşlayacaklardır. Kürt müminleri bunun başını er ya da geç çekeceklerdir. Çünkü dönem, barışa gelmeyen AKP, panzer, tank, polis, asker, faşist liberaller ve milliyetçi barbarları taşlama dönemidir. Barışa gelmeyenleri Kürt halkı taşlıyor. Niye barışa gelmiyorsunuz, niye barış yapmıyorsunuz denmektedir. Barışa karşılık niye tasfiye ve savaşı dayatıyorsunuz diye 7’den 70’e bütün şerefli ve onurlu Kürtler taş atıyor! Ta ki barış gelene kadar taş atın ey Kürt çocukları, belki dünya utanır o küçük ellerinizden!.. Zulme geçit vermemek,  günlerce ayakta kalmak ve topyekûn ayağa kalkmak... Bu başarı en büyük başarılar arasında tarihteki rolünü oynayacaktır. “Önderliği özgürleşmiş bir toplum ancak özgürleşir” şiarı tek yaşam reçetesi olmalıdır. Başka reçeteler Kürt halkını iyileştirmez. Bunu ABD, İsrail ve Türkiye’nin çok iyi anlaması gerekir: Kürt halkı özgürleşmeden İran’da hiçbir değişiklik olmaz. Battığınız Afganistan İran için sadece bir çerezdir. Irak gibi!.. Ama Irak’ın, İran’a mı yoksa ABD’ye mi yol vereceği belli değilken Pakistan da aynı yola girerse Suudi sermayesi bile artık sizi kurtaramaz!

 

Kürtler ve “ağacı bitiren kendi kurdudur” tecrübesi

Özcesi şunu belirtmek gerekir: Türkiye, ABD’nin Halkın Mücahitleri örgütüne yaptığı gibi PKK’yi tek bir noktada etrafı tellerle çevrili bir kampa almak istiyor. Bu Türkiye ya da Irak’ta olabilir. Silahlı güçlerini buraya alıp “terbiye” ettikten sonra “yaşam”a sürmek niyetini güdüyor. Yine halka karşı ve şehirlerde büyük operasyonları yapmak istemektedir. Şimdi yapıyor ama kast edilen daha farklıdır! Son dönemlerde Pakistan ordusunun Svat vadisinde yaptığı operasyonları sık sık TV’lerine getiren Türkiye’nin aynı operasyonları Kürdistan’da yapmayacağının garantisini kim verebilir? Hakkâri ya da Gever bunun için “pilot bölge” olarak seçilebilir. Zaten Zap operasyonu olmadan önce de TC TV’leri Enver paşanın zor koşullarda, karda ve kışta nasıl operasyon düzenlediği yönünde programlar yapıyorlardı. Ardından Zap operasyonu oldu. Bugün de, aynısını şehirleri, evleri basan ve büyük bir sindirme operasyonunu yapan Pakistan ordusunun Svat vadisindeki görüntülerini vererek adeta o mesajları vermektedirler. Abdullah Gül’ün son açıklamaları da bunu destekler niteliktedir: “Hepsi bir bir tespit edilir. Operasyon yapılır, mahkemeye çıkarılır” türünden şeyler söylemesi bunun işaretidir. Tayip Erdoğan ise halka, şehirlere ve evlere operasyon düzenlemek için ABD’de Obama’dan izin isteyecektir. Tamil Kaplanları’na yönelik yapılan türünden Güney Kürdistan’ı işgal etmek istemesi, sonuç almasa da başka projeler ortaya çıkaracaktır. Artık bütün Kürtlerin şunu çok iyi anlaması gerekir: Mümkün gözükmese de Kandil’in kırılması ya da düşmesi Kürdistan’ın kırılması ve düşmesi demektir! Bunu başta Celal Talabani ve elindeki pazarlık kozlarını artırmak için hayatta tek doğru söz söylediğinden olsa gerek bazı Kürtlerin sevinç gösterisiyle karşıladıkları Neçirvan Barzani’nin de iyi anlaması lazım (“PKK muhatap alınmalı”  dedi. Aslında, seni tasfiye edecekler ve ben gizlice bu tasfiyede varım demek istemektedir. Bu sözde değilse, Tayip Erdoğan-Davutoğlu gizli görüşmesini açıklamalıdır. Rojin, “Neçirvan Barzani’den izin aldım, öyle TRT 6’ya girdim ve çalıştım diyerek Kürt kamuoyunun kendi üzerinde oluşturduğu baskıları hafifletmek istemişti. Yani kültürel ajanlıkta rol oynayanlar neden siyasi ajanlık ve işbirlikçilikte de rol oynamasınlar. Neçirvan’ın, siyasetin Rojin’lerini de görevlendirmediği ne malum!)  Kürdün sadece dağları var. Sırtı dağlarıdır. Bazı “Kürtler” eliyle dağ kırıldıktan sonra o “Kürtler” İsviçre’ye yatırdıkları paralarına mı güvenecekler! Bugünden sonra bütün Kürtlerin ve her dört parça Kürdistan’ın bilmesinde yarar var. Kürtlere bir kere daha tasfiye dayatılacaksa ve Kürt Özgürlüğünün direği olan PKK’ye saldırılar olacaksa, KDP ve YNK’nin içinde yer almayacağı hiçbir plan tutmayacaktır. Yani KDP ve YNK bir kez daha tarihteki kötü rollerini oynarlarsa Kürtler tekrar büyük acılar yaşayabilir. Bunun için bütün Kürtlerin KDP ve YNK üzerinde çok ciddi durması gerekmektedir. Çünkü Kürt düşmanlarını kullanmaya çalıştığı en büyük koz artık bu iki parti olmuştur. Kürt düşmanları da artık bunu çok iyi ve net anlamışlardır. Kuzey ve Güney Vietnam’ın zamanında birbirlerine karşı kullanılması gibi! Umarız bütün duyarlı Kürt kamuoyu bunu derinden anlar.

 

Güney üzeri tasfiye planları

Türkiye, İran’a yönelik çalışan İsrail ajanlarını Güney Kürdistan’da bulunan Türk ordu üslerinde barındırarak ve Türkiye’nin buradaki teknik ve coğrafik alt yapısını kullanarak İran’a dönük istihbarat faaliyetlerinde bulunmaktadır. Bunun için de Güney Kürdistan’ın çeşitli yerlerinde bulunan Türk askeri ve MİT kurumları, tekniki olarak güçlendirilmeye başlanmıştır. Türkiye’nin, İsrail’den alınacak ve yeni tekniklerle donatılmış tankları, yer değiştirme adı altında Güney Kürdistan’a getireceği ve bu tanklar ile yeni mobil teknik araçları, Türk ordusunun Güney’de bulunan üslerinden kontrol edip İran’a dönük istihbari faaliyetlerde bulunacağı belirtilmektedir. Kandil’in boşaltılmasını isteyen Türkiye’nin İsrail ajanlarına, iyi istihbarat toplamaları için bu yolla İran’a dönük yeni faaliyet alanları açacağı sözünü verdiği de ifade edilmektedir. İsrail’in, bu faaliyetler sonucunda olası bir hava saldırısını gerçekleştirme ihtimalinin ancak doğabileceği söylenmektedir. Böylece TC askeri ve MİT’inin İsrail ajanları ile birlikte Güney Kürdistan’da İran’a dönük ortak çalışmalara girecekleri belirtilmektedir. Bu faaliyetlere ise Güney Kürdistan federe yönetiminin gerekmedikçe dahil edilmeyeceği de ileri sürülmektedir. Kısacası Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bir yanıyla İran ile birlikteymiş gibi görünerek İran’ı tasfiye etme planlarını Güney Kürdistan üzeri denemeye geçireceği belirtilmektedir. Ancak Türkiye’den bazı yönleriyle bu konuda netlik beklendiği ve bunun özellikle ABD tarafından istendiği vurgulanıyor.

 

Bunun karşılığında ise AKP hükümetinin, elini güçlendirmek için Duhok’ta bulunan 100-200 Kuzey Kürdistanlı ailenin 2000’li yıllarda Birleşmiş Milletler (UNHCR) yoluyla Türkiye’ye dönmek için yaptıkları başvurularının yeniden gözden geçirileceği, o dönem Türkiye’nin kabul etmediği bu mültecileri bugün ise kabul edeceği söylenmektedir. Mîsurîkê kampı Duhok’ta Sêmêlê’ye bağlı bir kamptır. O dönem KDP baskısından dolayı geri dönmek isteyen bu aileler bugün ise gitmek istemediklerini söylemektedir. Fakat Türkiye’nin bunun için KDP’li yerel yetkililer başta olmak üzere birçok kişiye adeta rüşvet verir gibi para vereceği ve bu yolla ikna edilebilecekleri belirtilmektedir. Fakat her şeye rağmen KDP’nin büyük baskısı olmazsa eskisi gibi ailelerin gitmeyeceği belirtilmektedir. Özellikle Zaxo’ya yerleşmiş bilinen bazı unsurların, MİT ve AKP adına bazı Kürtler aracılığıyla, Türkiye’ye götürülebilecek kişileri belirlemek için çalışma başlattıkları söyleniyor. Yine gitmeyenleri KDP asayişi ile tehdit etme, baskı kurma ve Türkiye’ye gönderme gibi taktik ve yöntemleri deneyecekleri de vurgulanıyor. Zaten Zaxo bunun için adeta kaçkın merkezi haline getirilmiş durumdadır. Bunun için isim tespitlerinin yapıldığı yönünde bilgiler yayılsa da şimdiye kadar gitmek için hiç kimse kendisini açıklamamıştır.

 

Tasfiye planlarına bu belirlemeler çerçevesinde kısaca bakarsak;

1-            Tamil Kaplanlarına yönelik gerçekleştirilen türden tasfiye yöntemi: Bu zor görünmektedir. Ancak Türkiye’nin bunu isteyeceği bellidir. Bu ise ABD’nin tavrına göre şekil alacaktır. Güney Kürdistanlı güçler, buna katılmaları halinde kendi sonlarını hazırlayacaklarını kısmen bilmektedirler.

 

2-            İşbirlikçi yöntem ve Mele Mustafa Barzani’ye karşı gerçekleştirilen örnek: Kürt sorununu PKK’siz çözmedir. Bu, bazı Kürt ajanları ve Kürt koruculuğunun eliyle gerçekleştirilmek amaçlanmaktadır. Güney tarihi bunun örnekleri ile doludur. Mele Mustafa Barzani adına Bağdat yönetimiyle görüşmeye giden ve içlerinde Aziz Akreyi’nin de bulunduğu müzakere heyeti, yoğun diplomasi ve gizli görüşmelerin sonucunda Kerküksüz otonomi hakkını ancak alabildiklerini söylemişler. İran ve Türkiye’nin Irak’ta çözüm istememesinin sonucu olarak Kerkük’ün Kürtlere verilmemesi neticesinde Mele Mustafa Barzani bu otonomiyi kabul etmedi. Ardından Bağdat yönetimi, Aziz Akreyi ve arkadaşları ile Irak’ta bulunan korucuları da kullanarak (Zebariler gibi) yeni bir KDP kurdu söz konusu otonomiyi kabul etti. Bununla beraber bu korucuları Irak yönetimiyle birlikte Mele Mustafa peşmergelerine karşı büyük bir saldırı gerçekleştirdiler. Musul ve Bağdat’ta Irak hükümetinin kurduğu KDP’nin bayrakları asıldı. Resmi büroları açıldı. Saddam rejimi yıkılıncaya kadar da bu kesimlere bağlı KDP bürosu ve bayrağı hala Musul’da vardı.

 

3-            Her ikisinin sentezi: Aslında bunu kısa bir cümleyle açmak yeterli olabilir. Özgür Kürdü tasfiye etme ve yerine köle Kürdü geçirmek. Osmanlı’da böyleydi.

 

Sonuç olarak; artık herkesin şunu çok açık ve net görmesi gerekiyor. Gerçekten değişim, özgürlük ve barış isteyen bütün güçlerin, Ortadoğu’da PKK’siz hiçbir şeyi yapamayacaklarını anlamaları gerekiyor. Artık Ortadoğu’da PKK muhatap alınmadan hiçbir şey değişemez, demokratikleşemez ve barış da gelmez. Onurlu insanların insanlık adına bu gerçeği kabul ederek dünya kamuoyuna bunu açıklamaları son derece önemli olmaktadır.

Mehmet Botan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.